Harun Yahya

Irkçılık Avrupa’da gerçekten bitti mi?



Irkçılığın tanımı Avrupa’da biraz tuhaftır. Resmi olarak ırkçılık kesin biçimde  yasaktır, hiçbir şekilde onaylanmaz ve rastlandığında çoğu kez cezalandırılır. Gayri resmi olarak ise hala Avrupa toplumlarının altında kaynayan bir tehdittir. Bazıları olayları rahatsız edici bir ilgisizlikle seyrederken bazıları da gizlemeye bile gerek duymadan ırkçılığı desteklemektedir.

Irkçılık yeni bir problem sayılmaz. 13. ve 14. yüzyıllarda Yahudileri şeytanla ve cadılıkla ilişkilendirmek Avrupa’da ırkçılığın göze çarpan ilk örneği olabilir. Sömürgecilik Afrikalıların zalimce hedef alınmasına, katledilmesine ve köle olarak kullanılmasına neden oldu. Bu insanların toprakları sömürüldü ve toplumları yıkıldı. Daha sonra 1870’de ırkçıların ve sömürgecilerin yardımına Sosyal Darwinizm koştu ve onlara korkunç cinayetleri için ihtiyaç duydukları sahte-bilimsel bir gerekçe verdi. Bu çılgınlık 20. yüzyılda zirve yaptı ve Hitler’in Yahudi katliamıyla doruğa ulaştı. 

Sonunda 1945’de BM Sözleşmesinin 1. maddesi ırkçılığı lanetledi ve 2001 yılında Avrupa Birliği ırkçılığı, diğer pek çok sosyal ayrımcılık biçimiyle birlikte açık olarak yasakladı.

Bugün ırkçılık Avrupa’da alenen kınanır. Peki gerçekten öyle midir? Bir süre önce meydana gelen gelişmeler korkunç bir resim çizdi ve problemin ortadan kalkmadığını ancak sessizce içten içe kaynamak için yer altına indiğini gösterdi. Avrupa hükümetleri bunu zapt etmek için hiçbir ciddi önlem almadı. Ne insanlarının kafasına herkesin eşitliğini işleyecek, ilkokuldan başlayan geniş çaplı eğitim kampanyaları yaptılar, ne de en küçük bir ırkçı söz ya da eyleme müsaade etmeyecek yasaları olup olmadığına baktılar.

Problem sadece kötüye gitti.  En son Avrupa Parlamento seçimlerinde ırkçı ve mülteci karşıtı söylemleriyle bilinen çeşitli sağ-kanat partileri açık arayla galip oldular. İşte bazı Avrupa ülkelerinde ırkçılığın kötüye giden seviyelerinin bir özeti:

- Yunanistan: Göçmenlere karşı nefret suçları korkutucu şekilde hızla yükseliyor. İran asıllı Ashkan Najafi, Atina’nın güneyinde bir liman şehri olan Piraeus’da feci şekilde dövüldü ve 12 kez bıçaklandı. En az 60 dikiş atıldı. Afganlı bir sığınmacı olan Ali Rahimi, Eylül 2011’de göğsünden 5 kez bıçaklandı. İnsan Hakları Örgütü (HRW) konuştukları onlarca kişinin -ki bunların içinde iki hamile kadın bulunmaktadır- tekmelendiklerini, otobüslerden sürüklenerek çıkarıldıklarını ve Atina sokaklarında takip edildiklerini rapor etmektedir. Polis pek çok kurbanı şikâyette bulunmamaları için aktif olarak caydırmaktadırlar. Bugüne dek hiç kimse nefret suçu yasalarına göre henüz mahkûm edilmemiştir.[1] Kar amacı gütmeyen bir grup olan Human Rights First’ün yeni bir raporuna göre yeni seçilmiş Yunan parlamentosu ve Başbakan Antonis Samaras hükümetinin ırkçı ayrımcılığı hoş gördüğü anlaşılmaktadır.[2]

- İsveç: Irkçı biyoloji için bir araştırma merkezi kuran dünyadaki ilk ülkedir. İsveç Kültür Bakanı Lena Adelsohn Liljeroth bir tören sırasında tipik bir Afrikalı kadını betimleyen bir pasta kesmiştir. Rapora göre mülakat yapılanların yaklaşık %40’ı Müslümanlara yönelik sözlü bir saldırıya tanık olduklarını söylemişlerdir. İsviçre’deki Avrupa Irkçılık Karşıtı Network bugün İsveç’te etnik İsveçlilerin en üstte, Avrupalı göçmenlerin en altta olduğu açık bir etnik hiyerarşi var olduğunu iddia eder.

- Fransa: Ülkenin kanun kitaplarından “ırk” kelimesini çıkarmak için verilen yasa önergesinin kabul edildiği bu ülkede Marine Le Pen çok uzun olmayan bir süre önce Müslümanları Nazilere benzetmiş ve başkanlık seçimlerinde üçüncü olmuştur. 10.000 Roman Fransa’dan sınır dışı edilmiş ve bir siyahi Kabine Bakanına maymun denmiştir. Yahudiler ve Müslümanlar artan şekilde nefret suçlarının hedefi olmuştur ve Müslüman kadınların çarşaf giymesi yasaklanmıştır. Geçen hafta dünya Paris, Charlie Hebdo binasında ve bir Koşer gıda markette çok sayıda ölüme neden olan iki terörist saldırıya tanık olmuş ve lanetlemiştir. Saldırılar, bu şiddet eylemlerini İslam adına yaptıklarını iddia eden radikaller tarafından gerçekleştirilmiştir.

- İngiltere: Asil ve nazik mizaca sahip halkıyla ünlü bu ülkede etnik gerilim nedeniyle ortaya çıkan isyanlar 1919’dan bu yana yaygın bir görüntü olmuştur. Özellikle Müslümanları ve Asyalıları hedef alan nefret suçları korkutucu şekilde hızla artmaktadır. İngiltere Suç Anketi 2004 yılında siyahi veya azınlık etnik toplumlardan gelen 87.000 kişinin ırkçılık kökenli bir suçun kurbanı olduklarını söylediklerini göstermiştir. 49.000 şiddet saldırısına maruz kalmışlar, 4000 yaralanma meydana gelmiştir.

- Almanya: Hitlerin tarihlerinde yer almasından gerçekten utansalar da bu ülke tuhaf şekilde ırkçılığın kökünü kazımada başarısız olmuştur. Farklı etnik gruplara yönelik rahatsız edici nefret istikrarlı bir şekilde artmış ve yabancılara karşı şiddet saldırılarını beslemiştir. Neo-Naziler sürekli olarak Türklere ve Müslümanlara hakaret etmiştir. Almanya’nın imajını zedeleyen en korkunç olaylardan bazıları Neo-Naziler tarafından evleri ateşe verilen beş kişilik bir Türk ailenin (üç kız ve iki kadın) ölümüne neden olan 1993’deki Solingen Arson Saldırısı ve Neo-Nazi grubu NSU tarafından gerçekleştirilen cinayetlerdir. Bu grup 2000-2007 yılları arasında 10 kişiyi öldürmüştür: Bunlardan sekizi Türk’tür.

Kısa bir süre önce sağ-kanatçılar Müslümanlara karşı PEGIDA adı verilen haftalık mitingler organize etmeye başlamıştır. En son mitingde soğuk Aralık havasına rağmen 17.000’e yakın kişi toplanmıştır.

Irkçılık olaylarının faillerinin pek çoğu dikkat çekmemek için çalışmıyor bile. Michael Helmbrecht ve ailesi evlerine yakın bir yerde kasten arsa kiralayan 250 neo-nazi tarafından üç gün taciz edildi. Göçmenler ve sağ-kanat aşırıcılığına karşı aktif olarak savaşan insanlar izleniyor ve hedef alınıyor; saldırıların failleri ise nadiren bulunuyor. Pek çok vatandaş bu neo-nazi saldırılarını görmezden geliyor çünkü kendilerini hedef listesinde bulmaktan korkuyorlar.[3]

Bu ürkütücü örneklere rağmen, ırkçılık tamamen durdurulabilir. Gerçek çözüm insanların akıllarındaki yanlış fikirleri hedef almaktır. İlkokuldan başlamak üzere ırk, renk, dil veya inanç farklılıklarının bir zenginlik olduğu onlara öğretilebilir. Bu bir güzelliktir. Hiç bir insan sadece ırkından dolayı bir başkasından üstün değildir. Bu görüş Avrupa’nın güzel insanlarının kalplerine ve akıllarına girdiğinde, ırkçılık dehşeti tamamen tarih olacaktır.

Yazarın politik, imani ve bilimsel konularda 73 dilde 300’den fazla kitabı bulunmaktadır. www.harunyahya.com adresinden takip edilebilir.

Sayın Adnan Oktar’ın MBC Times sitesinde yayınlanan makalesi:

http://www.mbctimes.com/english/is-racism-really-over-in-europe

 

 


[1] http://www.hrw.org/news/2012/07/13/greece-s-other-crisis-xenophobic-violence



[2] http://america.aljazeera.com/opinions/2014/9/greece-anti-immigrantsviolenceandracismineurope.html



[3] http://www.dw.de/neo-nazi-attacks-on-the-rise-in-western-germany/a-15905231



 

Masaüstü Görünümü