Harun Yahya

Türk ekonomisini güçlendirmek için takdire şayan halk hareketi



Türkiye pek çok konu ile dünya gündeminde; 15 Temmuz darbe girişimi, olağanüstü hal ilan edilmesinin söz konusu olması, Suriye’de devam eden Fırat Kalkanı operasyonu ve AK Parti’nin başkanlık sistemine geçmek için anayasada yapmak istediği değişiklikler.

Ne var ki gündemde olan tüm bu konular arasında en dikkat çekici olan Amerikan dolarının 3.60 Türk lirasına çıkması ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması oldu. Bir kaç gün sonra dolar ani bir düşüş göstererek 3.35 seviyelerinin altına indi.

Türkiye’de ekonomi üzerine araştırma yapanlar ve politikacılar kısa süre içerisinde Amerikan dolarının değerinde meydana gelen bu ani iniş-çıkışı incelemeye aldılar. Çoğu dolardaki bu ani artış hızının Trump’ın yeni ABD başkanı seçilmesinin yanısıra ABD Federal Rezervlerinin artan faiz oranlarından kaynaklandığını belirtti. Ayrıca Türkiye global ekonomik durumun bir yansıması olan bu durumdan etkilenen tek ülke de değildi.

Türkiye para birimindeki düşüşün yanısıra jeopolitik konumundan dolayı da bazı ekonomik zorluklarla karşılaşıyor. Ekonomistler her ne kadar analizlerini matematiksel verilere dayanarak yapsa da ekonomi fizik gibi gerçeklere dayalı bir bilim dalı değildir. Parasal ve mali kararların sonuçları üzerinde siyaset, çevresel durum ve sosyal faktör gibi onlarca değişken bulunmaktadır. Örneğin Türkiye içinde ve çevresindeki durum göz önüne alındığında ortaya çok da olumlu bir ortam çıkmamaktadır:


- Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki ciddi PKK tehdidi,
- Suriye ve Irak’daki uzun süredir devam eden çatışmalar
- Ukrayna’da hala bir çözüme ulaşmayan kriz
- Bulgaristan’daki kötü ekonomik durum
- Yunanistan’ın ancak AB yardımlarıyla ayakta kalabilen bir ülke haline gelmesi Türkiye’yi de etkilemektedir.


Buna ek olarak Türkiye, ülkelerine mülteci kabul etmek istemeyen çok daha zengin ülkelere nazaran daha kısıtlı ekonomik imkanlarıyla üç milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Savaştan kaçan Suriyeli kardeşlerimizi sıcak bir şekilde bağrına basan Türk hükümeti onların ihtiyaçları için yaklaşık 27 milyar ABD doları harcamıştır. 2016 yılının Mart ayında Türkiye ve AB üye devletleri mülteciler konusunda karşılıklı bir anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmada varılan karara göre AB Türkiye’ye önümüzdeki üç yıllık dönem için mülteciler için altı milyon Avroluk bir fon verecek. Bu anlaşma kapsamında Türk Dış İşleri Bakanı Çavuşoğlu 7 Aralık’da AB ülkeleri ile Türk vatandaşları için Şengen bölgesinde vize zorunluluğunun kalkması için bir toplantı yaptı. Türk siyaseti ve ekonomisi açısından çok olumlu bir sonuç olarak görülen bu vize anlaşmasının yıl sonunda tamamlanması bekleniyor.

Türkiye’nin karşılaştığı tüm bu zorluklar arasında ekonomistler Türkiye’nin daha büyük bir mali darboğaza girmemesi için çalışmalarını sürdürüyorlar. Hükümet de bir yandan durumu düzeltmek için uygun önlemler almaya devam ediyor. Bu teknik düzenlemelere ek olarak çok şaşırtıcı ve aynı zamanda memnuniyet verici bir durum meydana geldi; Başbakan Erdoğan Türk halkını ellerindeki dolarları Türk lirasına çevirerek Türk para biriminin değer kazanmasına katkıda bulunmaları çağrısı yaptı. Bazı bakanlar da bu girişimi destekleyerek kendi bakanlıkları çerçevesinde bazı uygulamalara imza attılar. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı hac ve umre bedellerini Türk lirası cinsinden toplayacak. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu benzin ihale bedelini Türk lirasına çevirmeyi kabul ederken Savunma Bakanlığı da 262.2 milyon dolar, 31.3 milyon Avroluk Savunma Endüstrisi Destek fonunu Türk lirasına çevirme kararı aldı. Diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan bazı ülkelerle ticaret anlaşmalarını bu ülkelerin kendi para birimleri üzerinden yapılması için anlaşmalar yapmaya başladı. Bu aşama Türkiye’nin ABD dolarına bağımlılığını ortadan kaldıran bir girişim olarak görülüyor. Amerikan düşünce kuruluşu Stratfor atılan bu adımlar üzerine duyulan tedirginliği şu şekilde ifade etti: “Türkiye’nin para birimi üzerinden uyguladığı strateji kendi içerisinde anlamlı bir şekilde amacına ulaşıyor. Ne var ki bu uygulamayı başka ülkelerin de benimsemesiyle global resmin değişmesi söz konusu olabilir.”

15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi Türk insanının Cumhurbaşkanı’nın çağrısına bir kez daha bu şekilde icabet etmesi tam bir birlik ve dayanışma örneği teşkil ediyor. Gerçekten de Türk insanı dar boğazdaki ekonomiyi canlandırmak için her türlü fırsatı değerlendirdi, “yastık altında” tuttukları dolarları Türk parasına çevirmeye başladılar. Ülkelerinde güvende hissetmek isteyen vatandaşların tabandan başlattığı bu hareketin yanısıra Başbakan Yıldırım da 2017’ye kadar sürecek yeni bir ekonomik reform ilan etti. Bu olağanüstü ekonomik önlemlere göre kredi hacmini arttırmak için yeni bir fon oluşturulacak ve 600,000 yeni iş imkanı oluşturulacak. Yıldırım ayrıca vatandaşların ülkelerine için yaptıkları fedakarlıklar karşığılında 2017 senesinin kamu sektörü için aşırı satın almalardan kaçınılacağı bir “tasarruf yılı” olacağını ifade etti.

Türkiye 2008 yılında IMF’ye borcunu ödeyerek bu borcu kapatan bir kaç ülke arasına girdi. Ayrıca 1994 ve 2001 yıllarında çok ciddi iki ekonomik kriz atlattı. Türk halkı her zaman birlik ve beraberliğini sağlayarak bu zorlukların üstesinden gelmeyi başardı. Bundan böyle de Türkiye güzel Türk insanının şevk ve çabası ile yükselmeye devam edecek.

Adnan Oktar's piece in Tehran Times

Masaüstü Görünümü