Harun Yahya

Suriye’de her altı saatte bir çocuğun öldüğünü biliyor muydunuz?



"2016’da Suriye’de her altı saate bir çocuk ya öldü ya da ağır yaralandı… çarpıcı rakamlar. Ancak bunlar sadece doğrulayabildiğimiz rakamlar. Aslında kaybedilen çocukların sayısının çok daha fazla olduğunu sanıyoruz.”

Geert Cappelaere, Unicef’in Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölge müdürü.

Dünyadaki herkesin üzerinde hemfikir olacağı nadir konulardan biri hiçbir çocuğa zarar verilmemesi gerektiğidir. Şüphesiz çocuklar mutlu ve güvenlik içinde olmalı ve iyi bakım görmelidirler çünkü onlar dünyamızın süsleridir. Onlar medeniyetlerimizin saf, masum ve koşulsuz olarak seven üyeleridir.

Ne yazık ki bugün sayısız savaş ve çatışma dünyamızı yaşanılması zor bir yer haline getiriyor ve bunun ağır yükünü çocuklar taşıyor.

Örneğin, Suriye'de, 7,5 milyon çocuk, savaştan başka bir şey bilmeden büyüdü. Son altı yıldır bomba seslerine, ölüm ve acıya uyanıyorlar. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, Suriye İç Savaşı bugüne kadar yaklaşık 14.000 çocuğun hayatına mal oldu ve yabancı güçlerin katılımıyla bu durum daha da ölümcül hal aldı. Ayrıca, tahmini 2,4 milyon Suriyeli kız ve erkek çocuk, genellikle istenmedikleri yabancı topraklarda mülteci olmanın acı ve stresiyle yaşamak zorunda.

Bu çocuklar pek çok zorluk yaşadılar; her üç Suriyeli çocuktan ikisi savaşla ilgili bazı kayıpların acısını çekti. Bu bazen sevilen birinin kaybı, bazen evlerinin bombalanması bazen de bizzat kendilerinin yaralanmaları oldu. Kaçınılmaz olarak Suriyeli çocukların % 50'si artık okula gitmiyor. Diğer bir deyişle bir ülkenin gelecek neslinin yarısı sosyal gelişim ve istikrarlı bir gelecek inşa etme fırsatını kaçırıyor. Ayrıca, bu çocukların dördünden biri ağır ruh sağlığı bozukluğu riski taşıyor.





Muhammed 14 yaşında ve ailesine yardım itmek için bir tamircide çalışmak zorunda. Onun yaşındaki pek çok çocuk yeni bir akıllı telefon veya yeni bir Playstation isterken o: "En çok istediğim şey bu işi bırakmak ve okula geri dönmek” diyor.




TV'de özellikle korkunç bir haber gördüğünüzde hissettiğiniz rahatsız edici hissi düşünün. Ya televizyonu kapatırsınız ya da gözlerinizi başka bir tarafa çevirirsiniz. Bu çocuklar ise her gün muhtemelen çok daha kötü olaylar yaşamak zorunda kalıyorlar ve bazen bu olaylar bizzat kendilerinin başına geliyor. Örneğin 13 yaşındaki Macit’in başına gelenler... O ve arkadaşı Ömer, doğu Halep'te bir parkta oyun oynuyorlardı. İki hafta önce ateşkes imzalanmıştı ve kendilerini daha güvende hissetmişlerdi. Macit, kuma gömülü, garip şekilli bir metal parçası gördüğünü hatırlıyor. Üzerine bastığında patlıyor. “Havaya fırladım ama bilincimi kaybetmedim” diyor. “Ömer için endişelendim ama nasıl yardımcı olacağımı bilmiyordum."

Arkadaşı Ömer öldü, Macit yüzünde ciddi yaralarla hayatta ancak bağırsaklarının bir kısmı çıkarılmak zorunda kaldı. Ayağa kalkmak ve yürümek için hâlâ yardıma ihtiyacı var.

Hastaneler ve okullar bile kurtarılamıyor. Örneğin, geçen yıl Kasım ayında meydana gelen hava saldırısıyla Halep'teki bir çocuk hastanesi vuruldu ve personel kuvözdeki bebekler dahil hastaları tahliye etmek zorunda kaldı.

Bütün bu güçlüklerin üstüne, ülke artık bir altyapıya sahip değil. Sağlık hizmetlerindeki eksiklikler özellikle hasta ve yaralılar için zor sonuçlar doğuruyor. Bugün, Suriyeli nüfusun % 95'i sağlık hizmetlerine erişemiyor. Yaralı olduğunuzu ve size bakacak bir doktor olmadığını veya doktorların yaralarınızla ilgilenirken size anestezi veremediğini, hatta sonradan enfeksiyon olmaması için size antibiyotik veremediğini düşünün. Bunlar, Suriyelilerin her gün yaşamak zorunda oldukları sorunlardan yalnızca bir kaçı ve çocuklar da aynı yetişkinler gibi bunlarla yüzleşmek zorundalar.

Daha önce de belirttiğim gibi çoğu çocuk okula gitmiyor ve genellikle onlar için çok zor olan işlerde çalışıyorlar. Sık sık taciz, cinsel istismar ve suiistimale maruz kalıyorlar. Çocuk askerler de ülkede artıyor ve kayıtlar henüz reşit olmamış çocukların infaz veya hapishane gardiyanlığı gibi son derece ürkütücü görevlerde kullanıldığını gösteriyor.

Bütün bunlara rağmen, dünya ülkelerinin çoğunluğu Suriye halkını görmezden gelmek istiyor. Ancak komşu ülkeler Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır, kendi kısıtlı kaynaklarına rağmen Suriyeli mültecileri cömertçe karşılamışlardır.

Ve şimdi, dünyanın iyi, vicdan sahibi insanları birbirleriyle bağlantıya geçerek dünyayı bu insanların durumuyla ilgili harekete geçirmek için gayret sarf ediyorlar. Örneğin, dindar Hıristiyanlar birbirlerini bilinmeyene karşı yani, mültecilerin kabul edilmesi durumunda içlerinde teröristlerin olabileceğine dair duydukları korkuyu aşmaya çağırıyorlar: 

İsa takipçilerine şöyle söylemiştir. “Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın” (Luka 6:27) Suriyeli mülteciler elbette düşmanımız değildirler. Bizden nefret etmezler. Ama öyle olduğunu düşünsek bile İsa onları sevmemizi söylemiştir.

Yine de İsa bizi çok farklı bir yola çağırır. Aralarında düşmanlar olabileceğine bakılmaksızın komşularımızı sevmemizi ister. (https://www.christianitytoday.com/edstetzer/2015/november/love-refugee-with-compassion-christ-has-shown-you.html)

Hiç şüphe yok ki bugünler geçecek ve bir gün Suriye halkının artık yardımımıza ihtiyaçları kalmayacak. Ancak o gün geldiğinde herkes şu soruyla baş başa kalacak: ‘Yardımıma ihtiyaçları olduğunda elimden geleni yaptım mı yoksa arkama yaslanıp sadece kendimi mi düşündüm?’

Adnan Oktar’ın Al Bilad & Only Kashmir’deki yayınlanan makalesi:

http://onlykashmir.in/a-child-dies-every-six-hours-in-syria/


Masaüstü Görünümü