Harun Yahya

DOĞU TÜRKİSTAN’DA NELER OLUYOR?


DOĞU TÜRKİSTAN’DA NELER OLUYOR?

Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türkler, yıllardır bitmek bilmeyen bir zulümle karşı karşıyalar. Gençler, Çin yönetimi tarafından sebepsiz yere tutuklanıyor. Rejime karşı oldukları iddiası ile idama mahkum edilerek kurşuna diziliyor. Müslümanların ibadetlerini topluca yapmaları engelleniyor. Kazançları acımasız vergilerle ellerinden alınıyor. Halk açlık ve yokluk içinde, ölüm tehlikesi altında yaşamaya çalışıyor. Tüm dünya ile irtibatı özellikle kesilen bu topraklarda, insan hakları ihlal ediliyor. Batılı ülkeler ise her zamanki gibi bunları görmezlikten ve duymazlıktan geliyor.

www.mehdi-deccal-masonluk.com

• Doğu Türkistan’dan neden sağlıklı haberler alınamıyor?

• Doğu Türkistan’daki zulüm nasıl durdurulabilir?

Bugün Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak adlandırılır. İki asırdır Çin’in esareti altında bulunan bölge ise Doğu Türkistan’dır. Türklerin yaşadığı ülke manasına gelen Türkistan’ın doğu bölgesini teşkil eder. Batıda Hazar Denizi’nden, doğuda Altay ve Altın Dağları’na; güneyde Horasan, Karakurum Dağları’ndan, kuzeyde Ural Dağlarına kadar uzanır. Ülkenin yüzölçümü 1.828.418 km2’dir.





Doğu Türkistan’da Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar Türkleri, Huiler (yani Çin Müslümanları), Han milletine mensup Çinliler, Moğol ve Şibeler yaşar.

Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerinin nüfusu şu anda 35 milyon civarındadır. Çinlilerin nüfusu ise hızla artmaktadır. Çin’in diğer bölgelerinden Doğu Türkistan’a yerleştirilen Çinliler’e teşvikler verilir. Ev ve iş imkanı sağlanır. Buradaki amaç Uygur Türklerini kendi topraklarında azınlığa düşürmek, topraklarını ele geçirmek ve onları asimile etmektir. Bölgenin başkenti Urumçi’nin nüfusu 13 milyondur. Göç politikasının sonucunda buradaki Çinliler’in sayısı ise 10 milyona ulaşmıştır. Doğu Türkistanlı halkın geçim kaynakları ise tarımcılık ve hayvancılıktır.

Doğu Türkistan Bugünlere Nasıl Geldi?

Türkistan topraklarının tarihi MÖ 200’lü yıllara, yani Hunlar ve Göktürkler dönemlerine kadar dayanır. O dönemlerden beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağıdır. Tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık kurulmadı. Buna rağmen, bu topraklar eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırıldı. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşah ve Selçuklular asırlar boyunca bu topraklarda yaşadılar.



Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türkler kendi rızaları ile İslam’ı kabul ettiler. Böylece Doğu Türkistan, İslam aleminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Özellikle Hakan Satuk Buğra’nın İslam’ı kabul etmesinden sonraki dönem Doğu Türkistan’ın altın devri olarak bilinir. Bu dönemde Doğu Türkistan, medreseleri ve öğretim kurumları ile ünlendi. Dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etti. Tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirdi. Ahmet Yesevi, Şah-ı Nakşibendi, İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani, Zimahşeri, Sekkaki gibi çok değerli alim ve bilim adamlarına ev sahipliği yaptı. Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacib gibi isimler de bu topraklarda yaşadı. Bu bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler ise İslam’ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşıdılar. Tüm bunlar, Doğu Türkistan’ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.

Aynı zamanda Doğu Türkistan, çok şiddetli bir baskı dönemi yaşadı. 1700’lerin ortalarında Çin istilasına uğradı. Kısa aralıklarla bağımsızlığını elde etti. Ancak dünya ve bölge siyasetinde yaşanan değişimler Doğu Türkistan’ın bağımsızlığının kalıcı olmasını engelledi. Çin, Doğu Türkistan’da baskı ve tecrit politikaları uyguladı.

Çin’de imparatorluk rejimi yıkıldıktan sonra, on yıllar boyunca güçlü bir merkezi otorite kurulamadı. Ancak 1949 yılında Komünist Parti’nin iktidara gelmesiyle, Çin kısa sürede büyük bir korku rejimine dönüştü. Komünizmin belki de en acımasız uygulamasını yürürlüğe koydu.

Komünist ihtilalden sonra, Doğu Türkistan’da Çinlilerin ilk icraatı bölgenin adını değiştirmek oldu. Çin’in ürettiği yeni isim, “Sincan Uygur Otonom Bölgesi” idi. Daha sonra da tüm emperyalist devletlerin izlediği politikaların benzerleri uygulamaya kondu. Halkın inançlarına, gelenek ve adetlerine, dini uygulamalarına karşı acımasız bir politika yürütüldü. Birçok alanda etnik ayrımcılık uygulandı. Bağımsızlık talepleri şiddet yoluyla bastırıldı. Savunmasız insanlar topraklarından sürüldü, sürülenlerin yerine Çinliler yerleştirildi.



Kızıl Çin hükümeti, Doğu Türkistan’ı kendi toprağı olarak gördü ve elinden bırakmak istemedi. Müslüman halka karşı acımasız bir mücadeleye girişti. İlk mücadele Müslümanların inançlarına karşıydı. Dini eğitim veren tüm okullar kapatıldı. Din adamları tutuklandı, büyük kısmı da öldürüldü. Camilere Mao’nun resimleri ve Komünist Parti’nin bayrakları asıldı. Müslümanlara bu resim ve bayraklara saygıda bulunmaları emredildi. Müslümanların bir kısmı Pan-Türkist, bir kısmı da Pan-İslamist oldukları gerekçesi ile gözaltına alındı. İdam edildi. Toplu sürgünler ise zulmün bir diğer yüzüydü. Yurtlarından sürülen Müslümanların bir kısmı zorlu iklim şartları nedeniyle yolda hayatlarını kaybetti. Hayatlarını kaybeden Müslümanların sayıları şöyledir:

• 1949-1952 yılları arasında 2.800.000,

• 1952-1957 yılları arasında 3.509.000,

• 1958-1960 yılları arasında 6.700.000,

• 1961-1965 yılları arasında 13.300.000 Doğu Türkistan Müslümanı çeşitli yollarla öldürüldü.

• 1965’ten bu yana öldürülen Doğu Türkistanlı sayısının 35 milyonu aştığı bilinmektedir.

Tüm bu süreçte Müslümanlar bir yandan sistemli olarak asimile edilmiştir. Bir yandan da onların yerlerine Çinliler yerleştirilmiştir. Böylece Müslümanların kendi toprakları üzerinde hak iddia etmeleri engellenmeye çalışılmıştır.

Maoist rejim, Doğu Türkistan’ı bir Çin eyaleti haline getirmek istedi. Bunun için bir diğer yöntem ise zorunlu kürtajla “aile planlaması”ydı. Ki halen Maocu Kızıl Çin’de Uygur kadınları kürtaja zorlanmıştır. Hatta bebeklerin doğar doğmaz öldürüldüğü haberleri gelmektedir.

Komünist Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı zulüm ve asimilasyon politikası günümüzde de halen devam etmektedir.

Çin’in değiştirmesi gereken diğer bir husus: İdamlar...

Çin bu hususta, Avrupa Devletleri gibi olmalı. Ve bu ceza yöntemini yürürlükten bir an önce kaldırmalı. Çünkü idamlar, çağ dışı kalmış ve vahşet dolu bir uygulama. İktidarlığını ve adaleti, bir korku imparatorluğu oluşturarak sağlamaya çalışanların uyguladığı barbarca bir yöntem. Çin de istikrarı ve düzeni bu yolla sağlayacağını düşünüyorsa, büyük bir hata içinde. Bu yalnızca, ülkede huzursuzluk ve gerginlik meydana getirir. Çin gibi büyük bir gücün, korku imparatorluğuna değil sevgi imparatorluğuna dönüşmesi kendi menfaatine olur.

www.yasananahirzaman.com

DOĞU TÜRKİSTAN’IN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU

Doğu Türkistan toprakları 65 yıldır işgal altındadır. 1955 yılında “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak ilan edilmiştir. Buna rağmen Doğu Türkistan’ın özerklik hak ve yetkileri yine Çin tarafından ihlal edilmektedir. Bilindiği gibi 1994’te Komünist Çin, Urumçi’yi ele geçirdi. Eylül 1999 ile 2000 arasında Hoten vilayetinde 917 kişi “bölücü, dinci ve terörist” suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklananlardan 71’i hapishanelerde işkence ve hastalıktan hayatını kaybetti.

8 Eylül 1999’da Doğu Türkistan’daki evlerde Kuran ve dini eserlerin toplatılması hakkında emir verildi. Teslim etmeyenlerin ise tutuklanacakları ilan edildi. 1 Eylül 2002’den itibaren Doğu Türkistan’da yüksek dereceli okullarda Uygurca eğitim kaldırıldı. Bunun yerine Çin dilinde eğitim yapılmaya başlandı.

Yakın tarihe bakarsak, 2009’da Urumçi’de yaşanan olaylar bilinen rakamlarla 3721 Müslüman kardeşimiz bu olaylar sonucunda şehit edildi. Binlercesi de yaralandı. 2009 yılında Uluslararası Af Örgütü, Pekin hükümetine çağrıda bulunmuştu. İdam edilen mahkumların sayısını açıklamasını istemişti. Ama bu çağrı cevap bulamadı. Geçtiğimiz Ramazan ayında yaşanan olaylar, dünya medyasında da geniş yer bulmuştu. Çin yönetimi, bu olaylarda 96 kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı. Ki bu rakamların ne kadar gerçeği yansıttığı tartışılır.

Çin, 11 Eylül’ün “terörle mücadele” söylemini gerekçe göstererek bölgedeki baskılarını arttırdı. Uyguladığı baskıcı politikalarla, bölgeye uluslararası ulaşımı engelledi. Böylece, insani yardımların girişi ve hak ihlallerinin yerinde tespiti imkânsız hâle geldi. Bölgede yaşanan hak ihlallerinden bazıları şöyle:

• Yaşam hakkının ihlali

• Etnik ve dini ayrımcılık

• Ana dilde eğitimin yasaklanması

• İfade özgürlüğünün kısıtlanması

• Dini eğitimin yasaklanması

• Kadınlara yönelik ihlaller

• Bölge kaynaklarının bölge halkınca kullanılamaması

• Zorunlu göç

• Seyahat özgürlüğünün kısıtlanması.

Çin bu bölgede 1 milyon kadar askerini silah altında tutuyor. Doğu Türkistan’da Müslümanların attığı her adımı kontrol ediyor. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tek durduruluyor. İçleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp tartaklanıyor. Müslüman kadınlar ise tacize uğruyor, genç kızlar kaçırılıyor, tecavüze uğruyor ve fuhuşa zorlanıyor. Kadınlar ve genç kızları Çin’e götürüp, geri dönmelerine izin vermiyorlar. Aileleri bir daha yakınlarından haber alamıyor.

Halkın Kurtuluş Ordusu adını verdikleri Çin ordusu her yerde. İletişim sınırlı ve polis denetiminde yapılabiliyor. Çok az köyde telefon var ve bu hatların hepsi dinleniyor. Bir kişi sadece boş bir şüphe üzerine yıllar boyunca tutuklu kalabiliyor.

Müslümanlar keyfi olarak tutuklanıp çalışma kamplarına gönderiliyor. Asılsız suçlamalarla idam ediliyor. 

Uygurlu kardeşlerimiz ibadetlerini gizlemek zorunda kalıyor. Çünkü namaz kılmalarına, oruç tutmalarına izin verilmiyor. Dini eğitim almaları engelleniyor.

Müslüman nüfusun sayısının artmasını engellemek için uygulanan metot ise tamamen insanlık dışı. Kadınlara zorla kürtaj yapılıyor, birden fazla çocuğa sahip olanların çocukları ellerinden alınıyor.

Zaten Doğu Türkistan topraklarında 1985’den beri zorunlu doğum kontrolü ve toplu kürtaj uygulanıyor. Uygur halkının şehirde bir, köylerde ikiden fazla çocuk sahibi olabilmesi yasak. Çok ağır ekonomik ve idari cezalar veriliyor. Hiçbir sağlık ve hijyen önlemi alınmadan acımasızca, zorunlu toplu kürtaj yapılıyor. Uygur halkı çoğunlukta iken, yürütülen politikalarla azınlık millet durumuna düşürülüyor.

Halk, asimile olma tehlikesi ile karşı karşıya… En iyi mücadele yolu ise, yeni nesillerin iyi bir eğitimden geçmesi. Çin yönetimi de bunu önlemek istiyor. Halkın kaliteli eğitim alma yollarını kapıyor. Okullara kabul edilme oranı düşürülüyor. Bölgede, son 30 yıl içinde üç defa alfabe değiştirilmiş. Şu anda eğitim tamamen Çince. Yani eğitim üzerinden kültüre müdahale için her yol uygulanıyor.

Sağlıkta ise tam bir dram, içler acısı bir durum mevcut. Tedavinin ücretli olması nedeniyle halk yeterli sağlık hizmeti alamıyor. Tıbbi müdahale eksikliğinden hastalıkların %70’i ölümle sonuçlanıyor. Çocuk ölüm oranı %20.

Çin’in baskı ve ihlalleri sadece Doğu Türkistanlıları mağdur etmekle kalmıyor. Çin halkını ve bölgedeki diğer etnik ve dini grupları da mağdur ediyor.

Ancak tüm bu zulümlere karşılık, hiçbir devlet ya da uluslararası örgüt Çin’e “dur” diyemiyor. Birleşmiş Milletler, Çin’in Güvenlik Konseyi üyesi olması nedeniyle Çin’e yaptırım uygulayamıyor. Diğer devletler de ekonomik nedenlerle…

Peki Uygur Türkleri bu zulümden nasıl kurtulur?

Sayın Adnan Oktar Diyor ki...

➥ İnsanların mahvolmasını isteyeni Allah mahveder. Çin niye mahvolsun? Dindar olsun, iyi olsunlar. Doğu Türkistan’la Çin’i etle tırnak gibi yapmak lazım, aralarını düzeltip kardeşçe yaşamalarını sağlamak lazım. (A9 TV; 28 Ağustos 2013)

➥ Az bir zaman sonra Doğu Türkistan Konya gibi olacak inşaAllah. Allah’ın izniyle. Öğlen yemeğine Doğu Türkistan’a, akşam yemeğine Bakü’ye, sabah kahvaltısına Kahire’ye gideceğiz. (A9 TV; 12 Kasım 2012)

www.darwinistdiktatorluk.com

İnsanların Çok Büyük Bir Bölümünün, Doğu Türkistan’da Yaşananlar Hakkında Hiçbir Bilgisi Yok

Dünyanın dört bir yanından bir çok kişi Doğu Türkistan’da yaşayan Müslümanların karşı karşıya bulundukları zorlukların, baskıların, her gün bir yenisi gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin farkında dahi değildir. Bir kesim ise yapılan zulüm ve haksızlıkların farkındadır. Ancak bu kişilere yardım edebileceğini, zulmün engellenmesi için çaba sarf edebileceğini aklına dahi getirmez. Üstelik hiçbir şey yapamayacağı konusunda kendisini o kadar inandırmıştır ki, ne okuduğu haberler ne de gördüğü görüntüler vicdanında en ufak bir etki oluşturmaz. Oysa iman eden bir insan, her duyduğundan ve her gördüğünden sorumludur. Allah Kuran’da Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

www.hepimizkardesiz.org

ÇÖZÜM YOLLARI

Yazının başında Doğu Türkistan’ın özerklik hak ve yetkilerinin Çin tarafından ihlal edildiğini söylemiştik. Doğu Türkistan’ın ekonomik bağımsızlığı yok. Tüm kaynakları Çin tarafından sömürülüyor. Uygur halkı da açlık ve fakirlikle yüz yüze kalıyor. Halbuki Çin’in, uluslararası hukuk ölçütlerine uyması ve Doğu Türkistan’ın özerklik haklarını ihlal etmemesi gerekir. Aslında Çin, Doğu Türkistan halkının kendi kendini yönetmesine izin verse ya da ekonomik bağımsızlık hakkı tanısa bundan Çin’in de son derece büyük çıkarı olur. Kendi sınırları içinde rahatça üretim yapan, özgürce yaşayan, korku ve baskının etkisinden kurtulmuş bir Doğu Türkistan ortaya çıkar ki burası, Çin için yeni bir atılım merkezi olabilir.

Çin, Doğu Türkistan’daki zulmün duyulmasını istemiyor. Bu bölgenin unutulmasını istiyor. Bu yüzden bölgeyi dünyaya kapatmış durumda. Orada yaşananlarla ilgili sağlıklı bir bilgi alınamıyor. Çin’in bu içe dönük yapıya da son vermesi gerekiyor. Çin hükümeti Doğu Türkistan konusunda şeffaf bir politika izlemeli. Herhangi bir devlet ya da uluslararası örgüt temsilcileri veya dünya basını o bölgeye girip, diledikleri anda güvenilir bilgilere ulaşabilmeli.



Doğu Türkistan’daki zulmün sonra ermesi için en büyük görev de Müslümanlara düşüyor. Tek yapmamız gereken, Allah’ın gösterdiği çözümü uygulamak... Allah yeryüzünün huzura kavuşması için inananların kardeşler olmaları, birbirlerine yardım etmeleri ve birlik olmalarını emretmiştir. Çin zulmünü durdurmanın ve kesin netice alınmasının tek yolu İslam Birliği’nin kurulmasıdır. Tüm Müslümanların yapması gereken de, kardeş olduğumuzu hatırlayıp mezhep çatışmalarını, anlaşmazlıkları bir kenara bırakmak, ortak paydalarda birlik olup İslam Birliği’ni acil olarak kurmaktır.

1 milyarı aşkın nüfusuyla birlik olmuş bir Türk-İslam alemi, son derece caydırıcı ve etkili bir güce sahip olur. Müslümanların ezilmesi, hor görülmesi, baskı altına alınması, zulme uğratılması gibi bir ihtimal olmaz. Kimse bunu aklından dahi geçiremez.



Yalnız, bu birlik; düşmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için değil, dünyada barışın tesisi için var olacaktır. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, Allah’ın izniyle tüm dünya aydınlığa, barışa ve huzura kavuşacaktır.

Masaüstü Görünümü