Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Aralık 2012; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Allah’ın en güzel tecellilerinden heybetli, aslan, yakışıklı Hocamın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Hocam ne konuşalım?

DİDEM ÜRER: Hocam, depremler olmuş yine. İsterseniz önce onun bilgisini vereyim.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Merkez üssü Karadeniz olan Gürcistan yakınlarında Artvin ve Ardahan’da hissedilen 5.3 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Ayrıca İran’da da 5 şiddetinde bir deprem daha yaşandı. Türkiye’de ve çevresinde bugün bunlara benzer 9 deprem olduğu açıklandı.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v); “Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan evvel yoğun olarak depremler olacak” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s) da diyor; “Benim zuhurum zamanında yoğun depremler olacak” diyor. Bilimsel araştırma bu konuda, net. 1980’den önce makul sayıda depremler olurken, 1980’den sonra yani hayret edilecek derecede ama hayret edilecek derecede depremlerde artış oluyor. Ve gittikçe de dozu artıyor. Bakın yani bir tek düzelik oluşmuyor. Gittikçe depremlerin sıklık sayısı artıyor. Her yıl daha da artıyor. İlla ki Hz. İsa Mesih (a.s)’ı ve Hz. Mehdi (a.s)’ı dünya görecek. Görmeden sakinleşmeyecek gibi görünüyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir izleyici yorumu okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Şöyle söylemiş kardeşimiz: “Hocam, sizin güzelliğinizi tarif etmek için artık olağanüstü, muhteşem, harika gibi kelimeler yeterli olmuyor. Türkçeye bu yakışıklılığı tarif için size özel kelimeler eklenmesi gerekiyor” demiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İman gözüyle bakıyor kardeşlerimiz, sevgi dolular. Fakat toplumda sevgisiz insan çok fazla. Hasta adamlar. Mesela Başbakan çıkıyor, nefret dolu ona üslubu. Kendi partisinden birisi çıkıyor, ona da nefret dolu. Annesi babası çıkıyor, ona da nefret dolu. Peki ne istiyorsun diyorsun, nasıl bir şey olması lazım? Onun dediği gibi yapıyorsun, ona da nefret ediyor. Yani tam senin dediğin gibi yapalım diyorsun, ona da nefreti daha da artıyor. Sevgisizlikten kalpleri fesada gitmiş. İnsanlar zannediyor ki, onun dediği olursa adamın kalbine sevinç gelir, sevgi gelir, rahatlar. Yok, daha katlamalı artıyor nefreti. Böyle bir hastalık var ahir zamanda. Müthiş bir sevgisizlik. Bir de Mekke dönemini, Medine döneminde, o devirdeki müşrikleri, o devirdeki münafıkları bazı tipler gözyaşları içerisinde anlatıyorlar büyük bir coşkuyla. Halbuki kendileri aynı konumdalar. Hatta daha da azgınlar. Diyor ki; “Peygamberimiz (s.a.v)’in o zamandaki mucizelerini görmek istemezdi Mekke’nin müşrikleri, kahrolasılar” diyor. Peki sen, ahir zamandaki Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerini hiç dile getiriyor musun çıkan mucizelerini, söylüyor musun? Israrla kaçınıyorsun. Mekke müşrikleri bile hiç olmazsa söyleyip, “bu yanlış” diyorlardı, “böyle bir şey yok” diyordu Mekke müşrikleri, “büyü” diyorlardı. Sen hiç ağzına dahi almıyorsun Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerini. Hiç ağzına almıyorsun. Bu görülmüş bir şey değil. Bu çok şaşırtıcı bu. Bediüzzaman gürül gürül söylüyor, çok açık söylüyor: “Ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin izhar ediyorum” diyor. Bir de anlamazlar diye Bediüzzaman, kıvırmasınlar diye bu tip vurguları çok fazla örnekle çoğaltıyor. Mesela “Pişdar bir neferiyim” deyip bitirmiyor. “Öncü bir askeriyim. Ona zemin izhar eden bir hizmetçisiyim” diyor. Acayip kapsamlı anlatıyor inkar edemesinler diye. Mesela diyorlar ki; “Hz. Mehdi (a.s) kısa sürede nasıl düzeltir böyle bir şeyi? Olacak iş değil” diyor. Bediüzzaman, o kadar çok örnek vererek açıklıyor ki, en az on tane örnek veriyor çabuk yapacağına dair, süratle yapacağına dair, kıvırmasınlar diye. Ama buna rağmen bir cinnet derecesinde Hz. Mehdi (a.s) muhalifliği başladı. Yani cinnet geçirecekler artık. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inmesini hiç istemiyorlar. İttihad-ı İslam’dan da vazgeçtiler, cinnetten dolayı. Kendilerini kaybettiler. Bediüzzaman’ı da sevdiklerinde değil. Mehdiyet’ten kurtulmak için Bediüzzaman’ı öne sürüyorlar. Bediüzzaman’dan da hoşlanmıyorlar. Bediüzzaman’ı harcamayı da biliyorlar gerektiği yerde. Bediüzzaman’dan adam utanıyor. Öyle tipleri görmedik mi? Gördünüz. Bediüzzaman’ın mesela varlığını bile unutturmak istiyor. Örnek şimdi versek açık aleni olur. Ama biliniyor bu. Küçük gruplar mı bunlar? Değil. Büyük gruplar.

Didem Hocam, biraz sizden bir şeyler dinleyelim.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye’nin Hama kentinde Esad güçleri yine sivil halkı bombaladı. Bugün bir fırının bombalanması sonucu ekmek için kuyrukta bekleyen 100’den fazla kişinin öldüğü ileri sürüldü Hocam.

ADNAN OKTAR: Bu adama bir kolaylık gösterseler de bu konu hallolsa. Şimdi orada kurulacak hükümet, oraya gelecek olan lider, Alevileri de bağrına basması lazım, Sünnileri de bağrına basması lazım. Yani her iki mezhebe de şefkatle yaklaşan bir dilleri olması lazım. İşin doğrusu Hz. Mehdi (a.s)’dır bu konuyu halledecek kişi ama arada görev alacak olan kişide bu vasıflar olması lazım. Bak, adam Sünni katliamı yapıyor. Gelen de Alevi karşıtı olursa bu olmaz. Alevi canlar nur gibi Müslüman’dır, tertemiz kardeşlerimizdir. Bu şeytani bir cinnet olur, şeytani bir manyaklık olur açıkça söyleyeyim, bu türde Alevi zıttı hareket. Veyahut Alevi kıyımı diyeyim. Çok çok ahmakça bir hareket olur. Alevilere sahip çıksın gelecek olan kişi. Şefkatle onları bağrına basacağını, onları sevdiğini ifade etsin. Sadece gaddarlara, zalimlere, katillere, Suriye derin devletinin köpeklerine gerekli dersi vereceğini-ki, o da yine hukuki yönden olması lazım, gaddarane olmaması lazım, açıklaması önemli.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bugün Menemen olaylarının yıldönümü, Sayın Başbakanımız bu vesileyle yayınladığı mesajda; “Ne hazindir ki, bu elim hadise yıllar boyunca toplumun belirli bir kesimini zan altında bırakmak, baskı altına almak üzere, bir istismar aracı olmak için kullanılmak istenmiştir” dedi. Genelkurmay Başkanımız Sayın Özel ise; “23 Aralık 1930’da Menemen’de meydana gelen bu üzücü olay, kutsal değerlerimizi kötüye kullanarak halkımızı tahrik etmek isteyen, gözü dönmüş art niyetli bazı kişi ve grupların gerçek yüzlerinin görülmesi bakımından önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Menemen tarzı kafa her zaman var. Şu anda da var öyle yobaz, deli kafa, fakat Allah Atatürk’ten razı olsun öyle bir kilitlemiş ki ne ileri ne geri gidemiyorlar. Yani o deli ruha karşı laik yapı bir garanti oluyor. Mehdiyet’in yapısında da laiklik olacağını görüyoruz. Çünkü başka türlü çok acımasız bir ruh ortaya çıkıyor, o da baya tehlikeli.

Evet dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bildiğiniz gibi Hamas, Esad’a destek veriyordu, şuan iktidarı bırakması çağrısında bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Güzel demiş ama biraz ellerini çabuk tutsalar iyi olur. Yalnız Esad’ın çoluğu çocuğu, ailesiyle bir yere gitmesi, can güvenliğinin sağlanması da önemli.

DİDEM ÜRER: Dün Rus kaynaklarında, 142 kişilik bir ekiple güvenli bir ülkeye seyahat etmeyi planladığına dair bilgiler çıkmıştı, sonra tam teyit edilmedi.

ADNAN OKTAR: Çoluğunu çocuğunu bir kere önden göndersin. Kendisi de arkasından gitsin, o kadar. Karmaşık bir şey yok. Türkiye’nin, Rusya’nın, Amerika’nın hepsinin ortak kanaatiyle, ortakça destekleyecekleri bir hükümet oluşsun. Seçimlere kadar ülkeyi idare etsinler. Sonra seçimlerde demokratik hükümet kurulsun, tamam, ondan sonra devam etsinler. Ama garantör olarak Türkiye, Rusya ve Amerika devrede olsa iyi olabilir, inşaAllah.

“Hocam, ben Kocaeli’nin Kandıra ilçesinden, Murat Turgay. Ben dört yıl önce babamı kaybettim, şu an 26 yaşındayım.” Allah ömrünü uzun etsin. “Baba sevgisine doyamadım. Adnan Hocam’ı, babam yerine koydum. Kalan sevgimi onunla tamamlıyorum. Allah rızası için Hocamı çok sevdiğimi, ona Allah aşkıyla aşık olduğumu söyleyin lütfen. Allah razı olsun sizlerden” diyor, maşaAllah Murat kardeşimiz.

Kim bu koç yiğit?

DİDEM ÜRER: Hocam, bu kardeşimiz 20 Aralık Perşembe günü 20:00 ile 22:00 saatleri arasında Bursa Sırameşeler, Kükürtlü, Çekirge’de 2000 adet A9 TV broşürü dağıtımı yapmış Bursa’dan kardeşlerimiz. “Biricik Hocamıza sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bu ne gayret, maşaAllah. Bu soğuk havada, her yer buz tutmuş maşaAllah. Benim canlarım sokaktalar aferin benim canlarıma, koç yiğitlerime, aferin aslanlarıma, maşaAllah.

Şarkı söylememiz, dans etmemiz yobaz takımında şok meydana getiriyor. Bir de iyi bir delil yakalamış gibi bir heyecan içinde, diyorlar; “Mehdi şarkı söylemez, dans etmez. Olayı buradan bitirdik” diyorlar. Daha ne istiyorsun, bak sana ne güzel delil oluşmuş işte. Çok akılları zayıf. Yani benim ana konumun Mehdi olmak olduğunu, bunları ikna etmek için de uğraştığımı düşünüyorlar. Ben, sizi ikna etmeye kalksam zaten ilk yapacağım şey nedir? Sarık, cübbe giyerim, misvaklanırız, Yahudi düşmanlığından başlayacağız, Hıristiyan düşmanlığından başlayacağız sizi ikna etmek için, değil mi? Ondan sonra, ağır oturaklı adam havalarında, zaman zaman gözleri yaşaran, gözlerini falan silen. Yani sizin meşhur kıl tipiniz var ya, o öyle olmak gerekiyor işin doğrusu. Öyle bir şeye talip olmuş olsam sizin gıcıklığınızı zaten oluştururum. Sarık çok güzel ayrı, ama sizin sarık anlayışınıza ben karşıyım. Siz sükse için yapıyorsunuz. Resulullah (s.a.v) sarıyordu, çok yakışıyordu. Şeyhimiz sarıyor çok yakışıyor, hakkını veriyor. “Sarığın içinden bir adam.” Bakın, Resulullah (s.a.v) şeyhimizden bahsetmiş, maşaAllah. Ve onun diğer güzel güllerinden. Şeyh Mehmet Efendi, Ahmet Yasin Hocamız, Şeyh Adnan Efendi, Şeyh Hişam Efendi. Ve diğer Ankara’daki Şey Efendi, maşaAllah mübarek Hocamız.

Hz. Davut (a.s)’ı, o devirde yobazlar şarkı söylüyor, dans ediyor diye eleştiriyorlar. Diyor ki Tevrat’ta; o devrin güzel kadınlarından bir tanesi “Pencereden baktı” diyor,“Davut’u neşeyle dans ederken gördü, neşeyle” diyor. “Onu küçük düşürmeye çalıştı” diyor, kendi kafasınca, o ahmak kafasınca. “Onunla alay etmeye kalktı” diyor. Dans ettiği için. Hâlbuki Allah aşkıyla dans ediyor, ne kadar güzel, ne hoş. Çok güzel terennüm ediyordu, Hz. Davud (a.s)’ın sesi çok güzeldi. Biz de naçizane dedemize benzemeye çalışıyoruz, Davut dedemize, maşaAllah. Hz. Davud (a.s)’ın bilekleri de kuvvetliydi.

EBRU ALTAN: O yönüyle de çok benziyorsunuz Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Zaman Gazetesi, Menemen olayları sonrasında Genelkurmay ve Emniyet’in, Kubilay'ı katledenlerin esrarkeş olduğunu ortaya koymasına rağmen hadisenin 'İrticaî kalkışma' şeklinde sunulduğunu ve binlerce mütedeyyin insanın bu olaydan etkilendiğini yazdı.

ADNAN OKTAR: Tamam, doğru, Menemen olayı tamamen bir komplo. Adamın deli olduğu belli. Manyaktan başka kim yapar bunu? Eline silahı, tüfeği alıp askere, oraya buraya ateş edecek, şehit edecek; “ben Mehdi’yim, ben şunu yapacağım bunu yapacağım.” Belli ki adam deli, meczup. Menemen olayı da abartılmıştır. Elin delisini, sanki Müslümanlar böyledir gibi bir mantıktan sunmuşlardır. O rezalet zaten. O kafayı savunan bir insanı, ben mantıklı bir insan olarak görmem. Adamların yaptığı rezalet. Fakat o rezaleti Müslümanlara mâl etmek de ayrı bir anormallik. Herkes biliyor bunun bu şekilde olmayacağını. Yobaz bir kere korkaktır, öyle bir şeyi zaten yapmaz. Desen ki “Yobaz bunu yaptı”, ben inanmam. Acayip korkaktır, canı çok tatlıdır yobazın. Yobazın yiyeceği yerinde olacak, evi yerinde olacak, işi gücü yerinde olacak. Yobaz öyle olmaz. Yobaz, kalabalık bir güruh olacak da o arada bir bağırıp çağıracak falan. Gizlice bir şeyler yapar. Alttan bir şeyler yapmaya çalışır. Yani özetle, Menemen olayı düzmece bir olaydır. Doğru bir olay değildir. Müslümanlara mâl etmenin bir âlemi yok. Olmasa zaten ben yobazlara gıcık oluyorum. Olsa direk söylerim yani.

Kaf Suresi, 36.Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler.” Esad güçleri şu an, zorbaca yakalamak bakımından eski iblis bakımından daha üstünler. Apartmanlarda Müslümanları sıkıştırıyorlar, alt katlarda sıkıştırıyorlar, bodrum katlarda. Suratlarına kurşun sıkıp onları şehit ediyorlar.Bakın Cenab-ı Allah diyor ki, ayet devam ediyor, “delik-deşik etmişlerdi. Onlar da her yeri delik deşik ediyorlar kurşunlarla, top mermileriyle, her yer delik deşik, bütün binalar delik deşik. Yani bu ayetin anlamı çeşitli. İnşaat yapmalarına da bakar ama delik deşik etmeleri kurşunla, top mermilerle delik deşik etmesi ona da bakar. “(Ama) kaçacak bir yer mi var?” İnsanlar kaçacak yer arıyorlar şu an değil mi? Kimi Türkiye’ye kaçıyor, kimi Ürdün’e kaçıyor. Ayetin işareti açık.

37-“Hiç şüphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır.” Şimdi bak diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Bunda kalbi olan” bir kere kalbi oluyorsa vicdanen güzel karar veriyor kalbi olan ama diyor ki Cenab-ı Allah, “ya da” diyor, “bir şahit olarak kulak veren” yani herhangi bir insan, kalbi devreye sokmamış ama kulak veriyor. O da diyor, mantığıyla da anlar bunu diyor. “Kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır.” Kalbi açık olan zaten görür, diyor Allah. Ama düz mantıkla bakan da anlar bunu, diyor Allah. “Ya da” diyor ayette, “ya da bir şahit olarak kulak veren” yani kulağını teksif etmiş, “kimse için elbette zikir vardır.”

38-“Andolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.” Ehl-i Kitap diyor ya, “Allah yoruldu” diyorlar. “Dinlendi Allah” diyor. Allah, “Bana bir yorgunluk dokunmadı” diyor. Allah’a niye yorgunluk dokunsun? Allah diyorsun, yorgunluktan bahsediyorsun. Olacak iş mi? Allah yorulur mu? O zaman Allah olmaz-hâşâ. Allah’ın özelliği o, yorulmaması. Acze düşmez Allah.

39-“Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret.” Biz de yobazların üslubuna karşı sabrediyoruz. Onların densizliğine, abuk sabuk konuşmalarına sabrediyoruz. Rabbini Güneş’in doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et.”Bakın, “Güneş’in doğuşundan önce” namaz vakti. Sabah namazının vakti. “Batışından önce hamd ile tesbih et.” Bu da ikindi vaktindeki tesbih. İki tesbih. Bu farz olmuş oluyor. Adamlar kaile dahi almıyor hâşâ Kuran’ın bu hükmünü. Allah diyor, açık. Bir farz var burada, birçok insan kaile almıyor. “Güneşin doğuşundan önce” güneş doğmadan önce ne yapmak gerekiyormuş? Hamd ile tesbih edeceğiz, farz. Batışından önce ikindi vaktinde ne yapacağız? Hamd ile tesbih edeceğiz. Namaz gibi farz. Bu, Kuran’da, birçok insanın önem vermediği Allah’ın hükümlerinden, farz ibadetlerinden birisi.

Mesela namazda başörtüsü olmadığı halde başörtüsüne çok titiz. Bu Allah’ın emri, bundan haberi bile yok. Mesela çarşaf Allah’ın hükmü, onu hiç ağzına almak istemiyor. “Başörtüsü mücadelemiz.” Çarşaf mücadelemiz niye demiyorsun? Diyemezsin, çünkü nefsine ağır geliyor. Başörtüsü diye bir hüküm yok Kuran’da, bunu nereden çıkartıyorsun? Zorla onu hüküm haline getirmeye çalışıyor.

40-“Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et. Namaz kıldıktan sonra onu tesbih et.” Namaz tesbihatı var ya, ‘Sünnet’ diyor. Sünnet olur mu? Bak “secdelerin arkasından onu hamd ile tesbih et.” Nasıl sünnet oluyor? Farz. Akşam namazında mesela. Bakın, “gecenin bir bölümü” bu akşam namazı ve “secdelerin arkasından” namaz kıldıktan sonra “O’nu tesbih et.” Namaz kıldıktan sonraki tesbihat, farz. Sen diyorsun ki ‘Sünnet. İster yaparsın ister yapmazsın’ diyorsun. İster yaparsın ister yapmazsın olur mu? Allah yap diyor. Peygamber (s.a.v) demiyor, Allah diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in sünneti ayrı. Burada farz var. Anlaşılmayacak gibi değil. “Gecenin bir bölümü ve secdelerin arkasından da.” Namaz tesbihatının farz olduğunu anlıyoruz. “Secdelerin arkasında da onu tesbih et.”

41-Çağırıcının, yakın bir yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver.” Çağırıcı; aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a da işaret. Hz. Mehdi (a.s) neye çağıracak?İslam’a, Kuran’a, İttihad-ı İslam’a çağıracak. Yakın bir yerden, nereden? Mesela televizyondan, herkesin evinde en yakın yerden duyuyor insanlar. Çağırıcı olan Hz. Mehdi (a.s)’ın sesini de her yerden insanlar duyacaklar. Yakın bir yerden. Ben işari anlamını söylüyorum. Bir çağırıcı var ahir zamanda, kıyamet zamanında bir çağırıcı var. Hz. Mehdi (a.s)’a bakan yönüyle söylüyorum.

42-“O gün, o yüksek sesi bir gerçek olarak işitirler.” Hz. Mehdi (a.s)’ın getireceği tekbir, Hz. Mehdi (a.s)’ın getireceği güzel tesbihler, “Allah-u Ekber” demesi, inşaAllah. “İşte bu, çıkış günüdür.” Neyin? Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış günüdür. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın çıkış günü. Bak yine diyorum, ben ayetin işari anlamını söylüyorum. Yoksa bu tabii kıyamet. Yavaş yavaş insanların mezardan çıkışına bakıyor ama aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a bakan yönünü vurguluyorum. “O gün o yüksek sesi gerçek olarak işitirler.” Allah-u Ekber nidasını, Allah’ın diğer isimlerini. “İşte bu çıkış günüdür.” Demek ki, bir gün gelecek Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, Hz. İsa Mesih (a.s) görülecek, inşaAllah. Müslümanlık ortaya çıkacak, İttihad-ı İslam olacak.

43-“Gerçek şu ki, dirilten ve öldüren Biziz.” Şimdi, öldüren ve dirilten demiyor bak ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Öldüren ve dirilten” diyor. Şimdi burada bir önemli bir işaret var gibi görünüyor Hz. İsa Mesih (a.s)’a. Çünkü Hz. İsa Mesih (a.s), uyku halindeyken göğe alındı. O bir nevi ölümdür. Uyku halindeyken. Biz uykudan her gün diriliyoruz değil mi? Her gün ölüyoruz, her gün diriltiliyoruz. Hz. İsa Mesih (a.s)’da Cenab-ı Allah tarafından diriltilecek dünyaya geldiğinde, sonra öldürecek Cenab-ı Allah. Yani İttihad-ı İslam’ı oluşturduktan, İslam’ı dünyaya hakim ettikten sonra canını alacak. “Gerçek şu ki, dirilten ve öldüren Biziz,” “Biz” diyor Allah,“Biz” diyor, bir daha vurguluyor Allah, “ve dönüş de Bizedir.” Herkesin dönüşü Allah’a.

44-“O gün yer, onlardan çatlayıp-ayrılır da (onlar,) hızla koşarlar.” Şimdi, yerin çatlaması insanlar zannediyorlar ki dünyada mezarları var ya herkesin, duracak o mezarlar. Halbuki kıyamette o mezarlar toz duman oluyor zaten. O mezar değil. O çatlayıp ayrılma boyutun çatlayıp ayrılması da olabilir. Allah ona “yer” diyordur. Boyun çatlaması da olabilir. O boyuttan “Hızla koşarlar” diyor. Bak, boyut onlardan ayrılıyor. Allahualem. Birdenbire kendilerini ayakta görünce ne yapıyorlar? “Hızla koşarlar. İşte bu, Bize göre oldukça-kolay olan bir haşirdir.” Yani siz gözünüzde çok zor gibi görüyorsunuz diyor Allah, ama Benim için çok kolay diyor. Tahmin edemeyeceğiniz kadar kolay, diyor Allah. Çünkü bize göre topraktan adamlar, hücreler toparlanıyor falan.. Öyle zannediyor insanlar. Öyle değil diyor Allah. Son derece kolay benim için diyor. Boyutu Ben çatlatırım, ayakta kalırsınız, koşarak belirli bir noktaya doğru koşacaksınız, geleceksiniz diyor. Çağırıcı çağırıyor zaten bir noktaya doğru. İnsan sesi işittikleri için o noktaya doğru koşuyorlar. Onun için de anlayamıyorlar zaten. Neredeyiz? Dünyada mıyız, ahirette miyiz, anlamıyorlar. Öldüklerini sonra anlıyorlar. O zaman diyorlar; “eyvahlar bize işte vaad edilen din günü bugünmüş” diyorlar. Anlamamaları çok acayip, öldüğünü anlamıyor. Normal yaşıyor zannediyor. Hala uykudan kalktığını zannediyor. Adam boyutun içinden çıkarılmış, başka bir boyuta verilmiş, yine fark etmiyor.

DİDEM ÜRER: “Bizi rüyamızdan kim kaldırdı?” diyorlar.

ADNAN OKTAR: “Yattığımız yerde uyuyorduk ne güzel” diyor. “Kim kaldırdı?” diyor, “Ne oluyoruz?” diyor. Uyuduğunu zannediyor.

Kaf Suresi, 44-“Bize göre oldukça-kolay olan bir haşirdir” diyor Allah. “Çok kolay” diyor.

45-“Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin;” Baskıcı değilsin. Sen sevgi dolusun, merhamet dolusun. Hz. Mehdi (a.s)’a da işaret var burada. Hz. Mehdi (a.s)’ın mesleği; sevgi, şefkat, merhamet, affedicilik, halimliktir. Yobazlarınki nedir? Nefret, öfke, kin, intikam, öldürmek, asmak, kesmek. “Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz.” Niye böyle diyor Allah? Çünkü; “Ben yaratıyorum” diyor. Müslümanların aleyhlerine yaptıkları konuşmaları da Allah yaratır. “Hepsini bilirim” diyor Allah. “Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kuran ile öğüt ver.” Bakın, sadece Kuran’la, yani falanca alimin kitabı, şu eserler, şu kitaplar değil. Allah neyi kabul ediyor biliyor musunuz? “Sadece Kuran’la öğüt veriyorsanız kabul ederim” diyor Allah. “Onun dışında kabul etmiyorum” diyor Allah. “Sadece Kuran’la öğüt ver.” Biz de yobazlara Kuran’la öğüt verince adamlar hopluyorlar. Ben insanları kandırırsam rahatlayacaklar. Ben diyeceğim ki; Kuran’da başörtüsü var. “Sen Mehdi’sin mübarek” diyecekler. “Muazzam konuştun.” Kardeşim yok. Allah adına yalan mı söyleyeyim? Ama çarşaf var. Çarşafın içinde zaten başörtüsü de var, vücudu örten boydan boya bir örtüdür. Tamamen kapatır çarşaf. Peki canım ciğerim kardeşlerim, bu kadar başörtüsünü gündem ediyorsunuz, niye tek kelime çarşaftan bahsetmiyorsunuz? Çarşafın size ne yaptığı var? Niye çekiniyorsunuz? Allah’ın hükmüne bu kadar titizseniz açık, sarih hüküm çarşaf. Alenen hüküm. Ve başı zaten gerçekten örten çarşaftır. Tam anlamıyla örter başı. Yüzünü, yanağını her yerini, eliyle de tuttu mu sadece gözleri kalır. Boydan boya örter. Niye bahsetmiyorsunuz? Hiç duyuyor musunuz? Duymazsınız. İşine gelmiyor bir çoğunun. Başörtüsü de başörtüsü. Kuran’da başörtüsüyle ilgili bir hüküm yok. Göğsü açık bir kadın başının üstünde hazır diyorsun, başörtüsü var. Allah da onu dedi diyorsun. Başınızda var olan, hazır olan başörtüleriniz ve toparlanmış bolca kumaştan oluşan ve depolanmış kumaş deposu var başının üstünde büyük. Kullanılmamış ama göğüsleri açık. Şimdi diyorsun o başörtüsünü, Cenab-ı Allah dedi ki, onları indir, depolanan kumaşı sarkıt aşağı, göğsünü onunla kapat. Böyle dedi diyorsun. Allah bunu örtünenlere söyler mi? Olmayan bir şeyi niye söylüyorsun? Niye zorlama şeyler yapıyorsun? Çarşafla açıklayabilir. Dese ki, “çarşaf” dese, konu bitecek. Oradan girmiyor. Nur Suresi’nde oradan kurtarmaya çalışıyor. O zaman çünkü çok kolay olacak, başına bir türban tarzı bir şey yapacak, süsleyecek falan kendine göre onu ayarlayacak. Ama çarşaf, net hüküm. Hiç yani ikinci bir açıklaması yok. Bak, burada şerh ederek, ilaveler yaparak, mantık geliştirerek bin bir türlü izahla başörtüsünün çıkartmaya çalışıyorlar. Çarşafta böyle bir şeye gerek var mı? Çarşaf binlerce, beş bin yıldan beri kullanılan bir şeydir. Musevilikte de var, Hıristiyanlıkta da var herkes bilir çarşafı. Söylesene, Allah size farz kıldı desene. Niye demiyorsun? Dışarıya çıktığında kadın, eğer risk altındaysa, tehdit altındaysa, hakarete, iftiraya uğruyorsa, sarkıntılık ediyorsa, tecavüz etmeye kalkıyorsa adamlar, çarşaf giyecek. Bu kadar, çok net. Başını tamamen örten bir kıyafet. Gerekirse yüzünü de örter. Söyleyemiyorlar. Ne ilginç bir hal.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Menemen olaylarında etkilenen kişilerden biri de kendisi ve kardeşi Seyyid olan 84 yaşındaki Nakşibendi Şeyhi Esat Erbili Hazretleriymiş. Esat Erbili Hazretleri, olaya karıştığı gerekçesiyle 84 yaşında İstanbul’da gözaltına alınmış. Menemen’e götürülerek idam talebiyle yargılanmış. Ancak ilerlemiş yaşı sebebiyle cezası müebbet hapse çevrilmiş. Ve 4 Mart 1931’de askeri hastanede vefat etmiş. Naaşı ailesine verilmemiş, cenaze namazı kılınmasına da izin verilmemiş.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok acayip bir hareket. Zulüm bu, alenen zulüm. Bir kere beş yaşında çocuk bile anlar, Menemen’deki olay düzmece. Adam alkolik, sarhoş manyağın teki. Deli adam bir kere, akıl hastası en başta. Hapçı adam uyuşturucuyu kullanınca, deliliğin verdiği deli cesaretiyle ortaya çıkıyor. Üç beş tane de yanında esrarkeş çapulcuyla cinayet işliyor. İlk defa mı görüyoruz cinayet işleyeni, polis şehit eden, asker şehit eden manyakları? O da öyle bir manyak. Bunu Müslümanlara mal edip bütün Türkiye’yi birbirine katmak çok acayip bir hareket. Ama buradan bakıp da yobazlık yok, yobaz bunu yapmaz diyemeyiz. Yobaz çok zalim ve gaddardır. Yani onun bin mislini yapar, bin misli daha gaddar olur. Sadece korkak olduğu için siner yobaz. Konu bu.

Hocam nedir o?

DİDEM ÜRER: Hocam, Belçika’daki kardeşlerimiz fosil sergisi düzenlediler. Şöyle yazmışlar: “Selam canımın içi Hocam. Bugün Belçika’nın kenti Antwerpen’de Kinepolis gala salonunda sergimizi 13 bin kişi ziyaret etmiş bulunuyor” maşaAllah. Tam 13 bin kişi gitmiş ziyarete. “Toplam bugün A9 broşürü 10 bin adet, dvd, 2000 tane ücretsiz olarak dağıtılmıştır. Sergiye sıfır yaştan 80 yaşa kadar herkes beğeniyle gezdi. Antwerpen sallandı maşaAllah. Katkıda bulunan kardeşlerimiz; İnan, Muhlis, Fatih, Selami, Erdal, Mehmet, Ercan, Yusuf, Necati, Abdullah. Sergi yarın ve dalı günü de devam edecek, inşaAllah.”

ADNAN OKTAR: Allah hepsine çok fazla sevap yazsın. Allah şevklerini artırsın. Maden onlar böyle bir güzellik yaptı, biz de onlara bir güzellik yapalım, şu son mehteri dinletelim, yeri göğü inletelim, inşaAllah.

VTR-Mehter Marşı

AYLİN KOCAMAN: Dünya güzeli Hocamızla devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, kardeşlerimizi başarılarından dolayı tebrik ediyoruz. Çok güzel faaliyet yapmışlar. Onlar her böyle güzel faaliyet yaptıklarında mehter müziğiyle teşci edeceğiz, inşaAllah.

“Yüzünün nuruyla bütün cihanı ışıklandıran canımdan çok sevdiğim canım Hocam. Biz Azerbaycan’dan yazıyoruz.” MaşaAllah.

“Hocam, elhamdülillah sizi görünce ne stres, ne sıkıntı kalıyor, maşaAllah. Sizin boy boy resimlerinizi dört bir yana asmak lazım. Hatta baskılı t-shirtler yapılması lazım” diyor, maşaAllah. Ebubekir.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Felak Suresi, 1-“De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. 2-Yarattığı şeylerin şerrinden, 3-Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, 4-Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden, 5-Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.”

Hayrettir, bu ayet, “Sabahın Rabbine sığınırım” 1934 yılını veriyor, o devirdeki mühim olaylara işaret ediyor. “Yarattığı şeylerin şerrinden,” 1941, İkinci Dünya Harbinin o azgın dönemleri, başlangıç dönemi. “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,” 1971, Türkiye’de anarşinin başladığı tarih.Bediüzzaman bunu özellikle belirtiyor. “Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden,” 1938, o devirde azgın bazı kadın teşekkülleri İslam’a ve Kuran’a müthiş saldırmaya başlamışlardı. “Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.” Hasetçinin sonu oluyor, bu 2020 ebcedi.Hepsi manidar.

“Seyyid Adnan Hocam, günümüzde yaşanan sevgisizlikten bahsetmeniz hakikaten çok mühim. Dışarıdan belli olmaya bilir ama sevgisizlikten ölüyorum. Sizi ve oradaki kardeşlerimi ayrı ayrı çok seviyorum. Nezaketleri, ses tonları dahi yansımış. Hayranlık uyandırıyorlar. Lütfen benim gibilere dua buyurun” diyor. Çok fazla insan var böyle sevgisizlikten canı yanan.

“Hocamızda, Cemil, Halim, Nur, Hakim, ve Hadi isimleri canımız Hocamızda çok net tecelli oluyor maşaAllah, elhamdülillah.” Ufuk Yıldırım Almanya’dan. Fakir’in bir resmini koymuş. Göreyim şu yakışıklıyı. MaşaAllah, tek kelimeyle karizma. O köfte kimdi?

DİDEM ÜRER: Hocam, onu Ali kardeşimiz gönderdi. Arda bu, komşusunun çocuğu.

ADNAN OKTAR: Şu şekerliğe, ballığa bak sen. Her tarafı nur maşaAllah. Ama baya tatlı bir şey bu. Şapka da baya orijinalmiş, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Genelkurmay tarafından, iddia edilen Ergenekon davasında gönderilen bilgisayarlardan bulunan deliller arasında, güncellenmiş psikolojik harekat planları çıktı. İddia edilen Ergenekon örgütünün kullandığı psikolojik harp teknikleri arasında şu ifadeler yer alıyor; “Bir; hedef kitlelerin liderlerine güven duymamasını sağlama, belirsizlik oluşturma, şüphe yayma, geleceğe olan umudunu azaltma, bıkkınlık yaratma, moralini bozma, güçsüz oldukları kanaatini hakim kılma ve karşı tarafın söylemlerini benimseyen ve saygınlığını ortadan kaldırma. İki; psikolojik harekatta medyanın kullanılması, olay ve gelişmelerin öykülerinin sonrasındaki gelişmeler, ilgi çekici fotoğraf ve görüntüler medyaya özel olarak servis edilmelidir” deniliyor.

ADNAN OKTAR: İşte adamlar halen de yapıyor. Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak, Hz. İsa Mesih (a.s) gelmeyecek, İttihad-ı İslam olmayacak. İşte adamların dedikleri bunlar değil mi? Aynısını yapıyorlar, kendi kafalarına göre. Ama kimsenin kaile aldığı yok. Var gücümüzle İslam’ı yaymaya devam ediyoruz.

Müslümanların şevki hiçbir dönemde bu şekilde kapatılmamış. Sahabe döneminde bile, Hz. Mehdi (a.s.) beklenmiş. İlk defa oluyor böyle bir şey. Sen umut et. Sen ümit var ol. Birde, Cenab-ı Allah sana bütün alametleri göstermiş. Bununla coşup, Cenab-ı Allah’a hayranlığını, sevgini, şükrünü ifade etsene değil mi? Allah ne büyük mucizeler meydana getirdi. Bütün vaadlerini, Cenab-ı Allah yerine getirdi. Kuyruklu yıldızları, Kabe baskınını, Fırat’ın suyunun kesilmesi, bütün alametlerin tamamı oldu. Cenab-ı Allah sözünü vaadini yerine getirdi. Kaderde Allah’ın kast ettiği Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında bir kimsenin yolu açık değildir. Sadece o, bu göreve getiriliyor. Allah tarafından sadece ona başları veriliyor. Adamlar istediği kadar Mehdiyim diye çırpınsın. Bir şey olmaz, korkma. Bediüzzaman’la beraber mezara sokuyorlar İttihad-ı İslam’ı da, Mehdiyet’i de, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı da hepsinden kurtulmaya çalışıyorlar. Zorun nedir?Kıyamet kopmadı diye seviniyorlar. Kıyamet kopacak dedik mi biz? Vakti var. Daha Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, İttihad-ı İslam olacak. Bediüzzaman bunu açıklamış. “Hicri 1445” diyor. Ama bunu da kabul etmiyorlar. Kıyamete az var bu doğru. Peygamberimiz (s.a.v) 7000 yıllık bir tarih vermiş. Çok net bir hesap yapıyor diyor ki; “5600’ü geçti.” Ne anlamazdan geliyorsunuz. 1400 ile 1500 arasında hepsi bitecek işte, açık. Bediüzzaman da aynısını söylüyor; “1400 ile 1500 arasında hepsi bitecek” diyor. Şeyh Nazım Hocamız da; “1400 ile 1500 arasında hepsi bitecek” diyor. Bunun aksine bir şey söyleyen yok.

Allah’ın huzurunda rahatça konuşacağın şekle getiriyorum seni, değil mi? Allah, “nereden çıkarttın bunu sen” dese, ne diyeceksin? Sen diyeceksin ki, ‘zaten başında var olan demedin mi Ya Rabbi’ diyeceksin. Allah “Demedim” diyecek, “nerede dedim” diyecek? ‘Bolca büyük bir kumaş parçası var’ diyorsun sen kadının. Allah diyor mu öyle bir şey? Demiyor. Öyle bir göğüs örtme şekli olur mu? Başı, göğsü açık geziyor, dolu başının üstü böyle kumaş deposu gibi. Kadın çeke sündüre oradan aşağı indirecekmiş yahut nasıl istiyorsa, L biçiminde örtüp göğsünü kapatacakmış. Böyle göğüs kapatma olur mu kardeşim? Nur Suresindeki ifade kadınların göğüslerini kapatmalarıyla ilgilidir. Açık göğüsleri geziyor, “bunları kapatın” diyor Allah, “kapatacaksınız” diyor. Afrika’da halen de öyle, kadınlar açık büyük bölümü göğüsleri açık geziyorlar. Başında birey taşıyor kilolarla, 50-60 kilo bir şey gariplerim. O çok yaygın bir gelenek olduğu için Cenab-ı Allah onu çirkin bir şey olarak gördüğü için “göğüslerinizi örtün” diyor. Kadın örtününce güzelleşir. Her şey ortada oldu mu olmaz. Cenab-ı Allah, cazip hale getiriyor, güzelleştiriyor kadını. Cazibesini artıran bir lütuftur kadına. Göğsünün üstünü örttü mü tamamdır. Nur Suresi sadece göğüs örtmeyle ilgilidir. Bütün vücudu örtmeyle ilgili olan Ahzap Suresi’dir. Bunu bu şekilde söylediğinizde, Allah katında doğru söylemiş olacaksınız. Benim anlattığım bu. Öbür türlü açıklayamazsın ahirette. Doğru söylememiş oluyorsun. Ve iki tane başörtüsünden bahsetmiş oluyorsun. Anlaşılmayacak gibi değil sözüm, gayet açık. Ve evde kadının başını örtmesi diye bir konu yoktur. Sokak kıyafetidir. Yazık kadına, saçları yapış yapış oluyor çocukların saçları. Tülbentle boğduruyorlar bilmem ne falan. Mesela aslan gibi genç kızlar saçı uzun ta beline kadar. Garibim o çocuk böyle saçını toparlıyor, tülbentle de boğduruyor, o saç nefes almıyor. O saç ne olur? Bırak evde açsın çocuk, normal gezsin. Dışarı çıkarken o ayarlar onu. Laf atılacak bir yer varsa zaten hiç gitmez. Müslüman kadın öyle ne alaka öyle adamlar muhatap olmaz. Ama illa muhatap olması gerekiyorsa çarşaf giyer çıkar, cilbab giyer çıkar.

Üç kardeş köfte gibi televizyonun karşısına oturmuşlar; “Sevgili Hocam, her programınızı ağabeyim, ablam zevkle izliyoruz. Çok karizmatiksiniz, maşaAllah” diyor. Ertuğrul. Ekibe bak sen. Kız kardeşinin patilerini görüyor musunuz? Oturuş şekli de acayip şeker, maşaAllah. Ama üç kardeş oturuş şekli de çok şeker. Ne tatlı şeyler bunlar, maşaAllah.

Nogay yönüm var, Nogay Tatarları. Benim bir yönüm de öyledir, inşaAllah. Davut soyu bir yandan, Türk soyu bir yandan, ikisi de birleşmiş, maşaAllah. O gözlerin çekikliği oradan geliyor, inşaAllah. Yanlış anlamayın da, Hz. Mehdi (a.s)’ın da gözleri çekik. “Gözleri çekiktir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bizde de öncüsü olarak benzerlik olur, inşaAllah. Gül bahçesine giren gül kokar. Ama çok manidar. Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’da öyle bir Türk kökenli olacak ki, Peygamberimiz (s.a.v) öyle bir açıklamada bulunmuş. Çok manidar, çünkü “Beni İsrail görünümlü” diyor ama “çekik gözlü” demiş. Çok acayip, inşaAllah.

Mustafa Kamalak Hocamız ne demiş? “Patriot füzeleri ve füze kalkanları neyin nesi? Gerçekten Suriye’ye bir saldırı yapacağımızı düşünebiliyor musunuz” dedi. Türkiye’ye yerleştirilmesinin planı, Patroit füzelerinin Müslümanları vurmak için kurulduğunu iddia etti. Peki Malatya’mızın bağrında Kürecik beldemizde bu füze kalkanları niçin yerleştiriliyor? Sonra, üç gazi ilimizde, Adana’mızda, Kahramanmaraş’ımızda, Gaziantep’imize füzeler niçin yerleştiriliyor? Acı da olsa ben ifade erim ki, Müslümanları vurmak için yerleştiriliyor. Bu böyle gitmez. Bu oyunu bozman lazım ifadelerini kullandı.” Mustafa Kamalak Hocam, Osmanlı ve Erbakan Hocamız’ın ekibi olduğu için. Yok. Patriot füzeleri dış saldırılara karşı savunma için tabii ki. Yani Suriye tehdidi ciddileşti, onunla ilgili. Suriye tehdidi bittiğinde, seyyar füze bunlar zaten, geri gönderiliyor. Sürekli tutulacak bir şey değil. Ona kalırsa eğer, Kamalak Hocamız tabii değerli bir insan, çok daha iyi bilir ama ona kalırsa, Ankara’da olsun, diğer askeri üslerde mebzul miktarda atom bombası var. NATO’ya ait atom bombaları var. Şimdi desek ki, bunlar Müslümanlara karşı kullanılmak için yerleştirildi. Bütün bölgeyi cehenneme çevirecek biçimde atom bombası var Türkiye’de. Çok fazla miktarda. Allah vermesin, bütün Ortadoğu’yu ortadan kaldıracak kadar var. Bu mantıkla baktığımızda, aynı yere çıkarız. Olmaz. Patriotların kontrolü de yine Türk subaylarda olacak, kendi başlarına o füzeleri kullanacakları gibi bir sistem yok. Başkanımız da baya uyanıktır, Genelkurmayda çok uyanıktır, Milli İstihbaratımız da uyanıktır. Öyle bir şeye kimse yeltenemez.

TUBA BABUNA: Hocam, Başbakanımız da bu konuda zaten dediğiniz gibi bir açıklama yaptı. “Suriye’de sütliman olunca işler NATO’yla tekrara görüşeceğiz” dedi, Patriot füzeleri konusunda.

ADNAN OKTAR: Al götür der tabii, ne alakası var? Atom bombası niye yerleştiriyor? Patriot yine belirli alanda, küçük etkisi olan silahlar. Öyle çok kapsamlı, kitle imha silahı değil onlar. Küçük çaplı etki yapan silahlar. Atom bombası, kitle imha silahları. Türkiye’de bol miktarda var. Çok fazla sayıda var. İran da yaptı tahmin ediyorum atom bombası. İran’ın da elinde baya var. İsrail’in elinde çok var. Hindistan’da var, Pakistan’da atom bombası var. Rusya’da var. Yani atom bombasına iş gelirse ortalık karışır. Orada işte atom bombalarını eritecek olan da yine Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bütün atom bombalarının yeryüzünden yok edilmesi Hz. Mehdi (a.s)’a nasip olacak. Tek bir tane atom bombası kalmayacak. Hepsi, oradaki radyoaktif maddeler, oradaki uranyum nükleer reaktörlerde kullanılacak. Isıtmada, şunda, bunda falan, elektrik üretiminde kullanılacak. Dolayısıyla kimseye bir zarar gelmeyecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın vazifesidir atom bombalarını yok etmek, inşaAllah.

“Hocam, ayrıca ‘siz Mehdi olduğunuzu iddia ediyorsunuz’ demelerinin sebebi de, talebelerinin bazılarıyla konuştuğumda, ‘Allah bilir, o Mehdi’dir, olması için dua ediyoruz’ dedi.” Mehdi olsun diye tabii Mehdi olsun diye dua eder. Niçin etmesin? Ben sana da dua ederim. Allah seni Mehdi kılsın. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah takva sahiplerine Ya rabbi bizi önder kıl” diyor. Bak, önder, lider kıl. Müslüman’ın duası bu. Hz. Mehdi (a.s) önder değil mi? Önder. Her Müslüman Mehdi olmak için dua edecek. Ve sevdiklerimizin mehdi olması için biz dua ederiz. Kendin için de dua et, “Yarabbi beni Mehdi kıl” diye dua et. Mehdilik sanki utanç verecek bir şey mi? İftihar edilecek bir şey, inşaAllah. Evet, işte açıkladım. Talebelerim, kardeşlerim benim Mehdi olmam için dua etsin, eder. Ben de onların Mehdi olması için dua ediyorum. Dua ederim ama kaderdeki Mehdi mutlaka ortaya çıkacak. Telaşa ne gerek var? “Yanlışlıkla bir Mehdi çıkar.” Yok, öyle bir şey olmaz. Cenab-ı Allah’ı kaderi işliyor. Herkes Allah’ın kontrolünde. Allah’ın kontrolünden çıkıp Mehdi mi olacak aradan? Bu Allah’ı inkar olur. Olur mu öyle şey? Çıkan kişi, Hz. Mehdi (a.s)’dır. Birisi çıkacak, bir insan önümüzdeki günlerde çıkacak. Ve bütün ümmete imam olacak. Bütün dinler birleşecek, tek İslam dini kalacak. Önce Yahudi kardeşlerimiz, Musevi kardeşlerimiz, canlarımız Tevrat’ın aslıyla hükmolunacaklar. Onlar bayram edecek. Onların Tevrat’taki hükmü gerçekleşecek. O bölgede hükümferma olacaklar. Oralarda istedikleri gibi evlerini kuracaklar, fabrikalar kuracaklar. Şahane yaşayacaklar. Her bölgede, Ürdün’e kadar, Türkiye’ye kadar gelsinler, yerleşecekler. Kime bağlı olacaklar biliyor musunuz? İsrail devletine bağlı olacaklar. Onların açıklamasına göre. İsrail devleti kim onlar için biliyor musun? Hz. Mehdi (a.s)’dır. Ben sordum Hahamlara; İsrail devleti mi büyük dedim, Hz. Mehdi (a.s)’mı büyük dedim? “Tabii ki Hz. Mehdi (a.s)” dediler. O zaman hükümet, devlet kim dedim? “Şiloh” dediler. Hz. Mehdi (a.s). Yani İsrail denilen olay, Hz. Mehdi (a.s) denilen olay, Kral Mesih denilen olay Hz. Mehdi (a.s)’dır. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s)’ın hükümranlığı aynı zamanda İsrail’in hükümranlığı olmuş oluyor. Onların dediği de olmuş oluyor. Hani İsrail bölgeye hakim olacak diyorlardı ya, o da olmuş oluyor. Budur, Hz. Mehdi (a.s)’ın hakimiyetidir. İsrail hakimiyeti, Beni İsrail demek; Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleridir. Davut soyundan, zaten Tevrat’ta öyle geçiyor; “Davut soyu” diyor Hz. Mehdi (a.s) için. Davut soyu, bir ismi de odur. Onun hakimiyetidir. Onunla bayram edecek Museviler. Tevrat’ın aslıyla onlara hükmedecek Hz. Mehdi (a.s). İncil’in aslıyla Hıristiyanlara hükmedecek. Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde de Hz. İsa Mesih (a.s) diyecek: “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah. Ben Hz. Mehdi (a.s)’a tabiyim” diyecek. “Benim imamımdır.” Ne yapacak Hıristiyanlar? Hepsi birden Müslüman olacak. Hıristiyan Müslüman. Yine Hz. İsa Mesih (a.s)’ı peygamber biliyorlar, o şekilde. Ama La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyecek. Çünkü Muhammeden Resulullah demeyen bir insanın ne gerçek Musevi olması mümkündür, ne gerçek Hıristiyan olması mümkündür. Çünkü bak, soruyorum bir Hıristiyan’a, diyorum ki, Hz. İbrahim (a.s)’ı reddettiğinde gerçek Hıristiyan olabilir misin? “Olamam” diyor. Peki hak bir peygamber olan Peygamberimiz (s.a.v)’in hak olduğunu biliyorlar. Nasıl inkar edeceksin o zaman onu? Ha Hz. İbrahim (a.s)’ı inkar etmişsin, ha Hz. Peygamberimiz (s.a.v)’i inkar etmişsin, aynı. Geriye doru inkar etmiyorsun da ileriye doğru niye inkar ediyorsun? Sana dininden çık diyen yok ki. Dinini yaşa, hak olarak yaşa. Tahrif olmuş kısımlarını düzelt, Hz. İsa Mesih (a.s)’a aşık ol. Hz. Muhammed (s.a.v)’e aşık ol, hepsinin üstünde Allah’a aşık ol, en güzel şekilde İncil’i yaşa. İncil’in hakkı, esası Kuran’ın içerisinde. İncil’i yaşama diyor muyuz? Barıştan bahsediyor sana İncil. Niye reddedesin? Güzelliklerden bahsediyor niye reddedesin? Hepsini yapacaksın. Ama Kuran’ın hak olduğunu kabul etmek şartıyla. Eksiklerin, kusurların olabilir, o ayrı mesele. En fazla günahkar olursun. İncil’de demiyor mu “namaz kılın”? Kılacaksın Hıristiyan olarak zaten. Allah diyor, bu iki husus; bir zekat, bir de namaz. “Bunu yapacaksınız” diyor.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Akit yazarlarından Sami Özey Beyefendi, İstanbul’da dostlar meclisi adı altında toplantılar düzenliyor ve her partiden, cemaatten, kardeşlerimizi bir araya getiriyor. Dünkü toplantıya da Sayın valimiz Hüseyin Avni Mutlu, Nevzat Yalçıntaş Beyefendi gibi değerli büyüklerimiz katılmış. Gece de Sayın Valimiz ud eşliğinde şarkı söylemiş.

ADNAN OKTAR: İstanbul valisi çok mübarek bir insan, çok muhterem bir insan. Tayyip Hocam’dan benim istirhamım, Sayın valimizin kıymetini daha iyi bilelim. Gerçi İstanbul’a vali yapması zaten olayın güzelliğini gösteriyor. Daha da güzel makamlara layık Sayın Valimiz. Ama İstanbul’dan gitmesin bence, hep vali kalsın. Çok mübarek, çok muhterem, çok asil bir insan, çok soylu bir insan. Kalbi, derin sevgimiz var kendisine. O da derin sevgiyle müminleri seviyor, nur ehlini seviyor, Müslümanları seviyor. Beş vakit namazında çok mübarek, muhterem, müberra bir insan, aziz bir insan, güzel bir insan. Allah ömrünü uzun etsin, Allah başarılı kılsın. Düşmanlarına aman vermesin Cenab-ı Allah. İyilik, güzellik, bolluk, bereket versin Rabbimiz maşaAllah.

Didem Hocam seni dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Size kardeşlerimizin selamı var; “Selamun Aleykum canımız, ruhumuz, yakışıklı, karizmatik Adnan Hocamız. 16 Aralık Pazar Adapazarı merkezde Sakaryalı ve İzmitli kardeşlerimizle birlikte broşür dağıttık. Ve sonrasında evimizde oturup sizin güzel sohbetinizi canlı yayından seyrettik. Program bitince de ayet okuyup sohbet ettik, inşaAllah. Dualarınızı bekliyoruz, sizi çok seviyoruz. Kardeşlerimiz; Muharrem, eşi sultan, kızları Zeynep ve Buse, Barış, Muhammed, Şennur, İbrahim, Samet, Belkıs, Enes, diğer Muhammed kardeşimiz, Abdullah, Ece ve Zafer.”

ADNAN OKTAR: Bu resim nedir?

DİDEM ÜRER: Hocam resmi Azerbaycan’dan kardeşlerimiz size göndermişler, “sizi çok sevdiklerini” söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte Cenab-ı Allah, özellikle hayvanları insanlara benzetmiş ki, şefkatimizi tatmin etsin, şefkat duygusu tam bir doyuma ulaşsın. Tabii doyuma ulaşmıyor ama insanda çok olumlu etki yapıyor.

Elhamdülillah diyeceksin Arzu Hanım. “Canım Hocam, farz olan Hamd ile tesbihi nasıl yapmamız gerekiyor?” diyor. Elhamdülillah, Elhamdülillah, elhamdülillah. Allah’a hamdolsun, Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. O şekilde.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya Düsseldorf’tan kardeşlerimizin size selamı var, Umut Keçeci ve Ahmet Demirbaş kardeşlerimizin.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.

DİDEM ÜRER: “Selamun Aleykum Hocam Uysal ailesi olarak hepimiz İstanbul Viaport Alışveriş Merkezi’nde, 16 Aralık Pazar günü broşür dağıttık” diyor kardeşlerimiz. Dualarınızı bekliyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Ben şu badem şekerlerini bir göreyim bakayım. MaşaAllah. Bunlar ne kadar tatlı şeyler böyle? Karton film gibi. Benim güzelim de çok güzelmiş, maşaAllah. Bütün aileye Allah nur, bereket, iyilik, güzellik versin. Sağlık, iyilik, esenlik bütün milletimizin üstüne olsun, maşaAllah, elhamdülillah çok güzel, çok hoş.

Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Hz. İbrahim (as)’ın dini gibi kolaydır” diyor Allah, Kuran ayeti. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor Allah. Ayette Allah söylüyor bak. Siz zorlaştırmaya çalışıyorsunuz. Olmayan şeyleri var gibi gösteriyorsunuz. Var demesen de, ona üzülüyorlar bu sefer. Yok böyle bir şey, ona da üzülüyorlar. Yok işte daha ne? Allah yaratmamış, işte sevin. Allah dini tahfif etmiş,insanların üzerindeki ağır zincirleri kaldırmış, ağır teklif zincirlerini. Peygamberimiz (s.a.v.) için söylüyor Cenab-ı Allah diyor ki; , “Onların üzerindeki ağır teklif zincirleri kaldırıyorsun.”

DİDEM ÜRER: Bu akşamki yayınımız burada sona eriyor, inşaAllah. Allah herkese hayırlı geceler nasip etsin.

Masaüstü Görünümü