Harun Yahya

Türkiye için yeni bir başlangıç: Dış siyasetin geliştirmesinin aciliyeti



2016 Mayıs ayı birçok yorumcu tarafından Türk siyasi tarihinde önemli dönüm noktası olarak kabul edilmekte. 90 yıllık tarihinde ilk kez bir Türk siyasetçi Ahmet Davutoğlu aktif başbakanlık görevinden ayrılarak partisini kongreye götürdü ve görevini bir başka parti üyesi olan Binali Yıldırım’a bıraktı.

Bu değişim süreci çok hızlı bir şekilde gelişti. Eski ve yeni başbakan bu değişimi davada bir bayrak devri olarak nitelendirdiler. Geçtiğimiz hafta sonundaki kongre ile de yeni dönem başladı. Davutoğlu’nun konuşması ile açılan Yıldırım’ın konuşması ile kapanan kongre coşkulu bir havada gerçekleşti ve AK Parti’de 3. Genel Başkan dönemi başladı.

Tüm bu süreci planlayan ve yöneten ise Ak Parti’nin kurucusu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dı. Birçok AK partili siyasetçi önümüzdeki dönemi bir nevi yarı başkanlık dönemi olarak tanımlamakta. Bu görev değişiminden hemen sonra yapılan anketlerde AK parti oyları %55’lere yakın çıktı. Bu oran, pek çok kesim tarafından, oy verenlerin Erdoğan’ı AK Parti’nin lideri olarak gördüklerinin bir delili olarak yorumlandı.

Bu görev değişiminde birkaç nokta öne çıkıyor. Eski başbakan Davutoğlu ideolog ve stratejist bir kimlikle tanınmakta, yeni başbakan Yıldırım ise daha icraatçı bir geçmişe sahip. Bu noktada artık partiye ve Türkiye'ye yön verecek stratejileri, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce olduğu gibi, yeniden Tayyip Erdoğan’ın planlayacağı anlaşılıyor.

Yeni dönem ile birlikte Erdoğan’ın Türk dış politikasında seri adımlar atması ülkemiz adına güzel olacaktır. Bölgemizde çözüm arayan birçok problem var. Suriye ve Irak iç savaşları her geçen gün daha kötüye gitmekte, ABD Libya’da sıcak savaşın tarafı olmak üzere, Afganistan ve Yemen iç savaşlarında ise barış hala çok uzakta gözüküyor. Mülteciler ve yollarda can veren göçmenler konusunda da her kafadan ayrı bir ses çıkmaya devam ediyor. Erdoğan ABD, AB ve Batı’nın sorunların çözümünde geride durduklarını ve ağırlıklarını tam olarak koymadıklarını düşünüyor. Yeni dönemdeki yol haritasını ise geçtiğimiz hafta İstanbul’daki 1. Dünya İnsani Zirvesi için bir Türk gazetesine kaleme aldığı makalesi ile açıkladı. Makalenin başlığı mesajını açık olarak özetliyordu: “Çaresiz Değiliz Çare Biziz” yazının devamında ise şu mesajlara yer vermişti.

“Dünyamızda yaşanan pek çok sorunun temelinde maddi imkân kıtlığı değil, merhamet ve empati eksikliği var. Küresel vicdanı harekete geçirmeliyiz.”

Birçok Müslüman ülke son 15 yıldır dünyanın ekonomik, jeopolitik ve siyasi çıkar kavgalarının ortasında kalmıştır. Petrol ve enerji kavgaları, siyasi çekişmeler, ekonomik çıkarlar Müslüman topraklarını savaş bölgesi haline getirmiştir. Ortadoğu acil olarak çatışma ortamlarını sonuçlandıracak yeni politikalara ihtiyaç duymaktadır. Bugün dünyanın önceliği ölümleri durduracak barışçıl politikalar olmalıdır. Türkiye’nin yeni dönemdeki dış politikası da bu amaca hizmet etmeli ve her kesimi kucaklayıcı olmalıdır.

Türkiye bu politikaları Müslüman âlemi ile birlikte geliştirebilecek bir imkâna sahiptir. İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanlığı Nisan ayında Türkiye’ye geçmiştir. Bu zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani İslam âleminde derin yaralar açmakta olan Sünni-Şii çatışmalarına son vermek adına acil çağrıda bulunmuşlardır. Bu iyi niyetli bir ilk adımdır. Müslüman ülkeler bu işbirliği imkânını iyi kullanmalı ve Teşkilatı ortak barış politikaları geliştirme ve uygulamada bir merkez haline getirmelidir.

Teşkilatın Mayıs ayındaki toplantısında da başta su konusu olmak üzere ortak kalkınma politikaları gündeme geldi. Dünyanın en fakir 49 ülkesinin 22’si ve en zengin 15 ülkesinin 6’sının İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olduğunu dikkate aldığımızda İslam âleminin acil bir dayanışma ve kardeşlik ruhuna ihtiyaç olduğu kuşku götürmez bir gerçek.   

Türkiye liderliğinin ve yeni kabinenin önünde, dış politika kadar, ülke içine yönelikte geniş bir ajanda var. Erdoğan ve Yıldırım, önümüzdeki dönemde terörle mücadele konusunda daha da yol alınacağını ve mücadelenin her Türk vatandaşı güvenliğe ulaşana kadar devam edeceğini birçok defa dile getirdiler. Türk devletinin bir diğer kırmızı çizgisi ise Federasyon, konfederasyon, özerklik, özyönetim, kantonlar yada güçlü yerel yönetim, adı ne olursa olsun ülkeyi parçalara ayıracak siyasi projelere izin verilmemesi. Terörle mücadele ve üniter devlet konusunda Türk kamuoyu ezici bir çoğunlukla bu politikaları desteklemekte.

Partili cumhurbaşkanı ve yeni bir sivil anayasa Türkiye’nin 2016 gündemindeki diğer konular. Halen geçerli olan anayasa 1980 yılındaki askeri darbe sonrasında yazılmıştı. Zaman içinde birçok iyileştirme yapılsa da, bu anayasanın hala 21. Yüzyıl sivil toplumunun değerlerini yansıtmadığı düşünülüyor. Türk kamuoyunun tamamına yakını yeni bir anayasanın gerekliliğine inanıyor. Fakat içeriği konusunda tam bir mutabakat sağlandığı söylenemez.

Yeni anayasanın en çok tartışılan konusu ise hiç şüphesiz Türkiye’nin yönetim şeklinde temel bir değişim anlamına gelen Başkanlık sistemi. Ama diğer değişim politikalarının aksine bu konuda kamuoyunda yeterli destek oluşmuş değil. Türk halkı özellikle ülkenin bölünmesine yol açabileceği düşüncesi ile Başkanlık sistemini tam olarak benimsemedi. Bu, haklı bir tedirginlik. Keza terörle boğuşan Türk milleti, bölünmenin alt yapısını hazırlayacak siyasi değişikliklere kesin olarak tolerans göstermiyor. Başkanlık, şu aşamada Türkiye için büyük bir risk taşıyor.

Bu nedenle son dönemlerde dile getirilen bir ara formül var: Partili Cumhurbaşkanlığı. Cumhurbaşkanlığını sembolik bir makam olmaktan çıkıp yürütmenin en üst kademesi haline getirmeyi hedefleyen böyle bir mekanizma, bölünmeye ve federasyona yol vermeyeceği için Türk halkının takdirine sunulabilir. Kuşkusuz karar Türk milletinin olacaktır.

Türkiye 2000’li yıllar ile birlikte ekonomiden sanayiye, sağlıktan siyasal ve sosyal haklara kadar birçok alanda önemli atılımlara imza attı. Halkın refah seviyesi yükseldi. Sosyal devletin gereği olan yardımlar yediden yetmişe milyonlara ulaştı. Türk halkı önümüzdeki dönemde yöneticilerinden, Müslümanları ekonomik ve sosyal bir çatı altında toplanması konusunda öncülük görevi üstlenmesini bekliyor. Önümüzdeki günlerin Müslüman alemine barış, refah, dostluk ve esenlik getirecek ortak projelere vesile olması ise hepimizin dileği.

Adnan Oktar'ın The Daily Star'da yayınlanan makalesi:

https://www.dailystar.com.lb/Opinion/Commentary/2016/Jun-06/355467-a-new-dawn-for-turkey-developing-foreign-policy-quickly-is-essential.ashx

Masaüstü Görünümü