Harun Yahya

ABD Ortadoğu’da yanlış yaptı




Ortadoğu’yu inşa etmek, yüz yıldan fazla bir zaman boyunca daima ABD’nin en büyük hedeflerinden biri oldu. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra iyice şekillenen bu hedef için çok para harcadı ABD, çok da emek. ABD, istese gerçekten de Ortadoğu’yu şekillendirebilirdi. Hayal ettiği şekilde kendi demokrasisini getirir; kendi özgürlük anlayışını hakim kılar; modernliği, kaliteyi, özgür ruhu yaygınlaştırabilirdi. Baas rejimlerinin destekçiliğini yaptığı komünist zihniyeti tümüyle bertaraf edebilir, halkların barış içinde mutlu yaşadıkları, parçalanmak yerine birleşmeye yöneldikleri bir coğrafya meydana getirebilirdi. Bu coğrafya, tam da ABD’nin özlemini duyduğu şekilde ateşli birer ABD müttefiki olur, ABD’nin Ortadoğu hakimiyeti, sevgi, ittifak ve minnettarlık üzerine kurulabilirdi.

Geçen bunca zaman içinde ABD, eğer elindeki eğitim, sevgi ve uzlaşma yollarını kullansaydı, bu sonucu çoktan elde etmişti. Eğer ABD derin devleti, Ortadoğu halklarına “aşağı ırklar” gözüyle bakmamış olsaydı, onları yıllardır süregelen diktatörlük dönemlerinin esareti altındaki halklar olarak görebilseydi, bu toplumlara zarar veren hurafe dinini ortadan kaldıracak bir Kuran çalışması yapmış olsaydı manzara bugünkünden çok farklı olacaktı.

Ama farklı bir yol seçti Amerika. “Barbar” olarak gördüğü halkları şiddetle “adam etmeye” kalktı. Kendi demokrasi anlayışını; onların dinlerini, tarihlerini, değerlerini, ahlaki güzelliklerini umursamaksızın inşa etmeye kalktı. Daha önce demokrasi ve özgürlükleri yaşamamış, hurafe dini ve diktatörlükler altında ezilmeye mahkum bırakılmış halkların durumunu anlayamadı.

Şimdi ABD yetkilileri, IŞİD tarafından gerçekleştirilen katliamları, El Kaide gibi grupların uyguladığı şiddeti hayretler içinde izleyerek kınamalar yayınlıyorlar. Oysa durumu değerlendirmek için biraz geçmişe, Irak savaşının başladığı dönemlere şöyle bir dönmek yeterli.

Ebu Garib (veya Ebu Gureyb) hapishanesi, 2004 yılında, Iraklı bir tutuklunun boynuna geçirdiği tasmayı çekerken görüntülenen Lynnie England’ın görüntüleriyle geniş çaplı gündeme gelmişti. Aslında bu görüntüler orada neler olup bittiğini anlamak adına küçük bir gösteriydi. Ebu Garib’ten sorumlu general J. Kaprinski, Ebu Garib Hapishanesinin askeri istihbarat tarafından yönetildiğini, taciz ve kötü muamelenin fiilen resmi politika olduğunu ve sorgulamalara CIA ajanlarının da katıldığını belirtmişti. 2004’de Ebu Garib’de sorgulama yapmakla görevli Eric Fair’in yıllar sonra dile getirdiği ifadeleri hatırlayalım. Geçen yıl New York Times’daki yazısında “Ben, şu an gurur duyulabilecek biri olabilirim. Ama değilim. Ben Ebu Gureyb’de sorgulama yaptım. Ben insanlara işkence yaptım.” şeklinde açıklamalarda bulunan Fair, Senato’nun açıkladığı işkence raporunda geçen pek çok metoda şaşırmadığını, hatta redakte edilen sayfalarda çok daha fazlası olduğunu belirtmişti. Fair şöyle devam etmişti: “Ama Amerikalıların çoğu raporu okumadı. Ve çoğu asla okumayacak. Yine de o rapor bu ülkenin nasıl bir ülke olduğunu daima hatırlatacak .”1

2006’da açıklanan Ebu Garib raporu 1325 fotoğraf, 93 video ve cinsel tacizleri belgeleyen 660 resim ile gerçek anlamda kapsamlı bir manzara sermişti önümüze. Fakat sorun şu ki, bu veriler 18 ekim-30 aralık 2003 tarihleri arasını yani sadece iki buçuk aylık süreyi kapsıyor. 8 yıl süren Irak savaşı beraberinde daha ne korkunç işkenceleri getirdi, bunlar hala bir sır.

Yıllar sonra yine ABD deniz piyadelerinin Felluce’de bir evin bahçesinde yatan direnişçilerin cesetlerini ateşe verdiklerini gösteren fotoğraflar ise trajedinin bir başka yönü. Hatırlanacağı gibi Pentagon Sözcüsü Albay Steven Warren, fotoğraflar için “askerlerimizden ummadığımız bir şey” ifadelerini kullanmıştı. Ne acıdır ki, Ortadoğu insanları bunu ABD askerlerinden umuyorlar.

2001 yılında başlayan Afganistan savaşının en büyük kara lekelerinden bir tanesi olan Guantanamo kampında olan bitenler ise, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş durumda. 2007’den beri açlık grevinde olan ve kamp yetkilileri tarafından zorla damardan beslenen Yemenli mahkum Tariq Ba Odah şu anda sadece 33.5 kg ağırlığında. Mahkumun kamptan ayrılması ise, açlık grevlerini teşvik eder iddiasıyla kabul edilmiyor.2 Obama’nın başkanlık serüveninin başlangıcından itibaren kapatılması beklenen Guantanamo, işte ancak bu haberlerle gündeme geliyor.

Burada bir noktaya vurgu yapalım. IŞİD ve onlar gibi Ortadoğu’da vahşet uygulayan hiçbir grubun uygulamalarını tasvip etmemiz mümkün değildir. Belirtmek istediğimiz asıl konu, IŞİD’in uygulamalarını her fırsatta kınayan, bunları “vahşet”, “acımasızlık” olarak nitelendirilen ABD’nin kendi politikalarına dönüp bakmasıdır. Ebu Garib vahşetleri, Guantanamo hukuksuzlukları, ardı arkası gelmeyen işkenceler, öldürdükleri askerlerin burunlarını ve kulaklarını saklayan ABD askerleri yakın geçmişe ait somut gerçeklerdir. Günde 22 ABD askerinin intihar ettiği Amerika da bunun ceremesini korkunç şekilde çekmiş durumdadır. Ortadoğu’da bir çılgınlık halini alan Amerikan düşmanlığı ise geri dönüşü zor bir hal almıştır. Dolayısıyla Ortadoğu’daki vahşet ve düşmanlık ruhunun ortaya çıkmasında ABD kendini müstağni görmemeli, tam tersine sorumlu tutmalıdır.

Şunu ekleyelim: ABD güzel bir ülkedir, insanları değerlidir, ABD askerlerinin de pek çoğu vicdanlı insanlardır. Ama ABD’nin Ortadoğu politikasında büyük bir yanlışlık olduğu açıktır. ABD “bu vahşet nereden çıktı?” demek yerine kendi politikasını sorgulamalıdır. Ortadoğu’da vahşet korkunç boyutlara varsa da, vahşete değil eğitime yönelik yeni bir politikayı uygulamak için hala çok geç değildir.

1.     http://www.nytimes.com/2014/12/10/opinion/the-torture-report-reminds-us-of-what-america-was.html?_r=0
2.     http://www.reuters.com/article/2015/08/14/us-usa-guantanamo-idUSKCN0QJ02D20150814

Adnan Oktar'ın Arab News & MBC Times'da yayınlanan makalesi:

http://www.arabnews.com/columns/news/794986

http://www.mbctimes.com/english/us-fatally-flawed-policies


Masaüstü Görünümü