Harun Yahya

Darbeler ülkesi Arjantin




Yirmi üç eyalet, bir özerk federal bölge ve bir ulusal bölgeden oluşan Arjantin’in tarihi, diğer Latin Amerika ülkelerinde de olduğu gibi demokrasi kültürünün olgunlaşamadığı bir ‘darbeler’ tarihidir. Ülke görünürde demokrasiyle yönetiliyor gibi olsa da sivil yöneticiler hiçbir zaman ülkede sağlıklı bir şekilde çalışamamıştır.

Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkede 1930’dan bu yana hiçbir sivil idare 6 seneden fazla iktidarda kalamadı. Aynı zamanda, sivil idareler döneminde de cuntalar hiçbir zaman rahat durmadı. 1819’dan bu yana devam eden bu federatif eyaletler birliğinde 46 devlet başkanından sadece ikisi askeri darbesiz görevini devir teslim edebildi.

ARJANTİN’DE DİKTATÖRLÜK VE DARBELER

Arjantin, İspanyol sömürgesinden kurtulmak için verdiği savaşla 1816’da, “Güney Amerika Birleşik Eyaletler Birliği” olarak bağımsızlığını ilan etti. Bu eyaletler arasında her zaman ‘merkez’ olma kavgaları meydana geldi. Buenos Aires Eyaleti etrafında birleşmek isteyen ve merkeziyetçilikten yana olan birlikçilerle bölge kuruluşlarını destekleyenler arasında yoğun çekişmeler yaşandı.

1829’da iktidarı ele geçiren Rosas, 1852’lere kadar sürecek olan kanlı bir diktatörlüğe imza attı. Bu tarihten 1915’lere kadar yerel seçkinler ve büyük toprak sahipleri ülkede söz sahibi oldular. Arjantin, 19. yüzyıldan 20. yüzyıl ortalarına kadar 6,2 milyon göçmenin ülkeye gelmesine sahne oldu. Bu da toprak sahipleri ve yerel seçkinlerle halk arasındaki derin ekonomik uçurumu arttırdı.

1929 iktisadi buhranı sonunda 1930’da Arjantin’de darbe oldu, ülke iki yıl boyunca darbeciler tarafından yönetildi. Bu dönemin ardından birçok asker başkan olarak halkın değil ordunun istekleriyle Arjantin’i yönetti. Justo (1932-1938), Ortiz (1938-1942) ve Castillo (1942-1943) dönemleri bunlara örnektir.

Castillo ise 1943 “Albaylar İhtilali” ile devrildi. Ülke yine 3 yıl cuntalar tarafından yönetildi. 1946’da Albay Peron, kenar mahallelerdeki kendi taraftarlarını ayaklandırarak girdiği seçimlerde başkan seçildi. Peron, ilk başa geldiği dönemde ekonomide başarılı işler yaptı. Peron, basını bir devlet organı haline getirdi, işçi sendikalarını radikalleştirerek kendi siyasetinde kullandı. Anayasada değişiklikler yaptırarak totaliter bir rejimle başkanlık yaptı. Sonradan, ABD’ye karşı bir tutum içinde SSCB’ye yakınlaştı. Ekonomide özellikle ihracatta bir çöküş yaşandı. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kentlere olan yoğun göç ve işsizlik gelir eşitsizliğini arttırdı.

1955 yeni bir darbeyle Peron’un iktidardan indirildiği tarih oldu. Asker 3 yıl görevde kaldıysa da, sonra seçilen sivil başkanı 1962’de yine bir askeri cunta istifaya zorladı. Hatta 1962-63 yılları arasında, askeri komiteler arasındaki rekabetten doğan bir kargaşa dönemi yaşandı.

1966’da Peroncular yine seçimleri kazanınca ordu da harekete geçerek yeni bir darbe yaptı. Bu sefer asker 7 yıl başta kaldı. Üç yıl süren sözde sivil dönemin ardından Peron bu sefer 1973’te başa geldi. Bir sene sonra ölünce yerine eşi Isabel Peron seçildi, o da 1976 darbesiyle devrildi. Bu darbeye askerin verdiği isim ise “Arjantin Devrimi” oldu.



Ülke, 1976-1983 tarihleri arasında yine askeri cunta tarafından yönetildi. Ülkede “Kirli Savaş” olarak anılan bu askeri diktatörlük döneminde resmi raporlara göre 11 bini aşkın kişi öldü veya kayboldu. İnsan hakları grupları ise bu rakamın 30 bin civarında olduğuna vurguluyor. Sadece Campo de Mayo askeri hapishanesinde 3.950 kişi işkenceyle can verdi. Darbeye karşı mücadele eden solcu gençlerin uçaklardan denize atıldığı dahi ileri sürüldü. Bu çok kirli ve karanlık dönem, 1982’de İngiltere’yle yapılan Falkland Savaşı’nın kaybedilmesiyle sona erdi ve ülke serbest seçimlere gitti.

Arjantin’in 1983’ten sonraki dönemi, darbe suçlarının ve diğer siyasi büyük suçlamaların yargıya intikal ettirildiği bir dönem durumunda.

SİYASETE BULAŞAN RÜŞVET, KARA PARA AKLAMA VE CİNAYET SUÇLAMALARI

Adaletsizlik, baskıcı ve sevgisiz politikalar üreten otoriter yönetimler ülkede yoğun bir mafyalaşma süreci de başlattı. Bu ortam, Arjantin’de devlet içinde devlet oluşturan organize yapıları da beraberinde getirdi. Yolsuzluk, rüşvet gibi suç isnatları siyasilere yöneltilen alışıldık suçlamalar haline geldi.

Eski Devlet Başkanı Carlos Menem hakkında yasa dışı silah satışı, ihaleye fesat karıştırma ve kara para aklama konularında soruşturmalar açıldı. Menem 1991-1995 yıları arasında, BM’nin ambargo uyguladığı Hırvatistan ve Ekvador’a Arjantin’e ait silahların gönderildiği yönündeki suçlamalar nedeniyle yargılandı. 2001 yılında tutuklandı ve ev hapsinde tutuldu. 2013’te de silah kaçakçılığı suçundan 7 yıl hapse mahkum edildi.

2001 yılında ekonomik kriz ve yağma olayları üzerine istifa eden Devlet Başkanı De la Rua’nın yerine geçen Adolfo Saa da büyük halk protestolarına maruz kaldı. Saa’nın, yolsuzluk dosyalarında adı geçen kişileri üst düzey makamlara ataması yüzünden ülkede tansiyon arttı, binlerce kişi hükümet binasını işgal etti. Saa’nın başdanışmanı Carlos Grosso ve sonrasında da kabinenin tamamı istifa etmek zorunda kaldı.

Arjantin Devlet Başkan Yardımcısı Amado Boudou 2014 yılında rüşvet ve ihaleye fesat karıştırmaktan tutuksuz yargılandı.

1994’te Arjantin’deki AMIA Yahudi kültür merkezine yönelik gerçekleştirilen ve 85 kişinin ölüp 200 kişinin yaralandığı bombalama olayı, ülke açısından çok önemli bir boyuta geldi. Çünkü, bu davaya bakan Savcı Alberto Nisman, şimdiki Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez de Kirchner hakkında da soruşturma açtıktan sonra evinde ölü bulundu. Nisman, Kirchner’i 1994'teki terör saldırısıyla ilgili soruşturmada İran ile gizlice anlaşmaya varmakla resmen suçlamıştı. Muhalefet partisi milletvekillerinden Patricia Bullrich, savcının tehditler aldığını ve baş savcılıktan koruma istediğini açıkladı. Bir savcının meclise açıklama yapmak üzereyken öldürülmesi, siyasi skandalların Arjantin’deki boyutunu ortaya koyan önemli hadiselerden sadece birisi.

ARJANTİN DEVLETİ YİNE İFLAS ETTİ

Arjantin, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik oranları, düşen ihracat gelirleri, artan dış borçlar ve bunların getirdiği sosyal patlamalarla çalkalanan bir ülke. Arjantin’de gelir eşitsizliği de çok yüksek oranlarda. Ülke, gelir eşitsizliği katsayısında Brezilya’yı da geçmiş durumda.

Uluslararası kurumlar tarafından yapılan açıklamalarda, Gini katsayısı 0-0,3 arasında olan ülkelerin gelir dağılımı açısından makul görüldüğü, 0,3-0,5 arasındaki ülkelerin orta derecede eşitsizlik içinde olduğu, 0,5’in üzerindeki ülkelerde ise gelir dağılımında büyük adaletsizlikler olduğu dile getiriliyor. Arjantin’in Gini indeks katsayısı ise 0,59. Gelir dağılımındaki adaletsizlikte en son iki ülke olan Güney Afrika’nın 0,65, Namibya’nın ise 0,71’lik katsayıya sahip olduğu göz önünde bulundurulursa Arjantin’in durumu daha rahat anlaşılacaktır.

Son 33 yıl içinde de devlet üç kez iflasa düştü. Maddi sıkışıklığını aşmak için sürekli kredi almak zorunda kalan ve bunları geri ödeme vadelerinde ödeyemeyen Arjantin yine iflasa düştü. Kredi derecelendirme kuruluşları Arjantin’in kredi reytingini tercihli temerrüte indirdi. Devlet yöneticilerinin, yüzde 300 faiz isteyen kreditörlerle anlaşabilmesi de çok zor görünüyor. Ülke 2001 yılında da büyük bir krizle yine moratoryum ilan etmiş ve 100 milyar $ civarındaki dış borcu ödeyemeyeceğini belirtmişti. Bu iflasın ardından birçok fon Arjantin devlet tahvillerini satın almıştı.

MAFYA VE ADAM KAÇIRMALAR

Ekonomik krizler, politik skandallar, darbeler, otoriterlik hastalığı, demokrasi kültürünün ülkede yerleşik olmaması ve materyalist eğitim sonucunda ülkede yoğun bir sevgisizlik hakim. Ülkenin genel sosyal yapısı da toplumda suçun yaygınlaşmasına uygun bir zemin sağlıyor.

Ülke, özellikle son kriz dönemlerinden sonra uyuşturucu kartellerinin de cirit attığı bir ülke haline dönüştü. Arjantinli olan Papa Francis’in, ülkesinin Meksika gibi uyuşturucu kartellerinin eline düşmemesi için La Alameda adlı STK’ya yaptığı uyarılar da durumun boyutlarını gözler önüne seriyor. Aynı şekilde, Arjantin Kilisesi de son yıllarda artan uyuşturucu trafiği konusunda hükümete uyarılarda bulunuyor. Ülkede özellikle Kolombiyalı uyuşturucu kartellerinin kapalı mahalleler oluşturduğu ve buradan suç örgütlerini yönettiği bildiriliyor.

Arjantin, sık sık futbolcu kaçırıp fidye isteme hadiseleriyle gündeme geliyor. Aynı zamanda, tribün liderliğini ele geçirmek isteyen gruplar da ülkede terör yaşatıyor. 13 milyon nüfuslu Buenos Aires şehrinde, ülkenin en zengin zümrelerinden biri olan futbolcu aile üyelerinin kaçırılması vakalarının artması ülkede büyük bir tedirginlik yaratmış durumda. 2003’te River Plate takımında oynayan Dario Husain kaçırılmış, sonra bir operasyonla kurtarılmıştı. Aynı takımdan Astrada’nın da babası kaçırılmış, fidye istenmişti.

Geçtiğimiz sene ise ünlü futbolcu Carlos Tevez’in babası kaçırıldı. Yüklü bir fidye karşılığında Tevez’in babası özgürlüğüne kavuştu. Birçok Arjantinli futbolcu bu olaylar yüzünden başka ülkelere gitmek zorunda kaldı.



ARJANTİN DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜ İÇİNE SİNDİRMELİ

Arjantin 20’den fazla yerel halk ve Avrupalı göçmenlerin bulunduğu federatif yapıları birleştirebilmek için mecburi olarak başkanlık sistemini seçmiştir. Ancak demokrasi kültürünün yerleşmediği diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi Arjantin’de de karanlık dönemler hiçbir zaman eksik olmamaktadır. Başa gelenler siyasetçilerin bir uzlaşı ve adalet kültüründen çok, çıkarcılık ve otoriterlik kültürü içinde olmaları toplumdaki huzursuzluğu da iyiden iyiye arttırmaktadır. Arjantin’i bu karanlık ortamdan çıkaracak şey, toplumun sevgiyle birbirine kenetlenmesini sağlayacak politikalara acilen geçilmesidir.

Adnan Oktar'ın News Rescue'da yayınlanan makalesi:

http://newsrescue.com/argentina-a-country-of-coups/

Masaüstü Görünümü