Harun Yahya

En güçlüden değil doğrulardan yana olmak



“Dünyada en güçlü insan kimdir?” sorusu sorulsa büyük bir çoğunluk cevap olarak “ABD Başkanı” diyecektir. Dünyanın en güçlü ordusunun, en büyük ekonomisinin sahibi olan, medya ve teknolojisi ile dünya siyasetini etkileyen bir devletin son karar merkezi olmak elbette ki ABD Başkanına bir güç sağlamaktadır. Öyle ki başkent Washington dünyanın dört bir yanının hak aradığı bir yerdir. Bölgesel çatışmalardan, ezilen azınlıklara, mültecilerden yeni ekonomik projelere kadar farklı coğrafyalardan, farklı kültürlerden insanlar ABD’nin siyasi ajandalarını takip etmektedirler. ABD Başkanı, kimi zaman milyarlarca insanı etkileyecek kararlar vermek zorunda kalmaktadır. Peki gerçekte bu kararlar direkt mi alınmaktadır yoksa başka etkenler de mi devreye girmektedir?

ABD Başkanı her ne kadar dünyanın en güçlü karar merkezi gibi kabul edilse de aslında bu gücün hem ardında hem de karşısında başka bir güç olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir: Lobicilik...

Siyasal iletişimin önemli yollarından biri olan lobicilik, en basit anlatımla, “Siyasal karar alma mekanizmalarını etkilemek” demektir. Lobi etkinliğinin amacı, “Gündemdeki konuları temsil edilen çıkar grubu açısından değerlendirmek, kendi gerçeklerini, iddialarını, uluslararası arenada doğru yöntem ve araçlarla savunmak, karar alma mekanizmalarındaki kişileri ikna etmek, onları etkilemek” olarak kabul görür. Lobi faaliyetleri yapanlar kendi tezleri hakkında araştırma yaparlar, bilgi üretirler ve bunları belgelere dökerek, eyleme dönüştürürler. 

ABD anayasası güçler dengesini yasama, yürütme ve yargı olarak 3 ana erke dağıtmıştır.  Bu 3 organın kararlarını etkileyen ise lobi ağıdır. Lobicilik sistemi farklı çıkar gruplarının ABD kongresi ve Federal Hükümet üzerinde baskı oluşturmak için oluşturduğu bir modeldir. Washington kenti lisanslı 10.000 lobiciye ev sahipliği yapmaktadır. Bu rakama iş dünyası temsilcileri, halkla ilişkiler uzmanları ve avukatlar dahil değildir. Buna ek olarak irili ufaklı yüzlerce lobi firması vardır. Bu geniş ağ ülkenin her eyaletinden ve dünyanın dört bir yanından haklarını korumak isteyenlere hizmet eden bir sistemdir.  

Bu öylesine güçlü bir sistemdir ki en büyük 10 lobi firmasının son 5 yıldaki geliri 2 milyar doları geçmiştir. Kongre ve Başkanlık (Congress and the Presidency) dergisi editörü ve Washington Amerikan Üniversitesi Kongre ve Başkanlık Etüdleri Merkezi Direktörü James A. Thurber  lobicilik sektörünün gerçek çalışan sayısını 100 bin, yıllık cirosunu ise 9 milyar dolar olarak hesaplamaktadır. Bu para birçok devletin yıllık bütçelerine yakındır. Bu kadar insan kongredeki 100 senatör ve 435 temsilci ile federal hükümetin karar merciindeki birkaç bin kişiyi etkilemek için çalışmaktadır.

Lobicilik tarihi ABD tarihi kadar eskidir. 19. Yüzyılda eyalet yönetimi üzerinde yoğunlaşmış olan lobiciler, 20. yüzyılda Federal Hükümetin güçlenmesi ile Washington’u mesken edinmişlerdir. 2.000’li yıllardan itibaren ise lobicilik sektörü akıl almaz bir hızla büyümüştür. Bugün büyük şirketlerin kayıt altına alınmış lobicilik harcamaları yılda 2,6 milyar dolardır. Bu miktar, Temsilciler Meclisi (1,18 milyar USD) ve Senato’nun (860 milyon USD) yıllık bütçelerinin toplamından daha fazladır.

ABD federal bütçesinin en büyük harcama kalemleri Irak ve Afganistan savaşlarından kaynaklanır. Bu 2 savaşın toplam gideri 6 trilyon dolar olarak hesaplanmaktadır. Düşük gelirli ABD halkının ya da emeklilerin ihtiyaç duyduğu yüz milyarlarca dolar denizaşırı savaşlarda harcanmaktadır. Yine 2008 krizinde batma aşamasına gelen bankalara bail out adıyla aktarılan paraların maliyeti 10 trilyon doların üzerinde hesaplanmaktadır. Savunma ve finans sektörleri en büyük lobi bütçelerine sahip sektörlerdir.

Siyasi bir konuda olumlu değişim sağlamak, yönlendirme stratejisi izlemek ve olumlu imaj oluşturarak, geniş çaplı tanıtım yapmak elbette ki doğal ve kabul edilebilir faaliyetlerdir. Ancak lobicilik adına büyük meblağlar harcayan sektörlere para transferleri olması vicdanları rahatsız etmekte, kafalarda soru işareti oluşturmaktadır. Benzer şekilde tütün lobisinin sigara tüketimini destekleyen, gıda lobisinin obeziteyi artıran yiyeceklere yönelten ya da petrol lobisinin karbondioksit emisyonu artıran faaliyetleri tüm insanlığı etkileyecek, global sorunları tetikleyecek özelliklere sahiptir.

Birçok Amerikalı da lobi faaliyetlerinin Washington üzerindeki etkisinden rahatsız olmaktadır. Son dönemde Washington işgalleri ile gündeme gelen Democracy Spring hareketi maddi olarak güçlü çıkar gruplarının Başkanlar üzerindeki etkisinin azaltılmasını talep etmektedir. Benzer şekilde Occupy Wall Street hareketi Wall Street şirketleri ile özdeşlemiş finans lobisinin ABD’deki gelir eşitsizliğini körüklediğini iddia etmektedir. 2016 seçimlerinde demokrat başkan adaylarından Bernie Sanders ise Başkan olduğunda savunma müteahhitlerinin ve lobicilerin etkilerini azaltacağını seçim kampanyalarında birçok kez dile getirmiştir.

Lobi faaliyetleri elbette ki sadece Amerika ile sınırlı değildir dünyanın hemen her ülkesinde taraflar kazanan olabilmek için stratejiler yürütmektedirler. Ancak bu konuda ABD’ye önemli görevler düşmektedir çünkü dünyanın hemen her yerindeki milyarlarca insan ABD siyasetinden beklenti içindedir. Örneğin teknoloji alanında alınan kararlar sadece ABD’yi bağlamamaktadır çünkü ABD teknolojileri dünyanın her yerinde kullanılmaktadır. Twitter ya da Facebook için çıkarılacak bir kanun dünya üzerinde 1 milyar kişiyi etkileyecektir. Yine bio yakıtlar için alınacak bir karar gıda fiyatlarını belirleyecektir ki bu açlık sınırında yaşayan 1,5 milyar kişi için ölüm kalım meselesi demektir.

Bütün bunlar lobi faaliyetlerinin önemini ve mutlaka hak yönünde kullanılması gerektiğini açıkça otaya koymaktadır. Dolayısıyla Washington’un güçlüden değil adaletten ve hak olandan yana tavır koyması elzemdir. Nitekim yeni seçilecek Başkan da bu konuda önemli bir sınav verecektir. Dünyanın beklentisi ABD hükümetinin karar mekanizmalarının herkes için adaleti koruması ve her kararda kişisel değil insanlığın ortak çıkarlarının gözetilmesidir.

Adnan Oktar'ın American Herald Tribune'de yayınlanan makalesi:

http://ahtribune.com/politics/858-lobbying.html

Masaüstü Görünümü