Harun Yahya

Trump'ın sakıncalı seçim propagandaları




Kasım 2016'da yapılacak ABD Başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi Parti aday adaylarından Donald Trump, kampanyası boyunca sürdürdüğü Müslüman karşıtı çıkışlarına son olarak bir yenisini daha ekledi. Trump, Güney California'da yaşanan saldırının ardından ülkeye göçmen ya da turist olarak gelmek isteyen Müslümanlar'a ABD'nin kapılarını kapatmasını istedi.

Batı dünyasını hedef alan son terör saldırılarının ardından, 9/11'den bu yana ABD halkını en üst düzeyde saran korku dalgasını kendisi için kurnazca seçim fırsatına çevirmeye çalışan Trump'ın bu teklifi, hem ABD içinde hem de dünya genelinde sert tepkilere yol açtı. Trump'ın açıklaması bizzat kendi partisinden yetkililer, Demokratlar, BM, Müslüman ve yabancı liderler tarafından "tehlikeli" ve "ayrımcı" olarak tanımlandı. Trump geçtiğimiz aylarda da, Başkan seçilmesi durumunda ABD'deki camileri kapatacağı şeklindeki marjinal çıkışlarıyla dikkat çekmeye çalışmıştı.

Daha önce de İskoçlar, İngilizler ve göçmenler hakkında aşağılayıcı sözler sarfeden, ABD’deki Meksikalılar için “hırsızlar, tecavüzcüler” ifadesini kullanan Trump'ın gündeme gelmeyi hedefleyen bu tür çıkışları başlarda ciddiye alınmıyordu. Ancak hakaret ve nefret üslubunun dozunu günden güne artırması, Trump'a her kesimden çok yoğun tepki ve eleştiriler yağmasına neden oldu. 

Trump'ın önerisi Amerikan anayasası ve değerleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle medyada büyük tepkiyle karşılandı. Sivil toplum örgütleri, hak ve özgürlük grupları Trump'ı kınayan açıklamalar yaptı. New York Meclis Başkanı Melissa Mark-Viverito'un önderliğindeki Meclis üyeleri, 200 civarında siyasetçi, farklı inançlardan dini liderler, sivil toplum temsilcileri, aktivisitler Belediye Başkanlığı binası önünde toplanarak Trump'ın Müslümanlar aleyhindeki ayrımcı tekliflerini sert bir dille kınadı.  Eylemde bir konuşma yapan New York Belediyesi Kamu Avukatı Letitia James de Trump'ın başkan adaylığından çektirilmesi gerektiğini belirtti.

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, Trump'ın 'Müslümanların ABD'ye alınmasının yasaklanması' yönündeki sözlerinin Trump'ın Başkan olmasını imkansızlaştırdığını söyledi. Eski ABD Başkan Yardımcısı Cumhuriyetçi Dick Cheney ise katıldığı bir radyo programında, Trump'ın tekliflerinin Amerika'nın savunduğu ve inandığı tüm değerlere karşı olduğunu belirtti.

Trump'ın Müslümanlar aleyhinde yaptığı bu açıklamalar yüzünden İngilizler de Trump'ın İngiltere'ye sokulmaması yönünde bir imza kampanyası başlatarak tepki gösterdi. Kin ve nefret suçu işledikleri için birçok kişiye uygulanan İngiltere'ye giriş yasağının, ayrım yapılmaksızın Trump için de geçerli olması gerektiğinin vurgulandığı kampanyada yarım milyondan fazla imza toplandı. Bir konuda 100 binden fazla imza toplanması İngiltere Parlamentosu'nun o konuyu gündemine alarak görüşmesini gerektiriyor.

ABD İngiliz Büyükelçisi Sir Peter Westmacott da, yerel politikalar üzerine yorum yapmayı önleyen tüm diplomatik protokolleri bir kenara atarak, "Başkanlık kampanyanızda Donald Trump adı verilen biri var ve bugün 'bizim kitlevi bir Müslüman problemini gizlediğimizi söyleyerek İngiltere hakkında konuştu... Biz bunu bu şekilde görmüyoruz. Birleşik Krallık'taki Müslüman toplumuyla gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı.

İngiltere Başbakanı David Cameron da Trump'ın açıklamalarını “ayrımcı", "bir şeye yardımcı olmayan" ve "oldukça yanlış" bulduğunu söyledi. Fransa Başbakanı Manuel Valls ise Trump’ın "nefreti körüklediğini" belirtti.  

İslam ülkelerinde de Trump'ın sözleri Hitler'in üslubuna ve Nazi söylemlerine benzetilirken bu ülkelerdeki birçok şirket ve kuruluş Trump'la olan ticari ilişkileri ve ortaklıklarını sonlandırma kararı aldı. Trump'a yönelik bu ambargo uygulamasının Müslüman ülkelerde önümüzdeki günlerde hızla yaygınlaşacağı düşünülüyor.

Yukarıda aktardıklarımız, Trump'la ilgili hergün yüzlercesi yayınlanan tepki ve kınamalardan yalnızca birkaç örnek.

Görüldüğü gibi, dünya çapında gerek Müslüman gerekse farklı inançlardan kesimlerin tepkilerine yol açan Trump'ın nefret ve öfke dolu söylemleri, bütünüyle aynı negatif duygular üzerine kurulu teröre adeta davetiye çıkarır nitelikte. En büyük gıdası kin, öfke, nefret ve intikam olan terörün kendini meşru görmesi, şiddet ve acımasızlığını daha da artırması yönünde ciddi bir tahrik unsuru oluşturuyor.

Nitekim, ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook da Trump'ın Müslümanlar aleyhindeki açıklamaları ile ilgili bir soruya, bu tür söylemlerin ülke güvenliği için tehlike oluşturduğunu, Müslümanları dışlayan açıklamaların radikal teröre olan desteği artırdığını ifade etti. Demokrat Parti Başkan adayı Hillary Clinton'ın, twitter üzerinden yazdığı, "Donald Trump. Anlamıyorsun Bu bizim güvenliğimizi azaltıyor" mesajı da bu önemli gerçeğe dikkat çekiyor.

Dünya üzerinde 2 milyara yakın nüfusa sahip Müslüman toplumunu bir avuç radikal teröristle aynı kefeye koymanın aynı derecede bir fanatiklikten farkı olmadığı açık. Bu çarpık zihniyeti destekleyen bir grup aşırılık yanlısının oylarını kazanmak için dünya Müslüman toplumu ve bu toplumu her kesimden destekleyen akıl, vicdan ve ahlak sahibi milyarlarca insana cephe almanın hiç de akılcı bir politika olmadığı ortada.

Bu nedenle, masum, suçsuz Müslümanları bir kalemde silen ve potansiyel terörist olmakla damgalayan ilkel, acımasız, duyarsız ve fevri politikaları bir an önce terketmek şart. Bunun yerine iyiyle kötüyü, suçluyla masumu ayırmayı esas alan, her kesimden, her ırktan, her dinden, her sınıftan insanı sevgiyle kucaklayan, tutarlı, itidalli üslup ve yöntemleri benimsemek tüm Başkan adayları için olduğu gibi Trump açısından da en doğru ve akılcı tercih olacaktır.

Aksi takdirde bugün bu tür bir ayrımcılığa göz yumulması yarın başka azınlıklara, zencilere, göçmenlere, Yahudilere, Meksikalılara, Çinlilere, Japonlara, Ruslara, vs. yönelik benzer düşmanlıkların körüklenmesinin önünü açacak, ABD yakın bir gelecekte dini, etnik ve sosyal çatışmaların kontrolden çıktığı, yönetim karşıtı isyan ve kargaşaların çığ gibi büyüdüğü bir ülke haline dönüşecektir. Elbette bu felaketin diğer Batı toplumlarına yansımaları da kaçınılmaz olacaktır.

Son günlerde terörünün Batı'ya yönelik şiddetini gitgide daha çok tırmandırdığını ve sıklaştırdığını endişeyle izliyoruz. Dolayısıyla, böyle hassas bir dönemde ateşe körükle giden kışkırtıcı bir üslup ABD Başkanlığı için yola çıkan adayların taşıması gereken olgunluk ve sorumluluk vasıflarıyla bağdaşmaktan oldukça uzak görünüyor. Bu yüzden, küresel barış ve istikrarın, huzur ve güvenliğin sağlanması açısından dünya liderleri arasında çok önemli bir konuma sahip olan ABD Başkanlığı gibi bir makamın son derece ciddi, tutarlı, adil, yatıştırıcı, uzlaştırıcı, etik ve ahlaki değerleri güçlü, kaliteli liderlere ihtiyacı olduğu kesin.

Bu gerçekler ışığında, özgürlük, demokrasi ve insan haklarının öncü ülkelerinden ABD'nin kuruluşundan bu yana savunduğu ve inandığı değerlerden kopmayacağına, sağduyulu ABD halkının bu önemli değerleri göz önünde bulundurarak en doğru tercihi yapacağına inanıyoruz.

Adnan Oktar'ın Gulf Times'da yayınlanan makalesi

Masaüstü Görünümü