Harun Yahya

Terörle Mücadele Büyük Ölçüde Kendi Kendini Mi Engelliyor?



Batı dünyası 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren, hiç beklemediği şiddette terör saldırıları ile karşılaştı. Bu saldırılar ABD ve Avrupa devletlerini derinden sarstı. 11 Eylül sonrasında ABD yönetimi, George W. Bush başkanlığında terörle global savaş konseptini başlattı. Benzer saldırıları engellemek amacıyla birçok kanun ve başkanlık emri yürürlüğe girdi. Ancak bugün gelinen noktada ABD’de birçok düşünce kuruluşu 11 Eylül sonrası politikaları eleştiriyor. Çünkü yaşanan olaylar şunu gösteriyor ki Dünya, 2001 yılına göre çok daha tehlikeli bir yer haline geldi.

14 yılda 300’e yakın terörist saldırıda on binlerce masum insan can verdi. Dünya çapında faaliyet gösteren terörist örgüt sayısı 150’yi geçti. Saldırıların ardından devletler kendilerine göre tedbirler aldı. Bu dönemde Anayasal haklar çiğnendi, konuşma ve seyahat özgürlükleri kısıtlandı. Milyonlarca masum insan haksız yere fişlendi; bir kısmı da tutuklandı ve hapse atıldı. Milyarlarca dolar para, bu yönde alınacak ek güvenlik tedbirlerine harcandı. Tüm bunların sonucunda da, başta ABD olmak üzere Batı dünyasında sivil hakların özgürce yaşanabilmesi imkansız hale geldi.

11 eylül travması ABD’nin birbiri ardına ağır kanunlar çıkartması ile sonuçlandı:  

Anavatan Güvenlik Kanunu – Homeland Security Act: Bu kanunla tüm güvenlik kurumlarının üstünde Homeland Security kurumu kuruldu. Bakanlık seviyesindeki bu kurumun yıllık bütçesi 100 milyar USD civarında ve  200.000 çalışanı var.

(Vatanseverlik Yasası) Patriot Act: Bu kanunla birlikte sivil yaşamı etkileyen 130 kanun çıkarıldı. Kanun kapsamında 1200 kişi, aylarca mahkeme kararı olmadan ve kimlikleri gizlenerek hapsedildi. Milyonlarca Amerikalı’nın özel hayatları takip edildi, telefonları dinlendi, banka kayıtları izlendi. George Orwell’in meşhur 1984 romanının “Big Brother is watching” konsepti adeta 21.yy ABD topraklarına uyarlandı.

Havacılık ve Ulaştırma Güvenliği Kanunu- Aviation and Transportation Act: Bu kanun ile havaalanı güvenlikleri yeniden yapılandı. Uçak yolcularından kesilen 18 milyar dolar özel vergi yeni güvenlik sistemlerine kullanıldı.

Vize ve Yolculuk Kısıtlamaları: Müslümanların ülkeye gelişi zorlaştırıldı. ABD’ye gelen ve giden tüm yolcular hükümetin uçuş yasaklı listelerinden takip edilmeye başlandı. ABD yeni bir yasa tasarısıyla son 3 senede Irak, Suriye ve Sudan’ı ziyaret eden hiç kimseyi vizesiz ülkeye sokmayacağını açıkladı. Bu karar ABD’ye vizesiz giriş hakkı olan AB üyeleri, Japonya ve Avustralya dahil 38 ülke vatandaşlarını etkilemekte. 

"Birşey Gördüysen Söyle" - "If You See Something Say Something" kampanyası ile halk birbiri aleyhine muhbirliğe teşvik edildi. Kişisel özgürlüklerin ülkesinde Amerikan halkı, eski Sovyet komünizmi altında ezilen, zorla muhbir yapılan Rus halkına döndü.

Terörle savaş konseptinde birçok kanundışı operasyonda var:

Stellar Wind ve President’s Surveillance Program (PSP) operasyonları kapsamında yüz binlerce Amerikalı’nın e-mailleri, banka hesapları, telefon konuşmaları NSA tarafından gizlice takip edildi. Afganistan savaşında tutuklananlar, savaş esiri (prison of war) değil, düşman savaşçı (enemy combatant) olarak tanımladı. Bu sayede Cenevre Konvansiyonu kuralları bertaraf edilmiş oldu ve böylece ağır sorgulama tekniklerinin yolu açıldı. CIA’in gizli işkence merkezleri (black site) ancak 2009 yılında Obama tarafından yasaklanabildi.

ABD’de hakim olan cinnet hali, hemen her kademeye yansıdı. 2004 yılında ortaya çıkan Irak Abu Gharib cezaevindeki işkence fotoğrafları dünya çapında büyük bir tepki ve nefret uyandırdı. Pentagon raporu, bu işkencelerin bireysel uygulamalar değil, Ordu’nun en alttan en üste tüm kademelerindeki temel yaklaşım olduğunu ortaya koydu. On Binlerce Müslüman El-Kaide bağlantılı oldukları gerekçesiyle sorgulandı, hapsedildi, işkence edildi. Bugün El-Kaide’nin adı neredeyse ortadan kalktı. Ama yerini İŞİD, Boko Haram, Eş-şebap, Ansar Dine almış durumda.

Bu uygulamalar sadece ABD’ye has değildi, benzerleri terör saldırılarına maruz kalan tüm Batı ülkelerinde de uygulandı. 13 Kasım Fransa saldırılarının ardından mazlumlar ve katiller bir kez daha birbirine karıştı. Suriye, Irak ve Afganistan’da terörden kaçarak AB’ye sığınmaya çalışan mazlumlar teröristlerle bir tutulur hale geldi. Mülteci karşıtı söylemler medyanın tamamına hakim oldu. Eski Doğu Bloku ülkelerinin birçoğu göçmen kabulünü engelleyecek yasalar çıkardılar. Fransa Başkanı Francois Hollande, acilen sınır kontrolünü arttırdı. Pasaportsuz seyahati zorlaştırıcı düzenlemeler devreye girdi. Mülteci karşıtlığı seçim kampanyalarına girdi. Fransa başkan adayları Sarkozy ve Le pen 2017 seçimlerinde daha güçlü bir güvenlik sistemi açıklayacaklarını şimdiden ilan ettiler.

Fiili uygulamalar ise daha korkunç. Fransa, Charlie Hebdo saldırısının ardından kaçan saldırganları 88 bin güvenlik görevlisini alarma geçirerek aradı. Belçika tek bir IŞİD’li ihbarı üzerine askerlerini başkent Brüksel’e indirdi, OHAL ilan etti. Metrolar kapandı, spor müsabakaları ve şehir içi ulaşım seferleri iptal edildi.

Ancak dünyayı daha güvenli hale getirmeyi amaçlayan bu uygulamalar hiçbir fayda getirmedi. Bugün 2001’e göre çok daha tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Terörist listeleri artık daha fazla isimle dolu. ABD’nin terörle savaşında başlangıçta sadece Afganistan vardı. Bugün ise Irak, Suriye, Yemen, Pakistan, Libya, Katar ve birçok Afrika ülkesi bu savaşa dahil oldu.  Yüz binlerce sivil Müslümanla birlikte, 10.000’e yakın ABD askeri de öldü. ABD bu savaştan ülkesine yaralı dönen 50.000 ABD askerini iyileştirmeye çalışıyor. Terörle Savaş konsepti Müslüman ülkeleri böldü, istikrarsızlığa sürükledi ve iç savaşa götürdü. ABD’nin “Terör İzleme Listesi”nde (“Teror Watch List”) bugün 1.000.000’dan fazla kişi takip ediliyor. Bu sayının 280.000’i bilinen hiçbir terörist gruba ait değil. Bush döneminde terörist potansiyeli olarak fişlenenlerin sayısı ise sadece 48.000 idi.

ABD’nin terörle savaşının bugüne kadar ki maliyeti 6 trilyon olarak hesap ediliyor. Harcanan bu inanılmaz fazla bütçeye rağmen, dünya Müslümanları arasında ABD düşmanlığı tarihteki en üst seviyeye çıkmış durumda. Daha da önemlisi ABD ve Batı dünyası bu kaba yöntemlerle, dünyadaki en önemli müttefikleri olan ılımlı Müslümanları da kaybetmekte.

Son 15 senede uygulanan terörle savaş modeli dünyaya sadece kan ve gözyaşı getirdi. Kaba kuvvetle, bombalamayla, topla, tüfekle terörizmi yok etmek imkansızdır. Batı dünyası yeni dönemde Müslümanları kazanmalı, ortak işbirliği modelleri oluşturmalıdır. Terörizm ve radikalizm ancak gerçek İslam’ın, Kuran Müslümanlığı’nın yayılması ile yenilebilinir.

Adnan Oktar'ın New Straits Times'da yayınlanan makalesi:

http://www.nst.com.my/news/2016/01/122913/war-terror-largely-self-defeating


Masaüstü Görünümü