Harun Yahya

Türkiye için yepyeni bir dönem


 

Geçtiğimiz Pazar günü Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Türk halkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni hükümetini belirlemek için sandığa gitti. Geçtiğimiz 13 yıl boyunca referandumlar dahil tam 10 seçimi liderlikle tamamlamış olan Ak Parti, bu seçimin de lideriydi. Tek bir farkla: İktidar partisi 13 yıldır ilk defa parlamenter çoğunluğu kaybetmişti. 258 milletvekili çıkarmış, tek başına iktidar olmak için gereken 276 sandalye sayısına ulaşamamıştı. Bunun anlamı 13 yıldır hayatımızda olmayan koalisyona geri dönüştü. Türkiye, artık çok yeni bir döneme girmişti.

Türkiye tarihinde koalisyonlar istikrarsız yönetim dönemlerini beraberinde getirmiştir, o nedenle iyi anılmazlar. Ancak koalisyonların istikrarsızlığını, koalisyonun doğasına değil, ülkeye hakim olan zihniyet hatalarına, demokratik anlamda zayıflıklara ve derin devlet vesayetlerinin kirli oyunlarına bağlamak daha doğru olacaktır. Türkiye’nin istikrar içinde geçirdiği 13 yıl, bu anlamda çok şeyi değiştirmiş, derin devletlerin vesayet dönemi sona ermiş ve Türkiye, tek başına ayakta kalması gereken olgun ve güçlü devlet olması gerektiğini fark etmiştir. Artık geri dönüş mümkün değildir. Gerisinde Gezi olaylarını bırakmış, neredeyse tüm sınırları ateş çemberi altında bulunan Türkiye, bu yepyeni koalisyon dönemini istikrara ve gelişmeye yönlendirmek mecburiyetindedir.

Seçimlere dönersek, kamuoyu yoklamalarından da kolaylıkla anlaşılabileceği gibi 7 Haziran 2015 tarihinde Ak Parti’nin oy kaybının en büyük sebebi “başkanlık sistemi” tartışmalarıdır. Israrla üzerinde durulan Amerikan modeli başkanlık sistemine geçiş talebi halk üzerinde ciddi tedirginlik yaratmıştır. Bunun temel sebebi, başkanlık sisteminin beraberinde kaçınılmaz olarak federasyonu getirmesidir. Federasyon, belki dünyanın farklı bölgelerindeki farklı ülkeler için bir sorun teşkil etmeyebilir; fakat bu kelimenin zikredilmesi Türkiye için büyük bir sorundur. Çünkü Türkiye’nin Güneydoğu’sunda, 40 yıldır federasyon beklentisi içinde olan komünist bir yapılanma yani terör örgütü PKK vardır. Bu örgüt, terör saldırılarıyla parçalayamadığı Türkiye topraklarını, şu anda çeşitli kurnaz metotlarla elde etmeye çalışmakta ve bunun için de uzun zamandır özerklik mücadelesi vermektedir. Kürt milliyetçiliği ile hiçbir alakası olmamasına rağmen Kürtlüğü koz olarak kullanmakta, fakat en fazla bölgede yaşayan Kürtlere baskı uygulamaktadır. Söz konusu komünist terör örgütünün amacı, legal bir parti kanalıyla Türk parlamentosuna adım atmak, illegal bir devlet sistemi ile de Güneydoğu’ya hakim olmaktır. Eğer Türkiye Cumhuriyeti de federasyonlar şeklinde bölümlere ayrılırsa, bölgede baskı ve tehditlerle alan hakimiyeti kurmuş olan PKK’nın hedefine ulaşmasına ramak kalmış olacaktır. İşte bu gerçek Türk halkını paniğe sürüklemiş ve Türk halkı, başkanlık sistemi söylemlerine tolerans göstermemiştir. Sayın Erdoğan’ın başkanlık konusundaki ısrarını engellemenin tek yolu olarak da, %10 barajını geçmeye en uygun parti olan HDP’ye yönelmişlerdir.

Sorun şu ki HDP, tüm liberal görüşlerine, kadın haklarına gösterdiği özene, ılımlı yaklaşımlarına rağmen, PKK’nın desteğini arkasına almış olan bir partidir. Partinin liderleri ve üyeleri de PKK tarafından tehdit edilmekte, parti de parlamentoda, kapalı kapılar ardında -gönüllü veya gönülsüz-, “PKK’yı temsil eden legal parti” olarak yer almaktadır. Eğer PKK’nın dayanağını almamış olsaydı kuşkusuz bu parti demokrasimiz için önemli bir değer olarak varlık kazanabilir, çok daha fazla destekçi edinebilirdi. Fakat PKK desteği, şu an HDP’yi sadece bir risk olarak göstermeye yaramaktadır.

Bu yazıyı okuduğunuzda belki Türkiye’de yeni hükümet kurulmuş, belki de hala görüşmeler devam ediyor olacak. Seçeneklere dönüp baktığımızda, başkanlık sistemi talebinden vaz geçilmediği taktirde erken seçim senaryosunun sadece bir zaman ve para kaybı olacağı açıktır. Mantık değişmeden seçimi öne almak bir şeye yaramayacak, hatta Ak Parti seçmeninin sayısını daha da azaltabilecektir. Azınlık hükümeti, muhalefetin çoğunluğu oluşturması bakımından risklidir. Kararlar ve yasaların meclisten geçmesi ciddi anlamda zorlaşacak ve istikrar ihtimali düşecektir. En istikrarlı yolun koalisyon olduğu açıktır. Koalisyon için ise en iyi aday MHP’dir. MHP, bilindiği gibi milliyetçi çizgide olan ve PKK ile mücadele konusunda oldukça kararlı bir partidir. MHP’nin hükümette yer alması, özellikle de İçişleri Bakanlığı gibi önemli bir görevin MHP’ye teslim edilmesi elzemdir. Bu yapıldığı taktirde hem çözüm süreci nedeniyle Ak Parti üzerinde bulunan ağır sorumluluk bir nebze azalacak, hem de PKK, MHP’nin kararlılığını bildiğinden, şımarıkça Güneydoğu hakimiyetini devam ettiremeyecektir.

Şunu hatırlatalım, PKK bölgede güçlendiği ve Türkiye, Suriye, Irak ve İran üzerinde hakimiyet kurduğu taktirde, komünist bir devletin temellerini atacak ve bu da sadece Türkiye için değil, bütün Ortadoğu ve ardından bütün dünya için büyük bir bela olacaktır. Dolayısıyla Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit ciddiye alınmalıdır. Kobani konusunda PKK’ya yardım etmemekle suçlanan Türkiye’nin durumunu Batı yeni yeni anlamaktadır. The Daily Beast gazetesinde Jamie Dettmer’in “Amerika’nın kurtarmak için yardım ettiği kasaba şu anda teröristler tarafından yönetiliyor”1 başlıklı yazısı buna iyi bir örnektir. Dettmer, Kobani’de koalisyon güçleri tarafından kendilerine yardım edilenlerin aslında Kürt savaşçılar değil, kendi halklarına zulmeden PKK teröristleri olduğunu açık bir dille ifade etmiştir.

Türkiye’de kurulacak olan yeni hükümetin asıl olarak bu tehlikeye dikkatini vermesi elzemdir. Bölünmeye karşı duracak, Güneydoğu’daki Kürtler, hatta HDP’in üzerindeki PKK baskısını kaldıracak, ülkeden ve bölgeden komünist terör tehdidini tamamen yok edecek bir hükümet oluşmalıdır. Şu an artık, birbiriyle kavga içinde olan değil, ülkenin bütünlüğü adına birbirine destek olan partilerin varlığına ihtiyaç vardır. Koalisyon gelenekleri bozulmalı, kızgınlıklar unutulmalı ve Ortadoğu adına güçlü ve her zamankinden daha fazla istikrar getiren bir ittifak kurulmalıdır. Türkiye’nin de, şu anda kan ağlayan Ortadoğu’nun da buna ihtiyacı vardır.

1. http://www.thedailybeast.com/articles/2015/06/02/town-the-u-s-helped-save-now-run-by-terrorists.html

Adnan Oktar'ın Arab News'de yayınlanan makalesi:

http://www.arabnews.com/columns/news/761126


Masaüstü Görünümü