Harun Yahya

Komünizm Avrupa’yı hiç terk etmedi ki...



Çoğu kişi dünyanın en modern, en hümanist, en paylaşımcı toplumu olması beklenen AB’nin bazı ülkelerinde gittikçe yaygınlaşan  egoist, benmerkezci ve çıkarcı yapısını anlamakta güçlük çekiyor. Gerek mülteciler gerekse de diğer insani yardım gibi konularda yaşananları hayretle izliyor. Aslında bu durumun çok net bir açıklaması var:

Komünizm çoğu kimse için Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkeleri ile özdeşleşmiş bir kavramdır. Daha sonra Çin, Vietnam, Kamboçya gibi Asya rejimleri akla gelir. Küba başta olmak üzere Venezuela, Bolivya gibi Latin Amerika ülkeleriyle bu özdeşleşme devam eder. Avrupa kıtası ile komünizm ise çoğu insanın kafasında kolay kolay bağdaşmaz. Oysa komünizm %100 olarak Batı Avrupa yani kıta Avrupası temelli bir ideolojidir.

Komünizmin sosyo-ekonomik temeli olarak kabul edilen Marksizm, iki Alman felsefecinin toplumların tarihi ve sosyal değişimlerini yorumlamasıdır. Karl Marx ve Friedrich Engels ilk defa 19. Yüzyılın ikinci yarısında dünya tarihini sosyal sınıf kavgaları ile açıklamaya başladılar. Komünist manifestonun hazırlandığı ve yayınlandığı yer Büyük Britanya idi. Her iki felsefeci Fransız Devrimi’nin radikal liderlerinden Maximilien Robespierre’den, İngiliz ekonomist David Ricardo’dan, yine Alman felsefeci Hegel’den derin etkilenmişlerdi. 1 Lenin ve Stalin’in köylü devrimleri, Mao’nun kültür devrimi, Pol Pot‘un Kamboçya ihtilali, Küba gerilla hareketleri hep bu Avrupa merkezli sınıf kavgası teorileri üzerine bina edildi. Komünizmin uygulamaları dünyanın dört bir yanına yayılsa da ideolojik temeli Avrupa’da atıldı, yeşertildi ve gerektiğinde zamana göre revize edildi. Kitleleri peşinden sürükleyen manifestolar hep Avrupa’da yazıldı. Komünizmin ilk takipçilerinden olan Rosa Luxemburg, Otto Bauer, Rudolph Hilferding, Karl Kautsky de Avrupa menşeili ideologlardı.

AB‘nin ilk tohumları da yine sol kaynaklı “Avrupa Birleşik Devletleri” fikri ile atıldı. Otto Bauer Avrupa kapitalizminin kaçınılmaz olarak sosyalist bir Avrupa Birleşik Devletleri ile sonuçlanacağına inanıyordu. Yine komünizmin öncülerinden Leon Trotsky Avrupa devletlerinin birleşmesinin komünist bir Avrupa’nın ilk aşaması olacağını birçok yerde dillendirmişti.  2

1968 Paris ayaklanması da aslında Avrupa kıtasındaki tam teşekküllü bir komünist devrim denemesi idi. De Gaulle Almanya’da Fransız ordusu ile anlaşma sağlayamasaydı bugün büyük bir ihtimalle Fransız Komünist Devleti ile karşı karşıya olunurdu. Nitekim bu ayaklanmanın komünist kadroları on yıllarca Avrupa siyasetini yönlendirdiler. Daniel Cohn-Bendit ya da Fransa’daki Trotçkici hareketin lideri Alain Krivine gibi bu kalkışmanın önde gelen liderleri halen Avrupa Birliği’nin etkili siyasi figürleri olarak politika yapmaya devam etmektedirler. 3

Avrupa siyaseti Marksist ideolojinin etkisinde kalan birçok siyasetçi gördü. Örneğin Avrupa Birliği’ni kuran Maastricht Anlaşmasının iki mimarından biri olan François Mitterrand’ın yanısıra İtalya’da 10 yıl Cumhurbaşkanlığı yapan Giorgio Napolitano da Marksist geçmişe sahipti. AB’nin kurucu babaları arasında kabul edilen Sicco Mansholt, Paul-Henri Spaak ve Altiero Spinelli Marksist ideolojinin takipçisi olan teknokratlardı. Spinelli’nin Ernesto Rossi ile hapisteyken yazdığı “Ventotene Manifesto” AB’nin kuruluş belgesi olarak kabul edilir. Bugün de Avrupa’nın federalist yapısını korumak amacını güden Spinelli Group hareketi Cohn-Bandit ve Jaoschka Fischer gibi komünistler tarafından yönetilmektedir.

İşte bunlar birçok kişi tarafından bilinmeyen gerçeklerdir. İlginç olan ise bugün birçok çevrede AB’nin siyasi yapılanmasının ve yönetim kurallarının gün geçtikçe Sovyetler Birliği’ne benzediğinin seslendiriliyor olmasıdır. Başını Sovyetler Birliği toplama kampları ve akıl hastanelerinde 12 yıldan fazla kalmış olan Vladimir Bukovsky’nin çektiği bir grup AB’yi komünizme yaklaşmakla eleştiriyor. Öyle ki Bukovsky Avrupa Birliği ve Sovyetler Birliği arasındaki tek farkın isimlerinde olduğunu iddia ediyor. AB’nin aynı SSCB gibi sosyalist yönetimler altında birleşmiş ve bir grup seçkin bürokratik elit tarafından yönetilen federal bir yapı olduğunu anlatıyor. 4

İngiliz Bağımsızlık Partisi yöneticilerinden Peter Reeve de İngiltere’nin AB’den çıkmasını savunurken, “Henüz çıkabilirken çıkalım çünkü samimi olarak AB’nin totaliter bir rejim haline geldiğine ve  Marksist bir devrimin yaşanmakta olduğuna inanıyorum” demiştir. 5

AB’nin Bakanlar Kurulu gibi hareket eden ve yürütmenin başı konumundaki Avrupa Komisyonunun teknokrat yapısı bu elitist yöneticilere örnek olarak gösterilmektedir. Komisyon Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’nin aksine seçilmiş değil atanmışlardan oluşan bir kurum gibi hareket etmektedir. Komisyon’da en uzun dönem Başkanlık yapmış kişi olan Jose Manuel Barroso 6 eski bir Maocu komünisttir. Yine eski başkanlardan Jacques Delors 7, Romano Prodi,8  Manuel Marin 9 hep sol eğilimli politikacılardır.

Açıkça görüldüğü gibi aslında Marksizm Avrupa’yı hiçbir dönem terk etmemiştir. Sadece zaman içinde dünyadaki uygulamalardan etkilenerek ideologları tarafından yenilenmiş ve şekil değiştirmiştir. Ama kendilerince, dünyayı bir çatışma ortamı olarak gören ve ilerleme için bu çatışmalara bel bağlayan ideolojiler Avrupa toplumlarını her dönem yönetimi altına almıştır.

Durum öyle bir hal almıştır ki birçok Avrupalı dahi kendi ülkelerinde farklı kültürlere düşmanca yaklaşılmasına mana verememektedir. Hâlbuki Batı’da yaşananlar komünizmin temelindeki çatışma kültürünün doğal bir sonucudur. Önemle belirtmek gerekir ki insanlar her türlü fikre, inanca ya da inançsızlığa sahip olabilirler, bu konuda herkes özgürdür. Ancak bu özgürlük hiç kimseye dünyayı sınıf çatışmalarıyla yönetmeye kalkma, bu nedenle savaşlara, çatışmalara neden olma hakkını vermez.

Sokak çatışmaları artık sona ermeli, devrim hayalleri 20. Yüzyılda kalmalıdır. Dünya güçlünün hayatta kaldığı değil güçlü ile zayıfın birlikte yaşadığı bir yer olmalıdır. Aksi halde dünya savaşlarının, Afrika’da açların, denizde boğulan mültecilerin sayısı artmaya devam edecektir. Avrupa’nın geleceğini araması gereken yer sokaklar ya da çatışma değildir. Marksist ideolojiler yaşlı kıtaya yeteri kadar çatışma getirmiştir. Avrupa toplumu dünyaya örnek olmalıdır. Kendilerine yakışan komünizmin çatışmacı egoist kültüründen uzaklaşmaktır. Dünya böyle bir Avrupa’nın özlemini duymaktadır.


https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_communism
http://en.marksist.net/elif_cagli/united_states_europe.htm
https://en.wikipedia.org/wiki/May_1968_events_in_France
http://www.brusselsjournal.com/node/865
http://www.theblaze.com/stories/2012/11/26/i-genuinely-believe-this-is-a-marxist-revolution-british-lawmakers-revolt-against-e-u-and-how-it-relates-to-us/
http://www.cafebabel.co.uk/politics/article/when-barroso-was-a-communist.html
https://en.wikipedia.org/wiki/Jacques_Delors
http://www.thenewamerican.com/world-news/europe/item/14641-italy-on-financial-brink-as-%E2%80%9Cformer%E2%80%9D-communist-tries-to-lead
https://en.wikipedia.org/wiki/Manuel_Mar%C3%ADn


Adnan Oktar'ın Arab News'de yayınlanan makalesi:

http://www.arabnews.com/node/954416/columns


Masaüstü Görünümü