Harun Yahya

Kıbrıs için asıl çözüme odaklanmak




Kıbrıs meselesi, tarihi çok eskiye dayanan ve reelpolitik hesaplar nedeniyle sürekli çözümsüz kalan bir siyasi sorundur. Etnik kimlikler, söz konusu reelpolitik hesaplar için kullanılmış ve dost ve kardeşçe yaşaması gereken halklar arasında gereksiz ayrılıklar baş göstermiştir. Farklı devletler bu durumu daima koz olarak kullanmış ve kolaylıkla çözülecek bu mesele, yıllardır sürüncemede kalmıştır.

Çözüme yönelik çabalar ise halen aynı reelpolitik hesaplar üzerinde sürmekte, dolayısıyla somut bir çözüm vaat etmemektedir.

Hatırlanacağı gibi 2011 yılında, dönemin Rum lideri Hristofyas Kıbrıs’ta Rum ve Türk nüfus oranlarının 4 te 1’i geçmemesi gerektiğini öne sürmüştü. Yani adada 4 Rum’a karşılık 1 Türk olmalıydı. Kıbrıs’ta barış sağlanması için aynı koşul bu ay Nikos Anastasiadis tarafından tekrar gündeme getirildi. Buna ek olarak Kuzey’e (Türk kesimine) geçecek Rumlar için özel kanton bölgeler oluşturulması, kamusal faaliyetlerde Türklerin %33 oran ile sınırlandırılması ve Türkiye’nin garantörlüğünün sona ererek Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki askerlerinin adadan çekilmesi gibi yeni koşullar da gündeme geldi.

Şu anda Türk ve Rum kesimleri bu koşullar üzerinde uzlaşmaya varmayı hedefliyor. Ne var ki ortaya konan koşulların hiçbiri ada halkı arasındaki bağları güçlendirmeye ve sevgiyi arttırmaya yönelik değil. Bütün koşullar siyasi menfaatlerin ve konuya müdahil devletlerin çıkarlarına yönelik belirlenmiş durumda.

Nüfus ve bölge sınırlandırması gibi koşullar barış ve komşuluk kavramlarından tamamen uzak. Popülasyon üzerinde etnik kimliğe yönelik ırkçı bir sınırlandırmanın hedeflendiği anlaşılıyor. Söz konusu koşulların uygulanması durumunda adadaki barış, birlik ve beraberlik duygusu artmak yerine daha çok zedelenecektir.

Adada Rumlar veya Türkler için oluşturulması planlanan özel kanton bölgeler de ayrılığa neden olacaktır. Adından anlaşıldığı üzere yalnızca Rumların veya yalnızca Türklerin faydasına açılacak bölgelerin barış ve kardeşlik kavramlarından uzak olduğu açıktır. Yıllarca bir arada yaşamış, dostlukları, akrabalıkları olan, aynı gelenekleri paylaşan, sayıca az ve ekonomik olarak güçsüz ada halkının birleşmesi gerekirken, federal bir yapı kurulması ve bölünmenin desteklenmesi alınacak isabetli bir karar değildir

Kamusal faaliyetlere sınırlandırma getirilmesi yine adadaki iş gücünün verimini azaltacaktır. Sektörel sınırlandırmalarla ve ırka bağlı ayrıcalıklar sağlanmasıyla kalkınma gerçekleşemez. Kalkınma, ancak ve ancak halklar mutlu olduğunda mümkün olabilir. Bölünüp ayrışmanın da halklara daima huzursuzluk getireceği bilinmektedir. Dünya, bunun örnekleri ile doludur. Dolayısıyla, asıl yapılması gereken kişisel çıkarlar yerine ada halkının bir bütün olarak çıkarlarının göz önünde bulundurulması ve herkesin elinden gelenin en iyisini yapmasıdır.

Yıllardır sevgi bağlarının çok yavaş gelişmesine paralel olarak Kıbrıs’ın ekonomisi de gelişememiştir. Yıllardır ada halkı ekonomik potansiyelinin çok altında yaşamaktadır. Eğer sevgi birliği sağlanırsa adanın etrafındaki enerji kaynakları kullanıma açılabilir, tarımsal ürünler arttırılabilir ve turizm faaliyetleri genişletilebilir.

Daha yakın bir örnek olarak Türkiye ile KKTC arasında gerçekleştirilen Barış Suyu Projesi, adanın 50 yıllık su ihtiyacını karşılayacak yeterliliktedir. Bütün adanın bu sudan ortak bir şekilde faydalanması elbette herkesin faydasına olur, halkların istediği de kuşkusuz budur. Ortak kullanımın sağlanabilmesi için reelpolitik hesaplar üzerinden menfaat anlaşmalarına, çıkar hesaplarına değil ada halkının ortak bir kalkınma hedefiyle sevgi birliğine ihtiyacı vardır.

Türkiye, KKTC’yi her zaman için ulusal bir mesele olarak görmüştür ve adada yaşayan Türklerin özgürlüklerini bütün Türk vatandaşlarıyla eşit düzeyde önemsemiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin garantörlüğü, bir dost, bir kardeş, bir ağabey olarak adada varlığı, olmazsa olmaz bir şarttır. Ayrıca şu bilinmelidir ki, ortaya konan koşulların ve çözüm önerilerinin adadaki birlik ve beraberliği güçlendirmediği, insanlar arasındaki sevgi bağlarını kuvvetlendirmediği durumlarda ayrılıkların artması, anlaşmazlıkların meydana gelmesi kaçınılmazdır. Adada yaşayan Rumlar da Türkler de son derece değerli ve birbirine bağlı iki millettir. Bu iki millet arasında sevgiyi sabit kılacak, kardeşliği güçlendirecek yollar aranmalıdır. İki millet arasında ayrılık meydana getirecek bir üslup ve planlama içine girilirse, yapılan hiçbir politik çıkar hesabı sonuca ulaşmadığı gibi, zarar gören yine bu iki güzel millet olacaktır. Buna asla rızamız yoktur.

Bu nedenle Kıbrıs çözümünün beraberlik üzerine kurulması ırkçı düşüncelerden uzak bir şekilde sağlanması, politik hesaplardan önce kardeşlik değerlerinin önde tutulması gerekmektedir. Bu da ancak menfaat ve çıkar ilişkilerinin bir kenara bırakılmasıyla mümkün olabilir. Adadaki refah düzeyinin, yaşam kalitesinin artması ve ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi ancak bu koşullarda gerçekleşebilir.

Bu konuda garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan’a da önemli görevler düşmektedir. Türkiye, KKTC’ye yönelik ekonomik desteklerinin yanında, barışın ve sevginin tesisi yönünde manevi destek sağlamalıdır. Aynı yaklaşımın Yunanistan tarafından da gelmesi elzemdir. Bu manevi desteğin temeli adadaki Rumların ve Türklerin birlik beraberlik etrafında birleşmesine yönelik olmalıdır. Gerçek ve kalıcı çözüm ancak bu şekilde sağlanabilir.

Adnan Oktar'ın Middle East Monitor'de yayınlanan makalesi:

https://www.middleeastmonitor.com/blogs/politics/23200-focusing-on-the-real-solution-for-cyprus

Masaüstü Görünümü