Harun Yahya

AB İslam dünyasına örnek olabilir mi?




Dünyanın ekonomik ve sosyolojik yapısı sürekli değişiyor ve her bölge için bunu şekillendiren itici güçler farklı. Bazı dönemlerde doğal afetler veya yeni bulunan yeraltı kaynakları gibi bizim kontrolümüzün dışında öğeler olsa da, çoğunlukla ticaret yolları, yasalar ve devletlerin ortak karar verdikleri yeni ekonomik entegrasyon paketleri de bu değişimlere öncülük ederler. Örneğin bugün Sudan’daki iç karışıklıkların temel nedenleri doğal kaynaklar ve kuraklığın birleşimi iken Avrupa Birliği nin başlangıç noktası kömür ve çelik ticaretinin entegrasyonu ile olmuştur.

Başta Ortadoğu olmak üzere genel Müslüman coğrafyası gibi doğal zenginlikleri tüm dünyanın dikkatini çeken, dinamik ve verimli bir coğrafyanın son 100 yıldır AB benzeri bir entegrasyonu başaramamış olması çok şaşırtıcıdır. Zengin yer altı kaynaklara sahip Müslüman ülkelerin daha kontrol edilebilir olmasını arzu eden bazı güçler birçok ideolojik ve politik nedeni daha da alevlendirip, Arap ülkeleri başta olmak üzere Müslüman coğrafyasının birlik içinde hareket etmesini engelleyebilmişlerdir. Tabi bunun dışında Müslüman ülkelerin de kendi aralarında yaşadıkları çatışmalar bu birliğin önüne geçmiştir.

Oysa İslam dünyasının ortak hareket etmesini engelleyen sınır ve engelleri kaldırmak tahmin edilenden çok daha kolay. Örneğin Unilever tüm dünyaya sattığı ürünlerin birçoğunu[i] Fas’ta üretiyor. Fakat bu ürünleri Cezayir’e gönderirken Fransa üzerinden nakliyesini gerçekleştiriyor. Bunun tek nedeni ise Arap ülkeleri arasındaki düşmanlıklar. Oysa komşu ülkelerin sınırlarını serbest insan akışı ve serbest ticarete açtığımızda büyük bir ekonomik patlama ile karşılaşmamız mümkün olur.

Zeytinyağı dendiğinde akla hemen İtalya gelir. Oysa Akdeniz’e kıyısı olan Arap ülkelerinde eski zeytin ağaçları en kaliteli zeytin yağını üretebilecek kapasiteye sahiptir. Bu kapasitenin değerlendirilmesi sektöre yapılacak yatırıma bağlıdır. Birleşik Arap Emirlikleri merkezli bir firma[ii] son yıllarda Tunusataki zeytin ağaçlarının ürünlerini bu şekilde değerlendirmeye başlasa da bu yatırım henüz yeterli değil. Zeytin yağının nadir doğal zenginliklerinin arasında bulunduğu Ürdün Tunus ile yatırım işbirliği yaptığı takdirde her iki ülke de dünya pazarında temsil edebilecek büyük bir kapasiteye sahip olabilirler. Ürdün’ün dünyanın en kurak havzalarından biri olduğunu hepimiz biliriz. Su sorununu çözmek için son derece uç yöntemlere başvuran Ürdün aslında sadece ilişkilerin iyileştirilmesi ile Burundi, Ruanda, Tanzanya, Kenya, Etiyopya, Uganda, Kuzey ve Güney Sudan ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ni besleyen Nil Nehri’nin yüksek debisinden faydalanabilir. Bunun karşılığında tahıllarının tamamına yakınını başta ABD olmak üzere çok uzaklardan ithal eden Ürdün Nil Nehri havzasındaki ülkelerden tahıl satın alabilir ve karşılıklı bir kalkınma programına başlanabilir. Bunun dışında Bekaa Havzasını sulayan Litani Nehri ‘nin suyu da[iii] basit bir teknolojik yatırım ile daha iyi değerlendirilebilir. %70’i sularla kaplı olan dünyadaki suyun sadece %3ğerlendirilebilir. %70’lkelerden tahıl satın alabilir ve karşılıklı

İslam ülkelerinin hakim olduğu bu topraklarda bir an önce ticaretin ve serbest dolaşımın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bu kadim coğrafyada insanların komşularını ziyaret etmek için pasaport ve vizeye ihtiyaç duyması utanç verici bir durumdur. Vize ihtiyacı kaldırılmalı ve Ortadoğuada Avrupa Birliği modeli bir ortam oluşturmanın adımları atılmalıdır. Bunun dışında yeni yönetmelikler ve düzenlemelerle yepyeni ve dinamik bir entegrasyon faaliyeti başlatmak hiç de zor değildir.

Birbirlerine daha açık toplumların inşası için gerekli büyük adım, bir süredir üzerinde çalışılan Pan-Arap Serbest Ticaret Anlaşması değildir.[iv] Bugün Arap Ligi tek başına nasıl sorunların çözümünde yeterli olmuyorsa, endüstriyel anlamda çok ileri gidememiş Arap toplumlarının kendi içine döneceği bir Pan-Arap anlaşması da ekonomik sorunların çözümü için yeterli olmayacaktır. Arap ekonomilerinin büyüyebilmeleri için mutlaka İran, Türkiye, İsrail gibi toplumların da bu dayanışmada var olması gerekmektedir. Bugüne kadar politik çatışmaların Arap Devletlerinden uzaklaştırdığı bu ülkelerle yakınlaşmanın vakti gelmiştir. Böyle bir yakınlaşma, şu anki Arap toplumlarının siyasi ve ekonomik yapılarını daha öngörülebilir hale getirecek ve yabancı yatırımcılar için daha güvenli bir ortam sağlayacaktır. Bu kadar geniş yelpazeyi barındıran bir birliğin AB’ni bile aşacak bir ticaret devi haline gelebilmesi mümkündür.

Tüm yolculuklara bir adımla başlanır ve bu anlattıklarımız bize yalnızca bir adım uzakta. Gerekli cesareti gösterip o ilk adımlar atıldığında, hedefimize varmanın ne kadar kolay olduğunu da göreceğiz. Orta Doğu coğrafyasının yüksek potansiyelini en mükemmel şekilde değerlendirebilmek için tek gereken, özellikle Müslüman devletlerin, geleneksel mezhepsel ve tarihsel ayrılıkları geride bırakıp, birbirleri ile daha yakın ilişkiler içinde olmalarıdır.





[i] F. Schneider, A. Buehn, and C. E. Montenegro, “New Estimates for the Shadow Economies All over the World,” International Economic Journal, 2010, 24, 443– 461.   



[ii]  Mahajan, Vijay (2012-07-13). The Arab World Unbound: Tapping into the Power of 350 Million Consumers (Kindle Location 586). Wiley.



[iii] http://akademikperspektif.com/2013/12/31/ortadogunun-su-problemi/



[iv] http://www.annd.org/english/data/publications/pdf/15.pdf



Adnan Oktar'ın Morocco World'de yayınlanan makalesi:

http://www.moroccoworldnews.com/2015/01/149433/can-the-eu-be-a-role-model-for-the-islamic-world/

Masaüstü Görünümü