Harun Yahya

Eşitsizlik Dünya barışını tehdit ediyor



Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri artık bir ulusun iç meselesi olmaktan çıkmıştır. 8 Kasım 2016 seçimlerini tüm dünya dikkatle takip etmektedir. Yeni seçilecek başkandan; uluslararası terörizmden, silahlı çatışmalara, nükleer silahlanmadan, dünya enerji kaynaklarının yönetimine kadar bir çok global soruna çözüm üretmesi beklenmektedir. ABD’nin 58. Başkanının önüne konacak bir diğer önemli ajanda ise dünyanın ekonomik problemleri olacaktır. Bu ekonomik problemlerin en önemlisi de dünya üzerinde hızla büyümekte olan gelir dağılımı eşitsizliğidir. Yani dünyanın en büyük ekonomisini oluşturan ABD’nin halkının seçimi, bir bakıma dünyadaki en fakir milletlerin refahını doğrudan etkileyecektir.

Bugün dünya nüfusunun büyük bir kısmı çok ağır şartlar altında yaşam mücadelesi vermektedir. 1,5 milyar insan elektrikten mahrumdur. Afrika’daki ölümlerin büyük çoğunluğu sıtma, kolera, solunum yolu veya doğum öncesi enfeksiyonları gibi batı dünyasının çoktan çözüm bulduğu hastalıklardan kaynaklanmaktadır. 2015 yılında her 7 kişiden biri günde 1,25 dolar ile hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla fakirlik gerçek manada dünyanın en önemli sorunlarından biridir. Dünyanın 250 trilyon olarak hesaplanan toplam servetinin yarısına, nüfusun %1’i geri kalan diğer yarısını ise %99’u  sahiptir. Forbes listesinde dolar milyarderi olarak açıklanan 1.200 kişinin toplam serveti 4,5 trilyon USD’dir. Aynı listenin başındaki 62 kişinin toplam serveti, dünyadaki en fakir 3,5 milyar kişinin servetine eşittir. Karşılaştırmaları çoğaltmak çok daha mümkündür ama savaş ve çatışmalarla dolu dünyamızın bu eşitsizliği artık tolere edemeyeceği çok açıktır.

Gelir eşitsizliği ve sosyal adalet tarih boyunca daima karşımıza çıkmıştır. Geliş eşitsizliğinin yıkıcı etkileri zaman zaman karşımıza vahim sonuçlarla çıkar. Gelir dağılımı eşitsizliğinin en büyük göstergelerinden biri ise dünyada ekonomik açıdan çok zengin ve aynı zamanda oldukça fakir ülkelerin yer almasıdır. Dünyada gelir düzeyi anlamında önde giden ülkelerin başında, yaşadığı dev ekonomik krize rağmen, Amerika ve benzer bir ekonomik sistem içinde olan İngiltere gelir. Tarihte de Amerika’da 1840’larda daha sonra 1920lerde gelir eşitsizliği büyümüş daha sonra elli yıl gibi bir dönem azalmasına rağmen şu an yeni bir dönüşümle bu ara zenginlerle fakirler arasındaki ayrım daha da açılmaktadır. Mega kapitalizmin ortaya çıkardığı “kazanan her şeye sahip olur” (Winner takes all) iş modelleri, bu %1’lik kesimin sahip olduğu servetin kaynağını oluşturur. Bugün dünya ekonomik politikaları bu zengin azınlık tarafından belirlenmekte; gitgide zenginleşme hırsı, sosyal yardımlaşma ve eşitlik kavramlarının önüne geçmektedir. Bu politikalara boyun eğen ülkeler sermaye gelir vergilerini azaltmak zorunda kalmışlardır. Pazarları; tekel veya yarı tekellerin kontrolüne geçmiştir. Anti-tröst kanunları zayıflatılarak dünya zenginlikleri finansal manipülasyonlar üzerinden dağıtılmıştır. Bu durum orta sınıfın haklarını aradığı Arap Baharı ya da Occupy Wall Street gibi birçok alternatif hareketi ortaya çıkarmıştır.

“Biz %99’uz” sloganı ile yola çıkan “Occupy Wall Street” hareketi ABD kamuoyunun dikkatini gelir eşitsizliği konusuna başarıyla çekmiştir. Bu güçlü hareket demokrat başkan adaylarından Bernie Sanders’ın gelir eşitsizliğinden muzdarip halkın savunucusu olmasını sağlamıştır. Dünyanın en güçlü ekonomilerinden birine sahip olan ABD’nin en zengin %20’si tüm zenginliklerin %85’inine sahiptir. Geri kalan %15 ise 250 milyon kişi arasında paylaşılmaktadır. Tüm zenginliğine rağmen ABD’de sokakta yaşayan insanların sayısının bir hayli fazla olduğu da unutulmamalıdır. Sadece ABD’de değil tüm dünyada fakir insanlar hastalandıkları için para ödemek zorunda bırakılmakta, kanser tedavisi için para bulamayanlar ölüme terk edilmektedir. Ebola gibi üçüncü dünya ülkelerini saran hastalıklar zengin ülkelerin dikkatini uzun bir süre çekememiş ve tedavi yolları, binlerce kişinin ölümünün ardından aranmaya başlanmıştır.

Gelir dağılımı tüm dünyada cinsiyet ayrımcısı bir yapıdadır. Dünyanın en zengin 500 kişisinin 445’i erkek olduğu gibi şiddetli açlık sınırının altında yaşayanların %75’ini ise kadın ve çocuklar oluşturmaktadır. Kadınlar en zengin ya da en fakir kesimde bile her zaman erkeklerin gölgesinin altında yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar.   

Dünya, artık fakir kesimin daha az eğitim, daha az sağlık, daha az güvenlik hizmeti aldığı bunun sonucunda daha da fakirleştiği bir yer olmamalıdır. Vahşi kapitalizm altında ezilen toplumlar gitgide açlığa doğru daha fazla sürüklenecek ve öfkeli kitlelerin sayısı gün geçtikçe daha fazla artacaktır. Son 10 yıl içinde Occupy hareketi 34 gelişmiş ülkede sokak gösterileri düzenlemiştir. Bu gösterilerin bazısı barışçıl iken bazıları sokakları yakıp yıkmıştır.

Burada istatistiki verilerle dikkat çekmeye çalıştığımız bu manzara gerçek hayatta kuşkusuz son derece dramatiktir. Bu rakamlar gerçekte, açlıktan ölen bir Afrikalı çocuğu, düzgün beslenemediği için hastalıklarla boğuşan bir Vietnamlı kadını, savaştan kaçarken denizde boğulan Arap bir aileyi ya da Kuzey Kore’de bir avuç pirinç ile beslenmeye çalışan bir işçiyi temsil etmektedir. Oysa bu dünya 7 milyar insanın ortak vatanıdır. Hiç kimse “ben dilediğim gibi yaşayayım gerisi beni ilgilendirmez” deme lüksüne sahip değildir. İnsanların günlük çıkarlarını ön plana çıkaran bu egoizm ateşinin tüm dünyayı kavuracak şiddette olduğu hiç unutulmamalıdır.

Akıl ve vicdan sahibi insanlarının bu ateşi acilen söndürmek için ittifak etmeleri gerekmektedir. Fakat bu ittifak, zengine öfke saçmak, terör estirmek ve gelir eşitsizliğinden yakınmak için değil; gerçek akılcı ve vicdanlı bir çözüm üretmek üzere gerçekleşmelidir. Zengini ve burjuvayı perişan etmeyi hedefleyen komünizm gibi ürkütücü ve cahilce sistemlerin dünyaya ne büyük felaketler getirdiği açıktır. Ekonomide eşitlik isteniyorsa, zenginin fakire istekle ve sevinçle destek olduğu, akılcı ve ahlaki bir sistemin oluşturulması gerekmektedir. Bunu sağlamak kolaydır; yeter ki idareciler vicdanlı, reelpolitik hesaplar peşine düşmeyen, güçlüden değil daima haklıdan yana olan bir tutum sergileyebilsinler.

Adnan Oktar'ın American Herald Tribune & The Hans India'da yayınlanan makalesi:

http://ahtribune.com/opinion/778-inequality.html

http://www.thehansindia.com/posts/index/News-Analysis/2016-04-18/Inequality-wreaks-havoc-on-global-peace/222296


Masaüstü Görünümü