Harun Yahya

Güney Kore İleri Demokrasi Seviyesini Hedeflemelidir




Güney Kore, 1960’larda başlattığı ekonomi politikalarıyla 50 yıl gibi kısa bir sürede dünya endüstri devlerinin arasına girmeyi başardı. Bu politikaların başarılı olmasında birçok unsur etkili oldu.

GÜNEY KORE AMERİKAN DESTEĞİYLE EKONOMİSİNİ BÜYÜTTÜ

Güney Kore’nin ekonomik büyümesinde, Amerika’nın finansal, ticari ve teknik destekleri en önemli etken olarak karşımıza çıkıyor. ABD, Güney Kore’yi kendisi için bir fason üretim merkezi olarak seçerek bu konuda her türlü desteği verdi. Aslında bu destek politikasının en önemli nedeni, Doğu Asya’da çok stratejik bir konumda olan Güney Kore’nin Amerika’nın bir üssü olarak kalmasının sağlanmasıydı. “Soğuk Savaş” döneminde, SSCB ve Çin’in Güney Kore’yi de ele geçirerek Asya’nın tamamına hakim olma istekleri bu şekilde önlenebilecekti. Dolayısıyla Amerika, ortaya çıkacak zengin ve liberal bir Güney Kore modeliyle hem iyi bir müttefik kazanacak, hem de komünist bloğun moral olarak çökmesini sağlayacaktı.

Ülkenin acilen maddi yardıma ve ulusal bir kalkınma politikasına ihtiyacı vardı. İşte bu noktada ABD’nin maddi yardımlarının yanında, Japonya’dan alınan savaş tazminatları, uluslararası kredi kuruluşlarından alınan kolay krediler de uygulanan politikaların başarılı olmasına yardımcı oldu.

Amerika, 1963-73 yılları arasında Vietnam Savaşı’nda Güney Kore’yi de yanına aldı. Bunun karşılığında Güney Kore’nin kalkınma hamlelerine de çokça yardıma devam etti.

Güney Kore, önceleri ABD için başladığı montaj sanayisini kısa sürede teknoloji ürünleri üretip satan bir ekonomi haline getirmeyi başardı. Özellikle elektronik endüstrisinde Çin’le yarışan Güney Kore, otomotiv, gemi yapımı ve makina endüstrilerinde de dünya çapında bir yere sahip oldu.

Uygulanan ekonomi politikalarının başarılı olmasında bir diğer etken de Kore’nin Japon eğitim ve çalışma modelini uygulayabilmesidir. Bu politikalar otoriter ve baskıcı askeri darbe rejimleri sayesinde topluma uygulatılmada başarılı olmuştur. Yürütülen politikaların ekonomiye olan pozitif etkisi halk tarafından olumlu karşılanmış, bu yüzden de mevcut otoriter rejim çok da fazla sorgulanmamıştır.

KORE’NİN ÜZERİNDEKİ JAPON ETKİSİ

Kore, tarih boyunca genel olarak dışa kapalı, otoriter ve baskıcı rejimlerle yönetildi. Ülke, 18. yüzyıldan itibaren Japon ve Çin hanedanlarının ülke üzerindeki nüfuz elde etme mücadelelerine sahne oldu. Ülke, 19. yüzyılda Japon İmparatorluğu’nun etkisi altında girdi. 1910 yılında ise Japonya tarafından ilhak edilerek sömürgeleştirildi.

Japonların 2. Dünya Savaşı’nda yenilmesiyle Kore 1945 yılında bağımsızlığını kazandı. 35 yıllık Japon işgalinden ve büyük bir iç savaştan çıkan Güney Kore’nin ekonomisi en alt seviyedeydi. Ancak yine de Japonların yaptığı önemli altyapı çalışmaları ülkede kendini hissettiriyordu.

Ülkede günümüzde de hakim olan “Japon çalışma disiplini” modeli bu iki ülkenin yüzyıllar boyunca karşılıklı ilişkilerinin bir ürünüdür.

OECD ülkelerinde ortalama Ar-Ge harcamaları %2,2, ülkemizde %0,85 oranında iken Güney Kore’de bu rakam Japonya’ya yakın bir rakam olan %3,7 seviyelerinde olmuştur. Teknolojide Japonlar kopyalanmıştır. Güney Kore yerli malı kullanımında Japonları bile geçmiştir. Ülke pazarında yerli mallar %70 oranında tercih edilmektedir.

KUZEY-GÜNEY GERGİNLİĞİ VE OTORİTERLİK

Ancak Japonya’nın ülkeden çekilmesiyle Kore adeta ikiye bölündü. Kuzeyi SSCB, güneyi de ABD kontrol ediyordu. 1947’den sonra, SSCB’nin başı çektiği Doğu Bloku ve ABD’nin önderliğindeki Batı İttifakı arasında çıkan büyük gerginlik bütün dünyayı sarmaya başlamıştı. Kore de bundan nasibini aldı ve 1948’de ülke resmi olarak ikiye bölündü. 38. paralelin güneyinde ABD ve BM tarafından desteklenen Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu. Kuzeyde de Sovyetler Birliği ve Çin destekli Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu.

SSCB ve Çin’in Güney’i de ilhak etmek istekleri sonucunda Kore ağır bir savaşa sürükledi. 1950-1953 yılları arasında gerçekleşen, ABD, SSCB ve onların müttefiklerinin de dahil olmasıyla uluslararası boyutta çatışmaların yaşandığı savaşta 2,5 milyon insan öldü. Çarpışmaların 1953 yılında fiilen bitmesine rağmen Kuzey Kore ve Güney Kore arasında ateşkes antlaşması ancak 2007 yılında imzalanabildi. Bu antlaşma dahi iki taraf arasındaki gerginlik ve teyakkuz halini ortadan kaldıramadı. Güney Kore görünürde demokrasiyle yönetilen bir ülke olmasına rağmen, aslında devam eden savaş riskiyle ülke hala bir disiplin altında yönetilmeye devam etmektedir.

26 YIL SÜREN DARBELER DÖNEMİ

Güney Kore, 1972’de “Yarı Başkanlık Sistemi”ne geçtiğinde askeri bir diktatörlükle yönetiliyordu. 1953 yılında biten Kore Savaşı sonrasında Güney Koreli askeri liderler, yıkıma uğrayan ülkede büyüyen istikrarsızlık ve öğrencilerin Kuzey Kore’yle olan yakın teması üzerine yönetimi sivil idarecilere bırakmayı düşünmüyordu. Artan gösteriler üzerine, General Park Chung Hee 1961 yılında bir askeri darbeyle yönetime el koydu. General Park tam 11 yıl sonra, 1972’de bu sefer de Cumhurbaşkanı seçilerek ülkeyi yönetmeye devam etti.

1979’da General Park’ın bir suikastla öldürülmesinin ardından ülkede yeni bir askeri darbe daha oldu ve bu sefer General Chun Duhwan yönetime el koydu. Komünist tehlikeyi bahane ederek önce üniversiteleri kapatan General Duhwan ülkedeki tüm siyasal faaliyetleri yasakladı. Protestoların yoğun yaşandığı Gwangju şehrindeki gösterileri halkın üzerine ateş açıldı ve yüzlerce insan öldü. Yönetimi döneminde şiddetin çokça uygulandığı Chun, 1981 yılında Cumhurbaşkanı oldu ve 1988 yılına kadar yönetimde kaldı.

Cumhurbaşkanı Chun, 1987 yılında artık iyice artmaya başlayan protestolar sonrasında demokratik reformların yapılması sözünü verdi. 1988’de hazırlanan anayasa ile çok partili sisteme geçilmiş oldu, aynı yıl meclis genel seçimleri yapıldı. Mart 1991’de ise 30 yıldır ilk yerel seçimler gerçekleştirildi. Bu dönemin ne kadar karanlık olduğunu anlamak için General Chun’un Gwangju Katliamı nedeniyle 1996 yılında ölüm cezasına çarptırılmasına bakmak yeterli olur. Ancak bu ceza infaz edilmeyip, dönemin Cumhurbaşkanı tarafından affedilmiştir. Güney Kore’de uzun ve istikrarlı bir demokrasiden bahsedilmesi çok güçtür, ancak sistemde reformlar da yapılmaktadır.

Burada önemli bir detay şudur; 1988 yılından sonra sivil demokrasiyle ilk defa tanışmaya başlayan Güney Kore’de o yılın rakamlarına göre SGP-GSYH’da 266,8 milyar $ rakamına ulaşmıştı. 1961’de bu rakam sadece 2,1 milyar $’dı.

Özetle; 1961 darbesinin ardından 1987’ye kadar süren 26 yıllık diktatörlük döneminde ülkede tarım ağırlıklı ekonomiden teknoloji ve sanayi ağırlıklı bir ekonomiye geçiş sağlandı. Milli gelirini 50 yılda 200 kat arttırdı. 1961’de kişi başına düşen GSMH 82 $ iken bu rakam 1996’da 11.380 $, 2010 yılında ise 29.836 $ seviyesine kadar yükseldi.

GÜNEY KORE HALKINA EN İLERİ DEMOKRASİ SEVİYESİ YAKIŞIR

Koreliler, yüzlerce yıldır dışa kapalı bir toplum yapısı içinde yaşamaya zorlanmıştır. Ülkeyi yöneten hanedanlar ne ticarette ve ne de kültürde dış ülkelerle sıcak ilişkiler geliştirmemiştir. Bununla birlikte Kore, yine batılı demokrasi kültüründen çok uzak olan Japonya ve Çin’in istilalarına maruz kalmıştır. Ülke 1945’ten sonra demokrasiyle tanıştıysa da iç savaş ve darbelerin birbirini takip etmesi sonucunda Koreliler yine otoriter rejimlerin etkisi altında olmuştur.

Güney Kore, 1945’ten sonra demokratik bir cumhuriyet sıfatlarına sahip olduysa da, 1987’ye kadar ülkede bir demokrasi yaşanmamıştır. Yarı başkanlığa geçişin gerçekleştiği 1972 tarihi de ülkeye demokrasi getirmemiş, askeri diktatörlük devam etmiştir. 1988’de yeni bir anayasa yapılmış ve devlet başkanının yetkileri kısıtlanmıştır. 90’lardan sonra Kore halkı ilk defa özgürlüklerle ve demokrasiyle tanışmaya başlamıştır.

Yarı başkanlık sistemi uygulanan ve federal bir yönetime sahip olan Güney Kore’de güçlü bir devlet başkanlığı hedeflenmiştir. Bunun nedeni, Kuzey Kore ile savaş tehlikesinin hala devam etmesi ve ekonomik gelişmede hala çok yüksek noktaların hedefleniyor olmasıdır. Cumhurbaşkanının, en üst mahkeme olan Yüksek Mahkeme’nin 14 üyesinin tamamını atayabilmesi gibi yetkilere sahip olması, ülkenin hala otoriter yapısının devam etmesi niteliğindedir.

Güney Kore günümüzde demokratik ülkeler sınıfındadır. Ancak AB üye ülkeleriyle kıyaslandığında ülkenin güçlü ve ileri derecede bir demokrasi seviyesinde olmadığı da açıkça ortadadır.

Diğer önemli bir gerçek de; Güney Kore, şu anki ekonomik seviyesine uyguladığı yarı-başkanlık sistemiyle değil, halkının disiplini, çalışkanlığı, devletin otoriter yapısını kabullenişi ve Amerikan yardımları ile olmuştur.

Dolayısıyla Güney Kore halkının hak ettiği yönetim şekli Batılı ülkelerde örnekleri görülen insan haklarına saygılı, düşünce özgürlüğünün önündeki kısıtlamaların kalktığı gerçek bir demokrasidir ve bu geçiş bir an önce sağlanmalıdır.

Adnan Oktar'ın Jefferson Corner'da yayınlanan makalesi:

http://www.jeffersoncorner.com/south-korea-must-aim-for-an-advanced-level-of-democracy/

Masaüstü Görünümü