Harun Yahya

Trump, İslam Dünyası ve İsrail



Dünyanın hep belli odaklar tarafından yönetildiği gerçeği artık bir sır değildir. Bu odaklar, küresel anlamda önem taşıyan ülkelerin, bankaların, sivil toplum kuruluşlarının ve diğer pek çok etkili kurumun da idarecileridirler aslında. İşte bu nedenledir ki, dünyadaki bazı ülkelerde seçilen liderler de, söz konusu derin odakların himayesindedirler. Ülke halkı demokratik olarak oyunu vermiştir; fakat aslında propaganda unsurlarıyla, özellikle de anaakım medya yoluyla büyük ölçüde yönlendirilmişlerdir. Bu yüzden, anaakım medyanın ve basındaki tanıdık yüzlerin desteklemediği bir liderin seçilmesi, daima şaşkınlık unsurudur.

ABD’de şu anda yaşanan budur. Başkan Trump, medyaya rağmen, propagandaya rağmen, güç sahibi derin odakların, bir kısım düşünce kuruluşlarının, lobilerin, sivil toplum kuruluşlarının projelerine rağmen başkanlık koltuğuna oturmuştur. İşte bu durum, hem İslam dünyası, hem Ortadoğu hem de İsrail açısından iyi değerlendirilmesi gereken bir durumdur.

Trump’un seçim kampanyasında göçmenlere ve özellikle de İslam’a yönelik sözleri tepki çekmiş ve yaptığı abartılı tanımlamalar, özellikle İslam dünyasını karşısına alacağı şeklinde yorumlanmıştı. Oysa İslam camiasının yapması gereken, Trump’un sözlerini iyi incelemek ve bundan sonraki icraatlarına yakından bakmak olmalıdır. Gerçekte Trump’ın başkanlık dönemi, İslam dünyası için oldukça olumlu bir gelişmedir.

Bunun en önemli sebebi, Trump’ın, yıllardır tanıdığımız ve dünyayı yönetmeye alışmış derin ve gizli odaklardan bağımsız oluşudur. Bu onun, dünya meselelerinde, her zaman görmeye alıştığımız kararları almasını engelleyecektir. Onu Ortadoğu konusunda özgün ve yapıcı karar almaya yöneltecek, ABD yönetimlerinin daha önce başaramadıklarını başarmak için farklı yollar arayamaya yönlendirecektir.

Balkon konuşmasında, radikalizme dayalı terörü silmek için söz veren bir başkan, İslam aleminden bazı kişilere ürkütücü gözükebilir. Oysa Trump, kampanyası boyunca Müslümanlar ve radikaller arasındaki ayırımı dile getirmiş; bu ayırımı teoride kabul ettiğini fakat pratikte bunu anlamanın zor olduğunu ifade etmiştir. “Radikallerin ABD’yi sevmediğini” ısrarla belirtmiş ve buna yönelik endişelerini ifade etmiştir. Söz konusu endişelerinde elbette haklıdır; zira radikalizm, İslam ile tamamen apayrı bir anlayış şekli olmasından dolayı, sadece ABD veya Batı için değil, bütün İslam alemi için de büyük bir tehlike ve tehdittir. İslam ülkelerinin Trump’a yönelik bakış açıları buna göre olmalıdır. İslam alemi, dostluğunu ve kardeşliğini göstererek, Trump, ABD ve Batı dünyası üzerinde yerleşmiş olan bu korkuyu ortadan kaldırmalıdır. Türkiye başta olmak üzere çeşitli İslam ülkeleri, sıcak ve akılcı bir dostluk politikasıyla Trump’ı desteklemeli, Trump’a ellerini uzatmalı ve radikalizme karşı mücadeleyi birlikte vermeyi önermelidirler. Karanlık üst akıllar tarafından yönlendirilmeyen bir ABD Başkanı, akli, ilmi ve bilimsel bir Ortadoğu politikasına kolaylıkla geçiş yapabilir. Çözümün bombalarla sağlanamayacağını, akılcı bir ideolojik çalışmanın acilen yapılması gerektiğini anlayabilir.

Bu önemlidir; zira Ortadoğu’yu parçalama arzusunda olan ve bunun için çeşitli kereler yeni Ortadoğu haritaları çizen derin unsurlar, bunun ancak bombalarla sağlanacağına inanmışlardır. Buradan hareketle şimdiye kadarki ABD başkanlarının Ortadoğu politikaları farklı olmamış, “Ortadoğu’dan çekileceğiz” söylemleri hiçbir zaman hayat bulmamıştır. Obama dönemi istatistikleri bu açıdan endişe vericidir. Obama’nın başkanlığı sırasında sadece 2016 yılında her saat başı 3 bomba atılmıştır. Bu oran günde 72, haftada ise 504 bomba anlamına gelir. Bu da, sadece geçen yıl toplamda 26.172 bomba atıldığı gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bombalar 7 ülkeyi hedeflemiştir. Listenin başında ise Suriye ve Irak vardır. Bombaların %93’ü bu ülkelere atılmıştır. Bu oranlara bakıldığında, bombaların nereye isabet ettiğini ve bu bombalarla kaç sivilin yaşamını yitirdiğini belirlemek adeta imkansızdır.

Bu bombalamalar bir planın ürünüdür ve bu plan dahilinde parçalanmış Ortadoğu haritaları sürekli karşımıza çıkarılmaktadır. İlki Soğuk Savaş’ın ardından İngiliz tarihçi Bernard Lewis tarafından çizilen parçalanmış Ortadoğu haritasının güncellenmesi Amerikan istihbarat görevlisi Yarbay Ralph Peters tarafından 2006 yılında yapılmıştır. Ocak 2008’de Atlantic Monthly dergisinde Jeffrey Goldberg’in makalesi ve 25 Eylül 2008’de Amerikan Kongresi’ne sunulan Kenneth Katzman imzalı rapor ile iki yeni harita daha gelmiştir. Bu tarihten günümüze Wall Street Journal’da, The Atlantic’te, BBC’de, New York Times’da, Pakistan Defence’de, Washington Post’ta, Reuters’de, Huffington Post’da birbirinden farklı birçok “Yeni Ortadoğu Haritası” yayınlanmıştır.

Parçalanmış Ortadoğu’nun sadece bölge ülkelerine değil, bütün dünyaya yönelen bir felaketler zinciri anlamına geldiğini artık herkes biliyor. İşte bu nedenle, özellikle Ortadoğu ülkelerinin, bombalanan ve her geçen gün parçalanan bir Ortadoğu görünümüne izin vermemeleri önemli. ABD’nin yeni başkanı, bu stratejiyi Ortadoğu ülkeleri ile birlikte belirlediği takdirde çözüm mümkün.

Bu birliktelikte sadece Ortadoğu’daki İslam ülkeleri değil İsrail de bulunmalıdır. İsrail’in, başkanlığı boyunca Obama’dan beklediği desteği alamadığı açıktır. Seçim kampanyaları sırasında komünist partiler ve Marksist örgütler tarafından desteklenen ve sosyalist bir geçmişi olan Obama’nın, anti-komünist İsrail’i desteklemesi zaten oldukça zor görünmektedir. Ülke politikası olarak İsrail’in arkasında görünse de, uygulamaları ve çıkışlarıyla İsrail yönetimi ve halkı tarafından hiçbir zaman gerçek anlamda bir dost olarak görülmemiştir. Trump, bu anlamda İsrail için kuşkusuz derin bir soluk gibidir.

Trump’ın özellikle Türkiye ve İsrail ilişkilerini daha da güçlendireceği ve Ortadoğu çözümünde bu iki ülkenin, ABD ve Rusya ile beraber hareket etmesini sağlaması önemli beklentilerimiz arasındadır. Çünkü çok defa belirttiğimiz gibi, Suriye konusu, bölge ülkelerinin ittifakını özellikle gerektiren bir konudur. Astana görüşmeleri bunun için oldukça önemli bir adım olsa da, Suriye konusunda İsrail’in ve NATO müttefikimiz ABD’nin dahli, çözüme daha güçlü bir adım atılmasını sağlayacaktır. Bu konuda elbette Trump’ın Suriye topraklarındaki PKK yapılanmasına karşı tavrı da etkili olacaktır. Trump, Kürtlere hayranlığını belirtmiştir; bu konuda görüş birliğimiz tamdır. Ancak sözlerine, Suriye topraklarında Türkiye’yi bir müttefik olarak gördüğünü de eklemiştir. Buradan hareketle Trump, Suriye’de PYD adı altında Stalinist PKK’nın yapılandığına, Kürtleri bundan ayrı tutmak gerektiğine dair Türkiye’nin uyarılarına kulak verecek gibi görünmektedir. Umarız Trump, daha önce Başkan Obama’nın yapamadığını başarabilir ve Suriye topraklarındaki Stalinist terör örgütü ile Kürt kardeşlerimizin ayırımını yapabilir.

Yine umarız ki Trump’ın gelişi, İslam camiası, İsrail ve tüm Ortadoğu için yeni ve güzel gelişmelere kapı açabilecektir. Umarız, artık radikalizmle mücadele, bombalar yolu ile değil bilimsel metotlarla, insanlara değil ideolojilere vurarak, yanlış fikirleri yok ederek sağlanabilir. Umarız, özlediğimiz Amerikan rüyası ve demokrasisi, özgürlüğü ve neşesi ile sevgi duyduğumuz o Amerikan halkı geri gelir. Allah, Trump’ın ve tüm iyilerin yardımcısı olsun.

Adnan Oktar'ın Jerusalem Post'ta yayınlanan makalesi:

http://www.jpost.com/Opinion/Trump-the-Islamic-world-and-Israel-480161

Masaüstü Görünümü