Harun Yahya

Türkiye'de Partili Cumhurbaşkanlığı ve siyasette yeni dönem



Türkiye siyaseti son günlerde çok hareketli günler yaşıyor ve birçok değişikliğe sahne oluyor. 14 yıldır tek başına iktidarda olan AK Parti üçüncü genel başkanını seçti. Binali Yıldırım genel başkan oldu ve Cumhurbaşkanı tarafından kendisine hükümet kurma görevi verildi. Şu an başbakan olarak görevinin başında.

Ak Parti Kurucu birinci başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Cumhurbaşkanı olarak kabineye başkanlık ediyor. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Demiröz’ün “Türkiye fiilen Partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmiştir” sözü, siyasette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağırlığının hissedileceğinin bir işareti.

Oysa birkaç ay öncesine kadar durum farklıydı. Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi tartışmaları başlamadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet temsilcileri, Türkiye için başkanlık sistemi konusunda ısrarlılardı. Ama Türk kamuoyu bu fikre her zaman karşı oldu ve Ak Parti’ye 2015’te gerçekleşen ilk genel seçimde yüzde 10 oy, dolayısıyla parlamento çoğunluğunu kaybettirerek bu muhalefetini açıkça gösterdi. Hükümet kurma çabalarının başarısız olmasının ardından ikinci genel seçim kararı alındı. Bu sürede Ak Parti, başkanlık sisteminden hiç bahsetmeyince kaybedilen yüzde 10 oyunu geri kazanmayı başardı.

Partili Cumhurbaşkanlığının şu günlerde gündemde olmasının nedeni bu. Türk halkı haklı olarak başkanlık sisteminin Türkiye’de federatif yapıya ve dolayısıyla bölünmeye yol açacağından endişe ediyor. PKK terörü varken ve terörist PKK’nın lideri Öcalan dahi başkanlık sistemini destekleyeceğini belirtmişken, Türk milletinin başkanlık sistemine soğuk bakması gayet doğal ve anlaşılabilir. Partili cumhurbaşkanlığı Türkiye için güvenli bir alternatiftir. Ancak başkanlık sisteminin açacağı sorunların daha sonra telafi imkanı olmayabilir. Komünist terör, ülkeye yerleşmek için Türk siyasetindeki sistem değişikliklerinden daima yararlanmıştır. Avrupa Birliği uyum yasalarının yerel yönetimlere getirdiği ayrıcalıklar PKK’nın çeşitli illere yerleşmesine imkan vermiştir. Başkanlık sistemi, kaçınılmaz olarak bu ayrıcalığı daha da genişletecek ve söz konusu bölgeler terör örgütleri için daha uygun üsler haline gelebilecektir. Bu, ülkenin bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit edici bir hal alabileceği gibi, bölgedeki Kürt halkı için de çok büyük bir felaketin habercisidir.

Bu arada Türk siyasetinde muhalefet partisi MHP hareketli günler geçiriyor. Parti içi muhalefetin yeni bir genel başkan seçmek için başlattığı hareketin sonrasında 10 Temmuz’da olağanüstü kurultay kararı alındı. MHP’nin bu hareketli günleri atlatması ve bu zorlu süreçten daha güçlü bir parti olarak çıkması çok önemli. Çünkü MHP, milliyetçi çizgisi ile özellikle bölücü PKK terörüne karşı güçlü bir kalkan oluşturuyor. MHP’nin temsil ettiği milliyetçilik hareketinin yara almaması için parti-içi muhalefetin partinin genel yapısını güçlendirecek şekilde kullanılması ve partinin bölünmesine izin verilmemesi hayati önem taşıyor. Özellikle de Türkiye’nin terörle mücadelesinin en yoğun olduğu bu günlerde MHP’nin -diğer konulardaki muhalefetine rağmen- terörle mücadelede hükümetin yanındaki büyük bir güç olduğu unutulmamalı.

Yeni hükümetin şekillenişi ile birlikte Türkiye’de pek çok konuda da değişim gerçekleşmesi bekleniyor. Yeni başbakan Binali Yıldırım, görevi kendi isteğiyle bırakan Davutoğlu kadar değerli bir insan. Yıldırım’ın başbakan seçilmesinin  hemen ardından yaptığı ilk konuşmasında özellikle PKK terörünü ortadan kaldırmaya yönelik açıklamalar yapması, oldukça gerekli ve Türk halkı açısından rahatlatıcı idi. Yıldırım’ın önümüzdeki günlerde bu mücadelenin neden gerekli olduğu konusunda diğer ülkeleri yoğun olarak bilgilendiren bir profil çizmesi, Türkiye açısından faydalı olacaktır. Kürt kartını oynamaktan vazgeçmeyen PKK ve bir kısım Avrupa soluna güzel bir cevap olarak, Kürt kardeşlerimize ayrıcalık gösteren bir sevgi politikasının Türkiye’ye hakim edilmesi büyük önem taşıyor. Elbette bu, her şeyden önce kardeşliğimizin bir gereği ve göstergesi olacak.

Yeni kabineyle birlikte Türkiye’de kalkınmaya yönelik çeşitli atılımlar da dillendiriliyor. Yeni başbakan Binali Yıldırım, Türkiye’nin ünlü, dev inşaat projelerine devam edecek. Bunlara İstanbul’a üçüncü büyük havalimanı ve üçüncü köprüsü de dahil. Elbette yollar, köprüler vb. çalışmalar Türkiye’ye çok faydalı olacak ve ülke çapında yaşam kalitesini arttıracak projelerdir, ancak Türkiye gibi İslam aleminin önemli temsilcilerinden biri olan bir ülkenin şu dönemde öncelikli konusu ülkenin birliği ve bütünlüğün korunması olmalıdır. Çünkü Türkiye gibi önemli bir İslam ülkesinin komünist terör ile bölünmesi, Ortadoğu ve İslam alemi için çok büyük sorunlara yol verebilecektir. Batı derin devletleri, İslam coğrafyasının bölünüp parçalanmasını çok kolay zannedecek ve bu kirli oyunu oynamaya devam edeceklerdir. Türkiye, bu konuda bir set olmalı ve özellikle tüm Ortadoğu’ya bela olabilecek komünist terörü güçlü bir şekilde bertaraf etmelidir.

Bunun için komünist terörü besleyen ideolojinin hedef alınması ve milli şuur derslerinin başlatılması çok önemlidir. Gençlerimizin zor durumdaki İslam dünyasının güçlü ve birlik içindeki bir Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu anlamaları gerekmektedir. Bu anlamda tüm Müslüman ülkelerin Türkiye’nin yanında ve safında olması da büyük önem taşımaktadır.

Tüm bu vesilelerle başbakan Binali Yıldırım’a yeni görevinde başarılar diliyoruz.

Adnan Oktar'ın Gulf Times'da yayınlanan makalesi:

http://www.gulf-times.com/story/496615/The-beginning-of-a-new-era-in-Turkish-politics


Masaüstü Görünümü