Harun Yahya

Türkiye için yeni dönem



Türkiye siyaseti bu hafta oldukça hareketliydi. Başbakan değişikliği için yapılan AKP olağanüstü kurultayı ve aynı tarihlerde Meclis’te oylanan milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması kararı hem Türkiye’de hem de yurt dışında yakından takip edildi.

Dokunulmazlıkların kaldırılması teklifi AKP’den gelmişti. Meclisin iki muhalefet partisi bu teklife olumlu yanıt vermiş, mecliste Kürtlerden çok PKK tarafından desteklenen HDP ise buna büyük tepki göstermişti. Dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından benzer bir tepki AB’den de geldi.

Özgürlük ve demokrasi kavramlarına sahip çıkan AB açısından bu tepkileri değerlendirelim.

Türkiye’de siyasetin her kesiminde Kürtler vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bakanların ve milletvekillerin büyük bir kısmı Kürt’tür. Türkiye’nin tarihinde çok defa Kürt başbakanlar olmuştur. Dolayısıyla özellikle günümüz Türkiye’sinde Türkler ile Kürtler arasında herhangi bir ayırım yoktur. Türk-Kürt ayırımı, PKK’nın kullandığı bir kozdur; Türkiye’de derin devletlerin yerleşik olduğu dönemde özel bir amaç üzere geliştirilmiştir.

Böyle bir ayırım olmamasına rağmen, sadece Kürtlerin temsilcisi bir partinin varlığı her halükarda Türk demokrasisi adına güzeldir. Fakat şu bilinmelidir ki, Türk meclisinde dokunulmazlıkların kaldırılmasına önayak olan gerekçe mecliste bir Kürt partisinin olması değildir. O partinin doğrudan PKK terör örgütü tarafından desteklenmesi, o partinin bir kısım milletvekillerinin bu yönde şaibeli uygulamalarda bulunmalarıdır. Örneğin bir HDP milletvekili, Ankara’da kendini patlatarak 29 kişinin katledilmesine sebep olan PKK’lı canlı bombanın cenazesine katılmıştır. Aynı partinin eşbaşkanı “biz sırtımızı PYD’ye (PKK’ya) dayıyoruz” şeklinde açıklama yapmıştır. Aynı partiye mensup bir kısım belediye başkanları PKK’nın yollara hendekler açmasına izin vermiş, PKK’nın yaraladığı insanlara ambulans, yaktığı yerlere itfaiye göndermeyi reddetmiştir. Bir kısım milletvekilleri, PKK terör örgütünün hücre evlerinden canlı yayında örgüt adına propaganda yapmakta sakınca görmemişlerdir. Eğer, terörün büyük bir problem oluşturduğu bir ülkede, ülke halkını temsil eden milletvekilleri bütün bunları yapabiliyorsa, o zaman buradaki durumun hakkaniyetine yargı karar vermek durumundadır. Elbette söz konusu milletvekillerinin PKK tarafından ciddi bir baskı altında olma ihtimalleri de vardır. Böyle bir durumda bu önemli tehdit de yargı önünde açıklığa kavuşmuş olacak ve söz konusu milletvekilleri hem koruma altına alınabilecek hem de gereksiz bir suçlama altında kalmamış olacaklardır. Konunun yargıya intikal ettirilmesi, hem ülkedeki şaibeli durumu şeffaflaştıracak hem de milletin meclisinden gelen, açık veya gizli, terör propagandasına son verecektir.

Şu durumda soralım; buradaki kararın yargıya bırakılması ve meclisin şeffaflaşması bir demokrasi göstergesiyken, acaba Avrupa’nın bundan rahatsız olma sebebi ne olabilir?

Geçen haftaki yazımızla birlikte değerlendirildiğinde bu sorunun cevabı daha netleşir. Avrupa’nın bir kısmı, yine bilindik taktiği uygulamakta ve “Kürtlerin hakları” başlığı altında şaşırtıcı bir şekilde PKK’ya sahip çıkmaktadır. Söz konusu kararın PKK propagandasının doğrudan meclisten yapılmasını engelleyeceğini gayet iyi bilmekte ve buna garip bir şekilde karşı koymaya çalışmaktadır. AB üyeliği konusunda yapılan tehditlere rağmen Türkiye’nin terörle mücadele konusundan taviz vermediğini anlamış, paniğe kapılmışlardır.

Peki Türkiye bu haksız eleştirileri geri püskürtmek için ne yapmalı? Kürtler, Türk halkının kardeşi, ağabeyi ve büyük bir değeridir. Özellikle son yıllarda bu değeri güçlendirecek atılımlar taktire şayandır. Fakat haksız eleştirilere hedef olmamak için yapılması gereken Kürt kardeşlerimize daha fazla sahip çıkmak, onlara daha fazla istihdam sağlamak, onların imkanlarını daha da genişletmek, gerekirse sağlık ve eğitim imkanları konusunda ayrıcalıklar tanımak, özellikle Kürt nüfusunun fazla olduğu güneydoğudaki şehirleri yeniden inşa ederek güzel bir jest yapmaktır. Ayrıcalıklı bir ihtimam hem bir sevgi gösterisi olacak, hem de geçmişi telafi edecektir.

Derin Avrupa, PKK’nın Kürtlerin temsilcisi olmadığını gayet iyi bilmesine rağmen Kürt kartını her zaman umarsızca oynamıştır. Bunun için tarih boyunca PKK’nın en fazla Kürtlere zarar verdiğini örneklendirerek ve Kürt kardeşlerimizin PKK’dan nefret ettiklerini delillendirerek bilgilendirme çalışmalarına devam edilmelidir. Bu konuda en büyük görev Türkiye’nin yeni kabinesine düşmektedir.

Sn Ahmet Davutoğlu’nun kendi isteğiyle başbakanlık görevini bırakmasının ardından başbakan seçilen Sn Binali Yıldırım, pek çok yönden Davutoğlu kadar değerli bir insan. Başbakanlık konusunda kendisini büyük bir sınav bekliyor kuşkusuz. Fakat Sn Yıldırım’ın başbakanlık ilanının hemen ardından yaptığı ilk konuşmasında özellikle PKK terörünü ortadan kaldırmaya yönelik açıklamalar yapması, Türk halkı açısından rahatlatıcı oldu. Sn Yıldırım’ın önümüzdeki günlerde PKK ile mücadele konusunda taviz vermeyen fakat aynı zamanda bu mücadelenin neden gerekli olduğu konusunda diğer ülkeleri yoğun olarak bilgilendiren bir profil çizmesi, Türkiye açısından faydalı olacaktır. Kürt kartını oynamaktan vazgeçmeyen PKK ve bir kısım Avrupa soluna güzel bir cevap olarak, Kürt kardeşlerimize ayrıcalık gösteren bir sevgi politikasının Türkiye’ye hakim edilmesi büyük önem taşıyor. Elbette bu, her şeyden önce kardeşliğimizin bir gereği ve göstergesi olacak.

Şu aşamada başbakan değişikliğinin hemen akabinde sıklıkla dile getirilen başkanlık sistemine geçiş konusunun da büyük bir tehlike olduğunu burada tekrar hatırlatalım. Daha önce çok defa dile getirdiğimiz gibi başkanlık sistemi Türkiye için büyük bir risktir. Bu sistem, federatif yönetimi kaçınılmaz olarak beraberinde getirecektir ve böylesine bir federatif bölünme mutlaka PKK’nın işine yarayacaktır. Dolayısıyla bu konunun, özellikle terörle mücadele ettiğimiz şu günlerde hiçbir şekilde dile getirilmemesi gerekmektedir. Partili cumhurbaşkanlığı Türkiye için tartışılabilir bir değişikliktir ve dikkate alınabilir. Ama başkanlığın açacağı sorunların daha sonra telafi imkanı olmayabilir. Komünist terör, ülkeye yerleşmek için Türk siyasetindeki sistem değişikliklerinden yararlanmıştır. Başkanlık da teröristler için bir anda biçilmiş kaftan halini alabilir.

Türkiye adına bu önemli noktanın dikkate alınmasını arzu ediyor ve yeni başbakan Binali Yıldırım’a görevinde başarılar diliyoruz.

Adnan Oktar'ın Arab News'de yayınlanan makalesi:

http://www.arabnews.com/node/930996/columns

Masaüstü Görünümü