Harun Yahya

Türkiye’deki diğer %50




Dünyanın yakından izlediği Türkiye seçim sonuçları, gerçek anlamda bir sürprizdi. 1 Kasım seçimleri, henüz yaklaşık 5 ay önce gerçekleşen genel seçimlerin bir sağlaması olmuştu. 7 Haziran’da büyük oranda oy kaybedip, 13 yıllık iktidardan sonra koalisyon görüşmeleri yapmak zorunda kalan AKP’nin, bu erken seçimlerde oyunu artıracağı tahmin ediliyordu. Fakat yaklaşık 9 puanlık fark, beklenenden çok daha büyük bir farktı. Türkiye’nin ana muhalefet partilerinin dört yıl sonrasında bile elde edemediği dev bir farktı. Bütün anket şirketlerinin seçim sonrası televizyonlara çıkıp özür dilemek zorunda kaldığı şaşırtıcı bir farktı. Peki böyle bir başarı nereden kaynaklandı?

5 ay, bir ülke siyasetinin gidişatını değiştirmek için kısa bir dönemdir. Fakat bu gidişat, ülkede gelişen olayların hızına ve çapına göre şekillenebilir. Geçtiğimiz beş ay Türk halkı için böyle olmuştur. Bu beş ay içinde, Türkiye tarihinin en büyük terör olayının ülkenin başkentinde gerçekleşmesi, PKK terör örgütü ile ateşkesin sona ermesi ve özellikle de örgüte yönelik sınır içi ve sınır ötesi operasyonların başlatılması Türk insanı için radikal olaylardır.

Ülke, 13 yıl aradan sonra ilk defa olarak hükümetsiz kalmıştır. PKK’nın desteklediği ve geçtiğimiz Haziran ayında sürpriz şekilde oyunu yükselten HDP’nin terör olayları karşısında PKK’ya tepkisiz kalması malumun ilanı olmuş, emanet oylar geri tepmiştir. Hükümetsiz dönemde, muhalefet partileri koalisyona yanaşmamış, muhalefete verilen imkan değerlendirilememiş, çözüm getirmesi ve hükümette bulunması arzulanan diğer partilere olan güven sarsılmıştır.

Yine bu 5 aylık dönem içinde ekonomi ciddi anlamda zarar görmüş, istikrarsızlığın acımasız karşılığını Türk halkı uzun zaman sonra ilk defa tatmıştır.

Fakat başarıda en büyük etken, kuşkusuz, AKP’nin Haziran’da yaşadığı hezimetin en büyük sebebini oluşturan “başkanlık sistemi” talebinin dile getirilmemiş olmasıdır. Başkanlık, Türk halkına sadece bölünmeyi çağrıştırmaktadır. Bu ise, vatanın bir bölümünü ve Kürt vatandaşlarımızı PKK gibi Stalinist bir terör örgütüne teslim etmek anlamına gelmektedir. Bu nedenle başkanlık, Türk halkının hassas noktası olmuş, AKP’nin bu söylemden uzaklaşması da esas puanı getiren unsur olmuştur.

Asıl mesele ise bundan sonrasıdır. AKP, artık geçmişte hiçbir zaman elde etmemiş olduğu bir sorumluluğu üstlenmiş durumdadır. Gezi olayları, çözüm süreci ve terör olayları gibi sınavların ardından tekrar bayrağı teslim almıştır. Başbakan Davutoğlu’nun seçim sonrasında, “7 Haziranda verdiğiniz mesajı aldık” demesi bu bakımdan büyük önem taşımaktadır. Halk, 7 Haziran’da AKP’yi iktidardan düşürerek, başkanlık sistemini asla kabul etmediğini açıkça ortaya koymuştur. Daha güçlü bir demokrasiye ihtiyacı olduğunu ve kutuplaşma ve ayrışmalardan artık kurtulmak istediğini, ancak bunu yeni bir sistem ile değil mevcut parlamenter sistemin geliştirilmesi ile istediğini ifade etmiştir. Eğer AKP, gerçekten bu mesajı aldıysa, bundan sonraki adımlar hayati önemde olacaktır.

Halk, hükümetin samimiyetini sınayacaktır. Başkanlık söylemlerinin bittiğine inanarak oy vermiştir; eğer AKP tekrar bu söylemlere dönecek olursa kendisine ihanet edildiği hissine kapılacak ve AKP’den temelli uzaklaşacaktır. Dolayısıyla AKP, asla bu hataya düşmemelidir.

Çözüm süreci adı verilen sözde ateşkes döneminde PKK’nın ülke içinde hakimiyet alanları genişlemiş, hükümet ise, çözüm sürecinin bir hata olduğunu, hatta “aldatıldığını” itiraf etmiştir. Dolayısıyla hükümetin şimdiki tavrı, PKK’ya tam anlamıyla cephe alacak ve bu terör örgütünü lağvedecek şekilde olmalıdır.

Başbakan Davutoğlu, zafer konuşmasında, herkesin hukukunun güvence altında olduğunun altını çizmiştir. Bu önemli bir husustur. Hukuk sisteminin işleyişinden şikayetçi olan çeşitli kesimlerin mağduriyeti dinlenmeli ve bu konuda ciddi bir yenilemeye gidilmelidir.

Fakat bunların ötesinde, Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri, ülkedeki ürkütücü kutuplaşma ve gerilimdir. Başbakan ve Cumhurbaşkanı, artık kendilerini seçmemiş olan %50’nin gönlünü kazanmak zorundadır. Ülkenin yarısı zaten onlardan yanadır, fakat %50’nin iktidarda temsil edilmiyor olması büyük bir şeydir. Başbakan Davutoğlu, seçim sonrasında bu zaferin tüm Türkiye’nin zaferi olduğunu belirtmiş, merhamet, tevazu ve özellikle sevgi vurgusu yaparak önemli bir mesaj vermiştir. Bu açıklamalar, son derece güzel ve yerindedir. Bu üslubun aynı şekilde devam ettirilmesi elzemdir. Artık, büyük ölçüde solu temsil eden diğer %50’nin kalbini kazanmaya odaklanılmalıdır. Özellikle sevgiye vurgu yapan, sevecen ve şefkatli bir üslupla ülkenin bu diğer yarısına güvence vermek, Türkiye’nin hep birlikte büyümesi için kilit önemdedir.

Unutulmamalıdır ki, bir ülkenin kalkınması, demokratikleşmesi ve büyümesi, ancak ve ancak o ülkenin halkı mutlu olduğunda mümkün olabilir. Bu olduğu taktirde, AKP asıl iktidarı yakalamış olacak, ancak o zaman 78 milyonluk Türk halkını kazanmış olacak, Türkiye’nin ise önü tümüyle açılmış olacaktır. 

Adnan Oktar'ın Arab News ve National Herald Tribune'de yayınlanan makalesi:

http://www.arabnews.com/columns/news/831696

http://dailynht.com/epaper/main.php?action=epaper&id=main&page=5&dt=09-11-2015


Masaüstü Görünümü