Harun Yahya

Türk-Rus ilişkilerinin geleceği




Son birkaç aylık belirsizlik sürecini hesaba katmazsak, 1 Kasım erken genel seçimlerinde sandıktan AKP'nin 13 yıllık 'tek başına iktidar olma' geleneğini 4 yıl daha sürdürme yetkisi çıktı. Partiler arasında, bir önceki seçim sonuçlarına oranla, tahminlerin çok ötesine varan oy kaymaları da seçimlere damgasını vuran beklenmedik bir sürpriz oldu.

Pek çok çevrede, 1 Kasım'da tekrarlanan genel seçim sonuçlarının bir öncekine yakın olması bekleniyordu. Ancak AKP'nin 5 ay gibi çok kısa bir sürede oylarını %9 oranında artırması kendi seçmenini dahi şaşırttı. Daha da ilginci, bugüne kadar en isabetli tahminleri yapan güvenilir ve tecrübeli PIAR şirketlerinin temsilcileri böyle bir sonucu öngöremedikleri için tv kanallarında halktan özür dilediler.

Seçimleri çok yakından izleyen dünya medyası da sonuçları takipçilerine sık aralıklarla aktardı. BBC, New York Times, El Cezire, Financial Times gibi yayın kuruluşları Türkiye seçimlerine manşetten yer verdi. Bu haberlerde, "sürpriz", "hayret", "şok" şeklindeki şaşkınlık ifadelerine bolca rastlamak mümkündü. Guardian, "Türkiye'nin şoke eden seçim sonuçları" ifadesini kullanırken, diğer pek çok Batılı medya kuruluşu da sonuçları "AKP'nin beklenmedik zaferi" olarak yorumladı.

Elbette 5 ayda AKP'yi galibiyete taşıyan sürpriz, beklenmedik, hayret verici bu zaferin somut ve kayda değer nedenleri var:

Bunların en başında, ülke genelinde teröre karşı başlatılan yoğun ve kapsamlı operasyonlar geliyor.

Son birkaç yıllık süreç içinde AKP hükümeti, barışın tesisi adına terörle mücadelede geri adım atmıştı. Teröre çözüm getireceği umulan çözüm süreci, son iki yıl içinde PKK’nın varlığına çözüm getirmediği gibi, PKK’nın Türkiye’de sinsice alan hakimiyeti kurmasına zemin hazırlamıştır.

7 Haziran genel seçimlerinin ardından daha Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve AKP yönetiminin, terörün her türlüsünü bitirmeye sonuna kadar kararlı olduklarını vurgulayan sözleri halkın güven duygularını önemli ölçüde tazeledi. Bu güven de, 1 Kasım seçimlerine AKP lehinde yansıdı.

Buna paralel olarak Türkiye'nin, ulusal güvenliği, birlik ve bütünlüğü açısından hassas ve kritik bir dönemden geçmesi siyasal kuvvet ve istikrarı milletin gözünde en öncelikli konu haline getirdi. Dolayısıyla diğer sağ partilere mensup seçmenlerin ezici çoğunluğu bütün çekince ve endişelerini bir kenara bırakarak AKP'den, yani gerçekleşmesi en muhtemel tek parti iktidarından yana tercihini kullandı.

Tüm bunların hepsinden etkilisi ise, AKP'nin Başkanlık sistemi iddiasından  vazgeçtiği imajıdır. Çünkü bölücü terörün özerklik ve bağımsızlık ilan etmek için fırsat kolladığı bir dönemde federasyon esası üzerine kurulu olan Başkanlık sisteminin bölünmeyi de beraberinde getireceği açıktır. Bu tehlikenin bilincinde olan Türk halkı da kendisine ısrarla empoze edilmeye çalışılan bu sisteme tepki olarak 7 Haziran'da AKP'ye bir cevap vermiştir.

Ne var ki, bu tarihten sonra gerek Erdoğan gerekse AKP kanadı tarafından bu konunun dile getirilmemesi seçmende hatadan dönüldüğü ve bu talepten vazgeçildiği izlenimini oluşturdu. Bu hata nedeniyle partiden uzaklaşmış oylar da AKP'ye geri döndü.

Elbette, önümüzdeki dönem AKP'nin yukarıda bahsi geçen konularla sınanacağı zorlu bir test dönemi olacaktır. AKP’nin, 7 Haziran sonrası izlenen olumlu, hatadan ders alan ve yeniden güven veren politikalarının yalnızca geçici ve göstermelik seçim yatırımı olmadığını halkımıza ispatlaması gereken bir süreçteyiz.

AKP'yle yola devam eden Türkiye'nin dış politikasındaki en kritik maddelerden birinin önümüzdeki dönem Rusya'yla olan ilişkiler olacağını söyleyebiliriz.

Türkiye'nin bilindiği gibi, en stratejik komşularından, aynı zamanda müttefiklerinden biri olan Rusya'yla tarih boyunca çok güçlü ilişkileri ve dostluk bağları olmuştur. Yakın dönemde, özellikle AKP ve Erdoğan iktidarları döneminde bu ilişkiler siyasi, ekonomik ve ticari bakımdan en ileri düzeylere ulaşmıştır.

NATO'nun, ABD, Avrupa ve müttefiklerinin Rusya'ya cephe aldığı, ambargo ve yaptırım kararları uyguladığı bir dönemde Türkiye bu yaptırımlara katılmamıştır. Türkiye, Ukrayna krizi konusunda bir NATO üyesi olmasına rağmen taraf olmamış, kendini bu krizin dışında tutmuştur.

Elbette, Suriye konusunda Türk ve Rus yönetimleri arasında görüş farklılıkları olabilir. Bunlar, uluslararası ilişkilerde devletler, komşular, hatta müttefikler arasında son derece doğal, rutin olaylardandır. Görüş farklarının hiçbir zaman tarihi dostlukları, ilişki ve ittifakları bozması söz konusu olmaz.

Kaldı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçtiğimiz Eylül ayında yaptığı Rusya ziyareti sonrasında, ABD ve Rusya'yla aynı doğrultuda, Suriye'de Esad'lı bir geçiş süreci olabileceğine dair ifadeleri, görüş farklılıklarına rağmen Türkiye'nin her zaman barış ve uzlaşmayı esas aldığının göstergesidir. Suriye iç savaşının çözümünde, bölgedeki hareketliliklerde, enerji yollarının kullanımı, ambargo meselelerinin çözümü ve ticaret konusunda Rus lider Putin’in, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Başbakan Davutoğlu ile yakın ilişkileri olduğu bilinmektedir. Bu ilişkiler, tıkanan noktalarda daima çözüm getirmeye yönelik olmuş, iki taraf daima uzlaşma ekseni üzerinde kararlar vermiştir. Şu sıralar, özellikle Suriye meselesinde geçiş döneminin tesis edilmesi ve görüşmelerin hızla çözüme odaklanması elzemdir.

Yine bu durum, Türkiye’de 5 aydır devam eden hükümetsizlik dönemini sona erdirmiş olması bakımından da önem taşımaktadır. Çünkü Türkiye, bu istikrarsızlık döneminde, terör, ekonomide gerileme, halkın huzursuzluğu gibi iç meselelerine yönelmek zorunda kalmıştır. Şimdi, ülkede yeniden bir istikrar sağlanması, Türkiye’nin Rusya ile ittifak halinde bölgeye çözüm getirmesine daha fazla imkan sağlayacaktır.

İyi ve emek sarf edilerek kurulmuş dostlukları, güzel ilişkileri basit gerekçelerle, ani duygusal reaksiyonlarla bir çırpıda silmek, ilkel vizyonsuz bir takım 3. dünya ülkelerine ait bir gelenektir. Ama bu güzel ve verimli ilişkileri her şartta korumak ve geliştirmek tarihe yön vermiş dünya devletlerine ve onların özel bir akıl, zeka, yetenek, irade ve kararlılığa sahip liderlerine mahsustur. Türkiye’de de Rusya’da da bu vizyona sahip liderler bulunmaktadır. Bu nedenledir ki Türkiye-Rusya ilişkileri daima canlı kalmıştır ve bu ilişkinin önümüzdeki günlerde de daha güçlü ve barışa yönelik çözüm getirmesi beklenmektedir.

Her iki ülkenin ve liderlerinin de bu üstün, kaliteli vasıflara sahip oldukları inancıyla Türk-Rus ilişkilerinin yeni hükümet döneminde karşılıklı ortak çıkarlar çerçevesinde her alanda katlanan bir hızla devam etmesi en büyük dileğimiz.

Adnan Oktar'ın Pravda.ru'da yayınlanan makalesi:

http://english.pravda.ru/world/asia/06-11-2015/132520-turkey_russia_relations-0/

Masaüstü Görünümü