Harun Yahya

Kanlı Cuma’dan sonra bir şeyler değişecek mi?






Tarih 26 Haziran 2015, Cuma. Ramazan ayının ikinci Cuması. Üç ülke, aynı saatlerde üç ayrı saldırıyla şoka uğradı. Fransa’da bir fabrikanın çıkışında bir kişi kafası kesilerek öldürüldü, Tunus’ta iki otelin ortak kullandığı plajda katliam yapıldı, Kuveyt’te ise bir intihar bombacısı 2000 kişinin namaz kıldığı camiye saldırdı. Görüntüler ürkütücü, manzara dehşet vericiydi.

Bir kısmı IŞİD ile ilişkilendirilen bu dehşetli saldırılar acaba dünya kamuoyu veya devlet liderleri açısından bir şey değiştirdi mi? Dünya dehşete çözüm için yeni bir strateji mi belirleyecek dersiniz? Bu ürkütücü saldırıların ardından devletler nezdinde olan bitenleri şöyle özetleyerek söz konusu ülkelerin “saldırılara önlem stratejisi”ni anlamaya çalışalım.

Bu tip saldırıların hemen sonrasında olduğu gibi ilgili ülkelerin devlet başkanları çeşitli açıklamalar yaparlar. Fransa Başbakanı Manuel Valls, saldırıların arkasının kesilmeyeceğini bilircesine "Asıl soru başka bir saldırı olup olmayacağı değil, ne zaman olacağı" diyerek Fransa halkını zor günlerin beklediğini vurgular. Kuveyt emiri saldırıyı ”ulusal birliğe tehdit” olarak niteler ve halkı yatıştırırcasına “işleri artık çok zor, çünkü daha güçlüyüz” gibi ifadeler kullanır. Oysa kendi halkı da, civar ülkeler de, ABD ve Avrupa’da, kanlı baskınları durduracak yol bulamadıklarının farkındadırlar.

İlgili ülkelerde daha fazla güvenlik önlemleri alınmaya başlar. Hedef plaj olduğunda plajlar dikenli tellerle çevrelenir, turistlere korumalar tahsis edilir. Sorunun camiler olduğuna kanaat getirilir ve 80 caminin kapatılması emri verilir. Kanaat önderleri ve devlet adamlarına, saldırganı durdurmak yerine saldırdığı mekanları devreden çıkartmak nedense daha mantıklı gelir. Bu mekanlar Müslümanların 1400 yıldır ibadet merkezleri olsa bile.

Söz konusu ülkelerde insanlar toplu yaşam merkezlerinde daha sık xray cihazlarından geçmeye, daha fazla üst aramasına maruz kalmaya başlarlar. Avrupa ülkelerinde Müslümanlar takip altına alınmaya başlar. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, ülkeyi sarsan terör saldırısının düzenlendiği Rhone-Alpes bölgesinde, güvenlik alarmının üç gün süreyle en yüksek seviyeye çıkarır ve "terör tehdidine karşı birlik ve dayanışma" çağrısı yapar. Charlie Hebdo saldırısından sonra zaten alınmış olan ve gerektiğinde ordunun da göreve çağırılmasını içeren Vigipirate iç güvenlik sisteminin devreye girmesine vurgu yapar. Ülkede Charlie Hebdo’dan beri insanların toplu yaşadıkları her yerde korku hakimdir, fakat liderler sıklıkla ülkeye korkunun hakim olmasına izin vermeyeceklerini belirtirler. Bunun nasıl mümkün olacağı ise meçhuldür.

Devlet başkanları yurt dışı gezilerinden ani dönüş yapmış, devletin ileri gelenleri saldırı bölgesinde yerlerini almış, devlet büyükleri tarafından yaralılar hastanelerde ziyaret edilmiştir. Fakat artık Charlie Hebdo saldırısı sonrasında yapıldığı şekilde dünya devlet başkanları kınama yürüyüşü yapma girişiminde bulunmazlar. Çünkü artık Fransa için bile saldırılar sıradanlaşmış ve belli ki bu tepki yürüyüşleri saldırıları durdurmak adına pek de bir işe yaramamıştır.

Bu arada Avrupa daha fazla silah üretmeye, Tunus ve Kuveyt gibi ülkeler de Avrupa’dan daha fazla silah almaya başlayacaklardır. Koalisyon güçleri Irak ve Suriye’de daha fazla IŞİD mevziini bombalayacak fakat yine siviller ölecek, harabeye dönmüş olan iki ülke daha fazla enkaza dönüşecektir. Bu bombalamaların sonrasında Suriye, Irak, Libya, Yemen’den daha fazla insan kaçmaya başlayacak, onlarla ülkelerini paylaşmak istemeyen bir kısım Avrupa halkı yine ellerinde pankartlarla “mülteci istemiyoruz” yürüyüşleri yapacaklardır.

“Ya başa IŞİD gelirse” endişesiyle Esad’ın saldırılarına uluslararası toplum tarafından daha fazla göz yumulacak; Halep ve Yermük’teki gibi Esad ablukaları görmezden gelinmeye devam edecektir. IŞİD’in güçlenmesine karşı Suriye’de yıllardır Kürtlere eziyet çektiren komünist YPG/PKK terör örgütü ise doğrudan ABD tarafından desteklenmeye devam edecektir. Dehşeti önlemeye çalışan bütün mantıksız girişimler daha fazla dehşetle sonuçlanacaktır.

Dikkat edilirse, güvenlik ve silaha daha fazla yatırım yapılmakta, terörle mücadele adına daha fazla insan öldürülmekte, daha fazla şehir yıkılmakta ve korku sadece Ortadoğu’da değil, Avrupa’da da gitgide daha güçlü bir şekilde hakim olmaktadır. Fakat çok uzun zamandır ısrarla anlattığımız yegane çözüm konusunda halen hiçbir girişimde bulunulmamaktadır. IŞİD vahşetinin tek sebebi, şu an İslam dünyasının büyük bölümünün yaptığı gibi Kuran dışında başka kaynakları esas almasıdır. IŞİD vahşetinin ortadan kalkmasının tek yolu, İslam’ın başka kaynaklarda değil sadece Kuran’da olduğunun gösterilmesidir. Dolayısıyla Avrupa, xray cihazlarına veya silahlara yaptığı yatırımı Kuran’da yer alan gerçek İslam’ın anlatılması için harcasa; Tunus, camileri kapatmak yerine bu camilerde sadece Kuran eğitimini zorunlu kılsa; ABD, Suriye’de terör örgütü PKK’ya yardım etmek yerine bu bölgede Kuran’daki İslam’ı öğretecek bir politika izlese, IŞİD şiddetinin son bulduğuna işte o zaman şahit olabiliriz. Plajda güneşlenen insanların kafir olmadığına, Şiilerin dinden çıkmadığına, dinde zorlama olmayacağına IŞİD’i ikna etmek ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Onlar, sizin nasihatleriniz, gazetelerde manşet manşet yazdığınız yazılarınız veya kınama ve nefret söylemlerinizle değil sadece Kuran ile doğru yola ulaşır; şiddetten ancak o zaman vazgeçerler.
Umarız bundan sonra ne Ortadoğu’da ne de Avrupa’da bu tip ürkütücü katliamlar meydana gelmez. Fakat bu son derece gerekli eğitim sistemi uygulamaya geçirilmediği sürece korku dağları beklemeye devam edecektir. Korkuyla yaşamak ise bir toplum için büyük felaketlerden biridir. Dünyada hiçbir halkın hak etmediği bir felaket. 

 

Adnan Oktar'ın Arab News ve Caravan Daily'de yayınlanan makalesi:

 

http://www.arabnews.com/columns/news/771516


http://caravandaily.com/portal/how-to-defeat-daesh-harun-yahya/


Masaüstü Görünümü