Harun Yahya

Geçmişin karanlık mirası: Anti-semitizm



Antisemitizm tarihi bir hastalıktır. Şüphesiz, kötü ve zehirlidir, ancak tuhaftır ki silinip gitmez ve değişen koşullara bakılmaksızın çağlar boyunca sürüp gider.

Diğer benzer nefret dolu görüşlerde olduğu gibi, gerçeklerle bağdaşmaz ve mantıksızdır. Dünyadaki her Musevi'nin, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere doğuştan kötü olduğunu iddia ederek kayıtsız şartsız bir Musevi düşmanlığını teşvik eder. Musevileri fakir olmak, zengin olmak, komünist olmak, kapitalist olmak, kendi halinde olmak, her yere sızmak gibi gerekçelerle şeytan gibi gösterir. Başka bir deyişle, bu sözde bahaneler kendi kendiyle çelişir, temelsiz ve acımasızdır.

Bu insanlık dışı nefret ve önyargı çok eskidir ve İbranileri köleleştiren Firavunlara kadar uzanır. Firavun, çok güçlü olabileceklerinden korkarak, yeni doğan her İbrani çocuğun Nil'e atılmasını emretmiştir. Bu acımasız baskı, sonunda Yahudi İncil'inde Çıkış (Exodus) olarak nitelendirilen İsraillilerin toplu olarak Mısır’dan ayrılmalarına yol açmıştır.

Zulme yol açan korku modeli Antik çağ boyunca, Musevileri katleden ve sürgün eden ve tapınaklarını ve şehirlerini yok eden Asurlular, Babiller ve Romalıların eliyle uygulandı. 

Ortaçağda Museviler bir kez daha hedef alındı Avrupa'da zulüm ve sürgünlere maruz bırakıldı. Karanlık Çağlar boyunca, Avrupa nüfusunun yarısını yok eden Kara Ölüm ve efsanevi "kan davası" da dahil olmak üzere sayısız suçla suçlandılar.

Genellikle toplumun geri kalanından dışlanarak, kentlerin en sefil bölgelerinde yaşamaya zorlandılar. Mesela, Venedik'te gettares adı verilen yerlerde yaşamak zorundaydılar; bugün herkes tarafından bilinen bir kelimeye dönüşen yerlerde, “gettolarda”. Sonradan ortaya çıkan İspanyol Engizisyonu da, dünyaya belanın yakında sona ermeyeceğini belirten bir hatırlatmaydı.

Fakat en bilinen ve kanlı antisemit saldırı şüphesiz Avrupa'daki altı milyon Musevi'nin acımasızca katledildiği 2. Dünya Savaşının Nazi vahşetiydi.

Bu rahatsız edici eğilim günümüzde hala devam ediyor. Görünüşte Antisemitizme karşı çıkan Avrupa ülkeleri, utanç verici geçmişlerini tehlikeli bir şekilde yansıtan uygulamalarla kaynıyor. 2016 yılında, Avrupa sokakları hala korkunç sözlerle çınlayabiliyor; sale Juif -"pis Yahudiler". (Tüm Musevileri bu çirkin söylemden tenzih ederiz)

Toplumsal alanlarda tacizler, sosyal hayatta saldırgan sözler, ayrımcı davranışlar ve daha da korkuncu acımasız saldırılar, sözde medeni Avrupa'ya yabancı manzaralar değildir. İnsanlar Toulouse, Brüksel, Paris ve Kopenhag'daki ölümcül antisemit saldırıları sıklıkla duyarlar ancak aşırı bir şiddet olayı değilse durumun Museviler için hala oldukça kötü olduğunu pek bilmezler. Bu gibi olaylar, çoğu zaman haber bile yapılmaz.

Nefret dolu anlatımlar kendini İnternette de gösterir. Raporlar, 3000'den fazla antisemit web sitesinin bulunduğunu göstermektedir. [i]

Aynı tür antisemit düşünce yapısı şüphesiz İslam dünyasında da çok yaygındır. Düşmanlık, zulüm ve ayrımcılık bölgede somut bir gerçekliktir. Mesela bir haham, Mısır'da kippa giyerek dolaşmayı hayal bile edemez.

Musevileri en sıcak karşılayan Müslüman ülke olarak kabul edilebilecek Türkiye’de bile antisemitizm çirkin yüzünü bazen gösterebiliyor. Tıpkı bazı insanların Hıristiyanlığı antisemitizm için yanlış bir dayanak olarak kullanması gibi, uydurma hadisler ve rivayetlerin zehirli etkisiyle birleşen İslam'ın hatalı yorumlamaları da durumu Ortadoğu'daki Musevi halk için daha da zorlaştırıyor.

İsrail devletinin kuruluşundan sonra antisemitizmin bir başka sonucu olarak çeşitli Arap ülkelerinde yaşayan yaklaşık 1 milyon Musevi’ye, haksız yere zulmedildiğini ve evlerinden çıkarıldıklarını da unutmayalım.

Irkçılık ya da belli bir gruba karşı duyulan antipati; o grubun her üyesinin doğuştan kötü olduğunu farz etmek hiç şüphesiz ahlaka aykırı ve açıkça psikozlu bir durumdur. Her insan, birbirinden ne kadar farklı olursa olsun değerli ve sevgiye layıktır. Sadece belli bir etnisiteye ait olduğu için bir kişiye karşı nefret hissetmenin hiçbir sebebi olamaz.

Antisemitizmin İsrail suçlarından kaynaklandığını iddia edenlere gelince, onlara 'bireysel cezai sorumluluk' kavramını hatırlatmak isterim. Her toplumda haksızlık yapanların olduğunu ancak bireysel eylemlerin ait oldukları gruplara atfedilemeyeceğini söylemeye gerek yok. Bu haksız ve kabul edilemez olurdu.

Antisemitizme katkıda bulunan çok sayıda nedeni listelemek mümkündür; Dinin yanlış yorumlanması, propaganda, derin önyargılar, beyin yıkama ve yanlış eğitim bu faktörlerden sadece bazılarıdır. Ancak bunların hepsi gerçek sorunun yanında önemsiz kalırlar: Sevgi ve merhamet eksikliği.

Sevgi, merhamet, saygı bizi insan yapan ve sağlıklı bir toplumun vazgeçilmez yapı taşları olan en derin kavramlardır. Ne yazık ki, insanların çoğunluğu bu önemli gerçeği unutmuş görünüyor. Günümüzde dünyanın sürekli bir savaş ve mücadele sahnesi olması doğamıza aykırıdır.

Allah’ın Kur’an'da açıkladığı gibi, birbirimizle tanışmak için halklar ve kabileler (şeklinde) yaratıldık (Kur’an 49:13). Dünyaya renk ve zenginlik getirmek için farklılıklarımızla yaratıldık ve iyilik için yarışmamız gerekiyor.

[i] Manfred Gerstenfeld, Haham Abraham Cooper ile röportaj, "İnternette Antisemitizm ve Terörizm: Yeni Tehditler", Post-Holocaust and Anti-Semitism, No. 9, 1 Haziran 2003.

Adnan Oktar'ın The Jakarta Post & News Rescue’da yayınlanan makalesi:

http://www.thejakartapost.com/news/2016/12/23/evil-legacy-past-anti-semitism.html


Masaüstü Görünümü