Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (11 Nisan 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Canım ruhum aşkım Hocamın değerli sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Dicle Üniversitesi’nden, ODTÜ ve İstanbul Üniversitesi’ne sıçrayan olaylardan sonra, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde okuyan karşıt görüşlü iki, grup arasında da kavga çıktı. Samsun Ülkü Ocakları öğrencileri, Eğitim Fakültesi binası önünde “Türksüz anayasa, Türksüz Anadolu istemiyoruz” sloganıyla imza kampanyası başlattı. Sol görüşlü öğrenciler de ülkücülere gençlere şişe fırlatarak ve stantlarına saldırarak çatışma başlattılar. Bir öğrencinin soda şişeleriyle yaralanması üzerine polis müdahale etti. Öğrenciler polise taş ve sandalyelerle saldırırken, bir polis kolundan yaralandı. Çıkan olaylarda 42 öğrenci de gözaltına alındı.

ADNAN OKTAR: Komünist tehlikeyi uyardık, anlattık, bazı insanlar önemsiz gördüler. “Nerede, komünizm mi var?” diyorlar. Okullar kaynıyor bakın. Ülkücü gençlere, dindar gençlere aman vermiyorlar, birçok okulda. Bazı yerlerde sayıları çok fazla oluyor, bazı yerlerde sayıları daha az oluyor ama okullarda baya yaygın komünist hareket.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Öcalan’la yaptığı görüşmeye değinen Sayın Hüseyin Çelik, zaman içerisinde Öcalan’ın fikirlerinin değiştiğini şu sözlerle açıkladı; “Terör örgütü lideri başta bağımsız bir Kürdistan istiyordu, ‘sonra federasyon da olur’ dedi. Sonra ‘özerklik’ dedi. Şimdi ise ‘ileri demokrasiye sahip bir Türkiye’de Türklerin ve Kürtlerin bir arada rahatça yaşayabileceklerini’ söylüyor. Şimdi iki kere ikinin dört ettiğini Abdullah Öcalan da söylese, biz buna doğru diyeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: İleri demokrasiyi herkes ister. Federasyon, bölünme yok diyor hükümet. Özellikle Hüseyin Çelik Hocam’a güveniyoruz. Allah yardımcıları olsun. Ama tabii uyanık olmakta fayda var. Komünist tehlike yok diyenler, komünist tehlikenin nasıl sardığını daha iyi görsünler, Türkiye’yi nasıl hop oturtup hop kaldırdığını görsünler. Komünist tehlike yoktu da, onlarca yıldan beri PKK tehlikesi neydi peki? Bu okullardaki olaylar ne?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, resmi temaslarda bulunmak üzere Moğolistan’a giden Sayın Başbakan Erdoğan, Moğol mevkidaşı tarafından resmi törenle karşılandı. Sayın Başbakan’ın buradaki ilk teması vize için oldu. İmzalanan anlaşmalarla Moğolistan’la vizeler kalktı. Ayrıca Başbakanımıza tören kıtasında bulunan Cengiz Han’ın ordusunu temsil eden atlı ve süvari birlikleri karşıladı.

ADNAN OKTAR: Şimdi Moğolistan’la vize kalktı, pasaportları da kaldıralım ama hiç kimse gitmez. Ne Moğolistan’dan buraya adam gelir, ne buradan oraya gider. Elektrik yok şu an. Sevgi elektriği yok. Mehdiyet’in elektriği yok. Yoksa vize kaldırmak. Diyelim ki Türk ülkeleri birleşti, atalım imzayı. Adam, “iyi teşekkür ederiz” derler. Hiçbir hareket olmaz. Yani şimdi vize kalktı da Moğolistan buraya doluşacak mı? Biz mi oraya gideceğiz? Hiçbir şey olmaz. Allah sevgisinden kaynaklanan bir insan sevgisinin bütün dünyaya yayılması lazım. Bu da ancak Mehdiyet’le olur, Kuran mucizeleriyle olur, iman hakikatleriyle olur. Yoksa istediğini yap, pasaport kaldırmışın, vizeyi kaldırmışın istersen sınırları da aç. Kimse yerinden kıpırdamaz. İllaki sevgi, illaki muhabbet.

Şeyhimiz Sultanımız, maşaAllah elhamdülillah dünyanın en tatlı en şeker Şeyhi, Şeyh Nazım Kıbrısi El-Hakkani Hazretleri, Allah bizlere bağışlasın, Allah ömrünü uzun etsin canım Şeyhimizin. Şu devriyeye çıkma olayı çok şeker. Nerede Şeyhimiz diyoruz? “Devriyeye çıktı” diyorlar. Dünyanın en şekeri, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’daki kardeşlerimiz devlete destek vermek amacıyla yeni bir web sitesi kurmuşlar. Siz söylemiştiniz bunu vurgulamalarını.

ADNAN OKTAR: Önemli. Azeri hükümeti, Azeri devleti çakı gibi ayakta olacak ki, muhaliflere, devleti yıkmaya çalışanlara karşı güç sahibi olabilsin. Gençlere helal olsun, tebrik ediyorum.

DİDEM ÜRER: Sitenin adı; www.devletebaglilik.org Sizin konuşmalarınızda, “devletimize destek vermemiz için bizi teşvik etmişti Hocamız, o yüzden yaptık” diye yazıyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Güzel güzel. Aliyev çok efendi bir insan, nezih bir insan, yobazlığa, bağnazlığa karşıdır, Ehli imandır. Allah’tan korkar, Allah’ı sever, İslam’a, Kuran,’a muhabbeti çok yoğundur. Ve Türk-İslam Birliği aşığıdır. “İki devlet bir millet” onun sözüdür. Canım benim, Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Kendisine de ailesine de selam ediyorum.

Ali Adnani; “Merhaba Hocam. Biz Merzifon’dan yazıyorum, sizi çok seviyoruz. Resimde oğlum Ali Adnan. Hocam ismini siz koymuştunuz Ali Adnan. Annem de size selam söylüyor.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Sizi çok sevdiğini söylüyor ve size bir sorum var. İnsan ölürken azap mı çeker, kabir azabı var mıdır?” Tamam ama önce şu ufaklığa bakalım. Allah ömrünü uzun etsin. Yiyeceğim ben onu kıtır kıtır yiyeceğim. Kulaklarını burnunu falan. MaşaAllah, annesi bir ensesinden burnundan her yerinden öpsün onu, maşaAllah. Çocukları da herkese öptürmesinler. Bazen çocukların elleri yüzleri alerji oluyor. Onlar körpecik kuzu gibiler. Ne olur körpecik cildi çocuğun? Her yerleri çocukların bir şey oluyor, olmaz. Seven nezaketiyle sevecek. Hırpalayarak sevme de olmaz. Anneleri mutlaka çocukların başında dursunlar. Mesela seviyor bir de hırpalıyor. Olmaz. Su gibi o körpecik. Öyle olur mu? Özen göstermek lazım.

İnsan ölürken eğer müminse, düğün alayı gibi eğer müminse sevinçle muhabbetle karşılanır. Azrail (a.s) yanında melekler, sevdikleri dostları ahbapları muhabbetle kucaklaşmayla. Güzel ferah neşeli, güzel kokan hoş bir edayla sevgiyle alınır mümin. Ve tebrik edilerek, teşci edilerek, bağıra basılarak alınır. “Hay maşaAllah” diye alır götürürler. Küfürse, Allah vermesin şiddetli yumruk darbeleriyle, feci şekilde dövülerek alınır canı. “Sırtına” diyor Allah ayette, “sırtlarına vurarak canları alınırken bir görsen” diyor. Bir başka boyuta alındığı için, insanlar göremez onu. İkinci boyuta alınmış olur. O boyutta ne mümini görebilirsin, ne onu görebilirsin. “Kabir azabı var mıdır?” Zaten direkt belasını buluyor küfür ehli. Zaten soruluyor, “ne kadar kaldınız” diyorlar. “Bir gün veya bir günün bir vakti kadar kaldık” diyor. Vakit o kadar. Bak “bir gün veya bir günün bir vakti kadar.” Kalktıklarında şaşkınlıkla kalkıyorlar, ayetteki ifadeye göre, “bizi buradan kaldıran kim” diyorlar hayret içinde kalkıyor. Anlıyoruz ki, cehennem azabı esas oradaki ifadede. Müminse de, hemen cennete gidiyor. Beklemez mümin, inşaAllah.

“Selam Hocam. Size Hocam diyorum, çünkü erdem öğreten Hocadır. Kayseri’de yaşayan Hıristiyanlar tüm Türkiye’deki biz kendimize Türk Hıristiyanlar diyoruz. Bu günlerde ne yapmalıyız gerçekten söyler misiniz? Çok erdemli ve bana esenlik veriyor konuşmalarınız” diyor. “Biz kesinlikle Avrupalılaşmaya, yabancı olmaya karşı Osmanlı torunu Hıristiyanlarız.” Allah Allah, Allah Allah, maşaAllah. Cansınız siz can. “Bizi Müslüman kardeşlerimiz sanki Amerikalıymış gibi görüyor. Biz de bu toprağın sahibi Anadolu Türkleriyiz. Bizi bizden ayıranlar öyle duvarlar çekmiş ki ancak siz kaldırabilirsiniz, inşaAllah. Anadolu ve Ortadoğu’da bütünlüğü sağlayabilirsiniz. Size derin sevgi ve hürmet duyuyoruz. Hürmetlerimi iletiyorum.” Cansınız siz can. Hz. İsa (a.s)’ın güzel talebeleri, güzel insanları. Allah sizin ömrünüzü uzun etsin. Hz. İsa Mesih (a.s) yeryüzünde olduğu için sizi de, bütün Müslümanları da tebrik ediyor. Sizleri sevgiyle mesh edecek. O güzel alınlarını böyle eliyle mesh edecek, sizleri bağrına basacak Hz. İsa Mesih (a.s). Sizler cansınız. Bizlere emanetsiniz. Allah’ın bir lütfusunuz. Allah ömrünüzü uzun etsin, Allah hepinize hidayet versin. Gönlünüz çok rahat olsun. Vatan millet bayrak aşkıyla Cenab-ı Allah kalbinizi doldursun, iman sevgisiyle doldursun. Ama Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) candır, gerçek peygamberdir. Onu da sevin, onu da sevin, gerçek Hıristiyan olun. Bak sadece şu; “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” Allah bir, Muhammed O’nun Resulü. Hz. İsa (a.s)’ı aynı şekilde sevmeye devam et, daha da çok sev. Çıkmazsın dininden korkma, bir şey olmaz. Sen Muhammedi oldun mu, tamamdır. “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” dedin mi, tamamdır. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı aşkla, muhabbetle, en derin sevgiyle sev. İncil’deki sevgi sözlerini ezberle, muhabbet sözlerini ezberle, affedici ol, merhametli ol, İncil’deki bütün güzel sözleri bil, onları uygula. Kuran’la aynı onlar. Kuran’la hiç farkı yok. Senin dindarlığına zarar vermez o. Yani öyle bir korkun olmasın. Resulullah (s.a.v) dünya tatlısı. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın, hayran olduğu bir peygamber. Efendi, dürüst, dünya tatlısı Peygamberimiz (s.a.v) ve gerçek peygamber. Nasıl Hz. İbrahim (a.s)’ı peygamber kabul ediyorsak, Hıristiyanlar olarak, Hıristiyanlar da kabul ediyorlar. Nasıl Biz de Hz. İsa (a.s)’ı da kabul ediyorsak bütün peygamberleri bütün kabul etmek durumundayız. Geçmişle geleceğin hiç farkı yoktur Allah’ın katında. Geçmişteki peygamberleri kabul ediyorsun, gelecekteki peygamberleri de kabul et. Onlar da geçmiş oluyor onlara göre tabii. Yani hiç fark yoktur, Hz. İbrahim (a.s) ile Hz. Muhammed (s.a.v)’in. Onu kabul ediyorsan onu da kabul edeceksin. Nasıl senin Hz. İbrahim (a.s)’ı sevmen seni Hıristiyanlıktan çıkartmıyor, Peygamberimiz (s.a.v)’i sevmek de, seni Hıristiyanlıktan çıkartmaz, korkma. Sev, Muhammedi ol, gönlün rahat olsun, inşaAllah. Yapacağın şu; “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah.” Bu kadar. Allah’ın bir olduğunu hepimiz biliyoruz. Siz de inkar etmiyorsunuz, biz de inkar etmiyoruz. Bütün herkes biliyor, bir tane Allah var. Çocuk olsa bilir. Üç tane Allah olmaz. Hz. İsa Mesih (a.s) nasıl Allah olsun? Yemek yiyor, uyuyor. İncil’de yazıyor “uyuyordu” diyor. “Yemek yiyordu” diyor. Allah yemek yer mi? “Allah’a dua ediyordu” diyor Hz. İsa Mesih (a.s). Allah, Allah’a dua eder mi? Hakkıyla iman etmek için “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah.” Hz. İsa Mesih (a.s)’a ret var mı? Yok. Sevgin onsa, milyon olsun Hz. İsa Mesih (a.s)’a. Daha tizi ol. Sağ yanağına vurana sol yanağını çevir. Şefkat, merhamet, muhabbet, sevecenlik her yerini sarsın. Ama nur Peygamberimiz (s.a.v)’i mutlaka sevmek lazım. Vicdanlar yaralanır, çok korkunç bir şey, Allah vermesin. Bu kadar dürüst, bu kadar efendi bir peygamberi, peygamber olduğu açıkça belli olduğu halde inkar etmek, zulüm olur. Hz. Nuh (a.s)’ı kabul ediyorsun, Hz. Adem (a.s)’ı kabul ediyorsun. Hz. Yahya (a.s)’ı, herkesi kabul ediyorsun. Bir peygamberi unutmuşsunuz; O da, Hz. Muhammed (s.a.v). Onu da kabul ettin mi, tamam. Muhammedi Hıristiyan olmuş olursun. Muhammedi Hıristiyan, nur gibi Müslümansın demektir, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakan’ın Baş Danışmanı olan, Doç. Dr. Yalçın Akdoğan her fırsatta PKK’nın Stalinist, Ateist bir örgüt olduğunu vurguluyor Hocam. Son açıklamasında da; “Dindar Kürtler AK Partiden kopuyor mu” şeklindeki soruya şu şekilde cevap verdi: “PKK Marksist, Stalinist, Leninist, ateist ve kafatasçı bir örgüt. Bunun dindar Kürtler üzerinde sempati uyandırması mümkün değildir. Bu çizginin hem ırkçı zihniyeti sorumludur, hem de totaliter dayatmacı ve tahammülsüz zihniyeti sıkıntıdır. Bu yüzden AK Parti sadece muhafazakar kesimin değil tüm kesimlerin en büyük ümididir” dedi.

ADNAN OKTAR: AK Parti iyi gidiyor, yani AK Parti’de bir anormallik yok. Başbakan’ın açıklamaları dürüst. Yani bir siyasi deha göstermişler gibi görünüyor. “Vatanı sattı” çok münasebetsizce. Laf mı şu? Hüseyin Çelik Hocam mesela has Nur talebesidir, nur gibidir. Onun için mi hayatını vakfetti İslam’a, Kuran’a? Yani olacak iş mi “vatanı sattılar, bayrağı sattılar.” Böyle bir şey olmaz. Ama iyi bir politik manevra yaptıkları anlaşılıyor. Dikkatli miyiz? Dikkatliyiz tabii. Destekliyoruz hükümeti ama çok dikkatli hareket ederek, anti-Marksist, anti-materyalist faaliyet yaparak. Kürt kardeşlerimize onsa sevgimiz, bin oldu. Daha da coşkuyla seviyoruz. Canlarımıza büyük zulüm yapıldığını biz biliyoruz. Telafi etmek için de ne gerekirse yaparız. Ama tabii giden geri gelmez, kırılan yeniden düzelmez. O bir dönemdi, geldi geçti. Bir zulüm dönemiydi, Allah kurtardı. Bundan sonra ferahlık dönemi. Tam demokrasi, ileri demokrasi kim istiyorsa doğru istiyor, güzel istiyor. Kim isterse istesin. Tam demokrasi derin demokrasi bütün mesele burada. O oluştuktan sonra sorun yok. Tam demokrasi için de gayret edenler varsa, destekleriz. Gayet güzel. Ama devlet güçlü, millet güçlü. Evet.

DİDEM ÜRER: Sayın Yalçın Aydoğan, PKK ile barış sürecine olumsuz bir bakış açısına sahip olduğuna dair bir iddia olduğu söylenmiş kendisine. O da bu iddiaya şöyle cevap vermiş: “Her kesimin hakkını hukukunu savunmak bizim inancımızın bir gereğidir. Bu haklar bir lütuf falan da değildir. Ancak mesele PKK’yı eleştirmekse, bunu da gerekli görüyorum. Kürtlerin hakları mücadele etmeye ne kadar inanıyorsam, PKK’nın hastalıklı zihniyetine karşı mücadelenin gerekliliğine de o kadar inanıyorum. Ben ne ver kurtulcuyum, ne vur kurtulcuyum. Demokrasiyi ne kadar önemsiyorsam, eline silah alan adamla mücadeleyi de, o kadar kaçınılmaz buluyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Fikri mücadele, fikir çok önemli. İnsan karşımızdaki, ikna ederiz konuşuruz mesele hallolur. Ama ilimle, irfanla ve sevgiyle. Bilimle sevgi iç içe. İkisi bir arada olduğunda, bitti. Birini öbüründen ayırırsan helak olur insan Allah esirgesin. İkisi birlikte olması lazım.

Evet, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ünlü yazar Alev Alatlı; “Anayasadan Türk kelimesinin çıkartılmasının kul hakkını çiğnemek olacağı” yorumunda bulundu. Kendisinin “Rumelili olduğunu, ancak Türklüğün herkesi şemsiyesi altında toplayan bir üst kimlik olduğunu” söyledi. “Eğer üst kimliği kaldırırsanız bu parçalanma getirir” dedi. “Ben bir Müslüman’ım, ancak eğer Baybars ya da Kılıçaslan olmasaydı Mekke, Medine kalmazdı. En azından bu hakka saygı için Tük kelimesi mutlaka anayasa da kalmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu tartışılacak bir konu değil. Çok ayıp yapıyorlar. O kadar karışık bir konu değil. Geçen gün delikanlı var BDP’li Selahattin Demirtaş anlatıyordu, tamam, tedirginliklerini anlıyoruz, küskünlüklerini anlıyoruz ama Türklükten kastın ırk anlamında olmadığı açık. Irkçı olanlara, kafatasçı olanlara Allah lanet etsin. Allah hidayet versin, hidayet vermiyorsa Allah lanet etsin. Hiç kimse kabul etmez onu, çok iğrenç bir şey o. Ahlaksızlıktır kafatasçılık. Bizim öyle bir iddiamız yok. Hars anlamında. Bu milletin bir isme ihtiyacı vardı, Allah bu ismi vermiş. Daha Selçukluydu ismi, daha önce Osmanlıydı. İsmi var mesela. Neresi burası deniyor? “Osmanlı toprağı.” Sen kimsin diyordu? “Osmanlıyım” diyordu. Selçuklu döneminde siz nesiniz diyorlardı? “Selçukluyum” diyordu. Bu devletin adı ne? “Selçuklu devleti” deniyordu. Bu devletin adı ne diyoruz? “Türk devleti.” Ahalisine ne deniyordu? Türk, o kadar. Her unsurdan insan var Türkiye’de. En az 80 çeşit kavimden insan var Türkiye’de her çeşit, hepsine Türk diyoruz, anlaşılmayacak gibi değil. Saf ırk düşüncesini savunan bir istem olmamış zaten. Hepsinde karışık kavimler olmuştur. Selçuklular hep karışık kavimdi. Her kavimden insan vardı Selçuklularda. Osmanlıda her çeşit kavimden insan vardı. Türkiye’de de şu an her kavimden insan var. Hazır konmuş ismi var ne güzel, ismi de güzel. Türk bütün dünyada da benimsenmiş güzel. Niye kaldırmaya kalkıyorsun? Yerine koyacaksın? X mi diyeceksin, ne diyeceksin? Olmayacağı belli. Zorlamaya da gerek yok, bir büyüklük iddiası da yok. Çerkezlere soruyorsun “Türk’üm” diyor. Laza soruyorsun “Türk’üm” diyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Tiflis’ten hukuk fakültesinde okuyan kardeşlerimiz başlayan sınavları için sizden dua istiyorlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah hidayet versin. Allah kendilerini başarılı kılsın, maşaAllah.

Dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Alev Alatlı, Mustafa Sarıgül hakkında da sizin istediğiniz, “ülküsü, ideali olmalı, tarafını belli etmeli” şeklindeki eleştirilere benzer bir eleştiri getirerek şöyle söyledi: “Sarıgül tarzı insanlar, eskiden beri dikkatimi çekerler. BU çok korkutucu bir kişilik yapısı. Siyak ve sibakı ortadan kaldırdığınızda bu tip ortaya çıkar. Beni nasıl görmek istiyorsanız, ben oyum şeklinde bir yapı. Böyle insanlar hangi boyayı uygun görürse ona sürünür. Bu tavır kimseye yaramaz. Hangi noktada nereye döneceğine karar veremezsiniz. Siyaset hiçbir zaman bu boyutlarda kalitesizleşmemişti” dedi.

ADNAN OKTAR: Alev Alatlı, fikrini veciz bir şekilde beyan etmiş.

“Seyyid Muhammed Adnan Hocam, ellerinizden sevgiyle öperim.” Ben de sizin ellerinizden öpüyorum. “Sizin gibi ahir zaman güzellerinden birini tanımayı bizlere nasip ettiği için Yüce Rabbim’e ne kadar şükretsem azdır” diyor. Diyarbakır’dan, maşaAllah Diyarbakır’ın aslanı. İsmi de Selahattin’miş ne güzel.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Şii din alimlerinden Seyit Ali Fedlallah; “Şii ve Sünniler arsında fitne çıkartmak istendiğini” belirterek, şöyle söyledi: “Maalesef her iki mezhepte de bazı gruplar arasında yanlış anlaşılmalar ve uç düşünceler var. Bazı Sünniler vardır, zannederler ki bütün Şiiler sahabeler ve hepimizin annesi olan Hz. Ayşe (r.a) annemizi sevmezler. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sahabelerine ve zevcelerine olumsuz söz haramdır ve iftiradır. Bütün Şiiler böyle düşünmezler. Bazı Şiiler de vardır ki, Sünniler ehli beyti sevmezler diye düşünürler, fakat bu da doğru değildir. Bu yüzden Sünni ve Şii alimlerin her zaman bir araya gelip konuşması gerekir” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru, güzel ama bir türlü bir araya gelemiyorlar. Niye? Çünkü sevgi yok. Çünkü daha Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmedi. Hz. Mehdi (a.s) çıktı ama zuhuru ayrı. Hz. İsa Mesih (a.s) zuhur etmediği için Hıristiyan alemi birleşemiyor. Sevginin anahtarı onlarda, Allah’ın izniyle. O elektriği verdiklerinde dünya, muhabbetle ayağa kalkacaktır. Halbuki Hz. Mehdi (a.s)’ın dilinin ucunda, dese ki “buyurun gelin bir sohbet edelim.” Birbirlerini öyle bağırlarına basarlar ki, kemikleri çatırdar, öyle muhabbet duyarlar. Ama illaki Hz. Mehdi (a.s).

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Diyarbakır’dan Mervan Nas isimli Kürt sanatçısı size selamlarının söylenmesini rica etmiş. Sizi takip ettiğini söylemiş.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam.

DİDEM ÜRER: Ve düşüncelerinizden dolayı da çok memnun olduğunu, “dört senedir kaynaklarınızı takip ettiğini takip ediyorum. İlham ve sevgi kaynağı veriyor bana” diye söylemiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ali Fadlallah; “Şii ve Sünnilerin birleşmesine Türkiye’den büyük beklenti olduğunu” belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü Türkiye ortadadır, tarafsızdır. İslam dünyasında Sünni ve Şii arasında denge unsurudur. Türkiye’ye karşı İslam aleminde çok büyük bir beklenti var. Biz Türkiyeli Müslümanların birlikteliği için kendi üzerine düşen rolü oynamasını istiyoruz. Hatta Müslüman olmayan gruplar için de bu rolü oynamasını istiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Fadlallah yamanmış. İsmi de güzelmiş, kendi de güzelmiş. Konuşması da güzelmiş maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Ama bir Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetseydi zemin titrerdi, güzel olurdu. Hz. İsa Mesih (a.s)’dan bahsetseydi güzel olurdu. Birleşsin. Birleştiriciden niye bahsetmiyorsun? Kim birleştirecek söylesene. Şimdi, bir tarafta bir bölüm, bir tarafta bir bölüm; birleşsin diyorsun, bakarsın o da durur, o da durur. Birleşsin dediğinde, Hz. Mehdi (a.s)’ı ortaya getireceksin. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir kolu onu tutacak, bir kolu onu tutacak, çekti mi birleştirir. Birleşsin demeyle birleşemezler. İllaki, Hz. Mehdi (a.s)’la birleşirler. Yüz yıldan beri birleşsin diyorlar. Birleşsin kelimeleri göğe çıkıyor geziyor, göğe çıkıyor, geziyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın ortaya konması lazım. Kolundan tutulacak Hz. Mehdi (a.s)’ın, hatta rivayette “zorla getiriler” diyor. “Eğer bu ümmete yardımcı olmazsan bu akan kanlar, senin boynuna olsun” diyorlar. O zaman Hz. Mehdi (a.s) güçlü kollarıyla tuttu mu birleştirir. Bir beyinle, bir akılla olur. “Birleşsin, teşekkür ediyoruz, çok güzel temennileriniz” diyorlar. Ortada kalır, olmaz öyle. Birleştirici unsuru söylemek lazım, Hz. Mehdi (a.s)’ı söylemek lazım, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı söylemek lazım. Peygamberimiz (s.a.v) neyle birleşeceğini söylemiş; “Birleştirecek olan, Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Sen bahsetmezsen olmaz. Görelim, duyalım, hissedelim, inşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Fenerbahçe’nin az önce maçı vardı. UEFA çeyrek final maçı vardı. İtalyan Lazio takımını eledi ve Avrupa liginde yarı finale çıktı. 1-1 bitmiş maç.

ADNAN OKTAR: Coştu Fenerbahçe ne oldu böyle? Helal olsun, helal olsun. Galatasaray’dan sonra Fenerbahçe, maşaAllah. Delikanlıların üstüne bir heybet geldi, bir şey geldi, maşaAllah. Ama sakatlamasınlar kendilerini, çok dikkatli aman.

Bizim çocuklar dün, “Hocam çift kale maç yapsak nasıl olur” dediler. Aman dedim, ben tavsiye etmem. Çünkü insan çok zayıf varlık, çok zayıf. Etten kemikten, vurdun mu tekmeyi, Allah esirgesin çat kemiğini kırar. Tendonlarını koparır. Çok tehlikeli iş. Çoğu sakatlanıyor çok özenli oynanması lazım. Onun için bu futbolcuların şu ayak kısımlarını aslında böyle kalınca derinden zarar vermesini engelleyen bir sistem oluşturmaları lazım. Çünkü çarpmalar hep orada oluyor. Diziyle ayağının arasını kapatan meşinden olabilir, kauçuktan olabilir böyle güçlü, koruyucu bir sistem yapılması lazım. Çocuklar zırt pırt sakatlanıyor. Yazık günah değil mi? O zaman hiçbir şey olmaz. Tekme de gelse, o onu tutar. Yahut bir yere çarpsa da tutar. Zor bir şey değil. Bunu böyle bu teklifi getirsinler, inşaallah.

DİDEM ÜRER: Mervan Nas’ın resmi Hocam, Diyarbakırlı sanatçı.

ADNAN OKTAR: Maşaallah koç yiğidimize, Allah ömrünü uzun etsin, Allah ağlık sıhhat versin, Allah hidayet versin. Kürt kardeşlerimize muhabbet Türkiye’de, daha bir fazlalaştı. Onlar can. Çünkü çok çileden geçtiler. Çile çeken insanı ben severim, acı çeken insanı ben severim. Çok ızdıraplardan geçtiler. Annelerimiz, oradaki kız kardeşlerimiz, canlarımız ne acılardan, ne çilelerden geçtiler. Ekonomik zorluk bir yandan, acılar bir yandan, kan bir yandan çok zor yaşadılar ama Allah orayı veli doldurdu veli. Evliya kaynıyor şu an, Selahattin Eyyubi’nin evlatları evliyalık mertebesine çıktılar, inşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, Allah hepsine hidayet versin. Nefis ahlakları. Geçen gün Kürt yönetici bir kardeşimiz geldi AK Partili ünlü birisi, tanınan birisi. Kardeşim, abartmıyorum inanılmaz efendi, bu kadar olur, acayip terbiyeli, maşaAllah. Allah ömrünün uzun etsin, hayretler içinde kaldım. Yanımdaki arkadaşlarda, çocuklarda şaşırdılar. Defalarca söylediler, “Hocam çok efendi” diye. Bu kadar mütevazi. Hayret ediyorum, “buyurun önden gidin” diye ısrar ediyorum, mümkün değil. Üslup, mesela gözü yerde böyle çok nezaketli. Tek bir tane enaniyetli, ters, haddini aşan kelimesi olmadı. Mesela normalde ben konuşuyorum insanlarla, lafını sözünü bilmeyen üslup oluyor bazen insanlık hali. Tek kelime görmedim. Daha önce de övmüştüm ya Kürt kardeşlerimi, bakın aynısı. Çok şaşırtıcı. Hürmet, adap, edepte üstattırlar. Çok efendi insanlar, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, hidayet versin. İslam ahlakıyla çok güzel yetişmişler. İslam’ı çok güzel yaşayan insanlardır Kürt kardeşlerimiz, bütün Anadolu’muz gibi. Onun için, onları dinden uzaklaştırmak için bu adaplarını, bu edeplerini, bu şereflerini, bu namuslarını kıskandıkları için onları komünist yapmaya kalktılar zorla. Asla müsaade etmeyiz asla. Gök kubbeyi başlarına geçiririz kanunla hukukla, asla müsaade etmeyiz. PKK olsun, dış unsurlar olsun, kim olursa olsun asla müsaade etmeyiz. Onlar can, onlar Allah’tan bize emanet. Medarı iftiharımız kardeşlerimiz, EvelAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz şöyle bir mesaj gönderdi: “Merhaba Hocam, biz kardeşlerimizle bugün Güngören’de iki okula ve iki tane derneğe Hocamızın 72 farklı konuda cd’sinden ve 5 tane de kitabından hediye ettik. Diyarbakır Silvan Derneği’nde bulunan televizyonda A9 TV’yi ayarladık. Eve geldiğimizde de kahve içip kardeşlerimizle sohbet ettik. Canımızın içi bir tanemiz Hocamızın nurlu elerinden öpüyoruz ve hayır dualarını bekliyoruz.”

ADNAN OKTAR: Şu güzelliği bak, şu tatlılığa bak. Allah nurlarını artısın. Rabbim ne güzel sofra indirmiş onlara ve her yeri de nur kılmış, maşaAllah. Allah sağlık sıhhat afiyet versin, üzerlerindeki hastalıkları da alsın Rabbimiz, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Gölcük’te kardeşlerimiz iki meyhaneye 300 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar esnaflara da sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. “Nur ellerinizden öpüyoruz, dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah canlarıma. Allah nurlarını artırsın, Allah sağlık sıhhat versin. Kuzu onlar kuzu, cennet kuzusu, maşaAllah. Bakın, meyhaneye değil mi? Çok önemli oradakiler de Allah’ın kulu, onlar da Müslüman evladı. Adam onları kafir hükmüne koyuyor. Niye öyle yapıyorsun? Git konuş, kitap ver, sohbet et.

Cennette cennet kebapları, cennet yemekleri, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v) diyor: “Parmağınızla işaret edersiniz cennet kuşu, bir anda kızarmış olarak tabağınıza gelir” diyor. “Yersiniz kemikleri kalır, sonra bir de bakarsınız kemikler birden toparlanır kuş pır uçar gider” diyor. “Yeniden oradan yine bakar size” diyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan bir yazıda; “İffetli yani namuslu olmak, kadın için ne kadar gerekliyse, erkek için de o kadar hatta daha da fazla gereklidir” denildi. Yazıda özetle şöyle söyleniyor: “İslam, bir insan olarak bir erkeğe tanınan insan haklarını kadına da tanımıştır. Buna göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur” açıklaması yapıldı.

ADNAN OKTAR: Biz onu yıllar önce söyledik. İffetli olursa, Allah onlara nur, bir heybet ve bir güzellik veriyor, maşaAllah.

“Canım Hocam, oğlum Baki Deniz Yener sizi çok seviyor” diyor. Bir göreyim. Bu köfte bu köfte. Allah Allah, maşaAllah. Yanaklar özellikle yanaklar, maşaAllah. Bir de bu defalarca öpülmesi lazım. Ama çok fazla da değil. Bir kişinin hakkı olsun, ya annenin ya babanın hakkı olsun. Önüne gelen öperse, olmaz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Star Gazetesi yazarı Fehmi Koru, PKK ile yapılan müzakerelerde muhalefetin olumsuz halini eleştirerek şöyle bir yorumda bulundu: “99’la 2013 arasında paralellikler kurulması ve faturanın hatırlatılması, siyasileri kızdırıyor, biliyorum. Öcalan’ın yakalandıktan sonra dönüş yolunda sarfettiği ve yargılanması sırasında tekrarladığı ‘ülkeme hizmete hazırım’ mesajını eyleme geçirebilseydi, hükümet sorunu çözme aklını o dönemde gösterseydi, sonuç daha kolay alınabilirdi. O dönemde liderinin yakalanmasıyla şaşkınlığa düşmüş, verdiği mesajları kavramakta zorlanan, bölünmeye yüz tutmuş bir örgüt görüntüsündeydi PKK. Militanları henüz Kandil’i üs olarak belirlememişti” dedi. O zaman bu fırsatı kaçıran MHP yeniden aynı hatayı yaparak, çözüm sürecine destek vermiyor olmasını da eleştirdi. Bu şekilde söyledi.

ADNAN OKTAR: MHP milli tedirginliğini vurguluyor. Onda bir şey yok. Yani AK Parti çözüm için gayret edecek, MHP de milli rahatsızlığı, milli tedirginliği vurdular. Bu bir dengedir, bu gerekir. Herkes susup, süreç bekliyoruz falan mı desinler? Bunun usulü budur. Bir kesim teyakkuzu, savunma refleksini, tehlikeye karşı teyakkuzu vurgulaması lazım. Öbür kesim de demokrasiye, insan hakları, işte sevgi bağları anlamında çözüm için gayret eder. Ve bu, hükümetin elini güçlendirir. Anormal olan, yanlış olan bir şey yok. Böyle olması lazım. Böyle olmasını zaten istirham etmiştik Sayın Devlet Bahçeli’den.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’nin laik olmadığını iddia eden akil insanlar heyetindeki Lale Mansur, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili olarak da ağır eleştirilerde bulundu; “Diyanetin olduğu bir ülkede laiklikten bahsedilemeyeceğinden” bahseden Mansur, “Türkiye laik b.r ülke değildir. Laik bir ülkede Diyanet diye bir kurum olmaz. Diyanet var olduğu halde işlevini de yerine getirmiyor. Tüm dinlere ve mezheplere hitap etmiyor, sadece Sünnilere yönelik bir kurum olarak öne çıkıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var? Gayet güzel oluyor. Camiler tertemiz düzenli oluyor, müezzinler, hoca efendiler orada sürekli bulunuyorlar, bir nizam intizam olmuş oluyor. Öbür türlü başıbozuk olur. Olur mu öyle şey? Yetmiş bine yakın cami var, onların bakımı düzenlenmesi.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sabah Gazetesi’nde; “yürümeyi bu balıktan öğrendik” başlıklı bir evrim haberi yayınlandı. “370 milyon yıl önce yaşamış bir balığın, olağandışı fosilini inceleyerek, güya insanlar dahil bir çok canlının neden iki kol veya bacağa sahip olduğuna dair önemli bilgiler olduğunu” iddia ettiler. Fakat haberin içinde de “balıkta iki küçük uzantıya sahip olmasının, daha sonradan bu balığın karaya çıktığında, ayağa dönüşmüş olabileceği ihtimali uyandırdı” şeklinde tamamen saçmalık ve bilimsel olmayan bir izah vardı.

ADNAN OKTAR: Elimizde yüz binlerce balık fosili var, binlerce balığa ait. 200 milyon yıllık, 300 milyon yıllık. Bakın milim değişiklik yok. Hayrettir, Allah’ın hikmeti. Herkes biliyor. Bu ve buna benzer balıklar da, milyonlarca senelerden beri hiçbir şekilde değişikliğe uğramamışlar. Coelacanth vardı, “kol bacak çıkmış işte tam pehlivan gibi” falan diyorlardı. Baktılar balık yaşıyor. Ne oldu? Sustular. Bu Darwinistlerin çocukça çırpınışları, gittikçe sükunet buluyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, iddia edilen Ergenekon terör örgütü davasından yargılananlar tutuklu kalırken, PKK’lı teröristler nasıl ellerini kollarını sallayarak nasıl çıkacaklar tarzında bir sordu. Ve şöyle söyledi: “İlker Başbuğ’un terörist başı olarak mahkemelerde yargılandığı Haberal’ın terörün destekçisi olarak suçlandığı bir memlekette, eli silahlı teröristlerin sınır dışına nasıl çıkarılacağı meselesinin tartışılması biraz absürt kaçmıyor mu?” dedi.

ADNAN OKTAR: Boş laf onlar.

DİDEM ÜRER: Furkan Suresi’nin 56. ayetlerini okuyacağım, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” (Furkan Suresi, 56)

“De ki: ‘Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum.’” (Furkan Suresi, 57)

Yani Allah’ın elçileri tebliğ yaptıklarında hiçbir ücret istemezler, onların tek ücreti Allah’ın izniyle Allah katındadır. Sadece tebliğ yaptıkları insanların hidayete ermesini isterler. Ve Allah rızası için bunun için tebliğ yaparlar.

“Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” (Furkan Suresi, 58)

Bu akşamki yayınımız sona eriyor, inşaAllah. Yarın tekrara görüşeceğiz. 

Masaüstü Görünümü