Harun Yahya

Önsöz


Uçmak binlerce yıldır insanlığın ideali haline gelmiş, çok sayıda bilim adamının ve araştırmacının emek, zaman ve para harcadığı bir alan olmuştur. Çok ilkel bazı denemeler dışında, uçabilen araçlar ancak 20. yüzyılda yapılabilmiştir. İnsanlığın yüzlerce yıllık teknoloji birikimiyle yapmaya çalıştıkları bu işi, dünya üzerinde 150 milyon yıldır var oldukları bilinen kuşlar kusursuzca gerçekleştirmektedirler. Yeni doğan bir kuş yavrusu bile, insanların ancak yüksek teknoloji ile başarabildiği bu özel yeteneği, çok kısa bir süre içinde kazanmaktadır.


Akıl ve mantık sahibi olan hiç kimse bir uçaktaki tasarıma bakıp, bunun kendiliğinden oluştuğunu düşünmez. Parçaların tesadüf eseri biraraya gelip uçabilen bir araç oluşturduğunu iddia etmez. Aksine uçaktaki tasarıma bakanlar, her aşamasında çok ince bir plan olduğunu, pek çok bilim adamının bilgi ve tecrübelerini kullandıklarını, emek ve zaman harcadıklarını düşünür. Kuşlar ise uçaklardan çok daha üstün özelliklerle donanmışlardır. Uçma yeteneğine sahip olarak yaratılan kuşlara bakıp, onların tesadüf eseri var olduklarını söylemek en başta akıl ve mantıkla çelişir. Bu iddia ile ortaya çıkan kişilerin durumunu, Allah "Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler..." (Neml Suresi, 14) ayeti ile bildirmektedir.

Peki bu hayranlık verici canlılar nasıl ortaya çıkmıştır?

Kuşları inceleyen herkes, diğer canlılar gibi onların da çok iyi tasarlanmış vücut yapılarına sahip olduklarını fark eder. Bu durumun bizi ulaştıracağı sonuç ise, kuşların kusursuz bir yaratılışın ürünü olduklarıdır.

Ancak evrim teorisi, bu gerçeği kabullenmek istemez.

Evrim teorisine göre tüm canlılar tek bir ortak atadan türeyerek çeşitlenmişlerdir. Bu senaryoya göre, sayılarının 100 milyona1 vardığı düşünülen canlı türleri birbirlerinden türemek zorundadır. Evrimciler canlılığın kökeni ve çeşitliliği konusunda açıklama olarak iki temel mekanizma öne sürerler: Doğal seleksiyon ve mutasyonlar. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Hayatın Gerçek Kökeni, Araştırma Yayıncılık) Oysa her iki mekanizmanın da yeni bir canlı oluşturma özelliği yoktur; çünkü bunlar herhangi bir amaca yönelik olmayan zararlı ve rastlantısal etkilerdir. Elbette amaçsızca ve bilinçsizce gelişen tesadüflerin planlı, düzenli ve belli bir amaca yönelik olarak tasarlanmış canlılar meydana getirmeleri mümkün değildir. Kör tesadüfler, canlılara kompleks organlar ve sistemler kazandıramazlar.

Sağduyu sahibi bir kimse, canlılığı inceledikçe, evrim teorisinin, canlılığın kökenini rastlantılara dayandıran bu iddiasının saçmalığını fark edecektir. Tasarım görüp buna amaçsız demek, düzen görüp rastlantı demek, göz göre göre gerçekleri inkar etmekten başka bir şey değildir. Bu inkarın temelinde ise, evrimcilerin materyalist felsefeye olan bağlılıkları ve yaratılış gerçeğine olan bağnaz tepkileri yatar. Evrimciler bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmektense, kör tesadüflerin sözde yaratma gücü olduğuna ve bilinçsizliği, amaçsızlığı ifade eden bu kavramın herşeyi yapabileceğine inanmayı tercih ederler.

Ancak buradaki çarpık inancı görmek çok kolaydır: Bir maket uçağın parçalarını rastgele yere koysanız, bu parçalar rüzgar, yıldırım, yağmur, deprem gibi etkilerle tesadüf eseri birleşerek, bütün bir uçak maketi haline gelmeyecektir. Üstelik bu örnekte uçağın tüm parçaları önceden birbirine uyumlu olarak yapılmıştır. Buna rağmen ne kadar beklenirse beklensin doğru parçaların yan yana gelerek birbirine monte olması mümkün değildir. Bu tasarım ancak, bilinçli bir varlığın parçaları biraraya getirmesi ile gerçekleşir. Ama evrimcilere göre tesadüfler, bu örneklerle kıyas olmayacak kadar mükemmel sistemler kurabilmekte, hassas dengeler oluşturabilmektedir. Buradaki mantık çöküntüsü son derece açıktır.

Canlıların her biri ayrı birer tasarım harikasıdır. İleri sürülen evrim mekanizmaları ise, evrimcilerin iddialarına hiçbir katkıda bulunmamaktadır. Bu mekanizmaların ilki olan doğal seleksiyon, yaşadıkları ortamla uyum içinde olan canlıların hayatta kaldığını, uyumsuz olanların ise yok olduğunu öngörür. Evrimcilere göre bu bilinçsiz eleme şekli, canlılara birbirinden kompleks organlar, sistemler kazandırmaktadır; ama bu iddianın geçerli hiçbir kanıtı ve bilimsel dayanağı yoktur. Gözlemler, doğal seleksiyonun sadece uygun olmayan bireyleri ayıklamakta işe yaradığını, canlılara yeni organlar ve sistemler katmasının ise söz konusu olmadığını göstermektedir. Ünlü biyolog D'Arcy Wentworth Thompson bunu şöyle özetlemektedir:


Doğal seleksiyonun evrim teorisine kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Çünkü bu mekanizma, hiçbir zaman bir türün genetik bilgisini zenginleştirip geliştirmez. Hiçbir zaman bir türü bir başka türe çevirmez. Çünkü doğal seleksiyonun bir bilinci yoktur. Canlılar için neyin iyi, neyin kötü olduğunu ayırt edecek bir akla da sahip değildir. Bu nedenle doğal seleksiyon asla kompleks tasarımlara sahip canlıların kökenini açıklamada kullanılabilecek bir mekanizma değildir.



Doğal seleksiyonda gördüğümüz şey yaratmak değil, yok etmek, budamak ve yangına sürüklemektir.2

Kısacası doğal seleksiyon ile yeni bir türün ortaya çıkması mümkün değildir. Üstelik doğal seleksiyonla seçim süreci, hem bilinçsizdir hem de canlıların genetik bilgilerine bir katkısı olmaz. Yani doğal seleksiyonla canlıda bir değişiklik meydana gelse de bu değişiklik kendinden sonraki bireylere aktarılamaz. Genlere etki eden tek doğal mekanizma mutasyondur. Mutasyonlar ise canlıların genetik yapılarında meydana gelen hasarlardır ve mutasyonların genetik bilgiye faydalı bir ekleme yaptıkları hiçbir zaman gözlemlenmemiştir.3

Evrimcilerin doğal seleksiyon ve mutasyonlar yoluyla evrimleşme iddiaları geçersizdir, çünkü;


1) Doğal seleksiyon geleceği görerek planlama yapamaz,
2) Mutasyonlar hiçbir zaman gelişme sağlayan bir "yarar" oluşturmazlar.


New Mexico Üniversitesi'nden Profesör John O. Woller mutasyonlarla gelişme iddiasının mantıksızlığına şöyle değinmektedir:


Genel evrim için gerekli olan tesadüfi dizayn ayarlamaları, mantıksal felaketlerdir. Radyasyon, kopyalama hataları ya da önerilen diğer kaynakların neden olduğu tesadüfi mutasyonlar çok nadiren dizayn ayarlarını ortaya çıkarmaktadırlar, daha gelişmiş mükemmel dizaynları ise hiçbir zaman oluşturmazlar.4


Mutasyonların net etkisi, kaplumbağa örneğindeki gibi zararlıdır.

Mutasyonlar evrim teorisine hiçbir destek sağlamaz. Çünkü:
- Mutasyonlar her zaman zararlıdır.
- Mutasyon sonucunda DNA'ya yeni bilgi eklenmez.
- Mutasyonun bir sonraki nesile aktarılabilmesi için, mutlaka üreme hücrelerinde meydana gelmesi gerekir.
Mutasyonun sonuçları ancak ölüler, sakatlar ve hastalardır.

Şöyle bir düşünelim... Kendiniz için bir ihtiyaç tespit ettiniz: Örneğin vücudunuzda ısı algılayıcıları olduğunda çok daha verimli bir hayat süreceğinize kanaat getirdiniz ya da sizin için hayati bir önem taşıyacağını düşündüğünüz başka bir organın varlığına ihtiyaç duydunuz... Bunu vücudunuzda meydana getirebilir miydiniz? Vücudunuzdaki diğer tüm organlarla koordine bir şekilde, şaşırmadan, zamanlaması mükemmel şekilde, tam ihtiyacınız olduğunda gerekli tedbirleri alarak sizi korumak, size faydalı olmak için durmaksızın çalışan bir organ ya da sistem oluşturabilir miydiniz? Sonra da bunu sizden sonraki nesillere aktaracak gerekli genetik şifreleri hatasız bir şekilde DNA'nıza kodlayabilir miydiniz?

Bu, ne kadar isteseniz, ne kadar uğraşsanız da mümkün olmazdı. Sizin gibi akıl ve şuur sahibi bir varlığın bunu başarması mümkün değilken, şuursuz moleküller bunu nasıl başarabilir? Dolayısıyla şuursuz moleküllerin hücreler inşa ettiklerini, sonra da bunların genetik yapılarında tesadüf eseri kusursuz düzenlemeler gerçekleştiğini iddia etmenin, hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.

Tüm bunların sonucu olarak, zaman içerisinde tesadüfi sözde evrim mekanizmalarıyla bir canlının başta uçuş yeteneği olmak üzere mükemmel özelliklere sahip bir kuşa dönüşmesi, kuşun da yine farklı mükemmel özelliklere sahip bir başka canlıya dönüşmesi mümkün değildir. Canlılardaki çeşitlilik Allah'ın sonsuz ilminin, yaratma sanatının delillerinden sadece biridir. Evrimciler ise bu gerçeği kabul etmemek uğruna gerçek dışı izahlara saplanıp kalmaktadırlar.

Canlılığın kompleksliğinin giderek daha iyi anlaşıldığı son 20 yıl içinde, evrim teorisinin savunduğu tesadüf dogmasına tepki gösteren bilim adamlarının sayısı artmıştır. Örneğin Yeni Zelanda'daki Otega Üniversitesi'nden moleküler biyolog Michael Denton, evrim teorisinin çıkmazları kendisine sorulduğunda, tesadüfi mutasyon iddialarını şöyle eleştirmektedir:

Hayvanlardaki herşey öylesine ince düşünülmüştür ki, daha doğmadan ihtiyaçları olacak özel organlarla donatılmışlardır. Bu canlıların tesadüf eseri, daha önce görmedikleri bir ortamla tam bir uyum içinde var olmaları mümkün değildir. Canlıları sahip oldukları mükemmel sistemlerle yaratan Yüce Rabbimiz Allah'tır.



Benim en ciddi itirazım mutasyonların mahiyetiyle ilgili. Darwinizm evrim sürecinde seçilmiş olan tüm mutasyonların ilk kez meydana geldiklerinde tümüyle tesadüfi olduğu görüşüne dayanmaktadır. Mutasyonlar tesadüfidir... İşte Darwinizm'in temel taşı budur. Canlılardaki mutasyon girdisi her zaman olduğu gibi tesadüfidir.

Darwinizm doğadaki tüm uyumlu yapıların ve tarih boyunca var olan tüm organizmaların tümüyle başıboş mutasyonların birikimiyle meydana geldiğini iddia etmektedir. Bu iddia en küçük bir delili bulunmayan dayanaksız bir düşüncedir…

İkinci problem ise doğada çok sayıda kompleks sistem bulunduğu ve bu problem ne kadar itici olursa olsun ve insanlar ne kadar bunu görmemeye çalışırsa çalışsın, doğada bulunan çok sayıda ileri derecede kompleks sistemin, küçük rastgele mutasyonların zaman içinde birikmesiyle hiçbir şekilde oluşamayacağıdır.

Aslında çoğu zaman biyolojik literatürde bu sistemlerin nasıl meydana geldiğini açıklayacak bir girişim bile bulunmamaktadır. Klasik bir örnek kuşun akciğeridir ve başkalarını da sayabilirim, fakat herkes kuşun akciğerinin kendine has dolaşımla ilgili bir yapısı olduğunu bilir. Herhangi gelişmiş bir canlının fizyolojisi açısından bu kadar hayati olan bir organın bu şekilde küçük bir dizi olayla olağanüstü biçimde değişikliğe uğramasının imkansız olduğunu görmek için çok fazla biyoloji bilgisine gerek yoktur. Bu bizim tekrar hasır altı edemeyeceğimiz bir konudur. Çünkü temelde Darwin'in söylediği gibi, eğer herhangi bir organın küçük aşamalarla zaman içinde gelişmiş olamayacağı gösterilebilirse, bu teori tümüyle geçersiz olacaktır.

Akla uygun düşünüldüğünde doğada buna benzer çok sayıda örnek vardır.5




İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir. (Enam Suresi, 102)






DİPNOTLAR


1. Thomas E. Lovejoy, "Biodiversity: What Is It?", Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editörler), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997, s. 7.

2. Lee M. Spetner, Not By Chance, Shattering The Modern Theory of Evolution, The Judaica Press Inc., 1997, s. 175.

3. Michael Denton, "An Interview With Michael Denton," Access Research Network, Origins Research, cilt 15, no. 2, 20 Temmuz 1995;
http://www.arn.org/docs/orpages/or152/dent.htm

4. John W. Oller, "A Theory In Crisis", Impact, no. 180, Institute for Creation Research, Haziran 1988.

5. Michael Denton, "An Interview With Michael Denton," Access Research Network, Origins Research, cilt 15, no. 2, 20 Temmuz 1995;
http://www.arn.org/docs/orpages/or152/dent.htm

Kitap bölümleri

Masaüstü Görünümü