Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (21 Nisan 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio

CEYLAN ÖZBUDAK: Ruhum,  bir tanem,  gözümün bebeği Hocamla sohbetimize başlıyoruz, inşaAllah.  Buyurun Hocam.  

ADNAN OKTAR:  Şeyhimiz Sultanımız Şeyhin Şah Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri,  dün bugün iyiymiş, maşaAllah.  Dün Şeyhimiz kalabalık bir düğüne katılmış. Bir saat kadar sohbet yapmış. Bugün hem Şeyh Bahaddin Efendi hem de Reham Hanım aramışlar.  Şeyh Bahaddin Efendi, bana çok selam söylemiş.  Aleyna ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.  “Ellerinden öperim” demiş.  Estağfirullah.  Biz onun ellerinden öperiz, o bizim canımız. “Önümüzdeki günlerde gelmek istediğini” söylemiş. Şeref verir,  lütfeder.  

Didem Hocam dinliyorum.  

DİDEM ÜRER: Hocam, Çin’de dün meydana gelen 7. 0 şiddetindeki depremin ülkeye verdiği tahribat çok büyük olmuş.  Depremin ardından 1400’den fazla artçı şok yaşanmış.  Şu ana kadar enkaz altında kalanlar hariç, ölü sayısı 200,  yaralı sayısı ise on bir bini geçmiş.

ADNAN OKTAR:  İşte Ahir zamanda hep bunları duyuyoruz.  Deprem,  tsunamiler arkasından,  kasırgalar,  terör,  anarşi kesintisiz devam ediyor, ta ki Cenab-ı Allah’ın dediği oluncaya kadar, Hz. İsa Mesih (a.s) görünür hale gelinceye kadar.  Hz. Mehdi (a. s) zuhur edinceye kadar,  inşaAllah.  

Evet, Didem Hocam.  

DİDEM ÜRER:  Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici yaptığı son konuşmada şunları söyledi; “Biz yetmiş beş milyonun bir ve beraber olduğunu,  Allah’ın emriyle birbirine bağlanan bizlerin kardeşliğine kimsenin zeval getirmeyeceğini söylüyoruz.  Çünkü Allah’ın emrinden başka bizi bağlayan başka bir emir yoktur.  Bu yüzden hepimiz tüm inananlar,  tüm Müslümanlar bu emre amadeyiz ve bu emrin gereğini yaparız.  Dolayısıyla bizi kimse bölemez ve ayıramaz” diye konuştu.  

ADNAN OKTAR:  Çok güzel, Allah’a Kuran’a dayalı olarak konuşmak çok güzel.  Çok hoş olmuş.  Destici Hocamız, maşaAllah samimi bir Müslüman, samimi vatansever,  güvenilir bir insan, Allah yolunu açık etsin ve o mübarek Alperenlerin,  o koç yiğitlerin Allah her yerlerini nur kılsın, Allah şevklerini artırsın.

Evet, Didem Hocam.  

DİDEM ÜRER: Sayın Destici, ayrıca tüm partilerden seçilecek olan kişilerden,  cemaatlerden ve manevi önderlerden bir heyet kurulmasını ve çözüm sürecinin bu kişilerle konuşulmasını teklif etti.

ADNAN OKTAR:  Evet, geçen gün söylediğimiz,  on beş gün önce söylemiştim,  Allah razı olsun Destici Hocamız bu görüşe destek çıkmış,  maşaAllah.  Kısmen yapan kardeşlerimiz var ama dediğimiz tarzda olması önemli.  

Evet.

DİDEM ÜRER:  Hocam, Sayın Devlet Bahçeli “vur de vuralım,  öl de ölelim” sloganlarına cevaben “altmış üç aklı karışık insan bu sesten ürkmelidir” deyince,  Ak Parti genel başkan yardımcısı Mehmet Ali Şahin bu söze şöyle bir eleştiri getirdi; “Ak Parti bu ülkeyi kimseye böldürmeyecektir.  Bu ülkenin teminatı Ak Parti’dir.  Kimi vurmak,  kimi öldürmek için talimat vereceksiniz? Akil insanları hedef gösterdiniz.  Akil insanların başına bir hal gelirse, sorumlusu Devlet Bahçeli’dir” dedi.  

ADNAN OKTAR: Sayın Devlet Bahçeli, akil adamları dövün sövün demedi ki.  Öyle bir şey demiyor.  Bu coşkusu,  bu heyecanı vatanseverliğinden ama Ak Parti’nin de bölünmeye karşı tavrı çok net. Bayağı mükemmel bir bakış açısı var.  Ve kararlı bir bakış açısı var.  Ama Sayın Bahçeli’nin coşkusu,  heyecanı olmamış olsa, o zaman dışarıdan bakanlar ne der? “Bunlar hiçbir şeyle ilgilenmiyor bu millet” der.  Ne bölünme bu insanları, ilgilendiriyor ne başka şey ilgilendiriyor.  Kimi küfrediyor ses çıkarmıyor,  bölünmeden bahsediliyor ses çıkarmıyor” derler.  Ama öyle bir kükreme,  bir kararlılık,  milletin muazzam heyecanını görünce, derin devletler ayağını denk alır.  Yani derki “bu millet bölünmez,  bölünecek gibi değil, vazgeçelim” derler.  Daha önce alenen bölünme istiyorlardı.  Sonra federasyon istediler, kademe kademe kademe geri çekildiler.  Niye? Milletin kararlılığından.  Millet kararlı olmasa direk bölerdiler.  Federasyon da olurdu.  “Onu da kabul etmiyoruz” dedik. Kıbrıs’ta da öyle oldu.  Milletin kararlılığından vazgeçtiler.  Yoksa Kıbrıs gidecekti.  Bakıyorlar adamlar biz uyuyor muyuz,  ayakta mıyız. Bakıyorlar ki çakı gibi ayakta millet. “Olacak gibi değil” diyorlar.  Çanakkale’yi işgal ettiler adamlar, kontrol ettiler acaba ne oluyor. Baktılar hiç olacak gibi değil, “bize müsaade” deyip,  şapkalarla kaçtılar.  İzmir’de de öyle mesela Yunanistan işgalinde,  “mümkün değil” dediler adamlar.  Teknik olarak incelediler,  olacak gibi değil.  “En iyisi biz gidelim” dediler.  Milletin kararlılığı çok hayatidir.  Dış güçler sık sık böyle test ederler.  Kararlılığı gördüklerinde, giderler.  Evet,  inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Egemen Bağış Yaptığı bir konuşmada Peygamber Efendimiz (s. a. v.) için şunları söyledi; “Hep düşünmüşümdür, Avrupa’da,  Amerika’da arabaların tamponlarında bir çıkartma vardır.  Bu durumda Hz. İsa (a.s.) olsa ne yapardı? Sorusunu kendine sık sık sorarlar.   Acaba biz de sevgili Peygamberimiz (s. a. v)’in mesajlarına,  onun öğretilerine, batılıların Hz. İsa (a. s)’ı sahip çıktığı kadar sahip çıkabilseydik,  biz de her hiddetlendiğimizde her önemli kararı aldığımızda bu durumda olsa Hz. Muhammed (s. a. v) ne yapardı sorusunu sorabilseydik, farklı bir dünyada olurduk” dedi.  

ADNAN OKTAR:  Güzel konuşmuş. Bu çok efendi bir delikanlıya benziyor.  Bayağı hoş bir üslubu var, yani böyle tefekkür ehli yani düşünerek konuşuyor.  Böyle hani oradan buradan duyduklarını nakleden, oradan buradan nakilci ruhu yok. Tefekkür ediyor,  düşünüyor,  araştırıyor ve orijinal önemli bilgiler sunuyor.  Mesela güzel konuşmuş, aferin,  maşaAllah.  

CEYLAN ÖZBUDAK:  Sabah namazı vakitlerinde, Kuran ayeti paylaşıyor Twitter hesabından.

ADNAN OKTAR:  MaşaAllah, çok güzel.  Demek ki, insanlar belli olmuyor.  Veli tiğniyetli demek ki,  maşaAllah.  Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin,  maşaAllah.  Allah her yerini nur kılsın, Allah başarılı kılsın,  maşaAllah, aferin.  

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Galatasaraylı taraftarlar, dün Elazığ sporla oynanan karşılaşmada Kutlu Doğum Haftasına özel olarak tribünlerin bir ucundan bir ucuna “Hz. Muhammed (s. a. v) sensin alemlere rahmet” yazılı dev bir pankart açtı.   15 Nisan günü oynanan Beşiktaş maçında da Beşiktaşlı taraftarlar “o alemlere rahmet,  alemler ona hasret.  Biz seni görmeden sevdik, ya Resulullah (s. a. v)” yazılı çok büyük bir pankart açmışlar.  

ADNAN OKTAR: Allah Allah Allah Allah, helal olsun koç yiğitlere.  Aslan onlar aslan,  maşaAllah.  Allah ağızlarını nur kılsın.  Çok güzel hareket etmişler.  Yakışmış.  Delikanlılıklarına da yakışmış, aslanlıklarına da yakışmış, nur gibi Müslüman evladı olduklarını göstermişler, aferin, maşaAllah,  elhamdülillah.   

DİDEM ÜRER: Milliyet gazetesi yazarı Gani Müjde Fazıl Say’la ilgili şöyle bir yorum yaptı; “İngiltere’de geçen yıl ateistler, otobüslere Allah’ın varlığını inkar eden ilanlar verdiler.  Hıristiyan cemaatleri karşı taarruza geçti ve ‘bilimde Tanrı’nın varlığını kabul etti’ yazılı ilanlar hazırladılar.  Hatta Adnan Hocamız bile bu kampanyaya destek vermiş.  Kendi resminin de bulunduğu otobüsler Londra sokaklarında dolaşmıştı.  Kimsenin aklına mahkemeden karar aldırıp, insanları içeri tıkmak gelmedi.  Madem ki, bizimki ileri demokrasi, o yüzden inançlarla ilgili konuları hukuk ve mahkemeler değil,  vicdanlı akil insanlar halletmeli” diyor.  

ADNAN OKTAR: Gani kardeşimiz burada hata yapıyor.  Niye hata yapıyor? Ateistler belediye otobüslerine desinler ki istiyorlarsa “biz Allah’a inanmıyoruz.”  Bin otobüsle İstanbul’da gezebilir, saygı duyarım.  İnanmıyor olabilir.  Adam inancını söyleyebilir.  Kimsenin gıkı çıkmaz, bir sorun çıkmaz.  Ama küfrederse Allah’a,  dine,  mukaddesata,  şahsımıza hakaret ettirmeyiz.  Bizi böyle bir hakarete kimse alıştıramaz,  söyleyeyim.  

DİDEM ÜRER: Ahmet Hakan,  Fazıl Say için “edep yahu deyip geçmeniz gerekirdi’‘ demişti.  Emekli Savcı olan ve genellikle sizin fikirlerinizi teyit eden yazılar yazan,  Bugün Gazetesi yazarı Gültekin Avcı,  Ahmet Hakan’a şu cevabı verdi; ‘‘Ortada mağdur şikayeti olmasa bile, savcının konuyu öğrendiğinde doğrudan harekete geçmesini gerektiren,  hakaretten daha nitelikli bir suç varsa, neden edep yahu ile yetinilsin? Sen şahsına yönelik bazı hakaretamiz ithamlar karşısında,  neden münasebetsizlik deyip geçmedin de soluğu savcılıkta aldın? Senin hakarete uğraman,  bu milletin tahkir edilen ve aşağılanan manevi cevherlerinden daha mı kıymetli?’‘ dedi.  

 ADNAN OKTAR:  Güzel,  Gültekin Avcı, aferin, o delikanlıdır, böyle çok samimi üslubu var.  Mesela zannediyorlar ki, biz fikre karşıyız,  düşünceye,  felsefeye karşıyız.  Kardeşim edebinle,  adabınla,  nezaketinle istediğin fikri savun.  Sana kimsenin bir şey dediği yok.  Haşa, de ki mesela “ben Allah’a inanmıyorum’‘ diyebilirsin,  istediğin gibi de. “Peygambere inanmıyorum’‘ diyebilirsin,  istediğini de.  Hakaret etmeyeceksin. Hiçbir Avrupa ülkesinde buna müsaade edilmez.  Hakaret yok,  fikir olarak istediğini söyle kardeşim.  Karl Marks’ın eserleri satılıyor, adam Allah’a inanmadığını uzun uzun anlatıyor. Diğer Marksist liderlerin eserleri satılıyor, uzun uzun Allah‘a niye inanmadığını anlatıyor.  ‘‘Aileye inanmıyorum’‘ diyor,  ‘‘ahlaka inanmıyorum’‘ diyor.  Fikir bu inanç,  felsefe istediğin gibi konuşabilirsin.  

AYLİN KOCAMAN:  Her yerde Marksist siteler var.

ADNAN OKTAR:  Tabii,  her yerde var Marksist siteler.  Küfür etmeyle,  hakaret etmeyle, felsefe ve fikrin farkını adam bilemiyorsa,  ona kanun,  hukuk onu öğretir.  Mesela İngiltere’de BBC, hakarete asla izin vermiyor.  Avrupa’da,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, bu konuda bayağı titiz.  Alınmış çok fazla karar var,  çok fazla içtihat var.  Bütün Avrupa’da uygulanan bir şey.  

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay,  Bediüzzaman için çok güzel bir açıklama yaptı, şöyle söyledi; ‘‘Biz, büyük değerleri ne yazık ki hep kaybettikten sonra anlarız.  İslam için,  ülke için hiçbir şey beklemeden çabalayan ve bunu çağının çok ilerisinde görüş ve vizyonla yapan Bediüzzaman Said Nursi’yi rahmetle anıyorum.  Önyargıyla yaklaşanların hakkındaki kitapları ve tabii ki Risale-i Nur okumalarını tavsiye ediyorum.  Ondan sonra daha objektif yorum yapacaklarını düşünüyorum’‘ dedi.  

ADNAN OKTAR: Kardeşimi bir kere tebrik ediyorum. Şahane,  çok iyi. CHP de böyle, üçte bir milletvekili sayısı olsa,  direkt iktidar olur CHP.  Sayın Kılıçdaroğlu’na tabi olsalar, yine direkt iktidar olur.  Karmaşa çok.  Yani karşılıklı çekimler var.  Bu olmaz.  Mesela bir konuştu Sayın Kılıçdaroğlu, nur gibi,  şahane,  Peygamberimizin (s.a.v)’in Doğum Haftasında nefis bir konuşma, tam Müslüman evladı,  nur gibi yani bayağı güzel.  

DİDEM ÜRER:  Genel olarak üslubu çok güzel,  bu beyin Hocam.  Ve Twitter’da sürekli mütevazi üslubuyla,  dindar üslubuyla dikkat çekiyor.

ADNAN OKTAR:  Aslan o aslan,  maşaAllah,  Allah yolunu açık etsin.  İşte CHP mesela böyle insanlara daha çok önem versin,  daha kilit noktalara getirsin.  CHP şahlanır. Kardeşim modern dindar ne güzel işte,  kaliteli dindar ne güzel.  Aranan bu. CHP tam anlamıyla sahip çıksın.  Muhteşem olur,  çok çok güzel olur.  

Akşam sohbetlerine katılım çok yüksek oluyor.  Yani sırf mesela internet girişi iki yüz binin üstünde,  ki biz zaten uydu yayını,  asıl bütün Anadolu asıl uydudan seyrediliyor.  Özellikle Güneydoğu illerinde çok fazla seyrediliyoruz,  maşaAllah.  Hatta akşamları bazen, en çok seyredilen kanal konumuna giriyoruz, saat on ikiden sonra özellikle.  Yani genel araştırmada bakın,  en çok seyredilen kanalız,  maşaAllah.  Adam ne yapsın başka, boş oraya gidiyor boş,  oraya gidiyor boş.  

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER:  Biraz kardeşlerimizin faaliyetlerinden okumak istiyorum Hocam uygun görürseniz. Ankara Etimesgut’ta bu hafta sonu fosil sergisi düzenlemişler sokakta kardeşlerimiz.  Ayrıca dün evde toplu sohbet yapmışlar, Kuran ve sizin kitaplarınızdan okumuşlar.  Yapacakları faaliyetler hakkında da istişare etmişler.  

ADNAN OKTAR:  MaşaAllah,  Allah nurlarını arttırsın koç yiğitlerin,  Allah onlara uzun ömür versin,  hayır bereket versin, evlerini,  her yerlerini Allah nurlandırsın.  Çok güzel,  maşaAllah.  

DİDEM ÜRER:  Düzce’den de kardeşlerimiz bugün broşür dağıtımı yapmışlar.  “Hocamızın ellerinden öpüyoruz,  sevgilerimizi gönderiyoruz’‘ diyorlar.  

ADNAN OKTAR:  MaşaAllah. Bende onların ellerinden öpüyorum.  Allah onlara iyilik,  sağlık,  afiyet versin,  hayır versin, cennette de kardeş etsin Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER:  Fethiye‘den de yine kardeşlerimiz, akşam yürüyüş yaparken broşür dağıtmışlar, bakkallara,  mağazaların kapılarına,  arabalara bırakmışlar.  Bir de sevimli bir köpek ve güzel çiçekler varmış onları sevmişler. “Hocamız için resimlerini çektik’‘ diyorlar, size çok sevgilerini iletiyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR:  Bak bu çok güzel,  kendi de çiçek gibi güzel.  O benim aslanım, maşaAllah.  Allah onu cennet çiçekleriyle ödüllendirsin,  cennet çiçeklerini sevmeyi nasip etsin.  Çiçeklerde aynı hayvan gibidir,  aynı çocuk gibi, onlar da sevilir, onlar da sevgiden çok anlar,  hepsi şuurludur.  Her yerde Allah‘ın tecellisi vardır.  MaşaAllah,  elhamdülillah çok güzel.  

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER:  Hocam,  İzmit’teki kardeşlerimizde hafta sonu bir araya gelip sohbet yapmışlar.  Size en derin hürmetlerini ve sevgilerini iletiyorlar,  duanızı istirham ediyorlar. Şu resimleri kardeşlerimizin.  

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu ne ihtişam,  bu ne güzellik,  bu ne nur.  Evin içi,  bir o kadar daha var evin içinde benim gördüğüm. Cenab-ı Allah, meleklerle sohbet ettiriyor onları,  maşaAllah.  Melekler gıpta eder,  çok hoşlanır böyle imani Kuran-i sohbetlerden.  En sevdikleri şeylerden birisi odur, maşaAllah,  elhamdülillah.  Allah diyor ‘‘hepsi secde halindedir’‘ diyor,  sıra sıra,  saf saf.  Bir kısmı kıyam halinde ama sonsuza kadar hep öyle duruyor,  maşaAllah.  Kıyamda hiç yorulmuyor kıyamda,  devamlı kıyamda.  Bir kısmı sürekli secde eder.  Yani milyonlarca sene öyle duruyor.  Ama acayip zevk alıyor, yani Allah onu o şekilde yaratmış.  Yani mesela cennet bahçesi gibi zevk veriyor ona.  Kimisi mesela rükuda böyle rükuda ömür boyu duruyor,  yani sonsuza kadar duruyor,  melekler.  Melekler yeryüzünde cihad-cehd, Allah adına gayrette hep bağlantıdalar. Meleğin en ziyade dikkat ettiği konu odur.  Melek boş işle uğraşmaz,  boş adamlarla da uğraşmaz,  ilgilenmez yani.  Tebliğ yapılan,  sohbet yapılan yerler,  Allah adına yoğun gayret yapılan,  oralara yoğunlaşır melekler.  Ama bunu tabii ahirette göreceksiniz.  Dünyada görürseniz, aklın ihtiyarı kalkar, zaten herkes inanır öyle bir ortamda,  inşaAllah.  Mesela Hz. Mehdi (a. s)’la çok bağlantılılar.  Mesela en büyük melekler,  Cebrail (a.s),  Mikail (a. s) sürekli yanında hiç bırakmıyorlar Hz. Mehdi (a.s)’ı.  Hz. Mehdi (a.s)’ın hiç haberi bile olmaz.  Hiç mesela sağında,  solunda hiç bırakmıyorlar Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s).  Ömrü boyunca bırakmazlar Hz. Mehdi (a.s)’ı.  Canı alınırken bir tek ortaya çıkıyorlar.  Cebrail (a.s),  Mikail (a.s) öbür melekler bağrına basar alırlar.  Coşkuyla götürecekler,  muhabbetle.  Ama bir kere görünmüş olsalar,  zaten ya o şahsın ölmesi gerekiyor ondan sonra, ya imtihanı bitmiş oluyor.  Yani diyor,  “bir kere göreyim. ” Tamam, görürsün ama ölürsün ondan sonra.  Yani o imtihanın kalkar.  Ahirette ama hepsini görürsün.  Mesela sohbette nasıl yanımızda durmuş, hayret edeceksiniz,  şaşıracaksınız. Mesela nerelerde durmuşlar, nasıl seyretmişler, nasıl hoşnut olmuşlar, nasıl mutlu olmuşlar. Allah çok beğeniyor cihadı.  Çünkü kendi adına yapıldığı için, çok sever Allah.  Ama şeytani faaliyetler,  onlarla melekler onlarla muhatap olmaz.  Onlarla şeytanlar ilgilenir. İyice batmaları için. Sadece onların durumunu tespit eden melekler vardır. Yani yaptıkları ahlaksızlığı tespit ederler, yani inkar etmesin. Allah biliyor da, meleği vesile eder Allah. Çünkü diyor melek anlatıyor “bak şunu şunu yapmıştın” diyor,  “hayret” diyor yani acayip şaşırıyor.  “Hiç bir şey eksik kalmamış” diyor.  “Hepsi hepsini tamamını biliyor” diyor, hayret ediyor. Zaten onu eline kaset gibi bir şey veriliyor küçük, “bütün bilgi bunun içinde” deniliyor. Orada onun hepsini görüyor. Belki kristal gibi bir taş, belki bir şey, yani bütün bilginin kodlandığı bir şey. Hayretler içinde kalıyor. Ta ilkokuldan itibaren en ince,  ta ölünceye kadar, nefes alıp vermesine kadar hepsi kodlu içinde. Beyinde de kodludur,  taşta da kodludur veyahut ona benzer bir cisimde.

Didem Hocam dinliyorum, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Azerbaycan’dan bir kardeşimiz yazdı; “canım Hocam siz kedilere yemek vermemizi söylemiştiniz. Onlara sosis, salam ziyafeti verdim. Resimlerini çektim. Acayip sevimliler, maşaAllah ” diyor.

ADNAN OKTAR:  Kaplan gibi saldırmış. Ama bu aslana benziyor bu değişik bir şey bu. Dile bak sen dile, sekerliğe bak. MaşaAllah, bunlar mütevazidir,  ne olacak şöyle ufacık bir şey olsa bile, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: İşlem tamamlandıktan sonraki huzurları çok sevimli oluyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR:  Yani bir kere sosiste gözlerine inanamıyorlar. Önce şaşkınlıkla ona bakıyorlar, yani nasıl bir adamdır bu, yani kimdir, olay neyin nesidir? Mesela kaşar peynirinde falanda bir de geri cayar da alır diye de çok tedirgin oluyorlar, kaptığı gibi kaçırıyor. Hani ne olur ne olmaz. “Belki hani geri alabilir miyim falan?” der gibi. Acayip tatlılar, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Elazığ’da, Elazığ Belediyesi’yle birlikte ‘PKK ve terör sorunun çözümü’  konferansımız vardı. Konferansımızda Ak Parti Milletvekili Sayın Atilla Maraş ve Refah Partisi Milletvekili Sayın Mehmet Sılay konuşma yaptılar. Ayrıca Serdar Dayanık, sizin kardeşlerimize olan mesajınızı ve terör sorunuyla ilgili açıklamalarınızı anlatan bir konuşma yaptı. Mehteran ve fosil sergimiz vardı. Ayrıca sizin ‘Komünist Kürdistan Tehlikesi’ konulu kitabınız dağıtıldı. Konferansımız organize eden kardeşlerimiz; Ayşe, Necati, Gülhan, Tülay, Mübarek, Mustafa, İbrahim, Nurettin.

ADNAN OKTAR: Allah Allah şevke bak, heyecana bak, güzelliğe bak, maşaAllah. Ne güzel olmuş. Elazığ’ın özelliği nedir? Silme delikanlıdır Elazığ, maşaAllah, bütün Türkiye gibi. Atilla Maraş, Mehmet Sılay, çok mübarek insanlar. Allah ömürlerini uzun etsin. Allah onları mübarek etsin, Allah her yerlerini nur kılsın, Allah şevklerini artırsın. Cenab-ı Allah onları hastaneyle meşgul etmesin. Hastane vakit alır. Hastaneye para verdirmesin Allah. O paralarını böyle hizmetlere harcattırsın Cenab-ı Allah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Türkiye’de ilk kez, 10 Alevi sivil toplum örgütü bir araya gelerek Hz. Peygamber (s.a.v) sevgisini konu alan bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantının açılışında yapılan konuşmada “Alevilik, ne Ali’siz, ne de Muhammed Mustafa (s.a.v)’sız olur. Bu kutlu ırmağın akışı Ali (r.a.) ise ab-ı hayat suyu, Muhammed Mustafa (s.a.v), menzili ise Allah’tır. O bütün insanlığa gönderilmiş bir rehberdir. Ehl-i Beyt’i sevmek Muhammed Mustafa (s.a.v)’i sevmektir” denildi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Alevi Allah’a âşıktır, Peygamber (s.a.v)’e âşıktır, Hz. Ali (r.a)’a aşıktır. Kalp ehlidir. Onun için onların kalbine Allah güzel sözler ilham ediyor. Mesela Alevi deyişleri nefis, muhteşem. Alevi türküleri muhteşem. İnsan dinlemeye doyamıyor. Sazla Allahualem, Cenab-ı Allah kalplerine o güzel sözleri ilham ediyor, coşkuyla söylüyorlar, ne güzel. Kardeşlerimizi tebrik ediyorum, çok güzel konuşmuşlar. Has Alevi onlar, aslan Alevi, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sürecin bu aşamaya gelmesinde silahın etkili olduğunu ima ederek, dolaylı olarak PKK’nın silah kullanmasının meşru olduğunu söyledi. “PKK’ya ancak siyaset yapma imkanı verirseniz silah bırakmasını talep edebilirsiniz” vurgusu yaptı. Ayrıca “KCK kadrolarının son hız sivil siyaset yapma hazırlığında olduğunu” açıkladı.

ADNAN OKTAR: Tabii, PKK’nın propagandası ne olur, siyaset? Marksist-Leninist propaganda yapacaktır, Darwinist-materyalist propaganda yapacaktır. Gençlerin Güneydoğu’da imanlarını zayıflattılar. PKK da, Darwinist-materyalist eğitim veriyor, dolayısıyla ateist düşünce Güneydoğu’da yayılıyor, Allah esirgesin. Bizim karşı faaliyetlerimiz var ama bir dereceye kadar oluyor. Onun için devletin Darwinist-materyalist eğitimi dengelemesi lazım. Mutlaka Darwinizme karşı bilimsel cevapları da kitaplara koyması gerekiyor. Fosillerin resimlerini, fotoğraflarını kitaplara koyması gerekiyor. PKK kültürel yönden, ilmi yönden gençleri zehirleyerek, muazzam bir kitleyi kontrolü altına alabilir. Siyasetten kastı PKK’nın bu; komünist propaganda. Mesela koskoca Çin’i kısa sürede kontrol altına aldılar. Kore’yi kontrol atlına aldılar. Vietnam’ı kontrol altına aldılar. Laos, Kamboçya, hepsi. Afrika ülkelerinde de, İslam ülkelerinde de komünistler, Baasçılar hep kontrolü aldılar. Mesela Suriye’deki komünist rejim, Darwinist-materyalist. Ve mesela milletin üstüne çöktü, bırakmıyor. “Siz namazınızı kılın ama devlet komünist olacak” diyorlar. Olmaz. Yani millet seçimle sizi iktidara getirsin. Esad’ı da eğer beğeniyorsa, seçimle iktidara getirsin. Güveniyorsan, madem halk desteğine güveniyorsun, gir seçime, partinle gir, kazanırsan helal olsun, gani gani, devam et. Ama kaybedersen, git. Kim kazandıysa, o devam etsin. “Ben müsaade etmem” diyor, “seçim yaptırmam.” Ne olacak? “Böyle olacak” diyor. “Babadan oğla devam edeceğiz” diyor. Olmaz. Bakın, Mehdiyet’le ilgili çıtı çıkmıyor. İttihad-ı İslam ile ilgili çıtı çıkmıyor. Çünkü, İttihad-ı İslam değil, ittihad-ı komünizmi istiyor. Komünistlerin ittihadını istiyor. Baas rejiminin kafası bu. Bir de Aleviliği işin içine karıştırmaya kalkıyor. Alevilik ayrı, komünistlik ayrı. Baas rejimi komünist rejimdir. “Ben Alevi’yim” diyor. Alevilik nurdur. Niye Aleviliği komünistliğin içine karıştırıyorsun. Keşke Alevi olsan. Ne kadar güzel olur. Aleviliğin ‘A’sı yok orada. Saf komünizm var.

DİDEM ÜRER: Hocam 2 dakikalık mehter hazırmış konferanstan.

ADNAN OKTAR: Görelim, inşaAllah.

VTR-Mehter Marşı

ADNAN OKTAR: Elazığ’ın delikanlılarına yakışmış. Hakikaten, Elazığ bilinir yani saf kale delikanlıdır. Anadolu’nun vasfı, maşaAllah, elhamdülillah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Siz, uzun süredir ücretsiz yapılmasını söylediğiniz internet uygulaması, ilk kez İstanbul’un Bağcılar semtinde uygulamaya geçirilmiş Hocam. Bağcılardaki açık alanlar, park ve caddelerde internet erişimi artık ücretsiz sağlanacakmış. Bu çerçevede yapılan ihaleye katılan ihlas.net ile Bağcılar Belediyesi arasında sözleşme imzalanmış. Ve projenin tamamlanmasıyla birlikte vatandaşlar, parklar ve açık alanlarla sistemin kapsama alanına giren alanlarda sağlanan internet hizmetinden ücretsiz yararlanacaklarmış.

ADNAN OKTAR:  Şimdi belediyeyi tebrik ediyorum. Ama bunun bütün Türkiye‘de uygulanması gerekiyor. O zaman bütün Türkiye üniversite olur. İşte yok kota yok kata bilmem bunlar olursa, adamın elinden kitabı almışsın. Adam kütüphaneye giriyor, kapının önünde durmuşsun. Aynı hüküm olur. Bırakın, millet bilgisini artırsın, kültürünü artırsın. Kota mota bunların hepsi kalksın. Belediyenin yaptığı gibi adam öyle oturduğunda, gittiğinde açsın bilgisayarını kablosuz, havadan bilgisayarından internete girsin. İstediği gibi bilgi edinebilsin. Limit şu bu falan da kalksın. O zaman mükemmel olur. Hatta bilgisayar alamayan vatandaşlara devlet yardım yapabilir, ucuz bilgisayar temin edilebilir, bilgisayar kullanmaları için kurs olabilir, televizyonlarda. Yani nasıl mesela kullanacaksınız, nasıl bunu tamir edeceksiniz hatta değil mi? Birçok şey öğretilebilir. Televizyonlarda belirli saatlerde bu konularda uzmanlar ders verirse, internetten ders verebilirler, çok güzel olur. Yani her yönden kolaylaştırmak lazım. Fakire fukaraya ücretsiz bilgisayar, havadan erişim, bunlar hayati, kotanın kalkması. O zaman gerçek modern Türkiye’ye hızla ilerleriz, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir bayan kardeşimiz mesaj gönderdi; “Aslanlar aslanı, yakışıklı, bir tanemiz, canımız Adnan Hocamız. Bugün ablam, kardeşim ve oğlumla beraber Eminönü’nden başlayarak Sultanahmet’e kadar broşür dağıtımı yaptık. Harika güzellikteki bu kardeşimiz de orada baskülüyle harçlığını çıkarmaya çalışıyordu. Onun için dua eder misiniz Hocam, inşaAllah” diyor. “Ve dönüşte de bu kedicik de bizi dönerciye kadar peşimden koşturdu. Bir porsiyon döner ısmarladık kendisine. Mutluluğu anlatılacak gibi değildi. Yüzünün net olarak çıktığı karede döner siparişini bekliyordu. Döneri görünce bizi de unuttu” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama şahane bir şey yapmışlar. Canım benim, acayip tatlı. Allah’ın ona öyle rızkını tayin etmesi kaderinde. Kim bilir nasıl mutlu olmuştur? O genç kız hakkında ne diyor orada?

DİDEM ÜRER: Baskülle herhalde kişiler tartıldıkça para kazanıyormuş o şekilde, “ona dua eder misiniz?” diyor.

ADNAN OKTAR: Canım benim. Ona daha makul bir iş bulunabilir, o hanım kıza. O zor olur onun için. Anormal insanlar falan da olabilir, çocuğu rahatsız edebilirler. Ona bir kolaylık olabilir. Tabii Allah yolunu açsın, ona bir iyilik, güzellik meydana getirsin ama faydalı olacak bir şey bakılabilir. Yani böyle güvenilir bir iş olabilir, böyle daha güvencede olacağı bir şey.

Evet.

DİDEM ÜRER: Başkan Obama; “Boston saldırısının zanlısı olan iki Çeçen kardeşin, Amerika’da yetişen ve eğitim gören gençler olduğunu ve Amerikan kültürüyle yetişmiş olmalarına rağmen neden böyle bir şiddete başvurduklarının anlaşılamadığını” ifade eden bir konuşma yaptı. Aynı zamanda bu iki kardeşin 2011 yılından beri FBI tarafından izlendiği, sorgulandığı ortaya çıktı. Zanlıların annesi, “FBI’ın özellikle büyük oğlunu uzun süredir izlediğini ve attığı her adımdan haberdar olduğunu” belirtti. “FBI yetkilileri eve gelerek, küçük oğlumla sık sık iletişime geçtiler” dedi.

ADNAN OKTAR: Peki, bu kadar bağlantı varsa, bu kadar titizseler, bu adamların bunu yapacağı belli olduğuna göre, buna niye müsaade ettiler acaba? Bu çok garip bir şey. Çünkü Amerikan polisi bayağı titiz. Böyle şeylerde çok kapsamlı tedbir alıyor. Adamlar elini kolunu sallayarak, böyle bir rezalet çıkartıyorlar. Garip, incelemek lazım, şaşırtıcı yani.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, bu ay içerisinde Gazze’yi ziyaret edecekti. Ancak Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry; “Tabii, Başbakan istediği zaman istediği yere gitmekte serbesttir. Ama bunun zamanlamasının barış süreci bakımından kritik olduğunu düşünüyoruz. Koşulların oluşmasının beklenmesini isteriz. Bu yüzden bu seyahatin ertelenmesini teklif ettik” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam pek öyle şeyleri dinlemez. Ayrıca ne mahsuru var? Ne demek o? Ziyaret güzel bir şey, ziyaretin riski neymiş yani?

DİDEM ÜRER: Herhalde, provokatif eylemler falan mı düşündüler bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Yok, ne eylemi olacak? Bayağı titiz olur. Başbakanımız öyle münasebetsizlikten hiç hoşlanmaz. Orada şamata öyle bir şeyi kabul etmez. Zaten onlar da haddini bilir, öyle densizlik kimse yapmaz. Olsa olsa, kalabalık toplanır, teşci edebilir, alkışlarlar, ona benzer şeyler olabilir. Nasıl bir risk iddia ediyor, onu bir araştırmak lazım. Bir yere misafir gitmek çok güzel bir şey, bayağı güzel. Ama tabii, bilmiyorum nasıl olur? Başbakanımız daha güzel düşünür de, mesela İsrail’de de gidip, oradaki çocukları sevse, küçük çocukları, mesela o yaşlı hahamlarla, dindarlarla bir sohbet konuşması yapsa, ondan sonra Filistin’e geçtikten sonra veyahut öncesinde, yer gök havaya kalkar. Çok şahane bir şey olur, bayağı güzel olur. Dengeli de olur, bayağı hoş bir tavır olur.

DİDEM ÜRER: Allahualem bu tarz bir sebepten dolayı, dediğiniz gibi söylemişler. “İsrail’e karşı Gazze’yi seçiyor” gibi bir izlenim oluşacağı için mi acaba?

ADNAN OKTAR: Yok, ne alakası var? Bir insan ister amcasına gider, ister sinemaya gider. Özgür yani, istediği yere gidebilir. Mesela İran’a gidiyor. İran’a gitmeden önce İsrail’e gitmesi gerekmez ki. Yani her ziyaretinde bir İsrail’e uğrayacak diye bir şey yok. Aynı, herhangi bir ülke Filistin’de. Ama güzel olur bence, böyle bir şey olsa, bir jest olarak rahatlatıcı olur. Gönüllerini almak açısından iyi olur diye düşünüyorum.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Açılım süreciyle birlikte, PKK sınır dışına çıkmaya başladı. Abdullah Öcalan’ın Kandil’e gönderdiği “sınır dışına çıkın” mektubunun ardından, Karadeniz Bölgesi’nde Tokat, Sivas, Gümüşhane, Samsun, Ordu ve Giresun üzerinde faaliyet gösteren yaklaşık otuz kişilik grubun çekilmeye başladığı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: İyi, tamam, çekilsinler. Ama onlara kitap da verelim de, giderlerken okusunlar. Yaratılış Atlası’nı verelim. Bir şekilde, nasıl onlara ulaşılacaksa ulaşalım da gittikleri yerde okusunlar, araştırsınlar, bilgilerini attırsınlar. Çünkü Darwinist-materyalist düşünceden kurtulmaları çok önemli onların, komünist düşünceden kurtulmaları çok önemli. Gidecek, yine orada da kafası hasta. Hastalıktan kurtulması önemli. Hastalığının tedavi olması için ilaç, kitap yahut bizim işte sitelere girecekler, onlara bakacaklar. Ama kitap olarak olursa, daha iyi olur.

DİDEM ÜRER:  abilir.

 düşünmeye davet etmiş.  Say'arak algılarmesin larınHocam, kardeşlerimizin bir faaliyeti vardı, inşaAllah. Bugün Diyarbakır’da Kutlu Doğum münasebetiyle yapılan mitingde, kitaplarınızdan dağıtan kardeşlerimiz, kitaplara ilginin çok yoğun olduğunu iletmemizi istediler. “Ayrıca bizler de miting alanı dışında broşür dağıtımı yaptık. Canımız, nur Seyyidimize sevgilerimizi iletiyoruz. Nur ellerinden öperiz, inşaAllah” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, oraları nurlandırmışlar. Ben onların nur ellerinden öpüyorum. Allah sevgilerini, muhabbetlerini, imanlarını arttırsın, onlara hayır, güzellik, bereket bolluk versin. Çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, 2009 yılından bu yana İmralı’da beraber kaldığı dördü PKK’lı, biri TİKKO üyesi beş mahkumun adadan gönderilmesini isteyen Öcalan’ın, mahkumlarla arasının bozuk olduğu ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan’ın milletvekilleriyle gruplar halinde yaptığı toplantıda bu bilgiyi paylaştığı ve “Öcalan’ın yanına adam da verdik, kendi istediği isimler olmasına rağmen yanındakilerden rahatsız, gitmelerini istiyor” dediği ifade edilirken, Erdoğan’ın örgüt propagandasını da böylelikle kırdıklarına vurgu yaptığı belirtildi.

ADNAN OKTAR: Komünistler tabii çok tartışmacıdır. Orada ona ağızlarını bozuyorlardır, densizlik yapıyorlardır. O da daralmıştır onlardan. Bakın, o bile komünistlerle yaşayamıyor. Daral geliyor, sıkılıyor. Allah’ın bir mucizesi bu. Orada mümin insanlar olsa, huzur içinde yaşar. Ama komünist olunca, insanın içi daralıyor, sıkılıyor. Çünkü Allah’a inanmıyor, Peygamber (s.a.v)’e inanmıyor. Konuşmaları hep materyalist, hep kaos ruhuyla konuşuyor ve korkunç bir ruh hali meydana gelmiş oluyor. Normal bir bünyenin kaldıracağı gibi değil. Izdırap duyduğu için, gitmelerini istiyor. Birçok komünist için bu böyle.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Star Gazetesi Yazarı Yusuf Ziya Cömert; ‘Allah’ın Fazıl Say’a Verdiği Nimetler’ başlığı altında güzel bir yazı yazmış: “Fazıl Say’ın parmaklarını beyniyle bağlantılı o kadar seri ve düşünmeden hareket ettirebilmesi, vücudunda o sırada elli tane bilgisayarın bile yapamayacağı olağanüstü işlemler gerçekleşmesi, Allah’ın ona bir sonraki notayı hatırlatacak bir hafıza vermesi, çıkan sesin havaya karışması ve insanların bunu duyarak, müzik olarak algılamasının Allah’ın büyük bir mucizesi olduğunu” Fazıl Say’a hatırlatmış. Ve “Allah bunları ondan aldığı anda çalamayacak hale geleceğini” söylemiş. Fazıl Say’ı daha derin düşünmeye davet etmiş.

ADNAN OKTAR: Yani, “bir oto kritik yapsın” diyor, inşaAllah.

Didem Hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Elazığ konferansı sonrası Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri’nin ilk talebesi Hulusi Ağabey’in mezarını ziyaret etmişler ve başında resim çektirmişler.

Bugün Diyarbakır’da Peygamber Sevdalıları Platformu’nun düzenlendiği Kutlu Doğum Mitingi’ne yaklaşık yüz elli bin kişi katılmış, maşaAllah. Doğru Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Göktaş, topluluğa yaptığı konuşmada PKK’ya hitaben; “lütfen bu minik yavrularımızın beynine yerleştirdiğiniz küfür sözlerini, saygı duruşlarını, puta tapışları alın götürün artık, istenmiyorsunuz. Peygamber (s.a.v)’le savaşanlar kaybetmişlerdir. Lütfen bunun gereğini yerine getirsinler. Peygamber (s.a.v) kazanmıştır. Peygamber (s.a.v) sevdalıları kazanmıştır. Bediüzzaman kazanmıştır. Bu sevda öyle bir akıyor ve gidiyor ki, bunun önünde hiç kimse duramayacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel konuşma yapmış. Ama ilimle irfanla. Hani “gidin”, “susun”la olmaz da, anlatmayla olur, delille, delail-i katıa. “Fen ve felsefeden” diyor, “tevellüt eden bir cereyan-ı Nemrudane, ahir zamanda, felsefe-i maddiye vasıtasıyla kuvvet bulup gelişir” diyor Bediüzaman. “İkna ve telkin kabiliyeti tevessü ettikçe bu taun da gittikçe gelişir” diyor. “İşte buna karşı, her şeyden evvel” diyor Bediüzzaman, “fen ve felsefeyi tam susturacak bir tarzda Hz. Mehdi (a.s)’ın birinci vazifesi imanı kurtarmaktır” diyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bediüzzaman Hazretleri’nin ilk talebesi Hulusi Ağabey’in mezarının resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Hulusi Ağabey’in mezarını ziyarete gitmişler. Hay maşaAllah. Çok güzel olmuş. Allah rahmet etsin canım Ağabeyimize, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, MHP Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Teyar Karakoç, partili arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır’da bir basın toplantısı düzenledi ve şunları söyledi; “PKK otuz beş yıldır bölge insanına kurşun sıkmaktadır. Kırk bin insanımızın ölümüne neden olan bu terör örgütü, Kürtlerin temsilcisi değil. Türkiye’de PKK Terör Örgütü sorunu vardır, Kürt sorunu diye bir sorun yoktur. Bu sanal bir sorundur. Bu Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türk Milleti’ne dayatılan bölünme projesidir” dedi, çözüm müzakerelerini eleştirdi.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru. Amerikan derin devletinin yüz yıl önce akılsızca bir teorisi var, bir inancı vardı; Güneydoğu’yu ayırma kafası. Ama şu an gerçekleri daha akılcı analiz edip, bu münasebetsiz hedeften vazgeçmeleri gerekiyor. Millet olarak zaten asla müsaade etmeyiz böyle bir densizliğe. Ama Amerika’nın da artık aydınlarının bu gerçeği görüp, yüzyıl önceki bu hatayı ortadan kaldırmaları gerekiyor. Diyarbakır, Milliyetçi Hareket Partisi’nin koç yiğitlerinin bir güzel tezahürü, güzel bir anlatımı. Diyarbakır gibi bir yerde, güzel, vatanın birliği, bütünlüğü için bir gayret, bir şevk, bir heyecan.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz; “eğer Hocamız uygun görürse, olaylara hüsn-ü zanla yaklaşmak konusunda biraz açıklama, nasihat ve örnekleme yapabilir mi?” diye rica etmiş.

ADNAN OKTAR: Her şeyi Allah yarattığına göre. Şu an beni Allah konuşturdu. Konuşamadığımda da, Allah konuşturmaz. Kader üstüne yaşıyoruz. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Musa” diyor Cenab-ı Allah, “sen bir kader üzerine buraya geldin” diyor. Yani aksi olmaz. Mesela kardeşimiz o yazıyı yazmış, o da onun kaderinde. Tabii ki, hüsn-ü zan edeceğiz.  Her şeyde bir hayır var. Niye başka türlü düşünelim?

DİDEM ÜRER: Haber Cem internet sitesinden Kazım Balaban, Alevi ve Sünni inancında Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatan bir yazı yazmış; “Alevilerin ve Sünnilerin Hz. Mehdi (a.s) inancında bir takım farklılıklar olmakla birlikte, iki mezhepte de Hz. Mehdi (a.s)’ın kıyamet öncesi dönemde gelecek olan bir kurtarıcı olarak görüldüğünü, Hz. İsa (a.s)’ın da Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte aynı dönemde nüzul edeceğine dair bir inanç olduğunu” belirtmiş, ilgili hadislerden örnekler vermiş.

ADNAN OKTAR: Tamam, başka konuya devam edebiliriz.

DİDEM ÜRER: BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, koruculuk sisteminin kaldırılmasıyla ilgili kanun teklifi verdi. İdris Baluken; “çözüm süreciyle birlikte koruculuk sisteminin de artık kaldırılması gerektiğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Niye öyle olması gerekiyormuş? Riski ne? Yani ne mantıkla reddediyor?

DİDEM ÜRER: Herhalde, PKK’ya karşı kurulduğunu, sonrasında gerek kalmadığını düşünüyor.

ADNAN OKTAR: Olur mu? Ona gerek kalmaması zamanla anlaşılır. O, mantıklı bir söz değil.

DİDEM ÜRER: Hadislerden okuyayım mı Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “Cabir bin Abdullah’ın yanında oturuyorduk. Resulullah (s.a.v) buyurdu; ‘ümmetimin sonunda bir halife olacak. O, malı saymadan, serpercesine dağıtacaktır’” diyor Hz. Mehdi (a.s) için.

“Resulullah buyurdu; ‘Allah bu dini, Hz. Ali (r.a)’la başlattı. Hz. Ali (r.a) katledilince bozulacak ve onu Hz. Mehdi (a.s)’dan gayri hiç kimse doğrultamayacaktır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşimiz ne güzel hadisler irad buyurmuş, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Bir ümmet ki, ben onun başında, Hz. İsa (a.s) onun sonunda ve Hz. Mehdi (a.s) da onun ortasındadır, nasıl helak olabilir?”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cenab-ı Allah, öyle bir sağlama almış ki, en sona Hz. Mesih İsa (a.s)’ı koyuyor, ortasına Hz. Mehdi (a.s)’ı, başına Peygamberimiz (s.a.v)’i. “Nasıl helak olsun?” diyor, “nasıl yok olsun?” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Tabii, Peygamberimiz (s.a.v)’e onu söyleten, Allah.

DİDEM ÜRER: Böyle çok sayıda hadis var yazının içinde.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok iyi yapmış.

DİDEM ÜRER: Haber Türk Gazetesi; “Dünya Sallanıyor” başlığıyla bir haber yayınladı. “Amerika Jeolojik Araştırma Merkezi, “İran’dan sonra Endonezya’da, Japonya’da, Filipinler’de ve Papua Yeni Gine’de birçok deprem meydana geldiğini” açıkladı.

ADNAN OKTAR: Tamam da dünya sallanıyor; nedir, amaç nedir? Cenab-ı Allah’ın orada vermek istediği mesaj nedir? Allah orada bir şey demek istiyor. O resmi göreyim. Depremden sonra mı olmuş o?

DİDEM ÜRER: Evet, Hocam.

ADNAN OKTAR: Baksana, yol ayrılmış. Çok acayip bir şey, Allah’ın gücü yani.

DİDEM ÜRER: Hocam, İran’daki deprem için bazı çevreler Amerika tarafından suni olarak meydana getirilmiş olabileceği iddialarını gündeme getirmişti. Konuyla ilgili katıldığı bir televizyon yayınında değerlendirmede bulunan deprem uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy; “yapay bir depreme kesinlikle inanmadığını” belirterek, “Kuran-ı Kerim’de” şeytandan Allah’a sığınırım “‘O, isterse dağları da yürütür’ ayeti var. Bu söyleme göre, dağları yürüten Allah’tır. Bu depremi dışarıdan yapay olarak gerçekleştirebilmek mümkün değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: Her şeyi Amerika’dan biliyorlar. “Beynimize hükmediyor, şunu bunu yapıyor.” Biraz daha akıcı yaklaşmaları lazım.

DİDEM ÜRER: “İmamınız ve rehberiniz Hz. Mehdi (a.s) olmadan, birbirinizden nefret ettiğiniz zamanda durumunuz ne olacak? O zaman, çok ağır biçimde inceleneceksiniz, ayırt edileceksiniz ve eleneceksiniz. Açlıklar olacak. Bir kişi sabah yönetici olacak ve akşamına öldürülecek.” Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan önceki durumu Peygamberimiz (s.a.v) açıklamış.

ADNAN OKTAR: Daha önce mesela tarikatlarda, cemaatlerde Hz. Mehdi (a.s) muazzam anlatılırdı, gece gündüz, büyük bir heyecanla, şimdi muazzam bir gayretle Mehdiyet örtülmeye çalışılıyor. Bu da, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinin açık alameti. Niçin bu kadar panik olunsun? Neden bu kadar titizlikle Hz. Mehdi (a.s) örtülmeye çalışılsın, Mehdiyet örtülmeye çalışılsın? Hayret vericidir bu.

Masaüstü Görünümü