Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (9 Nisan 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Bir tanem, ruhum, aşkım Hocamın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sefalar bulduk. Sizler de hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Dedim Hocam, sende çok güzel konular vardır, zannediyorum. Buyurun.

DİDEM ÜRER: Haberlerle başlayayım, inşaAllah. İran’da 6,1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Son bilgiye göre vefat edenlerin sayısı 20’ye, yaralı sayısı da 650’ye çıktı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah! Allah Allah! Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizesine bak, hayrettir! Bir de dindarım diyen kişilerin duyarsızlığına bak! Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizesi bu, ısrarla bunu örtbas etmeye çalışıyorlar. 1980 yılında depremler dünya tarihinde görülmemiş şekilde katlamalı şekilde arttı. Adamlar kale dahi almıyor, Peygamberimiz (s.a.v) bunu mucize olarak bildirmesine rağmen. Çünkü niye? Bunu anlatsa, Mehdiyet’le bağlantı kurulmuş olacak. Şimdi bunlar da Hz. Mehdi (as)’ı öldürmeye meraklı olduğu için, “Hz. Mehdi (a.s) öldü, mezarda” diyorlar. “Hz. İsa Mesih (a.s) da öldü, mezarda” diyorlar.

DİDEM ÜRER: Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı kendisine bağlı kuruluşların tabelalarında ‘T.C.’ ifadesini kaldırttı. CHP'li vekiller bu durumu meclise taşıdı ve sosyal paylaşım sitelerinde de tepki olarak 9 milyon kişi isminin başına ‘T.C.’ harflerini ekledi. Sağlık Bakanımız Sayın Mehmet Müezzinoğlu “Sağlık Bakanlığı’nın başında zaten ‘Türkiye Cumhuriyeti’ ifadesi yer alıyor. Bakanlığa bağlı alt birimlerin tabelalarında yeniden ‘T.C.’ ifadesine gerek yok” dedi. Halk sağlığı kurumu ve kamu hastaneleri gibi kurumların başına ‘T.C.’ ibaresi eklenmeden çalışmalarını sürdüreceklerini açıkladı. Dolayısıyla tüm kamu hastanelerinin tabelalarından ‘T.C.’ ifadesi çıkarılıyor.

ADNAN OKTAR: Eğer sadece oraya mahsus bir şeyse mesele yok ama burası Türkiye Cumhuriyeti. Biz cumhuriyetle idare ediliyoruz. Vatanın adı da Türkiye; yeni isim olmadığına göre, yeni bir ismi de kabul etmeyeceğimize göre… Sayın Bakan’ın da kötü niyetli olduğunu zannetmiyorum. Teknik konudur bu, zannediyorum. Çünkü dar planda olduğuna göre, teknik bir konu gibi görünüyor. Olabilir, her evrakta, şeyde ‘T.C.’, ‘T.C.’ diye yazılmaz. Türkiye Cumhuriyeti diye yazdıysa, alta geldiğinde artık, mesela sağlıkla ilgili bir konu anlatıyor, Türkiye Cumhuriyeti diye başlayamaz artık; bir kere denilmesi yeterli. Evrakın üzerinde Türkiye Cumhuriyeti yazıyorsa, tamamdır. O doğru, Türkiye Cumhuriyeti diyorsa, her yerde Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti denilmez.

Adamlar açık, alenen söylüyor. Biz hakikaten Türkiye’de yönetimin ayrı olmasını istiyoruz” diyor adamlar. İşin doğrusu bu. “Federasyon istemiyoruz ama bölünme istiyoruz” diyorlar. “Bölünme istemiyoruz ama ayrılmak istiyoruz” diyorlar. İşin doğrusu demagoji yapıyorlar. Şimdi açıkça utanıyorlar, bölünmeyi açık söylemekten utanıyorlar. Bölünme anlamına gelecek bütün kelimeleri kullanıyorlar. Ama “biz bölünme istemiyoruz” diyorlar. Şöyle iddia var -ki bu çok vahim; “Biz bölünelim diyorlar. “Biz kendi kendimizi idare edelim” diyorlar. Özetle, “Marksist bir yönetim olsun” diyorlar. “Türkiye’yi de birlikte yönetelim” diyorlar ayrıca. Belanın çapına bak; “Net bölünelim” diyor ve “Türkiye’nin de diğer bölümlerini de birlikte idare edelim” diyor. Yani “bize sormadan idare etmeyin Türkiye’yi, edemezsiniz” diyor. “Bize soracaksınız idare ederken” diyor. “Birlikte karar vereceğiz” diyor. O zaman, birlikte karar vereceğiz ne demek? “Orada da bizim dediğimizi yapacaksınız” diyor. “Türkiye’yi de biz yöneteceğiz” diyor özetle. “Biz zaten ayrılacağız, bir ayrılma olacak” diyor. Tabii bu lafta, fiiliyatta böyle bir şey olmaz, Allah’ın izniyle. Adam gelir, senin yakana yapışırsa, seni keseceğim derse, insan kendini korur o zaman, değil mi? İtersin adamı, kendini korursun. Laf olabilir, konuşabilir insanlar. Biz lafa bir şey demiyoruz, laf serbest. Ama Sayın Bahçeli’nin tedirgin olması makul, Sayın Bahçeli’nin tavrı normal. Eleştiri yapacak, riske dikkat çekecek. Başbakanımızın düşüncesi ne? Tamamen iyi niyetli, ben söyleyeyim. Kaç kişiyle konuştum, en yakınlarıyla görüştüm; “Son derece iyi niyetli” diyorlar. Samimi tavrı. Hakikaten bölünme olmadan bu işi halledeceğine inanıyor. Bölünmeye şiddetle karşı. Ama adamlara sorduğumuzda, PKK’lılar, işin doğrusu net konuşuyorlar. Öyle lafı çevirmiyorlar. Hatta “Abdullah Öcalan bizi satmak mı istiyor” gibi de aralarında homurdanıyorlar, konuşuyorlar. “Kendi kendine bir şey mi çıkarıyor Abdullah Öcalan” gibisinden. Onlar da anlamaya çalışıyorlar olayı. Ben özetle söyleyeyim; Türkiye İttihad-ı İslam’ın lideri konumundadır. Çok güçlü bir yapıyla İttihad-ı İslam olduktan sonra, isterse illere kadar, her il isterse eyalet haline gelsin. Vız gelir tırıs gider. Çünkü zaten Türkiye manen her yere hakim olmuş olacak. Kardeşlik her yerde pekişmiş olacak. Bölünme imkansız hale gelmiş, bölünme kilitlenmiş. Ne zamana kadar? Kıyamete kadar mümkün değil. Öyle bir ortamda istersen ilçelere kadar eyalet gibi yap, ne fark eder? Hiçbir sorun çıkmaz. Ama şu dönemde eyalet dedin mi Güneydoğu’nun gitmesiyle kalmaz. Bütün Türkiye gitti demektir. Sen oradaki o zilleti kabul ediyorsan, o ezilmeyi kabul ediyorsan, o mağlubiyeti kabul ediyorsan, zaten bittin sen. Yani ilk tokadı yedikten sonra, öbür tokatlar sana yağmur gibi yağar zaten; sen onu kabul ediyorsan. Orada aşağılanmayı kabul ettin mi sen, bitti. Zaten hepsini kabul ediyorsun demektir. Adam sana, “Karadeniz’i istiyorum” dese; “İyi al, o da senin olsun” diyeceksin. Orada niye direnmeyeceksin peki? Diyecek ki adam; “Ben Akdeniz Bölgesini de istiyorum.” Orada sen kabul ettiğine göre, orada da kabul etmen lazım. Orayı da vereceksin. “Şimdi de Ege’yi istiyorum” diyecek, orayı da vereceksin. Sonra da “hepsini istiyorum” diyecek. Hepsini vereceksin. Çünkü adamlar entel-dantel takımı; bunlar buzlu viskiyle falan basit sohbetler yaparak, kötü kötü şeylere gülerek kendi aralarında garip bir kültürle eğleniyorlar. Türkiye’nin bölünmesi onları hiç enterese etmez. Bazı tipler için söylüyorum. Bölünme hatta onları mutlu eder. Hoşuna gider adamın, eğlence çıkmış olacak onlara. Ama mesela Ülkücü gençlik olsun, Alperenler olsun on binlerce şehit verdiler Türkiye bölünmesin diye, Türkiye komünist olmasın diye. Askerlerimiz niçin mücadele etti? Federasyonu kabul etmediği için askerlerimiz şehit oldular. Eyalet sistemini kabul etmediği için şehit oldu askerler zaten. Polisin şehit olma nedeni de o. Şimdi diyeceğiz ki, Allah esirgesin, yani PKK açısından diyorum, hükümetin böyle bir iddiası yok; “Evet, hakikaten size gücümüz yetmedi, yamanmışsınız. Hakikaten her gün şehit alıyorsunuz. Size güç yetecek gibi değil. Teslim olduk, kabul. Ne diyorsanız yapın; hadi alın, Güneydoğu’yu alın; yeter ki bizi bırakın.” Eğer sen o hale düştüysen, ilk yumruğu yediysen, öyle aman dileyip dizüstü çöktüysen, zaten yağmur gibi sana yağdırır yumruğu. Sen o yumruğu tutacaksın, havada kolunu bükeceksin. Kanunla, hukukla, adaletle o kolu kıracaksın. O zaman adam sakinleşir. “O zaman çok büyük zararımız olur.” Milletçe de yok olabiliriz, sorun değil. Biz illa yaşayacağız mı dedik? Nerede dedik? 75 milyon, hepimiz şehit de olabiliriz. Bizim taksit taksit vatanı vermeye hiç niyetimiz yok. Öyle bir konu olmaz. Adam alacaksa, gelsin alsın, alabiliyorsa. O zaman, onun dışında uzatmaya gerek yok. “Ben anarşi çıkartırım.” Çıkart, ne yapıyorsan yap. Ona göre kanunla, hukukla karşılığını alırsın. Güneydoğu’yu verdin mi sen, bütün Türkiye’yi ağlatmış olursun sen, manen. Mahvetmiş olursun. Ağlatmakla da bırakmıyorsun; namusunu, ırzını, haysiyetini, şerefini beş paralık etmiş olursun, Allah esirgesin. Millet olarak biz bunu kabul etmeyeceğimize göre, uzatmaya gerek yok. Kaba güçle yapamadığını kibar kibar bize anlatmaya kalkarlarsa olmaz. Adamlar açık konuşuyorlar, ben birçok kişiyle konuştum. İyi niyetli olanlar da var; temiz, dürüst insanlarla da konuştum. Diğer, PKK’ya yakın kişilerle de konuştum. Çok net konuşuyorlar, yani “bu yoksa, devam eder” diyorlar. “Nezaketiyle bunu verin, konu bitsin” diyorlar. “Ama bununla da bitmez, Türkiye’yi de birlikte idare edeceğiz. Bir de üstüne para istiyoruz” diyorlar. Bak, “böleceksiniz, devlet bütçesinden den bize düşen payı da vereceksiniz. Esaslı bir şey vereceksiniz ve Türkiye’yi de birlikte yöneteceğiz. Biz de orada Marksist bir hükümet kuracağız” diyor. Devlet Bahçeli ne desin buna? Evet mi desin? Ülkücüler evet mi desin? Alperenler evet mi desin? Millet evet mi desin? Karadeniz evet mi desin? Ne desin? Şimdi, 63 kişi o ekip; onların içinden çıkıp bir kişi desin ki, bir kişi çıksın; “Arkadaş, biz İttihad-ı İslam istiyoruz. Türkiye’nin büyümesini istiyoruz, bölünmesini istemiyoruz” desin. Ben o zaman o akil adamın alnından öperim. Sayın Başbakanımız nur gibi Müslüman, tertemiz bir insan. Bölünmeyi asla istemez. O, iyi niyetle, kendi bildiği kadarıyla, etrafından duyduğu kadarıyla, istişare ettiği kadarıyla en iyisini yapmaya çalışıyor. Ama biz de millet olarak tabii Başbakan’a destek olmak durumundayız. Başbakan bizimle kuvvet buluyor, bizimle cesaret buluyor, inşaAllah. Tek başına olsa yapamaz. Zor bir durum var, fevkalade bir durum var; yardımcı olmak, destek olmak çözüm, inşaAllah. Bu arada da Marksist tehlikeye, komünist tehlikeye dikkat çekip, birlik ve beraberlik üstünde durmak lazım. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi, Alperenler, Saadet Partisi birlikte hareket etsin. Birlikte bir konferans düzenlesinler. Kendi aralarında akil adamlar oluştursunlar. Mesela MHP’den çok akıllı, çok kültürlü insanlar var. Büyük Birlik Partisi’nden çok kafalı… Muazzam kültürü Büyük Birlik Partisi’nin. Saadet Partisi’nde akademisyenler, çok kültürlü insanlar var. Hepsini bir araya getirip, mesela 99 kişilik diyelim; 100 kişi yapmayalım, 99 kişilik bir bilirkişi oluşturalım. Akil adamlardan oluşan bilirkişi, 99 kişi. Onlar görüş beyan etsinler her gün, 99 kişi. Akil adamlar da konuşsun, bilirkişi de konuşsun. 99 tane bilirkişimiz olsun. MHP, Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi’nden oluşan. Profesörlerden oluşan çok mükemmel kadroları var. Eğer onlar seçemezlerse, biz seçelim, oluşsun. Biz Sayın Devlet Bahçeli’den bunu bekliyoruz. 99 kişilik, akil adam değil, bilirkişi heyeti. 33, 33, 33; eşit miktarda. 33 MHP’den, 33 Saadet’ten, 33 de Büyük Birlik Partisi’nden. MHP, Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi, inşaAllah. 33’er kişi toplam 99 kişi.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün, bildiğiniz gibi, Hilton Oteli Asya Salonu’nda, Mısır’dan sizin davetliniz olarak gelen Özgürlük ve Adalet Partisi milletvekilleriyle ülkemizin önemli siyasetçileri çok uzun ve verimli bir toplantı yaptılar. Toplantıya katılan milletvekillerimizin bazıları şöyle: Sayın Yaşar Okuyan, 20. Dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, ANAP; Sayın Emre Kocaoğlu, 21. Dönem ANAP Milletvekili; Sayın Hüseyin Gülsün, 23. Dönem AK Parti Tokat Milletvekili; Sayın Recep Garip, 22. Dönem AK Parti Milletvekili, şair, yazar ve ressam; Sayın Avukat Ahmet Çakar, 21. Dönem MHP İstanbul Milletvekili, MHP Genel Başkan adayı olmuştu. Bu şekilde Türk-İslam Birliği yolunda bir toplantı yaptılar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ahmet Çakar Hocam mesela, sıkı bir bilirkişidir. Yaşar Okuyan Hocam da, o da bir bilirkişidir. Eksikleri olabilir, katılmadığımız yönleri olabilir ama çok faydalı ve isabetli yönleri de var. 99 kişinin ortak aklı, ortak şuuru, güzel bir fikir ortaya koyar. 99 kişilik otağ ekibi olsun. Bir otağda toplansınlar, otelde, değil mi? Otağ-ı Hümayun gibi, inşaAllah. Haftada bir yahut üç günde bir görüşlerini bildirsinler; kamuoyuna, basına da yansıtılsın.

Bir daha göreyim görüntüleri. MaşaAllah, İttihad-ı İslam için dua ediyorlar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin yine faaliyetleri var Hocam. Onları okuyacağım, inşaAllah. Bir bayan kardeşimiz yazdı: “Güzel Hocam, bugün yine çok sayıda broşür dağıttık. Rabbimiz’i çok seviyorum. Sizler de Rabbim’in güzel tecellilerisiniz. Sizleri de çok seviyorum. Hiç ayrılmayız, inşaAllah. Herkes A9’u izlesin, herkes o derin uykudan uyansın diye daha da arttırmak istiyorum faaliyetlerimizi. Bir tanemiz, yakışıklılar yakışıklısı seyyidimiz, gözbebeğimiz, nurumuzu çok seviyoruz. Dualarınızı bekliyoruz.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, çok çok güzel bir hanım. Allah nurunu artırsın, şevkini artırsın.

Belediye köpeklere, kedilere su kapları koysun. Hayvanlar su için bayağı uğraşıyorlar. Hiçbir yerde su yok, çok zor olur onlara. Ne olacak; plastikten, şundan bundan… Belediye işçileri zaman zaman temizlerler. Birçok yere koysunlar. Yahut betondan da olabilir, yapılır. Zaman zaman suyunu temizlerler. Tazyikli suyla içine su dökersek... Güvercinler, hayvanlar, hepsi susuyorlar; su sorun oluyor. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hatice kardeşimiz sizden dua istiyor. Yeğeniyle birlikte resmini göndermiş Urfa’dan.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Acayip tatlı. Allah hepsine sağlık, sıhhat, afiyet versin. İman neşesi versin, inşaAllah. Allah kalplerine inşirah, nur versin.

Misafirleri yayına çıkaralım. Kısa bir ara verelim, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bu akşam çok değerli bir konuğumuz var programımızda. Mısır’dan Dr. Abdulmawgout R. Daradery Beyefendi. Özgürlük ve Adalet Partisi Dış İlişkiler Komitesi Sözcüsü. Amerika’da eğitim görmüş kendisi. Hoş geldiniz Sayın Dardery. Buyurun Hocam, inşaAllah.

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Teşekkür ederim. Burada olmaktan çok mutluyum.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz sefa getirdiniz. Şerefyab ettiniz. İnşaAllah, İttihad-ı İslam’ın, Müslümanların birleşmesinin arifesindeyiz. Çok hızlı geçiyor günler. Gelişmeler çok hızlı oluyor. Muhterem Daradery’de İslam’ın aslanlarından birisi. Türkiye ile Mısır’ın birleşmesi için can atan, bir an önce kardeş olmamızı, bölgeye huzurun gelmesini, güvenliğin gelmesini, sahabe döneminin İslam anlayışının hakim olmasını; sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, iyilik, güzellik, bilim, sanat, estetik, demokrasi ve insanların coşkuyla sevinç içinde yaşaması, yani Asr-ı Saadet Müslümanlığı. Dardery Hocam’la ittifak halindeyiz bu konuda. Doğru mu?

ABDULMAWGOUT DARDERY: İnşaAllah, inşaAllah. Öncelikle burada bulunmaktan çok mutlu olduğumu söylemek istiyorum. Türkiye’ye ilk defa geldim. Çok yeni şeyler gördüm, yeni şeyler keşfettim. Her gördüğüm yer, her gördüğüm insanlar bana çok mutluluk verdi. Herkes, iyi haberlerle gideceğim Mısır’a, inşaAllah. Luxor’a, bulunduğum bölgeye döndüğümde, inşaAllah Selam götürüyorum. Mısır’dan da herkesin Selamıyla geldim buraya.

OKTAR BABUNA (çeviri): Türkiye’nin Başbakanı’nı çok övdü, maşaAllah. Başbakanımızın çok başarılı olduğunu söyledi, inşaAllah. Ve Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Beyefendi’yi.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Türkiye son on yılda çok büyük gelişmeler kaydetti, maşaAllah. Türkiye’nin çok iyi bir model; bütün İslam ülkelerine, Ortadoğu’da daha iyiye gitmek için, inşaAllah. Mısır’da büyük bir değişiklik meydana geldi. Bu da özgürlük, itibar, sosyal adalet, yani İslam’ın genel prensiplerinin oluşmasına vesile oldu bu, inşaAllah. Daha da iyiye gitmesine vesile olur, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hocam’ın partisi AK Parti gibi bir parti mi?

OKTAR BABUNA: Özgürlük ve Adalet Partisi, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Benziyor mu?

OKTAR BABUNA: Benziyor.

ADNAN OKTAR: Kaynağına soralım.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Çok benzerlik var bu iki parti arasında. Sizin partinizle bizim partimiz arasında. Ben buraya geldikten sonra da bunu gördüm zaten, müşahede ettim bu benzerlikleri. Çok sevgi besliyorum. Mısır’da Türkiye ile ilgili çok büyük sevgi var. Türkleri çok seviyorlar. Bunu söylemek istiyorum. Başbakanınız çok meşhur Mısır’da. Bunu valiye de söyledim bugün. Eğer, Başbakanınız Mısır’da aday olsaydı seçimleri mutlaka kazanırdı, dedim. O kadar büyük sevgi var Türkiye’nin Başbakanı’na. İnşaAllah, gelecekte de Türkiye-Mısır arasında çok büyük ilişkiler olacak. Çok güzel ilişkiler olacak. Daha da gelişecek, inşaAllah. Çok büyük sevgi bağı var.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Demek ki Tayip Hocam ortaya çıksa konu bitecek. MaşaAllah, maşaAllah. Bu çok güzel bir haber. Tayyip Hocam güzeldir. Huyu, suyu iyidir. Şefkatli, merhametlidir. Mısırlıların da Tayyip Hocamı seviyor olması size olan sevgimizi kat kat artırdı. İnşaAllah, partiniz hakim olur. Çünkü ılımlı, sevecen, makul bakış açısı. Halka tepeden bakanlara karşı biliyorsunuz AK Parti. Halkı haşa kale almayanlara karşı. Eskiden öyle bir kafa vardı bazılarında, yani halk ayrıdır, halk yönetilir. Tepeden bakan adamlar vardı. Tayyip Hocam ne dedi? “Ben halkın içinden geldim, sizin kölenizim” dedi adeta. “Ben toprağım, siz başsınız” dedi. “Millet benim efendim” dedi. Öyle bir üslubu var. Siz de bu mantıkla ortaya çıktığınız için çok güzel. Demek ki AK Parti zihniyeti İslam ülkelerine yayılacak. Sonra da birleşeceğiz, Allah’ın izniyle. AK Parti zihniyeti nedir? Modern İslam anlayışı. En kökenine inersek, ‘modern İslam anlayışını Türkiye’ye kim getirdi’ diye bir araştırma yaparsak, tek bir adrese çıkarız. Çünkü geleneksel İslam bakış açısıyla İslam’ın hakim olmayacağı görülüyor. Ama sevgi, merhamet, şefkat, akılcılık, demokrasi, bilim, sanat, estetik, halkı sevmek, tevazu, halka hizmetçi olmak, bu mantık iktidar olur. Halka vahşet değil, sevgi sunan; halkı ezmeyen, halkın ezilmesine şiddetle karşı çıkan ama Marksisti de koruyan, komünisti de koruyan; Yahudi’ye, Musevi’ye sahip çıkan, Hıristiyan’a sahip çıkan, hepsini kendi vatandaşı gibi koruyup kollayan, onları da birinci sınıf vatandaş olarak gören, ayrım yapmayan… Birinci sınıf vatandaş; Müslüman’a ne yapıyorsa, Hıristiyan’a da aynı; Müslüman’a ne yapıyorsa, Musevi’ye de aynı; Müslüman’a ne yapıyorsa, komüniste de aynı. Hizmette ayrılık gütmeyen, hepsini kucaklayan ve hepsine şefkat duyan, İslam’ın merhamet anlayışını, şefkat anlayışını dünyaya yayan bir mantık; bu çok güzel. Nil Nehri’nin kenarına güzel yaygıyı, kilimi sereceğiz; orada et kızartacağız, hep beraber yiyeceğiz. Nil’in kenarında, inşaAllah. Arap müziği dinleyeceğiz, inşaAllah.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Mısır Çayı tabii içmenizi isterim, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mısır’dan bana neler geldi, göstereyim.

OKTAR BABUNA: Hepsini Luksor’dan getirmiş, inşaAllah.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Bizim kardeşliğimiz için sembolik hediyeler bunlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Nil’in kenarında akşam sohbet ederken bunların çayını yapıp içeceğiz.

ABDULMAWGOUT DARDERY: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Ben şunu söylemek istiyorum. Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Mursi Beyefendi’yle benzerlikler var. Kendisi ilk 7000 senedir ilk defa demokrasiyle seçilen Cumhurbaşkanı Mısır’da, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Sayın Mursi ve Ekselansları Sayın Erdoğan aynı şeyleri söylüyorlar. O da Sayın Mursi’nin söylediklerini tekrarlıyor Sayın Başbakan. İnşaAllah, Hz. Muhammed (s.a.v)’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum; “İnsanların en üstün olanı, en hayırlısı insanlara en iyi hizmet edenidir.” Biz de aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Bizim bulunduğumuz yere, Luxor’a İstanbul’dan gelecekler, inşaAllah. Oradan bize gelecekler. Onları aşkla seviyoruz. Kalplerinde Mısırlıların çok sevgi var Türklere karşı. Türklerin tecrübesi bizim için çok önemli. Mısır’a model Türkiye, bu yönden. İslam geliyor, dediniz. Söylediğiniz çok doğru. İslam’da sevgi var, şefkat var, merhamet var. Bunlar çok önemli. Mısır’da, inşaAllah bu şeyleri hep birlikte kutlayacağız. Ben buna inanıyorum. Bir araya geleceğiz, inşaAllah. Müslümanlar, Museviler ve Hıristiyanlar barış içinde yaşayacağız Mısır’da. Biz bunu savunuyoruz zaten ve yaşıyoruz da. Tek toplum, tek devlet olduğunu düşünüyoruz, inşaAllah. Herkese eşit davranılması, kanun önünde eşit olması bizim düşüncemiz zaten. Bizim partimizin düşüncesi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O zaman İttihad-ı İslam konusunda anlaştık mı? İttihad-ı İslam’ı yapacağız, Müslümanlar birlik olacak, bu konuda anlaştık.

Hocamla ittifak halindeyiz.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Temelde, prensipte tamamen katılıyorum, inşaAllah. Tabii uzun bir yol, çok çalışmamız gerekiyor, yapacağımız şeyler var, inşaAllah. Mısır’da önemli olan aşk var, inşaAllah. Mısır’da Türklere karşı çok büyük sevgi var, çok güçlü bir aşk var.

ADNAN OKTAR: Birleşelim gitsin işte. Birleşelim, ne mahsuru var? Söz versin, ben duyayım.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Zaten birleştik, sevgi bağıyla kalplerde birleştik. Daha çok kişi gelsin, bizden de buraya daha çok kişi gelsin, sizden de daha çok kişi gelsin; ilişkilerimizi geliştirelim.

ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah. Allah aşkı olduktan sonra, Allah için sevdikten sonra Mısır bizimdir, Türkiye de sizindir. Biz buradayız, siz oradasınız; hiç fark etmez. Kardeşiz. Evin odaları gibi, siz buraya gelirsiniz, biz oraya gideriz bir aile gibi. Biz bir aileyiz, inşaAllah. Tabii ki devletler ayır olacaktır. Milletler ayrı. Allah, “Sizi ayrı kavimler olarak yarattım” diyor. Ama “birbirinizle tanışasınız diye” diyor. “Birbirinizi sevesiniz diye.” İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Onun için İttihad-ı İslam’ın vakti geldi. Çok da vakit almaz. Benim kanaatim bu konu 3-5 yıla kadar biter, inşaAllah. Çünkü uzaması için bir neden yok. Pasaportları kaldıracağız, vizeyi kaldıracağız, o kadar. Başka bir şey yok. Ve diyeceğiz ki; “Biz Müslümanız, birbirimizi seviyoruz. Kardeşiz.” Müslümanlar kardeştir, Allah ayette söylüyor. Ve herkese şefkatle bakıyoruz. Savaş istemiyoruz, kavga istemiyoruz, terör istemiyoruz. Her milletin güçlenmesini istiyoruz. Mısır zengin olsun, Ürdün zengin olsun; Fas, Tunus, Cezayir zengin olsun; Türkiye zengin olsun. Ama Amerika da zengin olsun, Rusya da zengin olsun. Dünyayı cennet gibi yapalım. Hepimize yeter. Savaşın hiçbir nedeni yok, boş yere kargaşa çıkarıyorlar.

Katılıyor mu Hocam bu sözlerime, bir duyayım?

ABDULMAWGOUT DARDERY: Prensipte katılıyorum. İyi ilişkiler çok önemli. Tarihten de çok öğreneceklerimiz var. Bu konu da iman, aşkla olur, inşaAllah. Fakat pratikte biraz adım adım. Daha yeni öğreniyoruz. İki yüz yıldır ayrı kaldık, iki yüz yıldır neler oldu, bunu öğrenelim önce. İki yüz yıldır neler oldu Mısır’da? Mesela İngilizler bizi almıştı, İngilizlerin almasıyla bazı sistemler değişti. Eğitim sistemi değişti, bazı değişiklikler meydana geldi. Bu öğrenilince, bu şekilde olur, inşaAllah.

Politikacı gibi bakmıyorum aslında. Ben şunu kast ediyorum; ben ilk defa seçime girdim Mısır’da. Burada bana sordular, ‘hangi modeli esas alıyorsun’ diye. Türk modelini dedim.

ADNAN OKTAR: Güzel, en iyisini yapmışsın. Tayyip Hocamı bir yıllığına emanet versek biz Mısır’a, Allahualem konu bitecek demek ki. Bir yıl. Hepsi hallolur. Ama Tayyip Hocam da tabii bize lazım. Bakalım, bir çözüm bulacağız, inşaAllah.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Burada çok şeyler öğrendim buraya geldiğimde,inşaAllah. Hakikaten daha da öğrenmek istiyorum. Sayın valiyle tanıştım burada, parlamenterlerle tanıştım. Hangi sistemler var, hangi organizasyonlar var, bunları öğrenmek için buradayım. Tabii çok harika burada bulunmam. Çok harika şeylerle geri dönüyorum.

ADNAN OKTAR: Valimizi nasıl buldunuz?

ABDULMAWGOUT DARDERY: Çok sevdim, üstün özellikleri olan birisi. Davet ettim kendisini Mısır’a. Kabul etti. Birlikte projeler düşünüyoruz Mısır’a. Her şeyden önce, en önemlisi çok imanlı birisi. “Uzun yol var, çok çalışmamız lazım, az uyumamız lazım” dedi Sayın Vali. İnşaAllah, çok şeyler yapacağız birlikte. Çok önemli iki özelliği var: Birincisi; Allah’a aşık birisi. İkincisi; halk sevgisi, İstanbul’un insanlarına olan sevgisi. Bu yönden bir örnek teşkil ediyor. Bundan kendisi çok ders verdi bize. Çok şeyler öğrendik kendisinden. Bu bilgileri ben geri götüreceğim, inşaAllah. İstanbul’un böyle bir valisi olduğu için de çok memnun oldum.

ADNAN OKTAR: Benim de valimiz hakkında kanaatim buydu ama şimdi sizden de duyunca teyit olmuş oldu. Ben valimiz hakkında söyledim, hakikaten İstanbul’a böyle vali gelmemiştir. Çok üstün bir insan; çok mübarek, muhterem bir insan. Nur, nur, eli-yüzü. Çok yüksek ahlakı, güzel, kişiliği de güzel. Ümmet-i Muhammed’e sevgisi çok güzel. Enaniyeti yok, kibri yok, halka tepeden bakmıyor. Toprak olmuş. Hizmet insanı. Çok güzel ahlaklı. Allah ömrünü uzun etsin. Allah makamını daha da yüksek etsin. Çok seviyoruz valimizi, maşaAllah. Allah hidayet versin, Allah her yerini nur kılsın, maşaAllah.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Sizi kutluyorum böyle bir valiniz olduğu için. Bize dedi ki; “Sizi mutlu eden her şey bizi mutlu eder, sizi üzen her şey de bizi üzer.” Ümmet dili kullanıyor kendisi. Delegasyonda da gördüm ben aynısını, dünkü yaptığımız toplantıda. Valiniz Endonezya’dan, Cezayir’den, Tunus’tan, Libya’dan bahsetti. Hakikaten büyük kalbi olan birisi. Böyle bir valiniz olduğu için sizi tebrik ediyorum.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Ama siz de maşaAllah imanın nuruyla baktığınız için mükemmel bir Müslüman profili gösteriyorsunuz. Allah aşkıyla kalbiniz dolu olduğu için o güzellik hemen hissediliyor. Bak, muhabbete bak. Valiyi görür görmez imanın nuruyla nasıl sevmiş. Valimiz onu görünce nasıl imanın nuruyla onu sevmiş. Ortak konu ne? Allah aşkı. Allah’ı aşkla sevdin mi, işte böyle muhabbet olur, böyle güzellik olur. İttihad-ı İslam’dan gaye de budur. Allah aşkla sevildi mi, İttihad-ı İslam’ın hepsi birbirini aşkla sever. Allah’ı sevmediler mi Allah mahvediyor. Allah’ı sevdiler mi Allah kardeş ediyor. Birbirine bağlıyor, muhabbet ehli yapıyor. Zenginlik veriyor, huzur veriyor, anarşiyi kaldırıyor, terörü kaldırıyor. Öbür türlü acı, kin, ızdırap, belalar yağmur gibi yağıyor, Allah vermesin. Onun için Allah’a aşkla, muhabbetle teslim olacağız, inşaAllah.

Hocamızın partisinin Mısır’daki durumu nedir?

OKTAR BABUNA: Ekimde seçimler oluyormuş. “Seçimlerde, Allah’ın izniyle yüzde 40-50 civarında oy alırız” diyor. Yüzde 20 daha Müslümanların oyu varmış. “Yüzde 70 ile sağlam bir iktidar olur” diyor, Allah’ın izniyle.

ADNAN OKTAR: EvelAllah. Zaten AK Partiye benziyorsa mesele yok. MaşaAllah, Allah muvaffak etsin, Allah yardımcınız olsun. Yanınızdayız, destekçiniziz. Bu üslup çok güzel. AK Parti’nin de sizi destekleyeceğini düşünüyorum. Türkiye devlet olarak da muhtemelen sizi destekleyecek. Üslup öyle görünüyor. Aklı başında samimi her Müslümanı Müslümanlar destekler.

MaşaAllah, valimiz demiş ki; “Biz sadece 75 milyonluk Türkiye için çalışmıyoruz, gayretlerimiz tüm İslam alemi için. Günde beş vakit tüm Müslüman kardeşlerimiz için dua ediyoruz.” Beş vakit ne demek? Alnı secdede bir valimiz var. MaşaAllah, nurlu bir valimiz var. Başbakanımızı tebrik ediyorum ki böyle güzel bir valiyi tayin ettiği için. AK Parti’yi niye iktidara getirdiniz?” diyorlar. İşte bunun için getirdik, böyle bir güzellik olduğu için, böyle güzellikler gördüğümüz için. MaşaAllah.

ABDULMAWGOUT DARDERY: Modern Mısır’a baktığımızda, son dönemlerinde, yaklaşık yüz yıldır İslam’dan uzak olduğunu görüyoruz. 1918 yılında çok önemli bir hareket başladı, İmam Hasan el-Benna tarafından başlatılan bir hareketle İslam kalplerde yeşermeye, oluşmaya başladı, inşaAllah. Son seksen yılda bu yolda mücadele ettik. Müslüman, Hıristiyan, hepsi katıldı Mısır’daki bu harekete. Üç prensiple; Allah bizim Allah’ımız, Peygamber (s.a.v) bizim modelimiz, Kuran bizim anayasamız olarak düşünüp, üç prensiple hareket ettik. Hep birlikte Müslümanlar, Hıristiyanlar, kadınlar, çocuklar, erkekler bu şekilde bize oy verdiler. Bu şekilde bir planla, aynı prensiplerle yola devam etmek istiyoruz, inşaAllah. AK Parti de bu bakımdan bize örnek teşkil ediyor. Biz, inşaAllah sosyal demokrasiyi, İslami demokrasiyi esas alıyoruz. Sosyal adaleti esas alıyoruz. Ve Mısır’da insanlar son dönemde çok sıkıntı çektiler. Artık inşaAllah bu bakımdan düzlüğe çıkarak, eşit haklara sahip insanlar olarak yaşamak istiyoruz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mısır’da şimdi siyasi gruplar neler var, büyük siyasi gruplar?

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Mısır’da hem seküler olanlar var hem de İslami çoğunluk var, inşaAllah. Tabii arada azınlıklar da var. Mesela liberaller var, solcular var, ulusalcı milliyetçiler var. Biz İslami olanlar, ön safta bulunanlar ortadayız. Bir sağ var, bil sol var ama biz ortadayız. Zaten Allah bu şekilde olmamızı istiyor. Vasat ümmet ayetini hatırlattı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mısır’ın siyasi durumunu bana birçok teknik olarak yarın bir getirin de, ben bir gözden geçireyim. Selefiler var bir de, değil mi? Onlar ne, Selefiler?

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Selefiler İslam’ın özellikle detaylarına önem veren bir parti. Yüzde on beş, yirmi gibi bir oyları var son seçimde. Fakat bana kalırsa bu önümüzdeki seçimlerde yüzde on beşinde altına inecekler. Daha azalacak oyları. Fakat biz hepsiyle diyalog halindeyiz. Hepsiyle ortak bir platform arıyoruz. Birlikte hareket etmek istiyoruz. Selefiler, solcular, liberaller, hep birlikte böyle bir ortak bir platform arıyoruz.

ADNAN OKTAR: Selefilerle aranızı bulayım. Tek liste olarak seçime girebilirsiniz.

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Onlarla çok ortak noktamız var ama onları biraz yumuşatmak istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Siz onu bana bırakın, inşaAllah. Selefilerin liderleri çok sevimli bir delikanlı; akıllı, modern bir genç. Onun vesilesi ile Selefilere faydalı oluruz, inşaAllah. Biraz diyalog gerekiyor, konuşmak gerekiyor. Onlar da çok iyi niyetliler. Ama sizin iyi niyetiniz, sevecenliğiniz, sevgi dolu oluşunuz onlara da çok olumlu etki yapıyordur. Birleştirelim, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Nur Partisi’ymiş ismi Hocam, inşaAllah. Bir de Hıristiyanları da katıyor o ortak platforma, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kim ama Nur Partisi?

OKTAR BABUNA: Bu Selefilerin partisi.

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Başka partilerde var, Vatan Partisi gibi. Hepsi ile ilişki halindeyiz. Eğer gelirseniz Mısır’a, inşaAllah tanışırsınız, görüşürsünüz.

ADNAN OKTAR: Şimdi siz yakın zamanda benim bir daha misafirim olun. Selefilerin liderlerini de getirelim buraya, konuşalım. Konuyu kökten halledelim. Öyle yapalım. Çünkü eskisi gibi değil. Katı insanlar da olsa bazı insanlar, konuşulunca makul bir çizgide ikna oluyorlar. Mühim olan Allah sevgisi, Peygamber sevgisi, adil olmak, makul olmak, sevecen olmak, sevgiyi esas almak, affedici olmak, merhametli olmak; sahabe döneminin neşesini, kalenderliğini, iyi niyetini, insan sever ruhunu ortaya koymak ve Musevi ve Hıristiyanlara karşı da çok şefkatli olmak, onları da bağrımıza basmak. Bence suni bir ayrılık var. Hiç gerek yok. Selefi kardeşlerimizi devreye sokup, Mısır’da çok daha güçlü, sarsılmaz bir iktidar oluşturmak çok güzel olur diye düşünüyorum, inşaAllah.

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Çok iyi bir fikir söyledikleriniz, inşaAllah. Buna katılıyorum. Çok ortak noktamız var Selefilerle. Yüzde 70, 75 hatta yüzde 80 ortak noktamız var. Belki yüzde onluk bir ayrılık var. Fakat prensipte herkesle anlaşıyoruz; Selefilerle, ulusalcılarla, diğerleriyle... Herkesle birlikte hareket etmek istiyoruz zaten. Affedici olmak önemli. Ortak noktalarımızı esas alırız. Ayrılıkları biz bir kenara bırakırız. Bu şekilde çalışırız, hemfikir olarak, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: EvelAllah, EvelAllah. Hiç geciktirmeden. Demek ki Cenab-ı Allah vaadini insanlara şu an, bu yüzyılda gösteriyor. Resulullah (s.a.v) ahir zamanda ümmetin birleşeceğini, ittihad edeceğini, İslam’ın bütün dünyaya hakim olacağını, hatta Hz. İsa Mesih (a.s)’ın ineceğini söylüyor. Hz. İsa Mesih (a.s) için Cenab-ı Allah, “O kıyamet için bir alamettir” diyor. Ve Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “Sana uyanları kıyamete kadar hakim kılacağım” diyor. Yani Müslümanların dünya hakimi olacağını söylüyor Allah. Ve “ölümünden önce sana iman etmeyecek Ehl-i Kitap’tan hiç kimseyi bırakmayacağım” diyor. “Hepsini iman ettireceğim” diyor. Nur Suresi, 55’te de Cenab-ı Allah, İslam’ı dünyaya hakim edeceğini söylüyor. Açık açık söylüyor. Nur Suresi’nin 55. ayetinin tahakkuk vakti geldi, inşaAllah. Fas da öyle, Tunus da öyle, Cezayir de öyle, Ürdün de öyle; hep aklı başında, hep güzel insanlar, sevecen insanlar. Hep bir araya gelelim, İslam alemi birleşsin. İsrail de çok rahat olsun. İsrail’in duvarlarını yıkalım. O koruma duvarları kalksın, polis barikatları kalksın. Filistin’in etrafını saran duvarları kaldıralım. Filistin açık hava hapishanesi gibi, birçok yerde küçük küçük hapishaneler oluşmuş. O duvarları kaldıralım. Filistin boydan boya o bölgede rahat olsun. İsrail’in duvarlarını yıkalım, İsrail de boydan boya rahat olsun. Mısır, Türkiye, Akdeniz, her yer göl gibi olsun. Oralarda neşeli, sevinçli çocuklar olsun. Beraber sohbet edelim, ibadetlerimizi yapalım, neşe içinde yaşayalım. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı için, İttihad-ı İslam’ın oluşu için tarih olarak, net olarak 1400 tarihini veriyor. “1400 yılı” diyor, Risale-i Nur Külliyatı’nda. “Şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar, Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri olabilir” diyor. 2010 tarihini veriyor bu da, 2010. Yani İttihad-ı İslam’ın canlanacağı, atağa geçeceği yıllar olarak belirtiyor Bediüzzaman. Şam hutbesinde, Emevi Camii’nde, “Şimdi olmasa, 71’de fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak” diyor. 1980 yılını veriyor. “Ve yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. 2000 yılını veriyor. 2000 yılından sonra artık İttihad-ı İslam’ın oluşacağını söylüyor Bediüzzaman. Ve Müslümanların da tek bir topluluk olarak dünyada kendini göstereceğini söylüyor. Ve “Hıristiyanlarla ittifak ederek, Müslümanlar dünyadan deccaliyeti kaldıracak” diyor. Hıristiyanlarla ittifak ederek; ayrı değil, birlikte. Şefkatle, ilimle, sevgiyle, muhabbetle. Bedüzzaman’ın dediği tarih geldi, vakit geldi. Onun alametleri bunlar. Allah muvaffak etsin, Allah yolunuzu açsın. İnşaAllah sizi de başbakan olarak görürüz, o zaman daha kolay olur işlerimiz.

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Amerika’ da doktoramı yaparken, “adalet olmazsa, barış olmaz” denirdi. Biz de derdik; “Eğer barış olmazsa, adalet olmaz.” Her yerde adalet isterim ben. Bütün herkese; sıkıntı çeken, ezilen herkese adalet istiyoruz tabii ki. Allah Kuran’da insanın itibarından bahsediyor. İslam bize itibar, üstünlük veriyor. Hatta Allah, yaratılan insanın meleklere dahi üstün olduğunu belirtiyor, inşaAllah. Müslümanların da yaratılanların en üstünü olduğunu bildiriyor Allah, Kuran’da. Allah yarattı bizi, biz Allah’ın yarattıklarıyız. Allah’ın ipine sarılırsak, yani Kuran’a sarılırsak, biz o zaman bu hedefe ulaşırız, inşaAllah. Müslümanlara karşı, herkese karşı sevgiyle, şefkatle, esas olan sevgidir zaten, bu şekilde yaklaşmak.

ADNAN OKTAR: Hocamla ittifak halindeyiz. Sorun yok, maşaAllah. Nur Suresi, 55; şeytandan Allah’a sığınırım. Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir:” İman edecek ve samimi olacak; samimi, dürüst. “Ben vadediyorum” diyor Cenab-ı Allah. “Bunu yaparsanız, samimi olur da imanlı olursanız, size vadediyorum. Müjde veriyorum” diyor Allah. “Hiç şüphesiz” diyor Allah, hiç şüphe etmeyin, “onlardan öncekileri,” kim? Hz. Süleyman (a.s) ve Zulkarneyn (a.s), “onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa,” ‘güç ve iktidar’, dünyada iktidar, “onları da yeryüzünde,” Türkiye’de, orada, burada demiyor; Mısır’da demiyor. Ne diyor Allah? “Onları da yeryüzünde,” bütün dünyada, “'güç ve iktidar sahibi' kılacak,” dünya hakimi edecek, “kendileri için seçip beğendiği dinlerini,” İslam dinini, “kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak,” “sabit hale gelecek din” diyor. Ve sağlamlaştıracak, yıkılmayacak. “Ve onları korkularından sonra,” anarşi, terör, savaş, işgaller, ekonomik kriz, belalar, her türlü acı, “onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Tam bir güvenlik. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v); “Üç kadın, beş kadın yanlarında erkek olmaksızın her yere seyahat edebilecek” diyor. Hadis. “Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler.” Şirk koşmazlar. Allah detaylarını veriyor. Müşriklik yok, şirk koşmuyor. “Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.” Şirkin üzerinde duruyor Allah. Sadece Kuran’a göre hareket ederler. “Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır” diyor Allah. Dünya hakimiyetini müjdelemiş Allah. “Onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak” kelimesinin harf toplamı da 2013 tarihini veriyor. 2013, bu yılı veriyor. “Onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,” Nur Suresi’nde ayet; tam 2013, harflerinin ebced toplamı. Tabii inanılması farz değil ama bir işaret, inşaAllah.

Allah razı olsun. Hocamız bir son konuşma yapsın. Sonra bitirelim sohbeti, inşaAllah.

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: Gençliğimde ben şunu öğrendim. Allah beni bir görev için yarattı, inşaAllah. Birincisi; Allah için yaşamak. Burada Allah’ın hidayetini, Allah’ın nurunu anlamak. İkincisi; ona göre yaşamak. Üçüncüsü; iyi bir örnek olmak ve diğer insanlarla onu paylaşmak. Bu üçü çok önemli. Bu şekilde olduğunda, inşaAllah, Müslümanlar İslamiyet’i bu şekilde yaydılar. Bu hayata geçirerek yaydılar. Hz. Muhammed (s.a.v), dini diğerlerine nasıl anlattı? Bu şekilde anlattı. Şöyle söyleyerek, inşaAllah; İslam’ı anlamak insanlar için en iyisini, en güzelini mesaj olarak, yani İslam’ın mesajını tüm insanlar için yaymak, üçüncüsü de bunu paylaşmak. Nasıl? Sevgiyle, merhametle, güzellikle paylaşmak. Türkiye, Mısır, Sayın Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Mursi ile birlikte başarılı olacağımıza kesinlikle inanıyorum. Bu hayatta bu olacak, inşaAllah. Biz bunu göreceğiz. Bu hayat çok kısa, Allah kısa yaratmış. İnşaAllah cennette hep birlikte oluruz. Çok teşekkür ediyorum Türklere. Çok teşekkür getirdim Mısır’dan. Uzun bir yol var ama inşaAllah başarılı olacağız.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel bir konuşma. Allah cennet bahçelerinde de böyle karşılıklı konuşmayı nasip etsin, inşaAllah.

Peki, şimdi kısa bir ara verelim. Sonra yine devam edeceğiz, inşaAllah.

DR. ABDULMAWGOUD R. DARDERY: İnşaAllah.

BEYZA BAYRAKTAR: Heybetli Hocamın güzel sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Kayseri’deki kardeşlerimiz, 4-5 Nisan’da, Özel Kılıçarslan Fen Lisesi’nde fosil sergisi ve konferans düzenlediler. Binlerce öğrenci gezmiş sergiyi. Sergilerin evrimin olmadığını kanıtladığını ve bu tarz sergilerin her yerde olması gerektiğini istediklerini söylemişler. Sergideki arkadaşlar; Mustafa, Cavidan, Şerife, Yasin, Doğuş, Feyza, Deniz, Yunus, Abdullah.

ADNAN OKTAR: Demek ki baş edilecek gibi değil. Bilim ve gerçekler insanlardan saklanamaz. Kırıp, dökmekle olmaz; ilimle, irfanla olur.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah. Hocam bir kardeşimiz Niğde’den, öğretmen kardeşimiz yazdı: “Canım Hocam bugün okulda çocuklarla Kutlu Doğum Haftası için proje hazırladık. Projenin konusu; ‘Peygamberimiz (s.a.v)’i tek kelimeyle anlatır mısınız?’ idi. Çocuklara Hocamızın kitaplarından, sizin sohbetlerinizden öğrendiğim kadarıyla Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatmaya çalıştım. Çocukların tepkisi mükemmeldi Hocam. Gözlerindeki ışığı size anlatamam. Allah sizlerden, başta canımız Hocamızdan razı olsun, inşaAllah” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah mübarek etsin. Mabruk, inşaAllah.

Misafirlerimizi gördünüz. İttihad-ı İslam’ı daha önce anlatıyorduk. An meselesi, an. MaşaAllah.

İslam aleminde Tayyip Hocama olan sevgi nedir, maşaAllah. Bir yıllığına emanet versek Başbakanımızı, demek ki konu bitecek Mısır’da. “Gelsin de, gözü kapalı Başbakan yaparlar” diyor, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, United with Israel sitesinde kardeşlerimizle ilgili bir yazı yayınlandı. Aylin Kocaman kardeşimizin Washington Post, Jerusalem Post Gazetesi’nde yayınlanan, barış ve sevgiyle ilgili görüşlerine yer verildi ve yurtdışına yaptığı bir röportajdan bölümler alınarak gerçek İslam’ın bağnazlıktan farklı olduğu anlatıldı.

Bu sitede çıkan haberdi, United with Israel’de.

ADNAN OKTAR: Aylin Hocamın yazısı mı bu?

DİDEM ÜRER: Aylin’le ilgili bilgiler içeriyor. Gazetedeki yazılarından Jerusalem Post’ta ve Washington Post’ta çıkan haberlerden alıntılar yapılmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Galatasaray?

DİDEM ÜRER: Galatasaray’ı tebrik ediyoruz. Real Madrid’i 3-2 yendi. Turu geçemedi, fakat yine de Real Madrid zor bir takım olduğu için yenmesi önemli bir şeydi.

ADNAN OKTAR: 3-2 de az değil yani. Saydırmış, maşaAllah. 3 tane saydırmış. O zaman ne diyelim? Tebrik ediyoruz.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan’ın Bişkek ziyareti öncesi, Zaman Gazetesi’ne mülakat veren Kırgızistan Başbakanı, “Bizler aynı milletin farklı devletleriyiz. Aynı vatanın evlatlarıyız, yani kardeşiz. Biz dayanışma içinde olursak, geleceği Türk Cumhuriyetleri olarak bizler şekillendiririz” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Biz Türk Birliği kurmalıyız. Zaten devlet başkanlarının katılımıyla gerçekleşen Türk-İş Birliği konseyinin bu anlamda bir başlangıç olduğu kanaatindeyim. Geçmişte yaptık, yine yaparız. Hep birlikte güçlü bir Avrasya’yı yeniden inşa edebiliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Türk Birliği, Türk Birliği diye beklettiler; fitne artık etrafı sardı, daha hala Türk Birliği diyorlar. Ne geciktiriyorsunuz, geciktirecek ne var? Adamlar Türklüğü bile tartışmaya açıyorlar. Türk Birliği olmuş olsa ağzını bile açamaz, konu biter. Türk Birliği bir an önce oluşsun ki, böyle yanlış konuşmalar da son bulsun. Yani hiç olmazsa Azerbaycan’la birleşelim. Kırgızistan’la. Türkistan’la, Kazakistan’la birleşelim. Yani ne kaybederler birleşseler? Bu kadar uzatacak ne var? Temenna yapıyorlar. Habire temenna, habire peşrev. Birleştik deyin, adını koyalım. Uzatmaya ne gerek var?

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Hocam, Sayın Beşir Atalay, “Bu çözüm sürecinde millete rağmen, milletin istemediği hiçbir şeyi yapmayacaklarını” söyledi. “Türkiye’nin bütünlüğünün güvencesinin AK Parti olduğunu” ifade etti ve sözlerine şöyle devam etti: “Bunları bugün yapmazsak Türkiye’nin geleceği o zaman risktedir. Şunu bilin, Türkiye bunlarla büyüyecektir. Büyük ülke, rahatlayan ülke, korkularından kurtulan, farklılıklarını zenginlik olarak gören, herkesin rahat nefes aldığı, şiddet içermeyen, her düşüncenin ifade edildiği büyük Türkiye budur. Biz partilerle her düzeyde görüşmeye açığız. Sadece eleştirmeyin. Destek verin, teklif getirin; ‘öyle değil, şöyle yapın’ deyin” dedi.

ADNAN OKTAR: Destek önemli. Başta da söyledik. Aylardan beri söylüyoruz. Güçlü bir hükümet, eli güçlü olursa rahat hareket eder. Hükümetin elini güçlendirmek lazım. Beşir Hocam da söylüyorsa bir bildiği vardır. Güveniyoruz. Ama her halükarda İttihad-ı İslam için, birlik için, beraberlik için geceli-gündüzlü anlatım ve Marksist, Leninist, Komünist, Stalinist PKK hareketine karşı da ilmi mücadele. Bunlar hayati bağlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Azerbaycan Astara’da Yaratılış Atlası ilanının artık süresiz anlaşma ile yerinde duracağını söylediler. Burada sürekli Yaratılış Atlası ilanı mevcut olarak kalacakmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah mübarek etsin. Azerbaycan aslan, Azerbaycanlılar koçyiğit, maşaAllah. Kardeşlerini sevgiyle bağırlarına bassınlar. Hükümete, devlete karşı tavırları da hükümetçe güzel değerlendiriliyor, takdirle karşılanıyor. Aferin koçyiğitlerime, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, genel olarak dillendirilen şöyle bir mantık var; “Sürekli bölünme ihtimalinden bahsetmek bir korkuyu körüklemektir. Bir korku refleksidir. Bölünmeden korkarak yaşanmaz” şeklinde bir mantık genelde yayılıyor.

ADNAN OKTAR: Allah dinsizliğe, ateizme karşı Kuran’da bizi uyarıyor; “Mücadele edin” diyor Allah. Yani “bu gerilimi, bu heyecanı sürekli yaşayın” diyor. Allah’ın emri. Tabii ki ateizme karşı, Marksist düşünceye karşı, Allah’ı inkar eden Darwinist, materyalist zihniyete karşı ilmi, akılcı mücadele vereceğiz. Bölünme riski sırf Güneydoğu için değil ki, bütün Türkiye için mevzubahis. Eğer İslam, Kuran yaşanmazsa sırf Güneydoğu gitmez, her yer gider. Her yer mahvolur. Bölünme değil, mahvolma tehlikesi var. Bölünme tehlikesi ayrı bir tehlikedir. Bütün olarak mahvolma tehlikesi var. Helak olma tehlikesi var. Allah, Kuran’da kavimleri sürekli helak olmakla tehdit ediyor. Kuran’ın neresini açarsanız açın. Bismillahirrahmanirrahim. Açıyorum, bakın; şeytandan Allah’a sığınırım, Mü’minun Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla;

“Mü'minler gerçekten felah bulmuştur; Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır;” Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir; Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir; Ve onlar ırzlarını koruyanlardır; Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir. Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir. (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.” Ahid, söz. Biz kime söz verdik? Allah’a söz verdik, Kuran okuyacağımıza dair. Ahid bu. “Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.” Beş vakit namazlarını kılanlardır. “İşte yeryüzünün hakimiyetine,” İttihad-ı İslam’a, ayet bak; “işte yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine varis olacak onlardır.” “Bunu yaparsanız dünya hakimi olursunuz” diyor Allah, Mü’minun Suresi 10. ayette. “Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır. Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.” “Evrimle yaratmadık” diyor Allah, porselen gibi bir heykelden. “Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik” diyor Cenab-ı Allah.

“Ey insanlar, (size) bir örnek verildi” diyor Hac Suresi, 73. ayette. “Şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar.” Bak, evrimcilere cevap, değil mi? “Bir sinek dahi yaratamazsınız” diyor. “Sineğin kanadını dahi yaratamazsınız” diyor Cenab-ı Allah. Yaratamazlar. “Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar.” “O kadar acizler” diyor Allah. “İsteyen de güçsüz, istenen de.” “Güçsüzsünüz” diyor Allah. “Ben öyle yarattım” diyor. Ve “Bir sineği dahi yaratamazsınız, yapamazsınız” diyor Allah. “Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.” “Allah’ın sanatını; moleküler düzeyiyle olsun, atomlarda olsun, insanların yapısında, dış alemde; Allah’ın kadrini, sanatını, bilgisini, gücünü hakkıyla takdir edemediler” diyor Allah. “Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.” Elçi nedir? İnsanlardan Mehdiler seçiyor, Peygamberler seçiyor. “O,” Cenab-ı Allah, “önlerindekini ve arkalarındakini bilir.” Yani her yönü, bütün yönleri bilir. “Bütün işler Allah'a döndürülür. Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz. Allah adına gerektiği gibi cehd edin.” Gayret edin. Kime söylüyor bunu? Bütün dünya Müslümanlarına söylüyor Allah. Hepsine. “Topluca,” bak toplu bir emir var, “Allah adına gerektiği gibi cehd edin.” Gayret edin. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir.” “Kolay dindir İslam dini” diyor Allah. “Atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi).” “Hz. İbrahim (a.s)’ın dini gibi kolaydır” diyor Allah. Mehdiyetin özelliği budur işte. Dini zor gösterenleri etkisiz hale getirip; ilimle, irfanla dinin kolay olduğunu göstermek. Mehdiyetin görevi budur. Aynı zamanda yani bir görevi de budur. “O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi.” “İsminiz Müslüman” diyor. “Elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın.” Kitap’a sarılın. “Sizin Mevla’nız Allah’tır. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı.” Burada anlatılanlar nedir? “Müslümanlar topluca Allah için mücadele edin ve Kuran’ın bütün hükümlerine uyun” diyor Allah. “Bir arada olun” diyor. Bunun dışında helak var.

“Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik” diyor Allah, Maide Suresi, 13. ayette. “Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik.” “Kuran’a uymadığında lanetlerim” diyor Allah. Diyorlar ki; “Allah Yahudileri lanetledi.” Sen Kuran’a uymadığında bak ne diyor Allah? “Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.” Taş kalpli, taş gibi. Komünistlerde, faşistlerde bunu görüyoruz. Kapitalist, vahşi kapitalizmde bunu görüyoruz. Taş gibi kalpleri, sevgisiz. “Kalplerini kaskatı kıldık” deyince adamlar zannediyor ki; “herhalde taşa döndü kalbi?” Sevgisizliğin korkunçluğunu anlatıyor Allah. “Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar.” Değiştirirler. Kuran’ı değil, Risale-i Nur’u da değiştiriyorlar.

Allah, İslam’a, Kuran’a uymayan kavimleri, mesela Ad Kavmi, Semud Kavmini ve birçok kavmi Allah nasıl helak ettiğini uzun uzun Kuran’da anlatıyor. Helak ayetleri vardır. Helake karşı Müslümanlar, toplu helake karşı Allah’a sığınacaklar. Bölünmeden kasıt, bölünme helakın başlangıcı olduğu için söylüyoruz biz. Helakın ilk alameti nedir? Deprem başlar, değil mi? Bir süre sonra ev üstüne yıkılır. Biz depreme karşı uyarıyoruz ama ev tepene çökecek, onu anlatıyoruz. Yani sırf Güneydoğu’nun gitmesi değil ki olay. Bütün Türkiye’nin mahvolmasından bahsediyoruz biz. Allah’a, Kuran’a uyulmadığında böyle bir helak, böyle bir tehlike var. Kuran bunu işaret ediyor. Biz de bu tehlikeye karşı mümin kardeşlerimizi uyarıyoruz.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizin 99 kişilik bilirkişi heyeti kurulması fikrinize, Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Kaptan Kartal, Twitter’da şu şekilde yazmış: “Biz adil ve arif insanlar heyeti kurduk ve bölgeye gidip Marksist bölücü bir terör örgütünün samimi olmayacağını anlatacağız” demiş. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şu an mı yazmış?

DİDEM ÜRER: Evet. Kardeşlerimiz herhalde kendisine bildirmişler bu haberi; sizinle ilgili böyle bir haber çıktı yayında anlattığınız.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah. Kendisi de böyle bir cevap vermiş.

ADNAN OKTAR: O da ne demiş? Bakayım. Duyayım bir daha.

DİDEM ÜRER: “Biz adil ve arif insanlar heyeti kurduk”

ADNAN OKTAR: Bilirkişi heyeti, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “…ve bölgeye gidip Marksist bölücü bir terör örgütünün samimi olmayacağını anlatacağız.”

ADNAN OKTAR: Güzel, maşaAllah. Helal olsun koçlarıma. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Sayın Bahçeli, akil adamlar heyetinin kafaları karışık, PKK’nın ne anlama geldiğini bile bilmeyen insanlar olduğunu belirterek, Güneydoğu’daki kardeşlerimize, “sorularınızla onları perişan edin” şeklinde mesaj yollamıştı. Bugünkü grup konuşmasında da şöyle bir yorumda bulundu: “Bu 63’lükler Anadolu’da bozguna uğrayacak. Sorulan hiçbir soruya cevap veremeyecek. İki ayın sonunda da Başbakan’a sığınacaklardır. Bunlara Türk Milleti’nin kafası da, zihni de sonuna kadar kapalıdır. Çünkü Türk Milleti’nin PKK, BDP ve İmralı canisine sırtı dönüktür” dedi.

ADNAN OKTAR: Milletimiz küfre karşıdır. Özetle bu.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetleri vardı Hocam. İzmir’den şöyle yazmışlar. “Canımın içi, güzel gözlü Hocam, bugün İzmir-Menemen’de kitap ve broşür dağıtımı yaptık. Menemen Kaymakamlığı’na, Belediye Başkanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabını; mahalle muhtarlığına, esnaf ve birçok kardeşlerimize aslan Hocamızın kitaplarından hediye ettik. Broşür dağıttık, inşaAllah. Yeşil gözlü, canım mübareğim, seni çok ama çok seviyoruz. Dualarınızla, inşaAllah.”

ADNAN OKTAR: Ben de onları canım gibi seviyorum. MaşaAllah, kardeşlerimizin şevki güzel. Allah ilimlerini, irfanlarını arttırsın. Heyecanlarını arttırsın, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bugün, Ankara-Çankaya-Yıldızlı’da kardeşlerimiz 750 broşür, 9 kitap ve 9 cd dağıtmışlar. Sizin ellerinizden öpüyorlar.

ADNAN OKTAR: Ben de onların ellerinden öpüyorum. MaşaAllah, elhamdülillah diyorum. Allah mübarek etsin.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’da da kardeşlerimiz güzel internet siteleri hazırlıyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

DİDEM ÜRER: Sizin çalışmalarınızdan faydalanıyorlar. Üç tane daha hazırlamışlar. Biri Madde ve Hayal, MaddeveXayal.com. Bir tanesi Meqaleler diye, Meqaleler.com. Üçüncüsü de Axirzaman.net.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah şevklerini arttırsın.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah Hocam.    

ADNAN OKTAR: Çok güzel, maşaAllah.

Hepiniz çok çok güzelsiniz. İffet damga gibi üzerlerinde, iman damga gibi üzerlerinde, maşaAllah. Bambaşka bir temizlik, bambaşka bir nur var üzerlerinde, maşaAllah.

Dinliyorum Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Hocam, Kayseri’de de kardeşlerimiz bugünkü faaliyetleriyle ilgili bilgi gönderdiler. “Canım Hocam, bugün akşam Kayseri’de 750 adet A9 TV broşürü dağıttık. Dağıtan kardeşlerimiz; Oğuz, Mustafa Aslantaş, Abdullah Özpaçacı, Yasin Bayad Doğuş. Kucak dolusu saygı ve sevgilerimizle.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah mübarek etsin.

DİDEM ÜRER: “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış, birleşmiş bir Türk-İslam coğrafyası için mücadelemiz devam edecektir” diye yazmış Büyük Birlik Partisi Başkan Yardımcısı Sayın Kaptan Kartal.

ADNAN OKTAR: Aslan, aslan, maşaAllah. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin. Bir daha söyle, çok güzel söylemiş.

DİDEM ÜRER: Söylüyorum Hocam, inşaAllah. “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış, birleşmiş bir Türk-İslam coğrafyası için mücadelemiz devam edecektir.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah sayılarını arttırsın, şevklerini arttırsın. Allah hepsine hidayet versin, nur versin. Zihin açıklığı versin, gayret gücü versin. Maddi, manevi Allah güçlendirsin. Aferin aslanlarıma, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne anayasadan Türk kelimesinin çıkarılmasını savunan bir yazı yazdı. Şöyle söylüyor: “Can alıcı soru şu; anayasalı vatandaşı Türk diyen altmış altıncı maddenin Türklüğe ne faydası oldu? Daha ötesi anayasada velev ki Türk ibaresi hiç olmasa -ki Osmanlı’nın bu düzeyde hiç kullanmadığını hatırlayalım- Türklüğün nesi eksilir? Ecdadın iki taşı üst üste koyarak bize bıraktığı mütevazi bir eseri korumanın bile, anayasada Türk’ün kalmasından daha fazla Türklüğe hizmet edeceğini Türkçülerimizin anlama imkanı var mıdır?” dedi. Ayrıca Sayın Bahçeli’nin Çukurova şivesinden kaynaklanan bozuk bir Türkçe kullandığını iddia ederek; bunun bile Türklüğe daha çok zarar verdiği yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Niye? Bayağı güzel konuşuyor. Bahçeli’nin llehçesi çok sevimli, öyle bir şey yok. Kıbrıs lehçesi var, Adana lehçesi, hepsi çok güzel. Bağlantısız bir açıklama olmuş. Bayağı mantıksız. Bir de modern dünyada her ülkenin bir adı var. Her ülkenin bir adı var, “Türkiye’nin adı olmasın” diyorlar. Bu kadar şiddetli mantıksızlık olmaz. “Burası neresi?” diyecekler, “biz bilmiyoruz, bir yerdeyiz ama.” Uzaydayız sanki, yani ne diyelim? “Ayda mıyız” diyeceğiz, ne diyeceğiz? “siz nesiniz?” diyecek, “nedir bu insanlar, hangi millet bu?” “Yok, bir şey bilmiyoruz” diyeceğiz. Şu akıl mı? Almanya’ya gidiyoruz, şak adam söylüyor, “Almanım” diyor; “burası neresi?” “Almanya” diyor. Fransız’a gidiyoruz, “ben Fransız’ım” diyor; “burası neresi?” diyor “Fransa” diyor. Türkiye’ye geliyorsun, “burası neresi?” diyorsun, “x.” Oldu mu bu? Yani bu Marksistlere yaranacağız diye, sırf şu entel-dantel takımına yaranacağız diye oturup gereksiz açıklamalar yapıyorlar.

Ben bunları yiyeceğim, ne tatlı bunlar. “Canım Hocam, biz de sizin kitaplarınızla büyüyoruz” diyor. “Sizi çok çok seviyoruz. Özge ve Zeynep.” Bal, bal bunlar; saf bal. Çok şeker, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam Ankara’da başka kardeşlerimiz de yine bugün Ulus Samanpazarı’nda kitap ve broşür dağıtmışla, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Allah keyiflerini arttırsın. Allah onlara nur versin. Allah üzerlerine sağlık, sıhhat, selamet versin.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ahmet Hakan, ‘Biz bölünemeyiz’ başlığıyla bir yazı yazdı. “Türk, Kürt, Çerkez, tüm Türk Milleti’nin ortak hissiyatı, ortak zevkleri, ortak alışkanlıkları, geleneklere hayat tarzına sahip olduğunu, kendince günlük hayattan örnekler vererek anlattı. Gürcü’sü, Laz’ı, Türk’ü, Kürt’ü, bu memlekette herkesin birbirine hemen her konuda benzer insanlar olduğunu belirterek, böyle bir milletin bölünemeyeceği yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Tamam, bölünemesin de, adam organize komünist hareket oluşturmuş. Bir komünist kitle oluşmuş. Partisi var, ideolojisi var, eğittiği on binlerce insan var. On binlerce komünist gerilla var, gerilla eğitimi almışlar. Komünist, Marksist, Darwinist eğitimden geçmişler. Adamlar halkı korkutmuş, yıldırmış. Neticeler alıyorlar. Türkiye’deki gelişmeler görülüyor. Böyle bir şeye “bölemezsin, bölemezsin” demeyle olmaz ki. Eğitirsin, anlatırsın, ondan sonra zaten bölemezsin demene gerek yok. Adam seni zaten bölemez. Ama anti Darwinist, anti-materyalist eğitim yapmazsan; iman hakikatlerini anlatmazsan, Kuran mucizelerini anlatmazsan; karşı propaganda yapmaz da adamları sadece seyredersen; adam seni böler de, parçalar da, yıkar da, darmadağın da eder, Allah esirgesin. Seni, imanın ilgilendirmesi lazım; seni, Kuran’ın ilgilendirmesi lazım; Allah korkusu’nun seni ilgilendirmesi lazım. Vatanın birliği ve bütünlüğü imanımızdan kaynaklanan bir arzu. Sen imanını kaybedersen, iman gücün olmazsa, Darwinizm-materyalizm propagandası yaparsan; adam seni bire de, ikiye de böler, sekize de böler, on beşe de böler, her şeye böler. Bölebilir. Büyük bir risk var. İmani eğitim şart. Başka türlü olmaz. Bediüzzaman bu konuyu uzun uzun anlatıyor. Biraz sonra yayınını yaparız Bediüzzaman’ın o ifadelerinin. Açık açık anlatmış. Kuran’da da anlatılıyor. Kuran’da memleketleri olduğu gibi helak ettiğini söylüyor Allah. Allah’ın emrine uymadıklarında, Allah’ın hükümlerine uymadıklarında, bölge olarak değil, “tamamını yıkarım” diyor Cenab-ı Allah. Güneydoğu’nun bölünmesi, felaketin bir başlangıcı. Adam diyor ki, altını çizerek söylüyorum; “ben zaten bölüneceğim” diyor, “bölüneceğim, ayrı bir devlet kuracağım” diyor. “Ayrıca sizi de ben birlikte idare edeceğim” diyor, “yani sizinle birlikte idare edeceğim” diyor. Buna güç yetirirse adam, bölünmeye güç yetiriyorsa, seninle memleketi idare etmesi ne demek biliyor musun? Sen usulen onun yanında durmuş oluyorsun. Zaten onun dediğini dinlemek durumunda kalacaksın o zaman. Adam, “sana da hakim olacağım” demek istiyor, onu söylüyor. Yani “hazırlan şimdiden” diyor. Adamlar dağa çıkmış, genç kızlar dağa çıkmışlar. Evlenme hırsı yok, mal kazanma hırsı yok, koca peşinde değil, okulunu bitirme peşinde değil, köşe dönme peşinde değil; neyi istiyor? Komünizmi istiyor, Marksizmi istiyor. Kendini adamış. Diyor ki; “ölürüm veya öldürürüm.” Bu şekilde on binlerce komünist gerilla. Erkek, kız. Adamlar, “esrar kaçakçılığı için dağa çıktılar” diyor, dalga geçer gibi. Şu laf mı? Belli ki komünizmi oturtmak için, komünizmi hakim kılmak için oraya çıkmış. Mao niye çıkmıştı dağa? Bu amaçla. Castro niye çıkmıştı Küba’da? Bu amaçla. Amacını gerçekleştirdi mi? Gerçekleştirdi adam. Ne kadar inanan varsa, hepsini doğradılar, kestiler. Büyük bir felaketin kapıda olduğu belli, geçiştirmek olmaz. Ekonomik tedbirlerle, şununla, bununla veya PKK’nın dediğini yapmakla netice alınmaz. Kuran mucizeleri ile iman hakikatleriyle, Darwinizm’e ve materyalizme bilimsel cevap vermekle netice alınır. O zaman net, konu biter. Yoksa “bölemezsin, bölemezsin...” “Bölemezsin” demeni dinlemez ki adam. Adam bölüyor yani. Eğitiyor, halkın arasına giriyor. Bak, şimdi de diyor ki; “Benim on bin gerillam var. Beni bırak, silahlı çıkacağım” diyor. “Silahlı çıkacağım, Barzani’nin kuvvetlerinin içerisine gireceğim” diyor. O ne demek? “Onları da eğiteceğim” diyor. “Barzani’yi de eğiteceğim, onun kuvvetlerini de eğiteceğim. Orada da yeni bir PKK yapılanması yapacağım, dev bir ordu kuracağım” diyor. “Sonra da Güneydoğu’yu alacağım, sonra da diğer yerleri istiyorum” diyor. “Antalya’yı istiyorum” diyor, “İstanbul’u istiyorum” diyor, “İzmir’i istiyorum” diyor. “Birlikte üreteceğiz” diyor. “Kazandığınızı da bize vereceksiniz” diyor. Özetle konu bu. Ahmet Hakan, tamam, iyi niyetle demiş ama bu açıklamayla olmaz. Darwinizme, materyalizme karşı özellikle en hayati nokta budur. Yoğun bilimsel mücadele gerekiyor. 

Masaüstü Görünümü