Harun Yahya

ABD yaptırımlarının gerçek kazananı kim?



ABD Kongresi’nden geçerek Başkan Trump'ın da zoraki imzasıyla onaylanan “Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarıyla Mücadele“ yasası ABD tarihinin en sert yaptırımlarını içeriyor. Rusya, İran ve Kuzey Kore'ye yönelik yeni yaptırım kararlarına üç ülke tarafından gelen tepkiler dünya gündeminde en üst sıralara yerleşti.

Tepkiler arasında dünyanın en çok odaklandığı kuşkusuz Kuzey Kore'ninki oldu. Yaptırımı imzalamasının ardından Trump'ın bir de "ateş ve gazapla" karşılaşacakları şeklindeki zehir zemberek ifadeleri üzerine Pyongyang yönetimi Pasifik'teki ABD üssünün bulunduğu Guam adasını füzeyle vuracağı açıklamasını yaptı. Saldırı planlarının Ağustos ayı ortasında tamamlanacağını bildiren Kuzey Kore ordusundan General Kim Rak Gyom, saldırının kaç defa, ne tür füzelerle, kaç dakika içerisinde hangi koordinatlara gerçekleştirileceğine dair ayrıntıları dahi paylaştı.

İran'a gelince, İran, bu yeni yaptırımları 2015'te ABD'yle imzaladığı nükleer anlaşmanın ihlali sayıyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Amerika'ya bu tür yaptırımlar karşısında İran'ın nükleer programına yeniden geri döneceği ültimatomunu verdi. Ruhani, meclisteki güvenoyu toplantısındaki konuşması sırasında şunları söyledi:

“Amerikan yönetimi eğer geçmişteki deneyimleri tekrar etmek ve baskı siyasetine dönmek niyetindeyse, İran çok kısa zamanda, haftalar ya da aylar değil belki de saatler içerisinde programına geri dönecektir. Bu geri dönüş, müzakerelerin başlamasından öncekine nazaran çok daha gelişmiş bir seviyede olacaktır.” 

ABD Kongresi'nin yeni yaptırım tasarısının birinci adresi olan Rusya da vakit kaybetmeden son derece sert mesaj ve karşılıklar vermekten geri kalmadı. Putin, 1 Eylül'e kadar 750 ABD'li diplomatın Rusya'yı terk etmesini ve ABD'li diplomat sayısının 455'e düşürülmesini istedi.

Rusya Başbakanı Medvedev resmi Facebook sayfasından yaptığı açıklamasında, ABD'nin yeni yaptırımlarla Rusya’ya yönelik kapsamlı bir ticaret savaşı başlattığını söyledi. Bu aşamadan sonra yeni ABD yönetimiyle ilişkileri iyileştirme umudunun sona erdiğini belirtti.

Son yasada, Ukrayna'daki gelişmeler nedeniyle Obama döneminde alınan yaptırım kararları daha da sıkılaştırılırken Rusya'nın 2016 ABD Başkanlık seçimlerine müdahale ettiği iddiasıyla ilave yaptırımlar da getiriliyor. Yasa, Rusya'nın enerji, gemicilik, metal ve madencilik gibi kilit sektörlerini hedef alıyor. Yaptırımlar, Rusya'daki petrol şirketleriyle ortak çalışan uluslararası firmaları da kısıtlamalar kapsamına alıyor.

Peki, dünyanın en önemli hatta gerektiğinde en tehlikeli olabilecek güçlerini bu şekilde kendi yöntemleriyle cezalandırmaya kalkan ABD Kongresi bu yaptırımlardan nasıl bir kazanç umuyor, dünyaya ne tür bir mesaj vermeyi amaçlıyor. İlginç olan, hangi yönden bakılırsa bakılsın ABD'nin ülke olarak bu yaptırımlardan siyasi, ekonomik ya da ticari anlamda bir kazanç elde etmesi mümkün görünmüyor. Zira, bu politikayla yalnızca söz konusu üç ülkeyi değil, özellikle Rusya'yla ciddi ekonomik ilişkiler içinde olan AB ülkelerini de karşısına alıyor. Çünkü bu yaptırımlardan Rusya'yla ortak projeler yürüten Avrupa şirketlerinin de zarar göreceği açık.

Bu projelerin başında da Kuzey Akımı Projesi geliyor. Yaptırımlara en sert tepkiyi veren Avrupa ülkeleri ise bu enerjiye ihtiyacı olan ve Ruslarla birlikte bu projeyi yürüten şirketlere ev sahipliği yapan Almanya, Fransa, Avusturya gibi ülkeler. Bu ülkelerin sözcüleri her fırsatta, yaptırımların AB-ABD ilişkilerine zarar vereceği görüşlerini dile getiriyor. Almanya, ABD'nin son yaptırımlarını uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendiriyor. Almanya'da yapılan bir araştırma bir önceki yaptırımların Alman ekonomisini 10 milyar dolar zarara uğrattığını gösteriyor.

Diğer yandan, önceki yaptırımların, bu sayede sürekli yeni ittifaklar, ticari bağlantılar geliştirmeye yönelen ve zaten kendi kendine yeten Rusya'ya kayda değer bir zarar veremediği açık. Bundan sonra da verecek gibi görünmüyor. Aksine, uzmanlar yaptırımların Putin'in işine yarayacağını belirtiyor. Yaptırımların Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore'yi eskisinden çok daha fazla birbirine yakınlaştırması ve bu yakınlaşmalar sonucu her zamankinden çok daha güçlü ve kararlı bir ABD karşıtı cephenin gelişme ihtimali yüksek. Sonuçta Rusya da, İran da uzun yıllardır yaptırımlar ve tehditlerle mücadele etme, bunların altından başarıyla kalkma ve zorlu koşulları kendi çıkar ve faydalarına çevirme deneyimine sahip ülkeler.

Bu durumda yaptırımların en büyük darbeyi aslında, dünyanın önemli bölümüyle hatta Avrupalı müttefikleriyle bile karşı karşıya gelen ABD'nin bizzat kendisine vurduğu sonucu çıkıyor. Ayrıca, yaptırımların birçok AB ülkesinin ekonomi ve enerji politikalarına ve en başta da Trump'ın şahsına zarar verdiği açık. Rusya bile, söz konusu yaptırımların doğrudan, bunları istemediği, hatta "son derece hatalı" olduğunu söylediği halde imzalamaya mecbur bırakılan Trump'a yönelik olduğunu belirtti.

Nitekim, Senato Demokrat Parti grup lideri Chuck Schumer, Trump'ı ezerek yasalaştırdıkları yaptırım kararlarıyla asıl verilmek istenen mesajı şöyle dile getiriyor: "Rusya Devlet Başkanı Putin, Kongre’nin rızası olmadan bu yaptırımlardan kurtulamayacak. Bu, Putin’e ve seçimlerimize karışmayı düşünenlere net bir mesaj olsun. Eğer seçimlerimize karışırsanız, yaptırıma uğrarsınız. Bu yaptırımlar sert olur."

Kısaca, 'Siz Trump'ı seçtirdiniz ama bakın ülkeyi esas biz yönetiyoruz' demeye getirilmektedir. Gerçekten de, Senato'dan sadece '2', Temsilciler Meclisi'nden ise sadece '3' Hayır dışında ezici bir çoğunlukla geçen yasayı, Kongre onayı olmadan Trump'ın kaldırma, değiştirme ya da yumuşatma yetkisi bile yok. Kısaca Trump ve yönetimi, iki kanadı da Cumhuriyetçi çoğunluktan oluşmasına rağmen Kongre'ye yenik düştü. Deyim yerindeyse bir tür Kongre darbesine uğradı. Rusya Başbakanı Medvedev de, "Trump idaresi, icra yetkilerini en aşağılayıcı biçimde Kongre’ye devrederek güçsüzlüğünü sergiledi." sözleriyle tam da bu teslimiyeti tarif ediyordu.

Özetle, asıl derin güç her zaman olduğu gibi yönetimi ele aldı. Trump ise, üyesi olduğu Parti'yle bile kendisini hasım haline dönüştüren bu derin güce teslim oldu. Yanlış anlaşılmasın bu güç Kongre değil. Kongre bu gücün –diğer yüzlerce kurum gibi– yalnızca bir uzantısı. Derin güç, her ne kadar başta kendi adayını Başkan yapamadıysa da mevcut olanı kontrolündeki kurumlar vasıtasıyla kısa sürede dize getirdi.

Trump, her ne kadar aykırı söylemler, önceki yönetimleri yerden yere vuran eleştiriler ve vaatlerle Başkanlık koltuğuna oturduysa da temelde eskilerin mirasını sürdürmek dışında bir seçeneğe sahip olmadı. Tıpkı, Obama'nın savaşçı ve kan dökücü şahin politikalarıyla ünlü Bush'u kökten eleştirip barış vaatleriyle Başkanlık koltuğuna oturması ve sonrasında aynı güce teslim olması gibi... Hatırlanacağı gibi Obama, Ortadoğu'da Bush'tan çok daha fazla kan döküp Afganistan'a çok daha fazla asker gönderdi.

Aynı şekilde bugün Trump'ın da elinden, Ortadoğu sınırlarını aşarak dünya çapında bir bir felaketin planını yapan büyük güce boyun eğmek dışında bir şey gelmiyor. Zira, derin gücün en büyük gelir kaynağı olan silah şirketleri, savaş endüstrileri, dünya çapındaki finans ve rant sistemleri her devirde büyük felaketlerden, savaşlardan ve katliamlardan besleniyor. Bu yüzden de sürekli bunların çapını ve şiddetini büyütmeye çalışıyor. Süper güçleri birbirine karşı kışkırtma ve gerilimi sürekli yüksek tutmadaki asıl amaç da bu. Sonuçta, yaptırımların yegane kazançlısı da bu derin güçten başkası değil.

Trump ve yakın çevresi, iktidara geldiklerinden bu yana sürekli kendileriyle uğraşan bir derin yapılanmanın (establishment) varlığından bahsettiler ve bunu ABD içindeki kurumlarda aradılar. Oysa CIA, FBI, Kongre, Pentagon vs. gibi kurumlardaki unsurlar derin devletin yalnızca uzantılarıydı. Trump, Beyaz Saray'a yerleştiğinde daha önce kaldırılmış Winston Churchill büstünü kendisine apar topar Oval Ofis'e geri getirten gücü biraz düşünse, bu yüzlerce yıllık emperyal derin gücün merkezini de ABD içinde değil, Okyanus'un tam karşı kıyılarında araması gerektiğini anlardı.

Adnan Oktar'ın Pravda.ru'da yayınlanan makalesi:

http://www.pravdareport.com/opinion/columnists/15-09-2017/138686-us_sanctions_beneficiary-0/

Masaüstü Görünümü