Harun Yahya

ABD Manevi Değerlerini Geri Kazanmalıdır



Amerika Birleşik Devletleri’ni bir İngiliz kolonisinden alıp dünya devleti haline getiren en önemli unsur kurucu değerleridir. 1776 yılında Birleşik Devletleri kuran 13 eyalette dindar, ahlaklı, çalışkan, sadık, vefalı, vatansever, özgürlükçü, fedakâr, insanların eşitliğine gönülden inanmış 2.5 milyon Amerikalı yaşamaktaydı. ABD’nin nüfusu 1880’de 50 milyon, 1920’de 100 milyon, 1970’de 200 milyona ulaşmış ve insanların kalbindeki Hz. İsa sevgisi ve Hristiyanlığa derin bağlılık her zaman çok güçlü olmuştu. 2000’li yıllarda ise, birlikte Amerika’yı Amerika yapan, farklı milletlerden milyonları birleştiren bu derin bağın zayıflamaya başladığını görmeye başladık. Hristiyanlıktan uzaklaşmak, Amerikan toplumunu bir arada tutan çimentonun seyrelmesi ve zaman içinde parçalanması demektir.

Obama iktidarı ile birlikte Amerikan toplumunda büyük bir dönüşüm yaşanmaya başlandı. Ülkeyi yöneten kadrolar Hristiyanlığı toplumsal hayattan uzaklaştırmaya başladılar. Obama’nın Beyaz Saray’daki Ulusal Dua Günü’ne katılmaması ya da Georgetown Üniversitesi’ndeki konuşması sırasında Hz. İsa’nın adının yazılı olduğu panoyu kapatması birçokları tarafından Hristiyanlıktan uzaklaşmak olarak algılandı. Bu değişim Amerika İnsan Hakları Komisyonu Genel Başkanı Martin Castro’nun 7 Eylül’de tanıtımını yaptığı raporla zirveye çıktı. Castro ayrımcılıkla mücadele politikalarını açıkladığı raporunda, kurucu ve yönetici vasfını taşıyan bir kısım kişilerin Hristiyan inancını sorgulayan ifadeler kullandı. Dindar Amerikalıları da mücadele edilmesi gereken bir tehdit olarak gösteren açıklamalar yaptı. Hristiyan karşıtı politikalar, çok geçmeden Amerikan yargı sistemine de yansıdı. ABD’nin kurucu değerlerinin gereği olarak özellikle Hıristiyanlar arasından seçilen ABD Anayasa Mahkemesi üyeliğine, tarihte ilk defa “ateist bir yargıç” getirildi.

ABD başkanlarına ve yönetici kadrolarına düşen, kuşkusuz ki asıl olarak ABD toplumun değerlerine sahip çıkmaktır. Araştırmalar göstermektedir ki Amerikalıların %94’ü Allah’ın varlığına inanmaktadır. Toplumun %70’i Allah’a mutlak anlamda güvendiklerini ifade ederken, %58’i de dinin kendi hayatlarında “çok önemli” bir unsur olduğunu dile getirmektedir. 300 milyon Amerikalının %40’ı her gün dua etmektedir. Amerikan Ordusu da Kilise’yi Amerika’daki en güvenilir kurum olarak göstermektedir.

Şu anki Amerikan yönetiminin Hristiyan değerlerine mesafeli bir görüntü sunmasının elbette Amerikan toplumuna oldukça vahim etkileri olmaktadır. Şu anda ABD’de, homoseksüelliğin önünü şimdiye kadar hiç görülmediği şekilde açmıştır. Obama, eşcinsel dergisine poz veren ve görevdeyken eşcinsel evlilikleri destekleyen ilk Amerikan başkanıdır. ABD tarihinde ilk defa homoseksüel olduğunu açıkça kabul eden Eric Fanning ordu bakanı olarak atanmıştır. Fanning, ilk icraatlarından biri olarak transseksüellerin ABD ordusunda görev yapmasına izin veren yasayı çıkartmıştır.  

Bunun öncesinde zaten Obama, 2011 yılındaki bir kanunla, homoseksüellerin ABD ordusunda görev yapabilmesinin önünü açmıştır. Geçtiğimiz sene Pentagon’daki homoseksüeller günü toplantısına eşcinsel generaller sözde eşleri ile katılmışlardır. Bugün araştırmacılar, Amerikan ordusunda 65.000 homoseksüel olduğunu tahmin ediyorlar.

Obama’nın eşcinselliğe verdiği destek Dışişleri’ne de yansıdı. 2015 yılında 6 büyükelçilik makamına eşcinsel diplomatlar atandı. Katolik yapısıyla bilinen Dominik Cumhuriyeti’nde Kilise bu atamayı eleştirse de, Amerikan Dışişleri Bakanlığı geri adım atmadı. Yine Eylül 2013-Ağustos 2016 tarihlerinde görev yapan ABD’nin İstanbul Başkonsolosu da bir eşcinseldi. %99’unun kendisini Müslüman olarak tanımladığı Türk toplumuna eşcinsel bir konsolos gönderilmişti.

Obama yönetiminin 8 yıllık uygulamaları, ABD toplumunun 250 yıllık manevi değerlerinden büyük ölçüde kopmasına neden olmuştur. Oysa ABD’yi bugüne getiren ve ülkeyi güçlendiren asıl sebep, Hristiyanlığın sevgi ve barış ilkeleriyle birlikte gelen güzel ahlaktır. Ülkeyi, daha müreffeh ve daha güçlü hale getirecek olan da, kuşkusuz dinsizlik ya da homoseksüellik gibi ürkütücü kavramlar değil, yine Hristiyan inancı olacaktır.

Hristiyanlıktan uzaklaşan kadroların geliştirdiği dış siyaset, ABD’nin müttefiklerini seçerken de hata yapmasına sebep olmaktadır. Yüzyıl boyunca komünist ideoloji ile savaşmış ABD, Suriye’de Marksist-terörist bir örgütle ittifak kurmuş durumdadır. Yıllardır müttefiki olan Türk devletinin tepkilerine ve uyarılarına rağmen geri adım atmamaktadır. Oysa ABD’nin müttefiklerin de araması gereken, Hristiyanlığın yücelttiği değerler olan sadakat, vefa ve içten bir dostluk olmalıdır.

Şu an dünyanın büyük bir çoğunluğu, süregelen birçok savaştan ABD yönetimini sorumlu tutmaktadır. Hz İsa’nın söylevleri ise barış üzerinedir. Bu gerçeği esas alarak Amerikan yönetiminin, savaş çığırtkanlarına kulaklarını tıkaması gerekmektedir.

ABD, 10 milyon km2’ye yayılmış 320 milyonluk bir halktır. Bu kalabalık toplumu bir arada tutacak olan ise ortak değerlerine bağlılıktır. Hoşgörü her geçen gün azalmaktadır. Toplumun genelinde garip bir şiddet ve çatışma ruhu gelişmektedir. Siyahi, hispanik ya da yerli Amerikalılar ırkçı politikalar yüzünden her gün sokaklardadır. Biz %99’uz ya da Occupy Wall Street hareketleri, zengin ve fakir Amerikalılar arasındaki uçurumunun kontrolsüz artışından dolayı Obama yönetimini suçlamaktadır. Toplum her kesimine yayılmış bir memnuniyetsizlik 250 yıllık devleti temellerini derinden sarsmaktadır.  

ABD, gün geçtikçe büyüyen bir şiddet sarmalına çekilmiştir. 2015 yılında, FBI kayıtlarına göre, 1 milyon 200 bin şiddet içeren suç işlemiş, 11 milyon kişi de gözaltına alınmıştır. Aynı dönemde hırsızlık sayısı 8 milyon 500 bindir. 53 bin silahlı olayda 14 bin kişi ölmüş 25 bin kişi de yaralanmıştır. 700 bin nüfuslu Detroit şehrinde 2014 yılında 15 bin şiddet içeren suç işlenmiş, 300 kişi can vermiştir. Bu istatistikleri ile Detroit birçok Irak, Suriye ya da Pakistan şehrinden daha tehlikeli bir yerdir.  

Bu oranların, 2016 yılı itibariyle daha da artış gösterdiği görülebilmektedir.

2016 yılı itibariyle ABD için alarm zilleri çalmaktadır. Ülke, toplumsal huzurda, ekonomide, siyasette, askeri ve toplumsal alanda gözle görülür şekilde gerilemektedir. Her geçen gün ABD’nin dostları azalmakta, düşmanları da çoğalmaktadır. Bu nedenle Amerika’da başkanlık seçimlerinden galip çıkan Donald Trump ağır bir yükün altına girecektir. Amerikalıların manevi değerlerine önem veren yeni ABD Başkanı ve yardımcısı ile umarım Amerika Birleşik Devletleri halkı uzun süredir özlem duydukları hayata geri dönebilirler. ABD halkı, değerli ve önemli bir halktır. Bu değerli halkın çatışma ruhunu terk edip, dünyaya, neşesi ve özgürlük anlayışıyla örnek olması temennimizdir.

Adnan Oktar'ın Gulf Times & News Rescue'da yayınlanan makalesi:

http://www.gulf-times.com/story/521602/The-Americans-need-their-spiritual-values-back

http://newsrescue.com/americans-need-spiritual-values-back/


Masaüstü Görünümü