Harun Yahya

Özgürlükler Beldesi Tehlikede Mi?




 


ABD’de Kasım 2016’da yapılacak Başkanlık seçimleri tartışmalara ve aday adaylarının çekişmelerine sahne olmaya başladı. Adaylar, birçok vaatle seçmenlerin karşısına çıkarken bazı söylemler de kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılıp eleştiriliyor.

Cumhuriyetçi Parti 2016 Başkan aday adaylarından Donald Trump da seçim yarışının öne çıkan ve çok konuşulan simalarından biri. Kampanyasını açıkladığı ilk mitinginden itibaren de birçok haklı eleştiriye maruz kalıyor. ABD’deki Meksikalılara ve göçmenlere yönelik kullandığı sert ifadeler kamuoyunda “nefret söylemi” olarak yorumlanıyor. Trump, başkan olarak seçildiği taktirde ülkesine sığınan 200 bin Suriyelinin tamamını geri göndereceğini ve göçü önlemek için sınıra duvar öreceğini de vaatleri arasında sayıyor.

Ülkedeki Meksika asıllı Amerikalılar ve Latin Amerikalılar Trump’ın bu çıkışlarının kabul edilemeyeceğini belirtiyorlar. Hatta bu söylemleri yüzünden ABD merkezli televizyon kanalı NBC, bundan böyle Donald Trump’la ticari ilişkisini bitirdiğini açıkladı. Meksikalı işadamı Carlos Slim ve mağazalar zinciri de Trump’ın göçmen karşıtı söylemleri yüzünden kendisiyle yollarını ayıranlardan.

Trump’ın Kabul Edilemez “Camileri Kapatırım” Çıkışı

Trump’ın yoğun tepki çeken bir başka çıkışı da ABD’deki bazı camileri kapatabileceğini dile getirmesi oldu. IŞİD’le mücadele kapsamında camileri kapatmayı iyi bir fikir olarak ortaya atmak elbette kabul edilemez bir politika. Nitekim böyle bir fikrin eyleme dönüştürülmesi, düşünce ve din özgürlüğünü garanti altına alan ABD Anayasası’nın 1. maddesine de aykırı.

Bu yanlış görüşün üzerine bir de Daily News Gazetesi’nde Brooklyn’deki Eyüp Sultan Camii’ni IŞİD’le özdeşleştiren bir yazı yayınlandı. Adam Edelman imzalı bu mesnetsiz yazı, Müslümanları zan altında bırakan ve İslamofobi’yi körükleyen bir bakış açısı olarak karşımıza çıktı. Bu bakış açısının hatalı olduğunun bir göstergesi de cami kapatma çıkışıyla birlikte Amerikalı bütün Müslümanların potansiyel birer suçlu gibi gösterilmeye başlanacağıdır. Bu da Amerikan toplumunda özgürlüklerin engellendiği, adaletsizliğin arttığı ve nefretin yaygınlaştığı algısının yerleşmesine ve nihayetinde de ülke çapında derin bir huzursuzluğun yayılmasına yol açacaktır.

Amerikalı Aydınların ve Müslümanların Trump’a Tepkisi

Söz konusu yayınlardan sonra, Amerikalı Müslümanların camilerle İslam hakkındaki ifadelere yönelik tepkileri de gecikmedi. New York’taki Türk ve Müslüman toplumu temsilcileriyle Brooklyn Belediye Başkanı’nın birlikte düzenlediği basın açıklamasında "Dini özgürlükler, Amerikalılar olarak inancımızın köşe taşıdır" sözleri ise çok önemli. Çünkü Amerika, özgürlüklerin ülkesi olarak bilinmektedir. Buna zarar verecek her girişim, Amerikan rüyasının da sonu olacaktır.

Özgürlükler Ülkesi Amerika Özgürlüklere Sahip Çıkmaya Devam Etmelidir

Amerikan tarihinde “Amerikan Bağımsızlık Bildirisi” de özgürlük vurgusunu ön plana çıkarmıştır..

1787 tarihli ABD Anayasası da özgürlüğe yapılan vurgularla bezenmiştir. “Özgürlük Heykeli” de, ABD’nin özgürlüklere verdiği önemin  en belirgin simgesi haline gelmiştir.

Özgürlükleri korumak da sadece Amerikan yargıçlarının veya seçilmiş Başkanların görevi değildir. Bu sorumluluk toplumun her bireyine ait olduğu gibi, bütün başkan adaylarının da üzerinde olan en önemli görevlerdendir.

Başkan adayları tüm dinlere, tüm inançlara ve tüm ırklara eşit mesafede olmalıdır. Müslümanların da, Musevilerin de, Budistlerin de, farklı Hıristiyan mezhep mensuplarının da, ateistlerin de korunup kucaklanması ve herkese saygı gösterilmesi çok önemlidir. Her inanç sahibi huzurla ibadetini yerine getirebilmeli ve ayrımcılığa maruz kalmadığını hissedebilmelidir.

Amerikan Müslümanlarının çok daha büyük bir titizlikle kucaklanmasının gerekliliği de ortadadır. ABD, bilindiği üzere birer İslam ülkesi olan Suriye, Irak, Afganistan ve Pakistan’daki radikal bazı oluşumlara karşı askeri operasyonlar düzenlemektedir. Halbuki bu oluşumlar, Kuran’ı referans kabul eden ve hurafe kaynakları yanlış olarak gören yüz milyonlarca Müslüman tarafından da eleştirilmekte, kabul görmemektedir. Ancak bu durum dünya kamuoyunda yeterince yer almadığı için çoğu kişi tarafından bilinmemektedir. Bu durum neticesinde, bazı kötü niyetli kişilerce Müslümanların tümünü suçlayan, karalayan veya aşağılamaya çalışan yayınlara sıkça rastlanmaktadır. İslamofobi büyütülmek istenmektedir.

Bu sebeple, İslam’ı, Müslümanları ve İslami değerleri karalayan yayınlar kanunlar çerçevesinde kovuşturulmalı, yanlış anlaşılmalara yol açacak uygulama ve politikalar da kesinlikle reddedilmelidir.

Müslüman karşıtlığına dayalı politikalar Amerika’ya bir başarı ve bereket getirmez. Amerikan halkı dindardır, demokrattır, adaletten hoşlanır, sevecendir, özgürlükçüdür ve inananlara karşı saygılıdır. Aslında Amerika’nın gücü de işte bu yapıdan gelmektedir.

Oysa inanç çatışmaları, yasaklar, kısıtlamalar, gereksiz gerginlikler bir kere başlarsa, onlarca ulustan ve onlarca inançtan meydana gelen Amerika’nın birlik ve bütünlüğünün de bundan zarar göreceği çok açıktır.

Diğer taraftan, ideolojik kaynaklı sorunların çözümü “yasaklar ve/veya şiddet kullanmak” da değildir. Yanlış bilgiler, ancak doğru bilgilerin ilmi olarak ortaya konmasıyla etkisiz kılınabilir. “Bir yanlış yüzünden bütün doğruları yok sayma, bir suçlu yüzünden bütün toplumu suçlu sayma, bir kişinin hatası yüzünden herkesi cezalandırma” gibi politikalar kesinlikle akılcı değildir.

Dolayısıyla cami kapatmak ve barışçıl/samimi Müslümanlarla İslam’dan uzaklaşarak yanlış yola sapmış bazı grupları bir tutmak çok büyük bir hata olacaktır. Bu yaklaşım, evrensel insan haklarına uygun bir tavır da olmayacaktır. Bu yanlış tutum, Amerikan Devleti’nin hem Müslümanları, hem de inançlı insanları karşısına alması anlamına gelecektir. Yapılması gereken şey “sevgiye dayalı” politikaların hakim kılınmasına gayret etmektir.


Adnan Oktar'ın New Straits Times'da yayınlanan makalesi:

http://www.nst.com.my/news/2015/11/111357/land-free-risk

Masaüstü Görünümü