Harun Yahya

Terk edilemeyen ırkçılık belası



Irkçılığın Avrupa'da bitmesi gerekirdi. Avrupa ve Batı dünyası, geçmişin korkunç sonuçlarından ders almış olmalıydılar. Resmi söylemlere bakıldığında Batı dünyasında ırkçılık kabul edilmezdir. Onlar, insan haklarının en önde gelen savunucularıdır ve ırkçılığı asla hoş görmezler. Ancak gerçekler söyledikleriyle çelişmektedir ve bugünün ırkçıları ile ataları arasındaki benzerlikler ürkütücüdür.

Dünya, özellikle milyonlarca Suriyelinin mülteci olmaya zorlanması ve başka yerlerde güvenlik arayışına girmek zorunda kalmasından sonra, ırkçılığın çirkin yüzünü bir kez daha gösterdiğinin farkında. Avrupa her zaman cinsiyeti, inancı ve etnik kökeni ne olursa olsun herkesi kucaklamakla övündü. Ancak bu mülteciler Avrupa'dan yardım isteyip reddedilmenin soğuk yüzünü gördüklerinde, gerçeğin çizilen imajdan çok farklı olduğunu anladılar.

Mültecilerin yaşadıkları çile ve artan yabancı düşmanlığı hakkında defalarca yazdık. Ne var ki sorunun daha az tartışılan başka bir yönü daha var. Bu, siyahi ve Müslüman sporcuların nasıl durmaksızın ırkçı tacize katlanmak zorunda kaldıklarıyla ilgilidir. İnanması güç olabilir ama siyahi futbolcuların oyun sırasında taciz edilmeleri ve Müslüman oyuncuların ırkçı hakaretlerle saldırıya uğramaları oldukça yaygındır.

İngiltere’de Newcastle kanat oyuncusu Yasin Ben El-Mhanni, İslamofobik tacizin kendisi ve arkadaşları için alışılmış bir şey olduğunu şöyle açıklıyor: "Amatör olarak oynarken, birçok arkadaşıma ve bana “intihar bombacısı” ve “terörist” gibi yakıştırmalar yapılıyordu. Bu oldukça küçük düşürücü ve rahatsız ediciydi. Sizi sahada ve saha dışında ruhsal olarak etkiliyor. Bazen sahada taciz edildiğinizde sonraki günler hatta haftalarda bu sizi etkilemeye devam ediyor. Çok zor bir deneyimdi."

Fransa'da Cezayir kökenli futbolcu Samir Nasri’nin de benzer bir sorunu var. Nasri,  Fransız toplumunda büyüyen yabancı düşmanlığından şu şekilde bahsediyor: “Fransız halkı Müslümanlara düşman oldu. On - on beş yıl önce durum böyle değildi. Şu an Fransa’daki zihniyeti beğenmiyorum.” Barcelona’nın golcü oyuncusu Kamerun’lu Samuel Eto  da sahaya çıktığında sürekli olarak taraftarların alaylarına maruz kalıyor. Hatta dünyaca ünlü isimlerin bile ırkçılığın zulmünden kaçamadığı, Rusya’da bir oyun sırasında Roberto Carlos taciz edilip üzgün bir şekilde sahayı terk ettiğinde anlaşıldı. Bir başka rahatsız edici olay, ABD'de, Kansas City Chiefs’in Müslüman oyuncusu Husain Abdullah sayı aldıktan sonra sahada secde ettiğinde gerçekleşti. Daha sonra bu hareketinden dolayı cezalandırıldı, oysa birçok Hıristiyan meslektaşı daha önce aynı şeyi yapmış ve hiçbir zaman ceza almamışlardı.

Bunlar sadece birkaç örnek ve bu çirkin olaylar kuşkusuz onlarca yıl süren utanç verici ırkçı eylemlerden sonra suni olarak oluşturulan ırkçılık karşıtı bariyeri geçmeyi başaran köklü bir sorunu yansıtmaktadır. Dahası, ırkçı retorik geçmiştekileri tekrarlamaya başladı. Mesela, mültecilerin varlığının beyaz kadınlar için bir tehdit olduğunu ya da yeni gelenlerin gizlice ülkelerini ele geçirmeye çalıştıklarını iddia eden insanları duyduk. İlginçtir ki onlarca yıl önce de benzer yorumlar yapılıyordu. (Afrikalıları bu tür utanç verici açıklamalardan tenzih ederiz):

Alman ulusal meclisinin 1920'de duyurduğu bir ortak bildiride “Bu vahşiler Alman kadınları için korkunç bir tehlikedir” uyarısında bulunuldu. 1920'lerde ‘Mein Kampf’ı yazan Adolf Hitler, Alman toprağındaki Afrika topluluğunu, beyaz halkı “kültürel ve politik zirveden” devirmeyi amaçlayan bir Yahudi komplosu olarak tanımlayacaktı.

Bugün hiçbir mantıklı insanın Nazilerin garip ve saçma fikirlerini kabul etmeyeceği açıktır ancak bu tip kötü fikirler geri dönmenin bir yolunu bulmuşa benziyor. Amerikalı siyasi aktivist Du Bois'in 1900'lerde gözlemlediği gibi, beyazlık bir kez daha sahte bir dine mi dönüşüyor?

Batı dünyası, geçmişinin günahları ve hatalarının üstesinden geldiğini iddia ediyor. Şimdi modernizmin, özgürlüğün ve arzu edilen her şeyin merkezi olduğunu iddia ediyor. Peki gerçekten öyle mi?

Bu olaylar, tarihin her döneminde, ahlakına güvenilmez ve tartışmaya açık yargılara sahip insanların olacağını gösteriyor. Ancak, günümüz nesillerinin bir avantajı var. Dünya, ırkçılığın çılgınlığına en son teslim olduğunda neler olduğu gördü. Çılgınlık dalgalarının milyonlarca insanı nasıl yuttuğunu gördü. Bu insanlar daha önce ne kadar sağduyulu olmuş olsalar da, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, çirkin önyargının, bağnazlığın nasıl korkunç ve düşünülemez suçlara neden olduğunu gördü. Dolayısıyla, eğer bu tecrübeye rağmen, benzer bir nefret dalgasının bizi yutmasına izin verir ve bu utanç verici tarihin kendini tekrar etmesine izin verirsek, bunun mazereti olmayacaktır. Bu kez bu, kasıtlı olarak yapılmış bir hata olacaktır.

Adnan Oktar'ın BERNAMA (Malezya), GIDSS (Amerika) ve Jefferson Corner'da (Amerika) yayınlanan makalesi:

http://www.bernama.com/en/features/news.php?id=1464057

http://gidss.com/content/horrific-return-racism-or-was-it-always-there

http://www.jeffersoncorner.com/the-horrific-return-of-racism-or-was-it-always-there/




Masaüstü Görünümü

2