Harun Yahya

ABD sertlik yanlısı siyasete teslim olmamalı



Tarihçiler arasında genel kabul gören görüş ABD’nin dünya politikalarında ağırlığını koymasının Başkan Wilson’ın 1918’de Kongre’de ilan ettiği 14 ilke ile başladığı yönündedir. Bu tarihten günümüze ABD, kimi zaman siyasi ağırlık koyarak, kimi zaman Birleşmiş Milletleri öne çıkararak, kimi zaman da ekonomik yaptırımlar ile dünya siyasetini şekillendirdi. Geçtiğimiz yüzyılda ABD tarafından gerçekleştirilen birçok gizli operasyon da gazete manşetlerinde yer aldı.

ABD yönetimleri Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, Körfez Savaşları, Afganistan ve Irak işgalleri, Latin Amerika’daki silahlı müdahaleler ile dünya siyasetini düzenlemeyi planladı. Bu müdahalelerde uluslararası toplumla, müttefikleriyle, kimi zamanda Birleşmiş Milletlerle birlikte hareket etti. Ama bu koalisyonların öncüsü ve itici gücü hep ABD oldu.

 Beklenenin aksine silahlı müdahalelerin birçoğu başarı ile sonuçlanmadı. Savaşın üzerinden 60 yıl geçmesine rağmen Kuzey Kore hala kontrolsüz bir güç ve Kore yarımadası dünyanın sorunlu noktalarından biri. 1991 Körfez Savaşı Saddam’ın Şii ve Kürt katliamları ile sonuçlandı. 2003 Irak işgali ise 2 milyon kişi can vermesine rağmen insanlık için faydalı bir sonuç getirmedi. Tam tersine, Afganistan, Irak ve Suriye operasyonlarından sonra  dünya çok daha tehlikeli  bir yer haline geldi. Komünizmin ilerleyişini durdurmak adına müdahale edilen Vietnam, Laos ve  Kamboçya’da komünist iktidarlar hiç eksik olmadı. ABD, üstün silah ve ekonomik gücüne ve sözde dünya politikasını çok iyi okuyan  teorisyenlerine rağmen gerçek anlamda başarı kazanamadı.  Demokrasi, barış ve düzen getirmek adına yaptığı müdahaleler çoğu zaman Amerika düşmanlığını arttırdı. Çoğu yerde Amerikan askerleri çiçeklerle değil bombalarla  karşılandı.

ABD’nin askeri müdahaleleri gerisinde sadece darmadağın ülkeler bıraktı. Amerikan askerleri bu ülkeleri başları önlerine eğik, mahcubiyet içerisinde terk etmek zorunda kaldılar. Dünya çapında yapılan anketler ABD’yi güvenilir bir dost görenlerin sayısının gittikçe azaldığını göstermektedir.. Üstelik Amerikalı askerler de bu müdahalelerin mağduru konumunda. Bir çoğu ülkesine psikolojik rahatsızlıklarla dönüyor. Yıllarca tedavi görmek zorunda kalıyor. Nitekim ABD kamuoyundaki müdahale karşıtlığının temel sebeplerinden birini de bu yıpranmış ve psikolojik sorunlar yaşayan askerler oluşturuyor. 

Bugün gelinen aşamada Washington’ın  ciddi bir dış politika değişikliği yapması gerektiği açıktır. Nitekim bir çok Amerikan vatandaşı da bu politikalara sırtını dönmektedir. Bu politikalardaki temel hata diğer ülkelerin gerçeklerinden kopuk, o halkların taleplerini, inançlarını ve değerlerini bilmeyen veya bilerek göz ardı eden bazı düşünce kuruluşlarının ya da siyasi akımların çizdiği yola uyulmasıdır. Bu düşünce kuruluşları çoğu zaman Türk, Afgan Iraklı ya da Suriyeli sözde uzmanlar çalıştırmaktadır. Ancak, bu kişilerin kökenleri söz konusu coğrafyaları iyi anladıkları manasına gelmemektedir. Zaten birçoğu da savaş yanlılarının duymak istediği sözleri kaleme almaktadır. Bunun sonucunda Beyaz Saray’da, Kongre Binası’nda ya da Dışişleri koridorlarında, dünyayı silah gücüyle şekillendirmek gerektiğine inanan sertlik yanlısı, sevgisiz ve merhametsiz kişilerin sesi daha gür duyulmaktadır.

Oysa sertlik yanlısı olanlar ve bazı Neo con’lar 15 yıldır yeteri kadar kan akmasına sebep oldular. Dick Cheney’nin 70-80 milyar doları geçmeyeceğini iddia ettiği Irak ve Afganistan  işgalinin  maliyeti 6 trilyon doları aştı. Colin Powell’in  BM’de elinde tüpler göstererek Irak’ta olduğunu iddia ettiği kitle imha silahları ise hiçbir zaman bulunamadı. Bugün hem Neo-Conların büyük kısmı hem de zamanın İngiliz Başbakanı Tony Blair Irak Savaşı’nda hata yaptıklarını kabul ediyorlar. Fakat geride kalan milyonlarca can vermiş insanın yıkılan yüzlerce şehrin ve iç savaşa terk edilen 3 ülkenin hesabını kimin vereceği hala meçhul. 

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda Amerika’nın yeni başkanlık döneminde – kazanan her kim olursa olsun- savaş ve şiddet ihtirasının geride bırakılması gerektiği açık. Kendilerini Progressive Internationalistler olarak tanımlayan ekibin savaş yanlısı startejilerine göre siyaset belirlenmemelidir. Bu kadronun bir kısmı liberal ve hatta sol görüşlü olduklarını savunsalar da askeri konularda sertlik yanlısı bazı Neo-Conlar’la hemen hemen aynı şeyleri savunuyorlar. 15 yıldır yaşananlardan hiç ders almamış gibi “ABD’nin her şart altında askeri müdahalelerde bulunması gerektiği”ni öne sürüyorlar.

Bu kadrolar Irak ve Afganistan müdahalelerine de yeşil ışık yakmıştı. Hatta Irak’ta kimyasal silahların olmadığının anlaşılmasının ardından bile, Paul Berman, Thomas Friedman, Christopher Hitchens, George Packer, Kenneth Pollack, Jacob Weisberg ve Fareed Zakaria gibi isimler geride milyonlarca hayatını kaybetmiş Iraklı ve yüzlerce intihar eden Amerikan askeri bırakan Irak işgalinin haklı gerekçelere dayandığını iddia ettiler.

Sertlik yanlısı olanların birçoğu, dünyanın Washington salonlarında yazılan senaryolar doğrultuda yaşaması gerektiğine inanıyor. Bazılarının kalemlerine yukarıdan bakan, empati yoksunu ve sadece kendini karar makamı olarak gören kibirli bir üslup hakim.  Dünya bu sevgisiz zihniyetle her geçen gün daha tehlikeli bir yer olmaya devam edecek. Daha çok kan akacak, daha fazla yıkım olacak. Ve tüm bu yıkımlardan kuşkusuz Amerika da payını alacak. ABD politikaları sertlik yanlısı siyasete emanet edilirse, ülkeyi savaşa sürükleyip ardından özür dileyen istihbarat toplulukları görmeye devam edeceğiz. 

Bu kör sarmalı durdurabilecek, bu gidişe dur diyebilecek merci de yine ABD toplumunun aklı selimidir. Bugün vicdan sahibi olanların, sevgiden dostluktan kardeşlikten ve barıştan yana olanların susma zamanı değildir. Şiddet eğilimi Amerikan halkının da canını yakmaktadır. ABD’de cinayet oranları dünya ortalamasının çok üstündedir.  Her yıl işlenen 15.000 cinayet ve toplumun her kesimine yayılmış silahlanma hırsı bu güzel ülkenin güzel insanlarını da tehlikeye atmaktadır.   Amerikan halkının iç muhasebe yapma zamanı gelmiştir.  Dünyanın ABD’nin  vicdanı ile hareket etmesine ihtiyacı vardır. Bu süper gücü yönetenler savaş değil barış mesajlarına kulak vermelidir. 

Adnan Oktar'ın American Herald Tribune'de yayınlanan makalesi:

http://ahtribune.com/opinion/1150-internationalist-policies.html

Masaüstü Görünümü