Harun Yahya

Parçalanmaya Doğru Giden Avrupa'yı Ne Kurtarır?




Avrupa, tarih boyunca çok uzun süren ve büyük yıkımlar getiren birçok büyük savaşa sahne oldu. Sadece Fransa ve Almanya, 1870-1945 yılları arasında tam üç kez savaştı. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra harabeye dönen Avrupa, güçlü ekonomik bir birlik kurarak barış ortamını yakalamayı hedefledi. İşte bu amaçla, 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. Bu birliğin kapsamı gitgide genişletilerek ismi 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’na, 1992’den sonra da Avrupa Birliği’ne dönüştürüldü. Bu Birlik’te adalet, güvenlik ve ekonomi konularında işbirliğine gidildi ancak dünyayı yaşanabilir kılan sevgi konusundaki eksiklik bir türlü giderilemedi. Belki AB üyesi ülkeler arasındaki savaşlar önlendi ama devletlerin birbirine güveni ve dolayısıyla sevgisi konusunda bir ilerleme hiçbir zaman sağlanamadı.

AB'nin insani değerleri, mülteci akınları söz konusu olduğunda rafa kaldırıldı. Avrupa’nın kimi üyeleri, “Hıristiyan olmayan mültecileri geri gönderelim” derken, kimileri de “Yaşlı, hastalıklı ve işe yaramayacağına kanaat getirilen kişilere sınırlar kapatılsın” demeye başladı. “Serbest dolaşım”la birlikte özgürlüklerin kapısını açmakla övünen siyasiler, sınırlara duvarlar ve tel örgüler çekilmesini talep etmeye başladı.

Diğer taraftan, aşırı sağın yükselmesiyle sevgisiz ırkçı yaklaşımlar da kıtayı sarmaya başladı. Fransa, Hollanda, Danimarka ve İngiltere'deki aşırı sağ kesimler AB’den ayrılmayı dile getirdi.

Birçok AB ülkesi parçalanmaya doğru gidiyor

AB açısından en büyük tehlikelerden biri de üye ülkelerin kendi içinde yaşadıkları bölünme süreçleri...

Avusturya’nın Güney Tirol Bölgesi, Finlandiya’ya bağlı Aland Adaları, Yunanistan içindeki Makedonya Bölgesi, İngiltere’nin İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda Bölgeleri, Danimarka’ya bağlı Grönland ve Faroe Adaları, Fransa’nın Korsika Özerk Bölgesi ile Bretonya, Loren, Burgonya, Savoie, Oksitanya, Bask, Normandiya ve Kuzey Katalonya Bölgeleri ya daha fazla statü ya da bağımsızlık söylemleri geliştirenlerden.

Üye ülkeler dışında Moldova’nın Transdinyester Özerk Bölgesi (Transdinyester tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti ve şimdi de Rusya’yla birleşmek istiyor), Sırbistan’ın Voyvodino Özerk Bölgesi’yle Sancak ve Preşeva, Makedonya’nın Illiride Bölgesi, Ukrayna’nın Donetsk ve Lugansk Özerk Bölgeleri, Bosna Hersek’in Boşnak, Sırp ve Hırvat Bölgeleri de bağımsızlık rüzgarlarının çokça estiği yerler.

Avrupa’da ekonomik büyümeyle başlayan bağımsızlık rüzgarları

AB’de ekonomik kriz içindeki bazı ülkeler bölünmeye doğru sürüklenirken, bazı ülkelerde de zenginliğin paylaşımı konusunda yaşanan tartışma ve anlaşmazlıklar bağımsızlık isteklerine yol açıyor.

İspanya’nın zengin özerk bölgeleri Bask ve Katalonya, ülkenin ağır borç yükünü yüklenmek istemediklerini belirterek ayrılık istiyor. Belçika ve İtalya’da ekonomik veriler daha düzgün ancak bu ülkelerde de ayrılık sesleri oldukça yüksek çıkıyor. Belçika’nın zengin Flaman Bölgesi ve İtalya’nın ekonomik olarak güçlü Veneto, Alto Adige, Val d’Aosta, Fruli-Venezia bölgeleri ülkelerinin fakir bölgelerini finanse etmek istemediklerini ve bağımsızlık istediklerini belirtiyor.

Almanya bölünmeyi konuşuyor

Avrupa’nın ve dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Almanya’da da bağımsızlık isteyen sesler yükseliyor. Almanya’nın en zengin 3 eyaleti olan Bavyera, Hessen ve Baden-Württemberg eyaletleri de zenginliklerini paylaşmamak adına Almanya’dan ayrılmayı dile getiriyorlar. Bavyera Başbakanı Horst Seehofer, Hessen Başbakanı Volker Bouffier ve Baden-Württemberg Başbakanı Winfried Kretschmann, eyaletlerinden toplanan paraların aşırı adaletsiz biçimde fakir eyaletlere dağıtıldığını iddia ederek 2013 yılında Anayasa Mahkemesi'ne başvurma kararı almışlardı.

Özellikle en zengin eyalet olan Bavyera’nın Almanya için önemi çok büyük. 12,5 milyonluk nüfusa sahip eyaletin gayrisafi hasılası 550 milyar dolar. Kişi başına düşen geliri ise 35 bin dolar civarında. Göz kamaştıran bu rakamlar, eyaletin bazı yöneticileri tarafından Almanya’nın geneliyle paylaşılmak istenmiyor.

Bavyera’nın bağımsızlık talepleri bizzat siyasetçiler tarafından da destekleniyor. Eyaletin en güçlü partisi Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU), Angela Merkel’ın partisi Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU)’nun Bavyera Eyaleti’ndeki kardeş partisi bu konuda öncülerden. CSU’nun önemli isimlerinden olan Wilfried Scharnagl, Bavyera’nın bağımsız bir devlet olmasını savunan bir kitap yazmıştı. Scharnagl, 2012 yılında çıkardığı “Bavyera Kendi Başına da İdare Edilebilir” adlı kitabında ayrılık tezini şu ifadelerle savunuyor: “Haritalar sonsuza dek dokunulmaz değildir. 25 yıl önce kim özgür bir Letonya, Estonya olabileceğine inanırdı ki?” Asıl tehlikeli fikrini ise bundan sonra ortaya atıyor: “Bavyera da Belçika, Bask, İskoçya ve Katalonya’daki ayrılıkçı hareketleri örnek almalı!”

CSU’dan yükselen bağımsızlık söylemleri bu yıl da gündem olmaya devam etti. CSU üyesi Steffen Vogel, İskoçya’da düzenlenen bağımsızlık referandumunu örnek göstererek, “Neden bizler de bağımsızlık için mücadele etmiyoruz?” diyerek ortaya çıkanlardan yalnızca biri...

Almanya bölünmeyi değil, birlik ve beraberliği konuşmalı

Yaklaşık 3 bin yıldır Avrupa’nın kuzeyinde yaşayan Cermenler farklı hanedanlar altında günümüze kadar çeşitli birlikler kurdular. 800’lü yıllardan itibaren küçük Cermen devletçiklerinin birleşmesiyle kurulan birçok imparatorluk da çeşitli nedenlerle dağılarak bölündü. Son olarak 1990’da kurulan Almanya Federal Cumhuriyeti, 16 eyaletten oluşuyor.

Köklü devlet geleneğine sahip olan Almanya’ya birlik olmak, sevgiyle kaynaşmak ve sevgiyi dünyaya yaymak yakışır. Ekonomik zenginlikleri dağıtmadan elde tutmak yerine, paylaşmak güzeldir ve üstün bir ahlak örneğidir. Hatta ihtiyaçtan arta kalan kısmı sadece diğer eyaletlere değil, yeryüzündeki tüm ihtiyaç sahiplerine dağıtmak en güzel olan davranıştır. Bütün güçlü devletler gibi Almanya’nın da uygulaması gereken bu güzel politika, dünyanın sevgiyle biraraya gelip bütünleşmesine vesile olacaktır.

Etnik, hukuki, siyasi, sosyal ya da ekonomik nedenleri bahane ederek ayrılıklar yaşamak toplumları yaşanmaz hale getirmektedir. Burada en büyük sorun sevgisizliktir. Sevgisizlik sadece bireyleri değil, siyaseti, politikaları ve toplumları da haris ve bencil yapmaktadır. Bu da dünyaya sadece nefreti, kutuplaşmayı ve ayrışmaları getirmektedir.

Burada önemli olan bir diğer husus da, sevgisizliğin hakim olduğu bir ortamda bölünüp parçalanmaya kolayca zemin hazırlayan sistemlerin var olmasıdır. Görüldüğü üzere zenginliğe, refaha ve demokrasiye sahip olunsa da sevgi bağlarının zayıfladığı bir ülkede, “eyalet, özerklik veya federasyon” içeren sistemlere sahip olmak bölünmenin kapısını açmaktadır. Böyle rejimlerde en ufak geçimsizlikler dahi bağımsızlık söylemlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Her şeyden önce bu tehlikeye karşı tedbir alınmalı, birlik beraberliği en iyi sağlayacak siyasi sistemler hayata geçirilmelidir. 

Adnan Oktar'ın MBC Times'da yayınlanan makalesi:

http://www.mbctimes.com/english/what-can-save-a-europe-that-is-headed-toward-break-up

Masaüstü Görünümü