Harun Yahya

Türkiye’yi gelecekte ne bekliyor?




Türkiye’de Haziran ayı seçimleri sonucunda koalisyon hükümeti kurulamadığı için 1 Kasım’da yeniden sandık başına gidildi. Bilindiği gibi AK Parti, bir önceki seçimlerde ciddi oranda oy kaybederek on üç yıllık iktidarında ilk defa koalisyon kurma zorunluluğu ile karşı karşıya gelmişti. Son beş aydır resmi bir hükümete kavuşamayan Türkiye için oldukça belirsiz ve istikrarsız bir dönem oldu.  Diğer taraftan, ülkede  pek çok polis memurunun, askerin ve sivil vatandaşın hayatlarını kaybederek şehit olmalarına yol açan çok sayıda terör saldırısı meydana geldi. Bunlardan bir tanesi de başkent Ankara’da yaşandı ve yalnızca Türkiye için değil tüm dünya için de şok edici oldu. Bu hain saldırı, terörün yalnızca ülkemizin güneydoğusu ile sınırlı kalmadığını, terörün metropollere de sıçradığını gözler önüne serdi. İşte vatandaşlarımız bu koşullar altında oy sandıklarına akın etti ve pek çok yerel ve uluslararası köşe yazarının ifade ettiği gibi “istikrara evet” oyunu kullandı.

Kasım ayında yapılan son seçimlerin sonuçları AK Parti taraftarları da dahil herkes için şaşırtıcıydı. AK Parti son beş ayda oylarını yüzde 9 oranında artırarak, oyların neredeyse yüzde 50’sini elde etmişti. Üstelik her zaman isabetli tahminleriyle ünlü araştırma şirketleri hatalı tahminlerinden dolayı televizyon kanallarına çıkarak özür dilemek zorunda kaldılar. Çıkan seçim sonuçları Türkiye’nin koalisyon hükümeti ile yönetilmek istemediğini; terörü bertaraf edebilecek kapasitede, kendilerine güvenli bir ortam sağlayacak, istikrarlı tek parti hükümetini tercih ettiklerini gösterdi.

Oylarının bir kısmının AK Parti’ye yönelmesine şaşıran muhalefet partileri de  yüzde 10 barajını geçerek mecliste yerlerini almayı başardı. Elbette bu durum istikrarı ayakta tutmak ve  çok seslilik bakımından demokraside önemlidir.

Elde edilen bu sonucun en önemli sebeplerinden biri de Haziran ayındaki seçim kampanyasında sürekli bahsedilen başkanlık sisteminin geri çekilmesi olmuştur. Vatandaşlarımız bu sistemin Türkiye’nin bölünmezliğine ciddi hasar verebilecek,  parçalanmaya  yol açacak federal bir yapıyı beraberinde getireceğinin farkındadır.  Ayrıca Türk milleti Haziran seçimlerinde başkanlık sistemini her fırsatta dile getiren AK Parti’ye oylarını vermeyerek bu konudaki tepkisini de göstermiştir.  AK Parti de taraftarlarının bu mesajını iyi görmüş, başkanlık sistemi fikrinden vazgeçmiş ve önceden kaybettiği oyları Kasım ayındaki seçimlerde geri kazanmıştır. Ancak yeniden başkanlık sistemi söylemine dönmek AK Parti’nin itibarı açısından zedeleyici olacaktır. Bu konuda parti yöneticileri halka gerekli güveni vermek zorundadır.

Bundan sonra atılacak adımlar çok önemlidir. AK Parti, seçim kampanyasında verdiği sözleri yerine getireceği konusunda büyük bir sorumluluk içine girmiştir. Demokrasi ve özgürlük adına hayati adımlar atmalı ve kendisine oy vermeyenleri de kucaklamalıdır. Sol görüşlü vatandaşlarımız halihazırda huzursuz oldukları için onların da kalplerini kazanmak için çaba harcamalıdır. Hem Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan hem de Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu toplumun her kesimine yönelik sevgi ve merhamet içeren mesajlar yaymalı, kendilerine oy vermeyenlerin de yeni hükümet tarafından ayrım gözetilmeden korunacağı ve kollanacağı sözünü vermelidir. Onların da sorunlarının dinleneceği ve gerekli tüm çözümlerin alınacağı garantisi vurgulanmalıdır. Uzlaşmayı ön plana çıkararak yapılan konuşmalar ülke içindeki gereksiz tansiyonu da yatıştıracaktır.

Unutulmamalıdır ki Türkiye sadece kendi çıkarlarını düşünen bir ülke değildir. Komşularının da sorumluluğunu üzerinde hissetmektedir. Sahip olduğu tüm farklılıkları zenginliğe çevirmiş bir Türkiye’nin halihazırda çatışmalar ve acılar içinde bulunan Orta Doğu’daki varlığı  son derece önemlidir.  Şimdi daha güçlü bir hükümete sahip Türkiye bölgedeki kavgaların bitmesi için daha etkin adımlar atacaktır. AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi ile Türkiye, İran başta olmak üzere komşuları ile birlik olacaktır.

AK Parti’nin Erdoğan önderliğindeki yönetimi esnasında Türkiye ve İran politik farklılıklara rağmen olumlu ilişkiler içindeydi. AK Parti, iktidarı esnasında direkt olarak – veya dolaylı olarak -  İran’ı destekledi. Şimdi  yeni hükümetin farklı bir tavır içerisine girmesini beklemek yanlış olacaktır. İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’a gönderdiği mesajda hükümetin başarısını ifade ederken iki ülkenin ilişkilerini daha geliştirmesi temennisinde bulunmuştur. İran-Türkiye Parlamento Dostluk Grubu Başkanı Hüseyin Muayed Sadr da bu zaferi kutlamış; bu yeni dönemde iki ülke arasındaki ilişkilerin güçleneceğini, her iki ülkeden de üst düzey yöneticilerin karşılıklı ziyaretler yapacağı müjdesini vermiştir.

Aslında İran ve Türkiye bölgede barışın sağlayabilecek kapasitede iki güçlü ülkedir. Bir kısım yabancı medya, iki ülkenin de birlik olmasını engellemek için hep suni engel çıkartma çabası içinde olmuştur. Elbette ki iki ülke de İslam dünyasını zayıflatmak amacıyla kurulan bu tuzaklara düşmeyecektir. Her iki ülkenin liderlerinin de düzenli olarak demeçlerinde olumlu mesajlar vermeleri, bölgesel çıkarlar açısından rakip olmadıklarını tekrarlamaları bunun bir kanıtıdır.  Rafsancani de bu gizli ve sinsi tuzakları bozmanın en iyi yolunun iki ülke arasında dostluk, kardeşlik ve dayanışma içerisinde toplantılar düzenlemek olduğunu ifade etmiştir. Eğer bu iki güçlü  ve ortak geçmişe sahip Müslüman ulus barışı sağlamak için bir çaba içine girmez ise,  bölgede devam eden savaş her gün can almaya devam edecektir. Sadece tek bir kişinin bile hayatını kurtarmak çok önemlidir. Müslümanlar olarak bizler tüm gücümüzle dünyada akan kanı durdurmaya yönelik tedbirler almaktan çekinmemeliyiz. Allah’ın izniyle, bu sorunun üstesinden gelinmesinde İran ve Türkiye’nin öncü olacağına inanıyoruz.

Adnan Oktar'ın Iran Daily & IRNA'da yayınlanan makalesi:

http://newspaper.iran-daily.com/newspaper/pagepdf/6461

http://www.irna.ir/en/News/81829612/

Masaüstü Görünümü