Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (20 Nisan 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Bir tanem, ruhum, aşkım Hocamın güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Şeyhimiz Sultanımız, dünyanın en tatlı Şeyhi, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin bugün ve yarın gelecek olan ziyaretçileri ve ihvanlarının Şeyhimizi yormamaları için istirham etmiştik, Bahaddin Efendi’den rica ettik, Riham Hanım’dan da rica ettik. Kıbrıs’ı aradığında kardeşlerimiz, Şeyhimiz devriyeden yeni dönmüş, maşaAllah. Sağlığı sıhhati de, elhamdülillah çok iyi. Yalnız istirham ediyoruz, Şeyhimizin yaş günü nedeniyle, Şeyhimize kardeşlerimiz yaklaşmak, sarılmak isteyebilirler, Allah vermesin zarar verirsiniz. Bakın, sizde olmayabilir, gidip nezle grip olmuş birisiyle tokalaşmış olabilirsiniz, virüsü yeni almış olabilirsiniz farkına varmazsınız, gribi taşıyorsunuzdur o anda, gider sarılırsınız Şeyhimize, Allah esirgesin hastalığı bulaştırırsınız. Çok riskli, sakın ha sakın. Onun için sarılma, dokunma tarzında sevgi ifadesinden kardeşlerimiz eğer Şeyhimizi gerçekten seviyorlarsa yapmasınlar, kaçınsınlar. Şeyhimiz pencereden sevgisini ifade edebilir. İhvanlar toplansın evin önüne, orada konuşma da yapabilir, mikrofon koysunlar şeyhimiz konuşsun, onlara hitap etsin. Fakat o tip bir şeyden şiddetle kaçınsınlar, Allah rızası için, istirham ediyorum. Bir de Şeyhimiz Osmanlı’dır. Osmanlı olan her şeyden hoşlanır hatırlatayım, inşaAllah. Yeter ki, Osmanlı olsun. Mehter takımı getirmişler evin önüne. Aslında bir daha ki sefere havalar iyi olduğunda, Şeyhimize doyurucu böyle esaslı bit mehter takımı götürelim, oraları bir inletsin mehter takımı. Tabii götürmüşler ama küçük bir grup, öyle olmaz anlı şanlı olması lazım. Bir de sunum çok önemli, şeyhimiz çıktığında böyle. Onu ben ayarlarım, inşaAllah.

Eski ANAP Milletvekili Sayın Emre Kocaoğlu, ne kadar değerli insanmış. Bizim milletimizde ne değerli insanlar var. Canım benim bak yaşlı haliyle benim ziyaretime gelmiş. Hanımı da profesörmüş Robert mezunu, çok güzel kaliteli okullarda okumuş, güzel görevlerde bulunmuş, halen de öyle görevlerde bulunuyor. Ağzından sevgiden başka bir şey çıkmıyor. Tam barış insanı böyle, muhabbet insanı nur gibi. Yani bir yobazların haline baktım, bir Hocamızın üslubuna baktım, müthiş sevgi dolu bir insan. Müthiş nezaketli acayip saygılı, çok hürmetkar. Kim bilir böyle ne değerli insanlar var da, haberimiz yok, maşaAllah. Ne muhterem insan. Allah ömrünü uzun etsin, kendisine de hanımına da bereket, hayır, iyilik ihsan etsin. Çok istifade edilecek bir insan. Devletin çok istifade ettiği bir insan zaten, hayırla bereketle, inşaAllah hizmetlerine devam eder.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Çin’de bugün 7.0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. 156 kişi hayatını kaybetti. 5500 kişi yaralandı ve 6000’in üzerinde asker bölgeye sevk edildi.

ADNAN OKTAR: İnsanlar eğer düşünürlerse, böyle bir olay dünyada görülmedi, dünya tarihinde yok. Bu kadar sıklıkla deprem nerede görülmüş? Dünyanın tarihi inceleniyor, jeolojik yapısına bakarak ayrıca inceliyorlar, çok gerilere kadar gidiyorlar, 1980’lerden sonra inanılmaz bir artış var. Tam Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihinden itibaren. Yer-gök her yer sallanıyor. Gece-gündüz deprem oluyor. Bakalım, insanlar, Allah’ın bu mesajını ne derece anlayacaklar?

DİDEM ÜRER: Son birkaç gün içinde İran, Japonya ve Çin’de 7.0 şiddetinde depremler oldu.

ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (a.s)’ın var olduğu bir dünyada, Hz. Mehdi (a.s)’ın var olduğu bir dünyada, Hz. Hızır (a.s)’ın kol gezdiği bir dünyada olağanüstülükler birbirini kovalar, peş peşe. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? “Bir ipe dizilmiş boncuklar gibi peş peşe devam edecek, ta ki evlatlarımdan Muhammed Mehdi zuhur edinceye kadar” diyor. “Onunla beraber sükûn bulacak dünya” diyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, Ankara’da bir cami açılışında sesi kısık olmasına rağmen uzun bir konuşma yaptı. Ve Arif Nihat Asya’nın şu şiirini okudu: “Biz, kısık sesleriz. Minareleri, Sen, ezansız bırakma Allah’ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah’ım! Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah'ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah'ım! Bizi Sen sevgisiz, susuz, havasız Ve vatansız bırakma Allah'ım!” dedi. Ve tüm cemaat bu söylenenleri dua kabul ederek, “amin” dedi.

ADNAN OKTAR: Orada beklenen kahraman kim acaba? Arif Nihat Asya veli bir insandır, acaba kimi kastetti? Bütün Müslümanlara neyin duasını yaptırıyor? Kimin beklentisi içersinde acaba? “Kahraman bekleyen yığınları…” Bir tane kahraman bekleniyor, 1400 seneden beri; o da Hz. Mehdi (a.s)’dır ve Hz. İsa Mesih (a.s)’dır, maşaAllah. Böylece Tayyip Hocam Hz. Mehdi (a.s)’a olan muhabbetini de kapalı ve örtülü bir üslupla belirtmiş, inşaAllah. İttihad-ı İslam’a olan sevgisini belirtmiş.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Başbakanımız cami açılışı yaparken imamlara ve cemaate şu çağrıda bulundu; “Lütfen camilerimizin içindeki ve avlularımızdaki çocuklarımızı rahatsız etmeyelim. Onların oyunları hiçbir mümini rahatsız etmez. Asıl bir camideki çocukları rahatsız etmeyelim. Bırakalım cami içinde koştursunlar, rahat olsunlar, oynasınlar. Eğer çocuklar camiden uzaklaşırsa bu milletin dayanağını kaybederiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Demek istediği camii de çocukların oynaması Başbakan’ın ilgilendirmez. Kast ettiği o değil. Kastettiği, gençliğin iyi yetiştirilmesi. Çocukluk çağlarından itibaren anti-Darwinist, anti-materyalist olarak yetiştirilmeleri, Kuran’la yoğrulmaları, Kuran mucizelerini bilmeleri, iman hakikatlerini bilmeleri, tahkiki imanla güçlü bir imana kavuşmaları. Yoksa caminin içinde çocukların koşuşturmasını tabii ki bir anlamı olmaz. Çocuk eğlence yeri gibi görebilir onu. Mesela gider sokakta da oynar, camide de yakalamaca oynayabilir. Kast ettiği o değil. Camileri sevmek demek, Müslümanlığı sevmek anlamında söylüyor. Allah’ı sevmeyi öğretelim, Allah’ı sevdirelim, Kuran’ı sevdirelim çocuklara. Onları Darwinizmin fitnesinden, materyalizmin fitnesinden, komünizmin fitnesinden, Allah’sız ve Kitapsız zihniyetin fitnesinden koruyalım, var gücümüzle onlara mukaddesatın güzelliğini, Kuran’ın güzelliğini öğretelim, Allah sevgisiyle kalpleri dolsun bu güzel varlıkların, bunu demek istiyor. Yani tefsiri anlamı bu. Evet.

DİDEM ÜRER: MHP’nin ‘Milli Değerleri Koru ve Yaşat’ sloganı ile başlattığı mitinglerin ikincisi bugün İzmir’de düzenlendi. Binlerce vatandaşımız.

ADNAN OKTAR: Milli Değerleri Koruma Vakfı. Bizim vakfın adıyla yapmışlar, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Binlerce vatandaşımız bayraklarla alanı kırmızı beyaza boyamışlar. Ve Sayın Bahçeli çok coşkulu bir konuşma yaptı; “Böylesi bir sevgi sağanağını bizlere yaşattığı için Allah'a şükrediyorum. Bayrak İzmir'den doğruluyor, İzmir'de bayrak destan yazıyor. Sen İslam'ın sancağı oldun. Yokluğunla deliye çevirdin. Bil ki bayrağım seninle doğduk ve seninle öleceğiz. Seni değersizleştirmeye ve yırtmaya çalışan bölücülere andolsun ki, fırsat tanımayacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: Bana evde gösterdiler Sayın Bahçeli’nin konuşmalarını. MaşaAllah hakikaten kükremiş, hakikaten coşmuş. Allah razı olsun, samimi bir insan, Allah sevgisinden, vatan sevgisinden içi coşuyor tabii, orada bir buçuk milyon kalabalığı görünce tabii coşkusu daha da şahika noktasına çıkmış, şevki artmış, kalbine ferahlık gelmiştir. Tabii haklı olarak tedirgin, acaba vatan millet bölünür mü gibisinden, gençliğinden itibaren coşku dolu olan bu insan, Allah sevgisi, millet sevgisiyle dolu olan bu insan, tedirginlik yaşıyor, birçok vatandaşımız gibi. Coşkusunu, sevgisini bu şekilde dile getirmiş oldu. Güzel, hayır konuşuyor. Konuşmalarında şevk var, heyecan var. Muhalefet olması gerekir. MHP önemli bir parti, daima güçlü olması lazım MHP’nin. Milletin kalbine bir ferahlık getiriyor. Başbakanımızın elini güçlendirir. Çünkü dış güçler hükümete baskı yapıyorlar kendi kafalarınca, komünistler baskı yapıyor, ateistler baskı yapıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde binlerce dernek, parti, örgüt PKK’yı destekleyerek, Sayın Başbakan’a baskı yapıyor, hükümete baskı yapıyor. Bu tarz konuşmalarda, içte muazzam bir kudretin, muazzam bir coşkunun hazırda beklediğini ve dolayısıyla Başbakan’ın da elinin güçlü olduğunu göstermiş oluyor. Hükümete tam destekte kararlı olmak lazım. Hükümetin elini güçlendirecek her türlü konuşma, her türlü tavır fayda getirir. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, MHP mitinginde kalabalık yine “Vur de vuralım, öl de ölelim” sloganları attı. Sayın Bahçeli bunun üzerine şunları söyledi: “ Başbakan Erdoğan bu sese dikkat etmelidir. Bayrağı indirmeye çalışan şerefsizler, milleti bölmeye çalışan ahlaksızlar bu sesle yerin dibine batmalıdır. Türkçe tek yaşayacaktır Size güveniyorum, inanıyorum. Meydanları dolduracağız, Türk milletini böldürmeyeceğiz. Türkiye yalnız ve çaresiz değildir, millet tektir, vatan tektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani böyle bir coşkulu sese milletin ihtiyacı var, bu da güzel. Fakat Başbakanımız çok akılcı bir siyasetle, akılcı bir politikayla hakikaten güzel neticeler aldı. Bakın, 100 günü geçti, tek bir şehit cenazesi gelmedi. Dolayısıyla bir bölünme de görmedik, anormal bir şey de görmedik. Gerçi garip konuşmalar oldu, yanlış konuşmalar oldu, onlar anında geri çekildi, milletin güçlü sesiyle, pıtsılar tabiri caizse. Şu an gidişat iyi görünüyor ama her zaman MHP’lilerin de Büyük Birlik Partili kardeşlerimizin de, Saadet’lilerin de coşkulu, kudretli seslerine milletin ihtiyacı var. Dış dünyanın da bu sesi duymaya ihtiyacı var. Şimdi bu miting dalga dalga her yere gitmiştir. Ve herkes ayağını ona göre denk alır. Çünkü bizi yokluyorlar millet olarak; acaba bölünmeye hazır mıyız? “Acaba Allah’a, dine küfredilmeye hazır mıyız? Mukaddesata haşa küfredilmeye hazır mıyız? Haşa ve haşa. Milli değerlerimizi acaba bıraktık mı? Acaba vatana, millete yönelik saldırılarda pasif mi davranacağız?” Dış güçler kendi kafalarınca, kendi mantıklarınca bizi test ediyorlar. Biz de ne diyoruz? “Allah’a, Kitaba, dine, imana, mukaddesata küfrettirmeyiz. Kanunla hukukla ağzınızı toplarız” diyoruz. “Vatanı böldürmeyiz, bunu unutun” diyoruz. “Bayrağa söz söyletmeyiz” diyoruz. “Cumhuriyete söz söyletmeyiz, Türkiye’ye söz söyletmeyiz, ona göre tavrınızı belirleyin” diyoruz. Adamlar bakıyor, “bizim dişimiz bunlara geçmez. Bunlara yaklaşırsak dişimiz kırılır. Biz en iyisi uzaklaşalım” diyorlar. Mesela aslana tilki yanaşmaz. Mesela koklar uzaktan bakar belli yani ne olacağını tahmin ediyor. Gelir gider yine kontrol eder bakar, o aslan anlaşılıyor yanaşmaz. Tilki neye saldırır? Zayıf gördüğüne saldırır. Mesela tavuk olur, ona benzer güçsüz bir varlık olur, gider ona üstüne çöker. Aslanlığını bu millet, kıyamete kadar devam ettirecek. Tilkiler gelip gelip kaçacaklar, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya’nın Ansbach şehrinde 18-20 Nisan tarihleri arasında fosil sergisi düzenlendi, kardeşlerimiz yaptılar ve çok yoğun ilgi görmüş sergi, maşaAllah. Birçok kişi evrimci olarak gelmiş ama fosilleri inceleyince Allah’ın varlığına kanaat getirerek ayrılmışlar sergiden. Sergide emeği geçen kardeşlerimiz; Eşref, Bülent, Öztürk, Turgay, Fatih ve bazı bayan kardeşlerimiz. Size notları var: “Hocamız bize lütfen dua etsin. Çok çok seviniriz. Hepimiz Hocamızı çok seviyoruz, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Benim onları ne kadar çok sevdiğimi biliyorlar mı peki? MaşaAllah bir de hepsi badici, pehlivan bunlar nedir böyle? MaşaAllah ağır sıklet pehlivanı gibi. Allah güçlerini artırsın, imanlarını artırsın, Cenab-ı Allah hidayet versin. Almanya dinsizliğin, ateizmin çok yaygın olduğu bir yer, orada böyle bir sergi muhteşem olmuş.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, İzmir’den de kardeşlerimiz yazdılar: “Aslanların aslanı Seyyidimiz, yeşil gözlü, nur sözlü canım Hocam. Bugün İzmir Konak’ta 60 adet kitap ve 700 adet broşür dağıtımı gerçekleştirdik. Sizi çok sıkı takip eden, sizi seven ve kitaplarınızı büyük bir merakla inceleyen kardeşlerimizi gördük. Hayırlara vesile olur, inşaAllah. Poz veren kedicikler de bizleri yalnız bırakmadılar, maşaAllah” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Bir de sokak kedileri çok tatlı oluyor. Bir de hep güvenli yerler, yaprak altı, işte böyle sıcak yerler, maşaAllah, elhamdülillah. Ne şekerler. Her yerde kardeşlerimiz onları koruyup kollasınlar. İnsan yanında bir şey taşıyabilir onların yiyeceği kadar böyle ufak paket. Onları gördüğünde yazık onların önüne atılır, yesinler. İzmir halkı hakikaten çok tatlıdır. İzmir’in kendine has bir şekerliği, bir hoşluğu vardır. Nezih ve kibardırlar. Çok insan sevgisiyle doludurlar. Bütün Anadolu’muz öyledir. Ama İzmir hakikaten hoştur yani, maşaAllah. Kardeşlerimizden Allah razı olsun, çok güzel olmuş, çok sevap versin Cenab-ı Allah, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Adnan Menderes’in avukatlığını yapan Burhan Apaydın hayatını kaybetti. Aynı zamanda 1952 yılında Avrupa güzeli seçilen eski Türkiye güzelimiz Günseli Başar da vefat etti.

ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin. Her ikisine de Allah rahmet etsin. Allah, günahları varsa taksiratlarını affetsin. Ailelerine, Cenab-ı Allah’tan başsağlığı diliyoruz, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Burhan Apaydın’la biz bir görüşmeye gitmiştik, size olan sadakate çok şaşırdığını söylemişti. Yani “ben hiçbir yerde böyle bir şey görmedim” demişti. “Sevginiz ve sadakatiniz, inancınızın ne kadar doğru olduğunu ortaya koyuyor” diye belirtmişti, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Burhan Apaydın yaman bir avukattı. Hakikaten bir yere gittiğinde, ses getiriyordu, maşaAllah.

Kısa bir ara verelim.

VTR-Depremlerin Artması, Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir.

TUĞBA BABUNA: Aşkım ruhum canım Hocamla yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Bu Allah aşkı aslında fakat onu anlayamadığı için ona bir mana vermeye çalışıyor. Yoksa insan etten kemikten. Orada meydana gelen sevgiyi Allah kendi tecellisi olarak meydana getiriyor. O sevgiyi Allah’a verse çok güzel olacak ama insana verdiğinde çileye dönüşür. Acı, yani rahatsız olur. Sonra da işte, “her aşkın bir sonu vardır” diye, tabii ki sonlanır. Heves o heves. Hevesin bitiyor. Aşk biter mi niye bitsin aşk? Sonsuza kadar devam eder. Allah’a versen o sevgiyi devam ederdi. Heves olunca böyle zınk diye kalırsın. Bir anda gönlü geçiyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Malatya’da PKK ve Terör Sorununun Çözümü konulu konferansımız vardı. Konferansımıza AK Parti Milletvekili Sayın Atilla Maraş Beyefendi ve Refah Partisi milletvekili Sayın Mehmet Sılay Beyefendi konuşmacı olarak katıldılar. Fosil sergisi düzenlendi ve sizin kitaplarınız ücretsiz olarak dağıtıldı. Ayrıca AK Parti Malatya Milletvekili Sayın Hüseyin Cemal Akın da konferansımıza katıldı. Fosil sergisini gezdi. Ayrıca BBP İl Başkanı Sayın Abdülvahab Atabay da konferansımızı izledi. Malatya’da yardım eden kardeşlerimiz; Osman, Orhan, Sonay, Nermin, Aysel, Uğur, Ersin, Cemal, Musa ve Yunus. Yarın da Elazığ’da konferansımız var inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Malatya’nın koç yiğitlerine bak sen coşmuşlar. Allah hepsinden gani gani razı olsun, hepsine çok sevap versin. Üzerlerinden Allah sıkıntıyı alsın, ferahlık, nur, bereketle onları ödüllendirsin Cenab-ı Allah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Samsun’dan da kardeşlerimizin size mesajı vardı: “Allah’ın aslanı bir tanemiz, gönlümüzün sultanı Adnan Hocamız. Bugün Samsun Protestan kilisesine sizin Yaratılış Atlası, Hz. Meryem, Gelin Birlik Olalım, İncil’den Güzel sözler, Hz. İsa (a.s)’ın Geliş Alametleri kitaplarınızı hediye ettik. Hocam, kilisedeki dostlarımızla uzun süre sohbet ettik. Sizi çok seviyorlar. Sizin herkese hüsnü zanla bakan düşüncenizden dolayı çok seviyorlar ve saygı duyuyorlar. Sizlere çok selam ve saygılarını iletti kendileri. Ayrıca kilisede bulunan Amerikalı ve Almanlarla da sohbet etme imkanı bulduk ve hiçbiri, “evrime inanmadıklarını aksine yaratılışa inandıklarını” söylediler. Bizlere çok dua edin Hocam” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Hz. Mehdi (a.s) talebeleriyle, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebelerinin buluşmasını andırıyor sanki. Ne güzel, Hıristiyanlara çok şefkat göstersinler. Mazlum onlar, onlar can. Çok nadir, orada burada küçük küçük kiliseleri var. Alay edenler oluyor, darp edenler oluyor. Zor şartlarda Allah’a inançlarını korumak, Allah’a olan sevgilerini ifade etmek için gayret ediyorlar. Çok çok şefkatli davranın. Merhametle, muhabbetle davranın. Her yerde kardeşlerimiz koruyup kollasınlar. Onlar can. Hiçbiri teslise inanmaz. Konuştuğumuzda hepsi “Allah bir” diyorlar, öyle bir şey yok yani. Hepsinin kalbinde de gizli bir Hz. Muhammed (s.a.v) sevgisi var. Özel konuşulduğunda, çekiniyorlar; şimdi Hz Muhammed (s.a.v)’i sevince, Hz. İsa (a.s)’ı bırakacaklarını zannettikleri için, öyle bir korkuları var. Halbuki Hz. İsa (a.s)’ı daha çok seversin. O yanlış anlaşılmadan dolayı Resulullah (s.a.v)’i gizlice seviyorlar. Gizli aşkları var kalplerinde. Hepsi seviyor. Ben konuştuğumda, ağızlarını aradığımda Peygamberimiz (s.a.v)’i gizlice sevdiklerini görüyorum. Museviler de öyle. Neredeyse ‘La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah’ diyecekler. Bana hep Kuran’dan örnek vererek anlatıyorlar. Kuran aşığılar. Kuran’a net inanıyorlar. Ama korkuyor, “Hz Musa (a.s)’dan ayrıl” diyeceğiz zannediyor. Hz Musa (a.s) bizim aşık olduğumuz, dünya tatlısı Peygamber. Ayrıl der miyiz biz sana? Yine Musevi kal ama Muhammedi Musevi ol. Biz mesela Hz. İbrahim (a.s)’a inanıyoruz ama Muhammedi’yiz. Hz. İbrahim (a.s)’ı aşkla seviyoruz. Hz. İbrahim (a.s)’a bağlıyız. İbrahimiyiz ama Muhammedilikten İbrahimiliğe geçtik. Yani onu öğreten bize Muhammedilik, inşaAllah. Hak olarak, doğru olarak öğrenmiş oluyoruz. Onun için Musevi olsun, Hıristiyan olsun canlarımıza, çok coşkuyla sahip çıkın. Çok eziliyorlar dünyanın her tarafında. Zannedildiği gibi değil. Dindar Musevileri çok eziyorlar. Her yerde sille tokat dövüyor, küfrediyorlar, sokağa çıkmıyorlar canlarım benim. Zannettiğiniz gibi değil. Fransa’da falan sıkıysa dışarı çıksın, çıkamıyorlar, yapamıyorlar. Sinagoga çekinerek gidiyorlar. Hıristiyanlarda öyle. Alay ediyorlar, küfür ediyorlar kendi kıyafetleriyle dışarıda gezdiklerinde. Çok fazla dinsiz, ateist var. Onun için her yerde şefkat, merhamet. Mesela birisi bir şey dediğinde, “ne yapıyorsun, terbiyeni takın” deyin. “Edepsizlik etme, Allah’tan kork” deyin ve sahip çıkın. Söz söyletmeyin, Musevi olsun, Hıristiyan olsun. Hepsi Allah’ı seven insanlar. Yanlış olur ve çok günah olur. Cenab-ı Allah bizlere emanet ediyor, onları. Bizler onlara emanet, onlar da bize emanet. Çünkü hepimiz Allah dostuyuz, inşaAllah. Sevgiyle bakacağız, şefkatle bakacağız, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Twitter hesabından, Muş ve Bingöl ziyaretinin fotoğraflarını paylaştı. Twitter’da şunları yazdı: “Bu gezilerde en çok gururlandığım şey, herkesin elinde Türk Bayraklarının dalgalanmasıydı. Muş’a 29 yıl sonra ilk defa bir Cumhurbaşkanı gidiyor. Herkesten çok sevgi gördüm. Herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle Cumhurbaşkanı nerede görülmüş? Şu güzelliğe bak. Bu çok büyük olay. Görüyor musunuz? Sarıklı, sakallı, tarikat ehli, tasavvuf ehli insanların bak arkada subay, yaver, Cumhurbaşkanı da ortalarında ne güzel bir muhabbet, ne kadar güzel bir sevgi seli. Şahane, Cumhurbaşkanımızı tebrik ediyorum. Allah ona ömür, hayat, bereket versin, güzellik versin, nur versin. Şahane bu resim, üslup da çok güzel olmuş. Muş’lu koç yiğitlerimi tebrik ediyorum. Bakın, her yeri bayrakla donatmışlar. Muş, çok fazla Kürt olan bir ilimizdir, çok yüksektir oranı. Yani yarıdan çoğu Kürt’tür. Ama ne güzel tavırları, ne hoş.

Bayraksız millet olur mu? Ne kadar utanç verici bir şey. Ne kadar çılgınlık. Gelecekler Türkiye’ye, “bayrağınız nerede?” Bayrağımız falan yok -haşa- diyeceğiz. “Nereye geldim ben diyecek? Haşa, bilmediğimiz bir yerdeyiz diyeceğiz. “Sen hangi millettensin?” Ben bilmiyorum, hangi milletten olduğumu bilmiyorum. Buranın da neresi olduğunu bilmiyorum, bizim bayrağımız da yok, nasıl bir şey bu bayrak diyeceğiz! Delirdiniz mi siz, nerede görülmüş böyle bir şey? Çad’da, Somali’de, olmayan yer yok. Kuzey kutbunda, Güney kutbunda her ülkenin bir bayrağı olur. Deli bile yapmaz bunu, bu inanılır gibi değil, mucize bu yani. Çok çirkin bir üslup, çok çirkin. Burası Türkiye. “Biz Türk’üz” diyoruz. Ne demek? Türküm diyen herkes Türk. Musevilere, kardeşlerimize soruyoruz, nesin sen diyoruz? “Türk’üm” diyor. Ermeniler var kardeşlerimiz. Yüz binlerce insan geliyor Türkiye’ye kimsenin haberi olmayabilir. Ermenistan’dan kapıdan gidip geliyorlar. Nesin diyoruz? “Türk’üm” diyor. Burası neresi diyorsun? Türkiye diyoruz. Ermenistan’a gittin mi orası da Ermenistan. Oranın da Ermeni bayrağı var. Münasebetsizliği bırakacaklar. Bu çılgınlık. Öfkelenmişsiniz, tamam küskünsünüz haklısınız, küskünlük olabilir, öfkelenmiş olabilirsiniz. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, alçak bir yapılanma, kahpe bir yapılanma. Hükümet, daha da şiddetli üzerine gitsin iddia edilen Ergenekon terör örgütünün. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün mensuplarının bizzat bu örgütü kendileri dağıtsın. Yardımcı olsunlar devlete. Kardeşim onları öldürmüyor mu? Kendi arkadaşlarını öldürmedi mi iddia edilen Ergenekon terör örgütü? Tarlalara, sokaklara götürüp, tenha yerlere götürüp, ağzına kurşun sıkmadılar mı? Domuz bağıyla öldürmediler mi kendi arkadaşlarını? En ileri gelen kendi adamlarını öldürüyor bu kahpe örgüt. PKK’yı bunlar kurmadı mı? PKK’yı halen bunlar teşvik etmiyor mu, yönlendirmiyor mu? Suriye’deki rejime PKK sahip çıkmıyor mu şu an? PKK tarafından yönetiliyor Suriye yönetimi.

Esad için düşünüyorum, ne yapsak ne etsek diye. Baasçılar var. Mesela bu Suriye’nin bu olaylarını çok iyi bilen bu Esad’la bağlantılı olan birisi geldi, bir arkadaşımız geldi mübarek muhterem bir insan, yani tam bağlantıda olan birisi. Mesaj gönderdim dedim, buna anlattım. Ama Adam Baas’ın elinde esir. Komünist sistemin elinde esir. İran, komünistlere teslim olmuş, Suriye komünistlere teslim olmuş. İttihad-ı komünizm bunların kafası. İttihad-ı İslam’ı hiçbir şekilde kabul etmez İran. İttihad-ı İslam’ı istemezler. Venezüella, Küba komünist ülkelerle birlikte komünizmi kurduğunda, “al sana İttihad-ı İslam bu” diyor. “Komünizm İttihad-ı İslam” diyor. Onların İttihad-ı İslam anlayışı bu. Suriye’nin İttihad-ı İslam anlayışı komünizm. Bütün dünya komünist olduğunda, “işte Allah’ın dediği oldu” diyor. Haşa. Beşar, yakayı kaptırmış vaziyette. Allah kurtarsın. Bir operasyonla ancak kaçırılırsa, o olur. Yapabilirlerse, Amerika, Türkiye, İsrail ittifak etsinler. Onun sarayından kaçırsınlar. Adam kaçsa, o itiraf eder, anlatır. “Allah belalarını versin” der bu PKK’lıların da, komünistlerin bu Suriye’deki azgın rejimine de lanet eder. Aslında o çocuğun öyle bir kafası yok. Ama esir düşmüş kurtulamıyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedebilir mi dedim? “Korkar, Baas rejiminden çekinir” diyorlar. “Mehdi’yi sever, Mehdi’yi ister ama söyleyemez” diyorlar. En sıkı adamlarından birisi bunu söyleyen. “İttihad-ı İslam’ı, belki onu söyletebiliriz. “Basçılar ne der” diyor iki de bir. Bağımsız değil, rahat değil. Yani öyle bir bela var. Çünkü Suriye’nin en yüksek ideali, dünyanın komünist olması. PKK’nın en yüksek ideali, dünyanın komünist olması. İran’ınki de öyle, Venezüella da öyle, Küba da öyle, Kore de öyle, Çin de öyle, “bütün dünya komünist olduğunda işte tamam” diyor. “Dünya cennetini kurduk” diyor. Haşa. İran’dan sıdklarını sıyırması lazım Müslümanların, onlardan bir şey çıkmaz. Komünizmden onlar yakayı kurtarmadan onlar için kurtuluş yok. Suriye de öyle kurtulacak gibi görünmüyor. Rejimin mutlaka yıkılması gerekiyor. Esad’ın yapacağı bu. Yani rejimin mutlaka yıkılması lazım. Ama yerine çok sağlam bir rejim kurulsun. Suriye parçalansın diyen yok. Suriye’nin birlik ve beraberliğinin daha da güçlenmesi ama o, Esad’la olacak gibi görünmüyor. Yapabiliyorsa yapsın göstersin, konuşsun anlayacağım. Dediklerimi desin, bütün sözümü geri alacağım ama diyemiyor. En fazla o şeyi söyleyebilmiş, ben konuştuktan sonra; haber gönderdim desin dedim, yuvarlak benim sözlerime yakın ama çevresinde dolanan izahlar yapabiliyor. Açıkça söyleyemiyor. İttihad-ı İslam istiyorum diyemiyor, çünkü komünistlerden çekiniyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedemiyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahset, çekinme, sana bereket gelir korkma. Ne olacak yani?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Urfa’dan kardeşlerimiz, dün Milli Eğitim Müdürü’ne sizin Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızı, Müdür Yardımcıları ve diğer görevli çalışanlara da 15 adet sizin kitaplarınızdan hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne bereket ne güzellik. Aslan onlar aslan, maşaAllah. Ne güzel hizmet, ne güzel fayda. Urfa’nın mübarek insanlarına mübarek bir hizmet. Allah onları vesile etmiş, Allah öyle cennete de kardeş etsin, güzellik meydana getirsin, Allah onları cennet çadırlarına, cennet meyveleriyle ödüllendirsin, inşaAllah.

MaşaAllah. Ömer Vehbi Hatipoğlu Hocamız, Twitter’da yazmış. Diyor ki: “Muhammedi duruş, Muhammedi diriliş, Muhammedi vakar. İşte adam olmanın, insan olmanın izzet ve şerefin kaynağı” diyor. Yani Kuran’a sıkı sıkıya sarılmak, özetle bu.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan, Hüseyin Çelik Hocamız’a yönelik bir eleştiri yazı yazdı; “Sayın Çelik’in iyi ve etkili konuşmasına rağmen, fazla propagandist olduğunu, öz eleştiri yapmadığını ve hükümeti sürekli haklı çıkartma gayreti içinde olduğunu, üst perdeden konuştuğunu ve muktedirken biraz alttan almak gerektiğinin farkında olmadığını” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Niye? Güzel konuşuyor Hocamız.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Boston saldırısının iki zanlısı olan Çeçen kardeşlerin biri ölü ele geçirilmişti, diğeri canlı olarak yakalandı. Babaları bir açıklama yaparak, “çocuklarının inançlı insanlar olduklarını, yetişkinlik dönemlerini Çeçenistan’da geçirmediklerini, iyi eğitim gördüklerini ve Özel Servis’in çocuklarına komplo düzenlediğini” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Yani bunlar yapmamış mı?

DİDEM ÜRER: Babası öyle diyor, evet.

ADNAN OKTAR: Olabilir, iftira da atıyor olabilirler. Onun üstüne gitmek lazım. Çeçen asıllı diyerek, üstüne iftira atmış olabilirler. Babasıyla görüşmek lazım. Böyle şeyler hakikaten yapıyorlar. Gariban oluyorlar hakikaten kim vurduya gidiyorlar. Mesela mühim bir suikast oluyor, “çaycı yaptı” diyorlar. Gariban oluyor, babası fakir oluyor, “konuşma” diyorlar, atıyorlar hapse ağzını, burnunu kırıyorlar, konu bitiyor. “Bu suikastı bu yaptı” diyorlar. Halbuki yapmamış “yapmadım” diyor. “Yok sen yaptın” diyorlar. Bu da öyle bir oyun olabilir hakikaten, bunu araştırmak lazım. Mesela hakikaten özel servis yapmıştır, derin devlet Amerikan derin devleti yapmıştır, profesyonel katiller yapmıştır, bunları da ayarlamışlardır orada. En uygun bunları bulmuş olabilirler. Onda bir acayiplik var. Olabilir de, olmayabilir de.

DİDEM ÜRER: Okul arkadaşları da genlikle çok şaşırdıklarını söylemişler. Genelde çocukların Twitter hesabında da hep müzik, dans, bu tarz şeyler olan bir hayatları varmış gibi bir izlenimleri varmış. Yaşantıları çok farklı, bağnaz bir yaşantıları olmadığı söylüyorlarmış. Okuldaki öğrenciler de şaşırdıklarını söylemişler.

ADNAN OKTAR: Karanlık bir şey var, onu Türkiye araştırsın.

Kısa bir ara verelim devam edelim, inşaAllah.

VTR

LEYLA HANIM: Aşkım Hocamla sohbetimize devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz yazdı; “İstanbul’daki Yeni Vefalı kardeşlerimizi bir araya gelmelerine vesile olduğumuz yemekten fotoğraflar gönderiyoruz. Hepimiz Hocamızın nurlu ellerinden hasret, muhabbet ve saygıyla öpüyor dualarını bekliyoruz” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Allah şifa bereket versin. Çok güzel, lokantaları mescit hükmüne getiriyorlar, kahvehaneleri mescit hükmüne getiriyorlar, evleri mescit hükmüne getiriyorlar, çok güzel. Sohbet ediyorlar, birbirlerini koruyup kolluyorlar, haysiyetine, şerefine, imanına özen gösteriyorlar, ne güzel maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün kardeşlerimiz Ankara Demetevler’de, 6000 A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü, 50 Harun Yahya kitabı, 40 cd dağıtmışlar, maşaAllah. Sonrasında da beraber yemek yemişler. Ellerinizden öpüyor ve sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu dedenin güzelliğine bak maşaAllah, çok güzel olmuş. Cenab-ı Allah da, onlara gökten sofra indirmiş.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: PKK’ya geri çekilme çağrısı yapan Abdullah Öcalan’ın talimatına karşılık, Kandil PKK’dan sonbahara kadar süre istedi. Ancak Kandil’in mektubunu alan Öcalan’ın örgüt yönetimine çekilme konusunda, “MİT’le kapsamlı görüşmeler yaptım, gerekli tüm güvenceler verildi. Gecikmeksizin derhal en kısa sürede çekilme başlasın, hazırlıklarınızı hemen tamamlayın. Talimatla birlikte çekilme de başlasın ve sonbahara kadar da son gruplar çıkmış olsun. En geç Eylül ayında bu işi bitirin” dediği öğrenildi.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah giderler. Gitsinler, fakat eğitilsinler. Gittiğinde, kendi kafasındaki fikirle gidecek, o komünist düşüncelerle gidecek ateist, materyalist, Darwinist düşüncelerle gidecek. Giderlerken devlet onlara kitap dağıtsın. Darwinist-materyalist düşünceyi ortadan kaldıracak eserlerle, kitaplarla gitsinler. Eğitsinler kendilerini, o hastalıktan kurtulsunlar.

Biraz sonra Amerikalı ünlü misafirlerim olacak, Amerikan yönetiminin ünlü simaları, tanınan simalarından misafirlerimiz var, saat bir buçuk gibi onlarla bir sohbetimiz olacak, şimdiden duyuruyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Irak’ın Kerkük kentinde bir kaç gün önce camiye hediye edilen duvar saatindeki bombanın patlaması sonucu bir kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: İşte şeytanın akılsızlıkları. Müslümanlık merhamet ve sevgidir. Orada sen bombayı patlatıyorsun, nur gibi gelen Müslüman’ı şehit ediyorsun. Suçu ne? Suça göre ceza vardır İslam’da. Adamın hiçbir suçu yok, rastgele. Herhangi bir adama ve Müslüman, Müslüman’a bunu yapıyor. Deccaliyetin korkunçluğu, Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan önce, Müslümanların perişan hali. Allah bunu gösteriyor insanlara.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sevda Türküsev Rotahaber sitesindeki yazısında, Ruhat Mengi’ye cevaben bir yazı yazmış. Şöyle yazıyor yazısında: “Sayın Mengi, siz farkında olmayabilirsiniz veya inanmıyor olabilirsiniz ama sizin de sahibiniz ve sahip olduğunuz mal-mülk, evlat vs. her şeyin tek sahibi de haliyle Allah’tır. Dünyada Allah ve O’nun Resulünü anlamayanlar, anlamak istemeyenler kabre girdikleri anda çok net anlayacaklardır” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok şeker bir hanım. Baya yaman maşaAllah çok hazır cevap. Coşkusu da iyi, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir öğrenci arkadaşımız yazdı; “Amasya’nın Suluova ilçesindeyim. Lise 9. sınıf öğrencisiyim. Bu yıllık ödevim biyoloji dersinden Darwinizm ve karşıt düşüncelerdi. Fosil sergisinde çektiğim fotoğraflar ve sizin eserlerinizden faydalanarak iki pano hazırladım. Bilimsel gerçeklerle Darwinizmi yerle bir ettim inşaAllah, tabii ki sizlerin sayesinde. Ödev panolarını da okula astık. Herkes faydalanacak, inşaAllah. Kedilerimiz de sizlere özel Hocam” diyor. “Ailem ve ben dualarınızı bekliyoruz. Ellerinizi aşk ve hürmetle öpüyoruz.”

ADNAN OKTAR: Canım benim aslanım maşaAllah, elhamdülillah. Okulunda böyle bir hizmet yapabilmiş olması mucize zaten. Allah imkan vermiş, çok şahane olmuş baya güzel olmuş. Allah yolunu açsın, iyilik güzellik versin, onu güzelleştirsin, ömrünü bereketli kılsın, nur içinde yaşatsın Allah onu, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Yusuf Kaplan Hocamız Yeni Şafak Gazetesinde bölgenin Türkiye liderliğinde birleşmeye hazır hale geldiğini belirten bir yazı yazdı: “Türkiye ayağa kalkabilirse bölge Türkiye’nin etrafında halkalanmaya hazır. Bu nedenle Türkiye’nin omuz tarihi yükün ağırlığının ve büyüklüğünün bilinciyle hareket etmesi ve geleceğe yürümesi gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama işte bunlar muğlak sözler. “Olabilirse, yapabilirse.” Zaten Peygamberimiz (s.a.v) müjdelemiş. Ahir zamandayız, alametler tamam. “Yapabilirse, edebilirse” deme. Oldu, oluyor ve olacak de. Ve Mehdiyet’le konuş, Hz. İsa Mesih (a.s)’la konuş. Allah’ın planına göre söyle, Allah’ın kaderine göre söyle, Allah’ın gösterdiği yola göre söyle. Böyle muğlak ifadeler, Abdülhamit devrinden beri söylenir. Bütün ulema; “işte bir gün toplanırsanız, bir gün birleşirseniz, şöyle yaparsanız, böyle yaparsanız.” Bunu derler, böyle olmaz, bunun yolu bu değil. Mediyet’in söylemiyle, Allah’ın bildirdiği yolla hareket edeceksin. O zaman net hareket edersin. Ama şu an, Mehdiyet’in yolu, güneşi iyice belli olunca bu konuşmalar başladı. Daha önce konuşmuyorlardı. Dört yıl önce konuşmuyorlardı. Biz o zaman söylediğimizde, hikaye anlatıyormuşuz gibi geliyordu. Şu an Mehdiyet’in ışığı belirginleşip, gözleri kamaştırmaya başlayınca, herkes İttihad-ı İslam’dan bahsetmeye başladı. İsteseler de istemeseler de olacak İttihad-ı İslam.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sevda Türküsev size selamlarını iletiyor. Yayını izlemiş. Yorumlarınız için de teşekkür ediyor.

ADNAN OKTAR: Çok şeker bir hanım, çok tatlı. Tam bir Müslüman o. Tatlılığı güzel, hoş sohbetliği güzel, samimi ağzına ne gelirse söylüyor, candan, müthiş zeki, hazır cevap. Sevecen bir yaklaşımı var, sevgiyi esas alıyor. Kin nefret onun yanına uğramıyor. Hep sevgi hep sevgi, maşaAllah. Onun için Allah yolunu açıyor, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Akil insanlar, gittikleri her ilde vatandaşların protestolarıyla karşılaştıkları için çalışma yapamaz hale geldiler. Son olarak İzmit’te esnafı ziyaret etmek isteyen bu grup, vatandaşların Türk bayraklarıyla protestolarıyla karşılaşmışlar ve otellerine geri dönmek zorunda kalmışlar. Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay da, “gelişen bu durum üzerine valiliklere bir genelge yolladığını ve bundan sonra akil insanların güvenliklerini bulundukları illerin güvenlikleri sağlayacağını” belirtti.

ADNAN OKTAR: Milleti bu kadar tedirgin ettiklerine göre, ne gerek var bu adamlara? Niçin ihtiyaç duyuluyor, ben anlamıyorum? Ne anlatacaklar? Bizim bilmediğimiz ne sır anlatıyorlar? Anlatacakları bir şey varsa, çıksın televizyonda anlatsınlar, herkes öğrensin. Gizli mi anlatacaklar? Ev ev gezmenin anlamı ne? Bizim görüşümüzü merak ediyorlarsa, biz milletçe toptan bölünmeye karşıyız, bu kadar. Bayrağımıza sahip çıkıyoruz, milletimize sahip çıkıyoruz, devletimize sahip çıkıyoruz, kardeşiz, ırkçı değiliz, faşizme karşıyız, komünizme karşıyız, muhabbet ehliyiz, demokratız, sevgiyi, güzelliği, iyiliği, barışı, kardeşliği, iyi olan her şeyi, güzel olan her şeyi, nuru esas alıyoruz. Görüşümüz bu. Başbakanımız da biliyor bunu. Yani tedirgin olduğumuza göre, milletin üstüne üstüne gitmeye gerek yok. Yani kötü bir amaçla geldiğini zannediyor insanlar bu kişilerin ve tedirgin oluyorlar. Kötü şeyler anlatacaklar, kötü şeyleri ikna etmeye çalışacaklar diye çekiniyorlar. Onun için bence gereksiz. Ama yine anlatacaklarsa anlatsınlar, ayrı mesele.

Ne diyordu Hocamız?

DİDEM ÜRER: CHP’de Gülseren Onat CHP tabanı yüzde 65’i çözüm sürecini destekliyor denince istifa ettirilmişti, Sayın Kılıçdaroğlu tarafından, talebeyle. Onun üzerine Hüseyin Gülerce Hocamız da, “vesayet zeminin çöktüğünü, CHP’nin bunu anlamadığını ve anlamak istemediğini” söylüyor.

ADNAN OKTAR: Vesayetle ne alakası var? Hanımefendi ilginç bir çıkış yapmış, onun izzet-i nefsine dokunmuş. Vatanını milletini seven bir insan, bölünmeye karşı olan bir insan Sayın Kılıçdaroğlu. O üslubun ürkütücü olduğu kararına varmış. Dolayısıyla partinin ortak bir görüşü var, ortak görüşüne muhalif biri çıkarsa; mesela çıksa dese ki birisi, “arkadaş ben komünistim” dese CHP’nin içerisinde, rahatsız olur. Gitsin komünist partide görev yapsın. Öyle bir kafası varsa, o kafayı savunan, yüzde 65 dediği o kafayı savunan birileri varsa, gidip onlarla görüşsün, onlarla konuşsun. Bu çok normal. CHP’nin içi fokur fokur kaynayacak diye bir şey yok. CHP’nin zaten sorunu o. Liderin değdi olması lazım. Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü dinlerse CHP, çok rahat iktidar olur. Biri oradan bir şey diyecek, biri oradan bir şey diyecek, o oradan çekiştirecek, o oradan çekiştirecek kuvvet bölünüyor. Olur mu? Yani üç kişi ortadan bir şeyi çekiştirse kopar o. Olmaz. Bir kişinin kontrolünde olması lazım. Mesela bak Tayyip Hocam lider olarak AK Partiyi sürüklüyor, götürüyor hakikaten. Herkes ona itibar ediyor. Ve parti başarılı oluyor. Üç dört ayrı ses çıkmış olsa AK Partide, AK Parti bölünür, gider AK Parti. CHP’nin sorunu bu ve doğru olanı yapıyor Sayın Kılıçdaroğlu. Hoca da onu eleştirmiş, yanlış. Tabii, istifa et falan dediklerini zannetmiyorum da kadın anlamıştır. Ayrı bir görüşteyse, ayrı bir düşüncedeyse, kendi mecrasında gitmesi lazım. Kılıçdaroğlu’na şimdi akıl vermeye kalkarsa, CHP’yi kendi çizgisine çekmeye kalkarsa, CHP, CHP olmaktan çıkar o zaman. Atatürkçü, milliyetçi bölünmeye karşı olan bir mantığı var CHP’nin. Hanımefendi de bölünme olsun dememiştir şüphesiz ama orada bir ilginçlik görmüştür, başka istihbari bilgilerde vardır, ona bağlı olarak böyle bir karar ortaya çıkmıştır. Yani tek bir sözle karar alacak bir insan değil Sayın Kılıçdaroğlu.

Şimdi Amerikalı misafirlerimiz gelecek, cumhuriyetçi. O kardeşlerimizin sohbetini dinleyeceğimiz için, ben de olacağım onların sohbetinde, kısa bir ara verelim, inşaAllah.

VTR-Mustafa Karaman Hoca’ya Soruyoruz; Üstadımız’ın Açık Sözlerini Neden Anlamazlıktan Geliyorsunuz?

SADUN BEY: Hayırlı akşamlar Sayın seyircilerimiz. Bu akşam Amerika’dan misafirlerimiz var, inşaAllah. İlk önce tanıtarak başlayalım. Ömer Muhsini, iş adamı kendisi. San Firancisco’da yaşıyor. David Spaydy, kendisi Salem Communications adlı bir firmada üst düzey yönetici. Amerika’da yaklaşık yüz farklı radyonun sahibi, mensup olduğu kuruluş. Bunun dışında da bin dört yüz tane farklı radyoya içerik hazırlıyorlar. Dini ve politik yayınlar yapıyorlar. Diğer Beyefendi Larry Greenfıeld, kendisi politikacı ve Musevi. Amerika Washington’da yaşıyor, uluslararası politikayla ilgileniyor. Ve Amerika’da yayına başlayacak olan Musevi bir televizyon kanalında sunuculuk ve program sahipliği yapıyor.

Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz, lütfettiniz. Şeref verdiniz. Bir süreden beri misafirimizsiniz. Nasıl sizleri ağırlayabiliyor muyuz? Türkiye’yi nasıl buldunuz? Kısaca biraz bilgilendirirseniz, buyurun.

LARRY GREENFIELD: Çok teşekkür ederiz, çok memnunuz. Öğreniyoruz ve bu güzel hizmete yardımcı olmaktan dolayı gurur duyuyoruz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Buyurun, sizin de görüşünüzü alayım.

DAVID SPADY: Türkiye’ye ilk gelişim. Bu ziyaretim bütün beklentilerimi karşıladı. Tahminimin de ötesinde çok büyük bir misafirperverlikle karşılandım. Çok onur duyuyorum sizinle birlikte olmaktan.

ADNAN OKTAR: Çok teşekkür ederim. Bir kere misafirimiz olmanız bizim için büyük bir onur, bizleri onurlandırdınız, inşaAllah bundan sonra da zaten devamı olacak. Karşılıklı misafirliklerimiz olur, gideriz geliriz.

Ömer bizim eski kardeşimiz olduğu için, ona bir şey sormuyorum. Ama kardeşlerimiz gerçek misafir.

İnşaAllah, Ortadoğu’da da, bütün dünyada barışın tesisinde Amerika’nın, Türkiye’nin, İsrail’in çok büyük görevler üstleneceğini inanıyorum. Sizlerinde içinizde o Allah sevgisiyle, o samimi duygularla, içinizdeki insan sevgisiyle çok güzel hizmetler yapacağınıza inanıyorum. Zaten buraya gelip böyle güzel konuşmalar yapmanız, birçok kurumlarla görüştünüz, kurumlarla görüştünüz, güzel sözler ettiniz, içinizdeki heyecan ve şevk hissediliyor. İnşaAllah, dünya barışına, dünyadaki savaşların durmasına, terörün durmasına çok büyük hizmetler yapacağınız hissediliyor. Bu konuda da görüşlerinizi almak istiyorum. Buyurun.

LARRY GREENFIELD: Liderliğinizle daha çok şeyler öğreniyorum. Bize liderlik ediyorsunuz. Dünya’yla bağlantı kurma konusunda da, bu yolda çok büyük katkılarınız olduğu kanaatimdeyim. Ben, politika açısından Amerika’nın muhafazakar kanadına mensubum. Ve bunun barış sürecinde önemli rol oynayacağını düşünüyorum. Amerika’nın tarihini çok iyi biliyorum, Amerika’nın içinde büyümüş bir insanım. Amerikan ordusunda hizmet ettim. Bu sayede de insanlar nezdinde, inanılırlığım ve güvenilirliğim olduğu kanaatindeyim.

ADNAN OKTAR: Yüzünüzden belli, tertemiz yüzünüz. Hep sevginin, iyiliğin, güzelliğin peşinde olduğunuz zaten simanızdan anlaşılıyor, nezaketiniz, hürmetiniz de bunu gösteriyor. Liderliğe gelince, tabii ki ben sizin kardeşinizim, hepimiz lideriz. Hepimiz İslam yolunda, iyilik yolunda, güzellik yolunda, Allah’a inanç yolunda gayret ediyoruz. Ama tabii ki benim bir liderlik iddiam olamaz. Ancak hizmetçilik iddiam olabilir. İyi insanların, güzel, dürüst olan insanların hizmetçisiyim. Benim görevim bu, maşaAllah. Sizin de bu konuda görüşlerinizi almak istiyorum. Buyurun.

DAVID SPADY: Şüphe yok ki Amerika, Türkiye ve İsrail bölgede barışın sağlanması için önemli bir anahtar görevi görüyor, hem politik açıdan hem dini açıdan da. Bu üç din bir araya gelmeli, birlik olmalı. Biliyorsunuz Hıristiyanlıkta, bizim inancımızda tüm insanlarla barış içinde yaşamak bir emirdir, bu bizim sorumluluğumuz. Zaten bütün dinler barışı anlatıyor. Bu şekilde Ortadoğu’da barışın ancak bu şekilde sağlanabileceği kanaatindeyim.

ADNAN OKTAR: Demek ki, Hz. İsa (a.s)’ın talebeleri, Hz. Musa (a.s)’ın talebeleri, Hz. Muhammed (s.a.v)’in talebeleri bir araya gelmişler, Allah için, sevgi için, kardeşlik için karar almışlar ve Allah bizleri buraya bir araya getirmesi de bunun güzel bir görünümü, güzel bir neticesi, inşaAllah daha başarılı, daha bereketli güzel ataklarımız olacak. Radikal, acımasız, şiddet yanlısı görüş ortadan kalkacak, dünyayı cennet gibi yapacağız, inşaAllah. Dünya barış yurdu olacak, bayram yeri gibi olacak. Kimse kimseden kuşku duymayacak, kimse kimseden korkmayacak, kavga olmayacak, sınırlar kalkacak, tabii milli devletler olacak ama sınırlar kalkacak yani pasaport olmayacak, vize olmayacak, her yere özgürce gideceğiz. Sadece neşeli çocuk sesleri duyacağız, insanların arkadaşlık ve sohbet toplantılarına katılacağız her din kendi içerisinde özgür olacak, Museviler Sinagog’da ibadet yapacak, Hıristiyanlar kilise de, Müslümanlar camide ama herkes ortak Allah’tan bahsedecek ve Allah coşkusu bütün dünyaya hakim olacak. Bunu görüyoruz. Amerikalıları çok sevmemin nedeni, Allah’ı çok seviyorlar, çok nezaketli ve kibarlar, hürmetliler, o yüzden çok seviyorum Amerikalıları. Giden arkadaşlarımız var geliyorlar, bize anlatıyorlar, “dünyanın hiçbir yerinde biz böyle bir nezaket görmedik” diyorlar. “Her yerde trafikte geçişte de acayip özenliler” diyorlar. Mesela kırmızı ışık yandığında mutlaka duruyorlarmış. “Yol boş olsa dahi duruyorlar” diyor. “Birisiyle karşılaştıklarında mutlaka nezaketli bir cümle kullanıyorlar” diyor. “Hal-hatır soruyorlar, yardımcı olmaya çalışıyorlar ama istisnasız bütün Amerika’da bu böyle” diyor. Bu, Hz. İsa (a.s)’ın bereketiyle, Hz. Musa (a.s)’ın bereketiyle oluyor, inşaAllah. Hz. İsa (a.s)’ın sevgi dolu sözleri Hıristiyanların kalbinde, coşkuyla parlıyor, Hz. Musa (a.s)’ın barışçıl üslubu Musevilerde coşkuyla parlıyor. Muhammedi Müslümanların gerçek Kuran’a dayalı yani radikallikten uzak sahabe devri sevgisi modeli, yüreklerde parlıyor. Ama tabii bunu devam ettirmemiz için, barış yanlılarının, sevgi yanlılarının çok kararlı olmaları gerekiyor, azimli olmaları gerekiyor. Caydırmaya çalışabilirler, yolumuzdan çekmeye çalışabilirler, azim ve kararlılıkla devam edeceğiz. Mesela Musevi-Müslüman sevgisine engel olmaya çalışıyorlar, şeytani güçler. Biz bunu kırdık. Biz Musevileri çok seviyoruz, Museviler de bizi seviyor. Ne yaparsanız yapın dedik, hakikaten engel olamadılar. Hıristiyanlara olan sevgimizi kırmaya çalıştılar, yok dedik, biz Hıristiyanları çok seviyoruz. Hıristiyanlarda bizi seviyorlar. Bunu da engel olarak durdurduk. Bu yanlışlığa son verdik. Hatta Alevi ve Sünni’yi birbirine düşürmeye kalktılar dedik ki, biz Alevileri canımız gibi seviyoruz. Şiileri canımız gibi seviyoruz, Vahabileri canımız gibi seviyoruz onlara da söz ettirmeyiz dedik, o mantığı da kırdık. Bu kararlılıkla her gün yeni bir yol, her gün yeni bir atak oluyor. Ama sizin metafizik bir gücü İstanbul’da hissettiğinizi söylemeniz dikkatimi çekti. O konuda ne diyorsunuz? “Bir ferahlık, bir rahatlık, bir güven gördüm İstanbul’da” dediniz, yukarıdaki konuşmamızda.

LARRY GREENFIELD: Evet, İstanbul kesinlikle doğuyla, batının birleştiği, kültürün birleştiği bir şehir. Buradaki insanlar, çok akıllı ve çok yüksek bir zekaya sahipler, çok pratik düşünüyorlar. Bu vesileyle ben istirham ediyorum, lütfen Amerika’da misafirimiz olun. Biz sevgi dolu insanlarız ve bütün dinlere saygı duyuyoruz. Biz de bunu benim kahramanım olan Sayın Ronald Reagan’dan öğrendim. Ve sizden de öğrendiğim başka bir şeyi burada söylemek istiyorum, “kararlı olmalıyız.”

ADNAN OKTAR: Evet. Ronald Reagan, hakikaten çok sevimli. Amerikan kültürünü çok iyi yansıtan bir insandı. Biz de onu seviyorduk, halen de seviyoruz. O devirde de sıcak tavrıyla, sevecen tavrıyla çok dikkat çekmişti. Tipik bir Amerikalı. Sevgisiyle, şefkatiyle, neşesiyle, yakışıklılığıyla, hayat dolu olmasıyla, hayata renk getirmesiyle, modern dünyanın güzel bir yüzüydü. Ama bütün Amerika’da biz bunu görüyoruz. Amerika’nın biz güçlü olmasını istiyoruz, asla yıkılmasını istemeyiz. Kıyamete kadar Amerika’nın dimdik ayakta durmasını isteriz. Çünkü dünyaya Amerika güzellik, özgürlük, sevecenlik dağıtmak için çok kararlı olan bir ülke. Bu çok şaşırtıcı. İllaki özgürlük, illaki demokrasi, illaki sevgi, illaki samimiyet diyor. Bu İncil’den alınan bir ruh, İncil’den hissettikleri ruh, Tevrat’tan hissettikleri bir ruh, bunlar çok güzel. Amerikalı Müslümanlar da o ruh içerisinde. Amerikalı Müslümanlar da çok modernler. Ama tabii radikal olanlar var, garip insanlar var ama şeytani olanlar daima kaybeder, Allah yolunda olanlar da daima kazanırlar. Biz Allah yolunda olanların bu yüzyılda kazanacağına inanıyoruz. İsrail’in etrafındaki surların kalkacağına, Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinin yeniden yapılacağına inanıyoruz. Ve Moşiyah’ın yani Kral Mesih’in geldiğine inanıyoruz. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine inanıyoruz. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın geldiğine inanıyoruz. Ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın şu an, talebeleriyle gizlice faaliyet yaptığına inanıyoruz. Bereket, bu harikuladelik başka türlü açıklanacak gibi değil. Dünyanın her yerinde olaylar oluyor, depremler oluyor, kargaşalar oluyor. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın geliş alametleri bunlar. İncil’de Hz. İsa Mesih (a.s) bunu söylüyor; kendi gelmeden önce dünyada kargaşalar olacağı, büyük savaşların olacağını açık açık belirtiyor ve diyor ki; “Hırsız gibi aniden geleceğim.” Ve bizce aniden gelmiştir. Ve faaliyetine devam ediyor. Bizler de Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebeleriyiz, Hz. Mehdi (a.s)’ın-Moşiyah’ın- talebeleriyiz. Hz. Musa (a.s)’ın, Yakup (a.s)’ın, Hz. İbrahim (a.s)’ın, evlatlarıyız. Tabii ki birbirimizi seveceğiz dünyayı modern, bayram yeri gibi kaliteli, hoş, sevecen bir hale getireceğiz. Kavgayı, gürültüyü kaldıracağız, inşaAllah. Sizin de bu konuda görüşlerinizi alayım David Bey.

DAVID SPADY: Nefret dolu insanlar var dünyada, bu tabii bölünmeye yol açıyor. Son 10 yılda da radikal İslam dünyaya korku saldı. Ancak son 10 yılda gördüğümüz bunun karşısında barış dolu İslam’ın da dünyada anlatıldığına şahit olduk. Sizin gibi dini liderler ki bunun çok gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu barış dolu İslam’ın da anlatıldığına şahit oluyoruz. Biz tabii bunu Amerika’da kendimiz yapamayız, bunun imkanı yok. Sizin gibi dini liderler ancak bunu yapabilir ve başarabilirsiniz. Hıristiyanlıkta, bizim inancımızda kendi hayatını arkadaşı için tehlikeye atmaktan kaçınmamaktan daha değerli bir şey olmadığına biz inanıyoruz. Biz de ülkemiz için bu şekilde hizmet etmeye çalışıyoruz. Ve en kısa sürede barışın, ılımlı İslam’ın, barış dolu bir İslam’ın anlatılması gerektiğini düşünüyoruz.

ADNAN OKTAR: Şiddet yanlısı kişilere Müslüman denmesi de yanlış. Dehşet sistemini savunan, şeytani sistemini savunanlar, onlar müşriktir. Yani Pagan dinine mensuptur. Müslüman bunu yapmaz. Müslüman, Kuran’a uyar. Kuran’daki hüküm açık. Allah, bizden merhameti, şefkati ve affediciliği istiyor. Ve bütün insanlara merhametle bakmamızı istiyor ki, müşriklere dahi, putperestlere bile can güvenliği sağlamamızı istiyor Allah Kuran’da. “O müşrikleri bile oldukları yerden başka bir yere götürürken güvenlik içinde götürün, canınızı feda ederek götürün, onlara sakın zarar gelmesin” diyor Allah ayette. Bunlar Müslüman’ı da öldürüyor, Hıristiyan’ı da öldürüyor, Musevi’yi de öldürüyor, herkese düşman. Sana düşman, bana düşman. Allah bu kişileri Müslüman olarak addetmiyor, açıklamıyor. Bunlar müşrik. Pagan dinine mensup putperestler. Yani Kuran’ı esas kabul etmiyor. Biz Allah’ın hükmü bu diyoruz. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Ehl-i Kitap’la evlenebilirsiniz, Hıristiyan ve Musevilerle” diyor. Evlenmek ne demek? Şefkat, merhamet, sevgi, dostluk ve güven demektir. Onlar öldürmekten bahsediyor. Allah “evlenebilirsiniz” diyor, onlar öldürmekten bahsediyor. Allah diyor ki: “Yemeklerini yersiniz, evlerine gidersiniz. Yani onlarla ahbap olun, dost olun, yemeklerini yiyin, birlikte hareket edin” diyor, onlar öldürmekten bahsediyor. Çünkü niye? Kuran’a göre hareket etmiyor. Şirk dinine göre hareket ediyor. Müşrik dine göre, Pagan dinine göre hareket ediyor. Dolayısıyla onları Müslüman addetmek doğru olmaz. Müşrikler diyebiliriz, putperestler diyebiliriz. Allah’a inan Müslüman bunu asla yapmaz. Allah’a gerçekten inananlar Hıristiyanlara şefkat duyar, Musevilere şefkat duyar. Ateistlere de acır, merhametle yaklaşır. Yani onları mahvetmek, onları ezmek yönünde olmaz düşüncesi. Çünkü Allah diyor ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize deyin” diyor Allah. Yani kimsenin dinine müdahale etmeyin diyor. Ve “dinde zorlama yoktur” diyor Allah. “Dinde zorlama haramdır” diyor. Yasaklamış Allah. Adam zorla Müslüman yapmaya kalkıyor. Müslüman olan, Müslümanlıktan vazgeçerse, öldürmeye kalkıyor. Namaz kılmayanı öldürmeye kalkıyor, sakal bırakmayanı öldürmeye kalkıyor. Yani liste uzun. Öldürülmesi gerekenlerin listesi bini bulur. Her şekilde öldürmek istiyor. Hayatı öldürmek istiyor. Arksından, “kim bunlar nedir” diyoruz? “Müslüman” diyor. Müslüman değil, müşrik, putperest. Onun için gerçekten Allah’a inananlar, büyük bir hızla İslam’ın içerisinde güçlerini göstermeye başladılar-ki, bu Allah’ın takdiri. Bu, Moşiyah’ın çıktığını gösteriyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını gösteriyor, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın da indiğini gösteriyor. Başka da vakit yok zaten. Kıyametin son zamanlarındayız. Hz. İsa Mesih (a.s) “büyük savaşlar olacak” diyor. “Ondan sonra bir nesil geçtikten sonra ben geleceğim” diyor. Birinci dünya harbi oldu, ikinci dünya harbi oldu, bir nesil geçti, “bir nesil kadar” diyor İncil’de, “sonra ben geleceğim. Ama ani bir gelişle geleceğim” diyor. Tabii bu inanç. Bizim inancımız, Hz. İsa Mesih (a.s) geldi, Moşiyah da çıktı ve dünyaya Allah’ı sevenler hakim olacaklar, ben buna inanıyorum. Ve hızla da bu gelişiyor. İnşaAllah sizler, bizler, hepimiz buna katkıda bulunarak, böyle bir netice alacağız, inşaAllah.

Son olarak yine görüşlerinizi alayım, programı da bitireceğim, inşaAllah. Buyurun.

LARRY GREENFIELD: Çok teşekkür ediyoruz. 11 Eylül’den sonra Amerikalılar çok rahatsız oldular, çok sinirlendiler, kendilerini güvende hissetmediler. Ve bu olaydan sonar soruyorlardı; “Müslümanlar arasından barışı kim öğretecek, bu dinin güzelliklerini bize kim anlatacak, dünyaya kim anlatacak diye merak ediyorduk. Ve biz Amerika’ya geri döndüğümüzde, kendilerine şu cevabı vereceğiz; “biz, o lideri bulduk” diyeceğiz. Barışı anlatacak, gerçek İslamiyet’i anlatacak bu lideri bulduk. Kardeşlerimizi bulduk. Amerikalılar bu habere çok sevinecek. Barışı ve gerçek İslam’ı sizden öğrenecekler.

ADNAN OKTAR: Ben hizmetçiyim. İyi insanların hizmetçisi, onların kapıcısı. Başka bir özelliğim yok, teşekkür ederim güzel görüşleriniz için.

Buyurun sizi de dinleyeyim.

DAVID SPADY: Çok teşekkür ediyoruz, bizi programınıza davet ettiğiniz için ve bize bu fırsatı verdiğiniz için. Amerika Birleşik Devleti, haklarını insanlardan almaz, halktan almaz. Biz bu kuralları Allah’tan alırız. Tanrı bize bunu öğretmiştir. Bu hakları bize insanlar vermedi. Ülkemiz dini prensipler üzerine kurulmuştur. Bundan dolayıdır ki, bizim toplumumuz, halkımız ahlaklıdır ve bu konuda da kararlıdır. Böyle olmamız gerekir. Ve insani hedeflere ulaşmamızda da bu yardımcı olmuştur, tüm dünyaya yardım konusunda da. Aynı zamanda da Amerika tüm dünyayla da arkadaşça, dostça geçinir ve barış içinde, mümkün olduğu kadar barışı yaymaya gayret eder.

ADNAN OKTAR: Özgürlükleri, barışı. MaşaAllah, çok güzel. Allah iyilerden yana, Allah bizlerden yana inşaAllah, bizi bir araya getirmesi de onun bir işareti zaten. Kaderimizdeymiş ki, böyle bir şey oldu. İnşaAllah, bundan sonra da devam edecek. Allah sizlere, sağlık, iyilik, güzellik versin, neşe versin, güç versin, imkan versin. İnşaAllah barışın, sevginin, modernliğin, demokrasinin, özgürlüğün, güzel olan her şeyin, aşkın, muhabbetin Allah’ın sevdiği her şeyin hakim olması için Allah bizlere güç versin.

Çok teşekkür ediyorum, inşaAllah yine görüşeceğiz. 

Masaüstü Görünümü