Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (23 Nisan 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Güzel, yakışıklı, aslan aşkımla yayınımıza başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün bildiğiniz gibi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bu sene ilk defa Güneydoğu’da da büyük coşkuyla kutlandı. Şırnak’ın Cizre ilçesinde esnaf uzun yıllardan sonra ilk kez sabah işe gelir gelmez, dükkanlarına Türk bayrağı asabilmiş. Daha önce de güvenlik güçlerinin kendilerine zorla Türk bayrağı astırdığını, ancak bu sefer gönülden kendilerinin severek bayrağı astıklarını ifade etmişler.

ADNAN OKTAR: Zorla astırılır mı, ne ayıp! Severek, aşkla. Milletimizin bayrağı, biz dışarı gittiğimizde bizi temsil eden bir sembol, gurur duyacağımız, hoşumuza gidecek bir sembol. İstiklal Marşı zorla söyletilir mi? Bayrak zorla astırılır mı? Zorla “Türk’üm” dedirtilir mi? Ne kadar acayip bir kafa. İftiharla, severek olur. Neyse artık kardeşlerimizden Allah belayı aldı üstlerinden, Kürt kardeşlerimizin. Ak Parti döneminde rahatlar. Başbakanımızı da tebrik ediyorum, çok güzel, akılcı siyasi manevralarla, hayret edecek güzellikte bir manevrayla götürüyor. Hakikaten çalkantılı bir denizde, Nuh’un gemisini götürür gibi götürüyor, maşaAllah. Çok zor. Belli insanın yapacağı gibi değil, çok zor. Kafa tutan tutana, tehdit eden edene, meydan okuyan okuyana, hiçbirini umursamıyor. Mesela Başbakanımıza kafa tutanlar var görüyorsunuz. Biz Başbakan’a milletçe tam destek olacağız ki, Başbakan’ın eli kuvvetlensin, “Sen ne diyorsun hemşerim” diyebilsin. Yalnız bırakırsan; diyor ya ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: “Sen ve Rabbin gidin, savaşın” diyor, o devrin müşrikleri, “sen ve Rabbin gidin, savaşın. Biz gitmiyoruz” diyorlar. “Sen ne yapıyorsan yap” diyorlar. Olmaz, Başbakan’ı yalnız bırakmak, tabii ki aynı hükümde değil ama vicdana uymaz. Destek olacağız. Vatanın tertemiz evladı. Baya zor, yorucu. Ben düşünüyorum, hayret ediyorum; sabah Macaristan’da, akşam Polonya’da, ertesi gün Türkiye’de, öbür gün açılışta, çok zor bir hayat. Akıl verenler, kafa tutanlar, baya dengeler var. Biz destek olalım. Ayrı, bölünmeye karşı çelik gibi olduğumuzu sürekli haykıralım, aslan gibi kükreyelim. O, Başbakan’ın elini güçlendirir. Ama hep demokrasi içersinde, şefkat ve merhametle. Gerekirse, kükremeyle kalmayız. Aslanlığımızı gösteririz. O ayrı mesele ama Allah vermesin. Kükremek ayrıdır, bir de aslan yavrularına yabancı birisi bir şey yaptığında, hayvan cinnet getiriyor adeta, değil mi? Allah, o hale getirmesin, Allah esirgesin. Ama milletimizin böyle bir gücü kudreti var, aslanlık kudreti var. Çanakkale de gösterdik, her yerde gösterdik. Damarımıza basılırsa Allah esirgesin, milletimizin o aslanlık yönü ortaya çıkar. Barışçıl milletiz biz, mazlum milletiz. Hep sevgiden yana, şefkatten yanayız. Ama gırtlağımıza sarılır da, çoluğumuzu çocuğumuzu öldürmeye kalkarlarsa, kendimizi savunuruz. “Zorla vatanı böleceğiz” derlerse, kendimizi savunuruz. Ama Allah vermesin, öyle bir savunuruz ki, dünyada görülmemiş bir savunma olur. Biz öyle şamatadan falan korkan, bağırtıdan, çağırtıdan korkan bir millet değiliz.

“Yaşa Varol Harbiye, yıkılmaz satvetinle. Göklerden gelen bir ses sana ne diyor dinle” diyor. Milletimizin ruh halini anlatan bir marş. Biz de çocuk sayılırız canım. Bizim de bayramımız inşaAllah. Daha dünkü çocuklarız, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakanımızın sağlığını korumasından bahsediyorsunuz. Bu aralar sesi de grip ve baya kısık. 23 Nisan Anıtkabir’deki törene katılmadığı, rüzgara çıkması yasaklamış doktorları.

ADNAN OKTAR: Tabii havalar çok serin. Anıt kabir çok rüzgarlı. Açık, yüksek rüzgarlı olduğu için, olmaz. Ama her zaman gidersin, dua da eder. Hakikaten çok değerli bir Müslüman evladı, bir Türk evladı çok akıllı, çok dürüst. İnsanlar sonradan onun kıymetini anladılar. Ne Kuran aşığıymış, ne İslam aşığıymış. Bak İttihad-ı İslam için şu aşka bak, muhabbete bak, hayrettir. O konuşmalarını kimse bilmiyordu. Sonra öğrettik biz onları, bilinmiyordu onlar. Suriye’de yaptığı konuşmalar, İslam aleminin birleşmesiyle ilgili yaptığı konuşmalar bilinmiyordu. Yeni ortaya çıktı daha. Biz anlattık, kimse bilmiyordu. Tabii, ısrarla anlatınca ortaya çıktı. Namaz kıldığını, hutbe verdiğini kimse bilmiyordu. On binlerce Kuran dağıttığını kimse bilmiyordu Atatürk’ün. “İttihad-ı İslam olsun, Türkler birleşsin, Müslümanlar birleşsin” dediğini de kimse bilmiyordu. Elmalı tefsirini yaptırdığını da bilmiyorlardı. Buhari-i Şerif’i tercüme ettirdiğini bilmiyorlardı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurduğunu bilmiyorlardı. İlahiyat fakültelerini kurdurduğunu bilmiyorlardı. İmam hatipleri kurdurduğunu bilmiyorlardı, birçok insan. Akıl almaz iftiralar atıyorlardı. “Yok annesi.” Nur gibi insan annesi. Allah’tan korkun. Ne kadar büyük vicdansızlık. Beş vakit namazında Müslüman bir kadına akıl alamaz iftiralar attılar. Ne büyük zulümdür. Ahirette nasıl bunun hesabını verecekler ben anlamıyorum. Allah diyor ya ayette: “Her şeyden habersiz mümin kadınlara iftira atmayın” diyor Allah. Çok ağırdır hükmü. Nur gibi kadına akıl almaz iftiralar attılar, sırf Atatürk’e karşı olacağız diye. Kardeşim, sizi kim takar? Kendi kendilerine uçuyorlar. İnsandır hatası olabilir. Mesela alkol alıyordu Atatürk, doğru. Ama mümin Müslüman’dı. Benim de Alevi eniştelerim vardı, her akşam içerlerdi. Beş vakit namazındaydılar hepsi. Ama kimseye zararları olmazdı. Rakı içtiler mi ehli keyif olurlardı böyle neşeli falan. Normalde, Ahmet eniştem vardı hiç konuşmazdı, baya soğuk ciddiydi. İçti mi acayip açılırdı. Kimseye de zararı yoktu. Günahı kendine tabii Allah affetsin. Ama mümin muttaki insandı. İnşaAllah, cennete gitmiştir. Nihayet en fazla günahkar olur. Müslümanlıktan çıkmaz. Atatürk de içki içti diyerekten ortalığı birbirine katmanın alemi yok. Ama orada tabii hata yaptılar, rahmetliye, içki içmesini engellemediler. Halbuki belli, bünyesi nahif. Sigara içiyor, içki içiyor, sigara içiyor, içki içiyor. Ondan sonra bol miktarda yüksek dozda kinin verdiler, “sıtma oldu” dediler. Karaciğerinden rahatsızlanmış siroz. Titreme oluşuyor vücudunda “sıtma oldu” diyorlar. Kilo hesabıyla kinin veriyorlar. Cinayet bu. Bu konu örtbas edildi. Bunun üstüne gidilmesi lazım. Üstüne gidilsin, bu tarihin karanlıklarında kaybolmasın. Mesela kininle ilgili defterler kayıp. Bir bardak suyu verdiklerinin bile kaydı var. Hepsini kaydetmişler ama kininle ilgili kayıt yok. Atatürk’ün rahmetlinin kaldığı yeri açtılar, kinin kutuları yığılı. Kilo hesabıyla kinin verilir mi? Zorla şehit ettiler. O iddia edilen Ergenekon terör örgütünün oyunlarından bir tanesi. İşte Ergenekon’u ta oralardan başlatmak lazım. Daha gerilere gitmek lazım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Büyük Birik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, parti olarak ölçülerinin ‘Müslümanlar kardeştir’ gerçeği olduğunu vurgulayan bir konuşma yaptı: “Bizler Allah’ın emriyle birbirlerimize bağlanmışız. Ancak Müslümanlar kardeştirler. Büyük Birlik Partisi olarak PKK düşmanımız, Kürtler kardeşimizdir. Ölçümüz budur. Bunu kimse aklından çıkarmasın, herkes tavrını ona gör belirlesin” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Tam Osmanlı evladı, nur gibi Müslüman. Anadolu’nun tertemiz evlatları, Alperenler. Destici Hocam da, Alperenlerin topluluğu Büyük Birlik Partisi benim için bir dergâh gibidir benim görüşüme göre, evliya doludur. Mürşidimiz dünya tatlısı şehidimiz de mürşit, tasavvuf ehliydi. Mesela o bilinmiyor. Mürşitti, tasavvuf ehliydi ve dergâh gibiydi orası. MaşaAllah bakın, yetişen aslanlarımız ne güzel konuşuyorlar, ne güzel şevkleri. Küçük dergâhlar ama etkileri çok büyük, maşaAllah. Osman Bey de zamanında etrafında küçük bir topluluk vardı, koskoca imparatorluk oldu sonra, maşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Sayın Mustafa Destici, Türk milliyetçiliği tanımıyla ilgili de bir açıklama yaptı: “Evet biz milliyetçi bir partiyiz. Gururla söylüyoruz bunu da. Ve bizim milliyetçiliğimiz kafatası milliyetçiliği değildir. Bunu da gururla söylüyoruz. Bu bayrağın altında birlikte yaşamak isteyen herkesin milliyetçisiyiz biz. Türk milliyetçiliği budur. Bu anlamda Kürt’ün de milliyetçisiyiz, Türkmen’in de, Arnavut’un da. Yolumuz hak yoludur” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Çok güzel konuşmuş, maşaAllah, elhamdülillah. MHP’nin görüşü de aynıdır. Sayın Bahçeli’nin izahları da aynıdır. Mesela Bahçeli ileri yaşına rağmen, şu şevke bak, şu heyecana bak, şu vatan sevgisine bak. Böyle aslanlar kükreyecek ki, ta Atlantik’te sesi duyulsun. Onun faydası var. Hükümete manevi destektir o, inşaAllah.

Ben sizden alayım konuyu.

DİDEM ÜRER: Nalan, Mustafa, Firdevs ve Yasin kardeşlerimiz Kayseri merkezde 500 adet broşür dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan. Kayserililer dünya tatlısıdır. Kayseri’deki faaliyet de bizim için bir nimet, güzelliktir. Allah nurlarını artırsın. Bu köfteyi de kıtır kıtır yemek lazım çok şekermiş.

Seni dinliyorum Didem Hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: Fethiye’den bir arkadaşımız yazdı: “Güzel gözlü canım Hocam. Bugün çocuklara hediyeler aldım ve Hocamın kitaplarından verdim, inşaAllah. Canım Hocam, çocuk sevgisinin ne kadar güzel olduğunu bize öğretti. Hocam, bu sevimli hızlı bir şekilde koşarken ‘dur resmini çekeyim’ dedim. Durdu ve poz verdi. Bu iki sevimli de aralarında konuşuyorlardı, size göstermek istedim” diyor.

ADNAN OKTAR: Ekip şahane hepsi birbirinden tatlı. Canım benim şu güzelliğe bak, şu tatlılığa cennet vildanı, maşaAllah. Canım benim nasıl güzeller, maşaAllah, elhamdülillah. Hanım kardeşimiz de çok çok güzel, maşaAllah. Kıyafeti de çok yakışmış. Kuzuları da hakikaten cennet kuzusu bunlar, alenen cennet kuzusu. Ne eğlence bunlar evde şahane. Bir tane yeter, maşaAllah. Üç tane artık muazzam bir olay.

Kürt kardeşlerimizi, biz hiçbir dönemde olmadığı gibi bağrımıza bastık. Eskiden Kürt kardeşlerimiz hakikaten dışlanıyordu. Osmanlı döneminde de bazı insanlar dışladılar Kürtleri hakikaten. Cumhuriyet döneminde de bazı kişiler dışladı. Ama şu an acayip bağrımıza bastık. Ve tam kaynaştık. Bilakis, ilk defa bu ayrılık gayrilik tamamen gitti. Biraz ayrılık ruhu vardı. Çok ayaklanma oldu biliyorsunuz, Kürt ayaklaması çok oldu. Hepsi de kanlı şekilde batırılmıştır. Allah vermesin tabii çok acı günlerdi onlar. Ama ilk defa internetin, bilgisayarın, televizyonların da etkisiyle iç içe kardeş olduk. Muazzam bir muhabbet oldu. İlk defa İttihad-ı İslam ruhu oturdu. BDP’li bir şahsiyet bile diyor ki, “ben saf İslam istiyorum” diyor. Sırf İslam. “Başka hiçbir şeyi kabul etmem” diyor. Bakın gelinen çizgiye bakın. Abdullah Öcalan da örtü olarak “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diyor, açık açık söylüyor. Büyük Demokrasi Partisi de İttihad-ı İslam’ı istediğini açık açık söylüyor. BDP’de, hayret ettim, namaz kılıyor o delikanlı, milletvekili. “Sırf İslam’ı isterim ben” diyor. Çok net. O öyle diyorsa, partiye hâkim oluyor demektir o görüş. “Ama ben, baskıcılığı istemiyorum, millete tepeden bakmayı istemiyorum, ukalalık istemiyorum” diyor. Çok güzel söylüyor. Kürt kardeşlerimiz, nur. Ben konuşuyorum, en ileri gelenleriyle konuştum burada. Nur gibiler, öyle bir şey yok. Ama diyorlar “hakikaten içimizde bir acı kaldı. Bizim çok canımızı yaktılar” diyorlar. Tekrar tekrar özür diliyoruz. İddia edilen Ergenekon terör örgütü bizim de canımızı yaktı. Halen de ahlaksızlıklarına devam ediyorlar, doğru ama milletçe kurtulduk beladan. Bir tek Kürtler değil, hepimiz kurtulduk. Hepimize büyük geçmiş olsun, Allah’ın izniyle, büyük ferahlık çağı başladı, artık öyle bir şey olmaz. Ayrılık çağı değil, birleşme çağındayız. Büyük Ortadoğu Projesi-BOP için, Amerikalı böyle eski şarapçılar var, bunak dedeler, kendini kovboy zanneden böyle eski bunaklar var, Amerika’da, orada burada kimi 80 yaşında, kimi 90 yaşında, içip içip hayal görüyorlar, “işte Güneydoğu’yu ayıracağız, şurayı ayıracağız, Armageddon yapacağız. İncil’i okuyor, kendince öyle bir mantık çıkartıyor. “Dünyanın dörtte üçünü yok edeceğiz.” Dedem, şarabın dozunu artırdıkça, kafa gidiyor sende. Bırak, böyle bir şey olmaz. Barış olacak, kardeşlik olacak, savaş yok, unut. Armageddon, öyle bir şey yok. Armageddon, Irak savaşıydı. Bu kadar, başka bir şey yok. Bundan sonra güzellik, iyilik, barış. Mehdiyet’in olduğu yerde, delilik yaptırmayız. Eski, şarap içip komaya giren papazların hurafeleriyle, dünyayı mahvettirmeyiz. Nerenin dörtte üçü? Dörtte üç dedin mi, dünyayı yok ettiniz demektir. Delirdiniz mi siz? Geriye ne kalıyor? Dünyayı mahvedeceksiniz. Aklınızı başınıza alın. İnsanları öldürme azimleri ne kadar korkunç bir şey. Nasıl şizofren bir ruhtur bu? Nasıl paranoid bir ruhtur. Ne korkunç bir şey, dünyanın dörtte üçünü öldürme fikri. “Armageddon yapacağız, Türkleri de öldüreceğiz, Kürtleri de öldüreceğiz, Müslümanları da öldüreceğiz” diyor, “mahvedeceğiz ortalığı” diyor. “Musevileri de öldüreceğiz, 140 bin Musevi bırakacağız” diyor. Bakın 20-30 milyon Musevi var. “140 binini bırakacağız” diyor. Orana bak! 30 milyon Musevi’den, “140 bin kişiyi sağ bırakacağız” diyor. Ne Türkiye’yi böldürürüz, ne üyük Ortadoğu Proje’sini yaptırırız. Manyaklığı bırakın.

Suriye’de komünist parti iktidarda olduğu için rahatsızız. Alevi iktidarı olmuş olsa orada, aşkla alnından öperim ben onların. Hafız Esad komünistti. Beşar aynı yolda ama komünist olduğundan yakayı kaptırdı. O, İngiltere’de eğitim almış, entel-dantel bir tip. Bilmez öyle şeyleri. Ama bir geldi, komünist derin devletin kucağına oturdu, daha çocukken. Ve yakayı kurtaramıyor, çıkamıyor Suriye’den de. Ne karısı ne kendisi çıkamıyorlar. Sıkıysa çıksın. Haber gönderdim, gıkı çıkmıyor bir şey diyemiyor. Diyorlar ki, “Aleviler orada iktidarda.” Orada Alevi iktidarda olsa, biz sevinçten kırk gün kırk gece bayram yaparız. Keşke Alevi iktidar olsa orada, keşke, ne kadar muhteşem olur. Hz. Ali (r.a)’ı sevenler, Ehl-i Beyti sevenler orada iktidar olacak. Nur ala nur. Öyle bir şey yok. Komünist iktidar var. Bütün dünyanın komünistleriyle ittifak halindeler, bütün komünist örgütlerle iç içeler. Ve Allah’sız, Kitap’sız bir rejim var orada. Halkı göstermelik olarak Beşar kandırıyor. İktidarını devam ettirebilmek için. Beş vakit namazında gösteriyor kendini, camileri açtırıyor, şunu yapıyor, bunu yapıyor. Bununla alakası yok. Onlara bakarsan şu an Esad, şu an kendini Sünni gösteriyor. Alevi olarak göstermiyor kendini. Alevi olduğuna dair hiçbir alamet vermiyor. Yoğun olarak Sünni olduğunu gösteriyor. “Ben Sünni’yim” diyor Zaten. Üslup olarak Sünni’yim diyor. Sünni de değil, Alevi de değil. Mahvolmuş durumda. Gırtlağına derin devlet yapıştı onun.

Amerika, İsrail, Türkiye birleşsin bir şeyler yapsınlar, aklı başında olanlar. İsrail’in aklı başında olan insanları, Amerika’nın aklı başında insanlar, o çocuğu oradan kurtarsınlar, cehennemden kurtarsınlar. On, on beş tane helikopterle indirme yapsınlar. Ruslarla da anlaşsınlar aslında. Mesela Rus gemisine getirsinler, oradan helikopterle alıp kaçırsınlar, çoluk çocuk hepsini. O desin mesela, gitsin güvenli Rus gemisinde kalsın. Putin bu işi yapabilir. Putin’e ricacı olmak lazım, alsın çıkartsın. Rus askeri gemisiyle çok rahat olur. Rus helikopteri alsın, getirsin. Ondan sonra mesele halledilsin. Komünist iktidar, millet istemiyor. Aleviler iktidara gelsin. Sırf Alevi olsun isterse, iftihar ederiz. Sırf Alevi olsun, bir tane Sünni olmasın isterse, iftihar ederiz. Yeter ki, Alevi gelsin. Yeter ki, Müslüman gelsin. Alayı komünist, alayı dinsiz. Her yere komünistleri oturtmuşlar. İran komünistleri orada, Venezüella’daki komünistler orada, Rus komünistler orada, Çin komünistleri orada. Her yer Allah’sız, Kitap’sızla dolu. Git Anadolu’da Aleviler, Allah Allah Allah diye dönerler. Adamlar tek kelime Allah demiyor. “Beşar Esad’a Allah diyeceksiniz” diyorlar. Haşa. Dinle alay ediyorlar, kendi aptal kafalarıyla. Böyle bir şey yok. Alevi kardeşlerimiz orada birleşsin, iktidar olsunlar. Seçimde inşaAllah kazanırlar. Ben de destekleyeceğim, söz bir Allah Bir. Alevi kardeşlerim iktidar olsun. İftihar ederiz kardeşim, öyle bir konu yok. Aleviler merhametlidir, şefkatlidir, sevgi doludur, Hz. Ali (r.a) aşığıdır, Ehl-i Beyt aşığıdır ve Hz. Mehdi (a.s) aşığıdır. Hz. Mehdi (a.s) dedin mi, çılgına dönerler sevinçten. Hatta , “Kûfeli alimler, Hz. Mehdi (a.s)’ı en çok onlar sevecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Kûfe, Basra, Şam, Hz. Mehdi (a.s) aşıkları kaynar orada. Alevi demek, Hz. Mehdi (a.s) aşığı demektir. Hz. Mehdi (a.s)  dendiğinde, cinnet geçirirler sevinçten. Alevinin özelliği onlar. Hadisler, Şiilerin sayesinde gelmiştir.

Esad, zor durumda. Bakın bu mesajım çok makul, normalde cevap verirdi şu ana kadar. En güvenilir adamıyla haber gönderdim, en sevdiği adamıyla haber gönderdim, çıtı çıkmıyor. Ben haber gönderdikten birkaç gün sonra açıklama yaptı, anlayabilene aşk olsun. “İttihad-ı İslam’ı istiyorum gibi” diyor ama tefsir edeceksin. Anlayabilmek mümkün değil. Zaten dedi adamı, “Hocam çekinir” dedi. “Baas müsaade etmez” dedi. Bunu en yakın adamı söylüyor. “Baas müsaade etmez” dedi. “Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeleyemez o” dedi, “İttihad-ı İslam’ı da söyleyemez” dedi. “Söylesin ne olacak, en fazla şehit olur” dedim. “Söyleyemez” dedi. Söyleyemiyor bak buyur. Putin delikanlıdır. Şefkatle, sevgiyle yaklaşır olaylara. Merttir, delikanlıdır korkmaz, bir tek Allah’tan korkar. Konuşulsun, gelsin İstanbul’a getirsin. İki tane de helikopter takip etsin, Türk jetleri de yakından takip eder, alsınlar havaalanına getirsinler buraya, ağırlayalım.

Alevi kardeşlerimizi de, coşkuyla alkışlarız, iftihar ederiz. Hatta hiç şeye bile gerek yok. Yani istiyorlarsa Suriye onların olsun, iftihar ederiz. En güvenilir tertemiz insanların elinde demektir o zaman Suriye. Hep Aleviler korudu orayı zaten, hep Şiiler korudu canlarım. Nur gibidir onlar. Allah dediğinde, onlar divane olur. Çok delikanlıdır Şiiler. Aleviler acayip delikanlıdır. Sünni kardeşlerimiz de öyledir. Ama Şiiler malumdur. Ama komünist istemiyoruz kardeşim. Ezilsin mi komünist? Değil. İktidarda olmasını istemiyoruz. Çünkü zorla gasp etmiş. Müslüman’ın başında komünist niye olsun? Müslüman’ın başında Müslüman istiyoruz, bu kadar basit. Komünist iktidar istemiyoruz. Pati kursun komünistler, baş tacı. Seçimlere girsinler, baş tacı. Milletvekilleri olsun, girsinler parlamentoya, demokratik yolla. Bunları kabul ediyoruz. Ama hakkın olmadığı halde niye iktidarı gasp ediyorsun? Niye diktatörlükte devem ettiriyorsun? Niye iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle 40 senedir, 50 seneden beri ittifak halindesiniz? Niye, bak iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle 40-50 yıldan beri ittifak halindesiniz ve bu kanlı cinayetleri niye birlikte cinayet işliyorsunuz? Yanlışsam, bana yanlış desinler. Şu an iddia edilen Ergenekon terör örgütü orada cirit atıyor Suriye’de. Ve Müslümanları mahvediyorlar. Genç kızların ırzlarına geçiyorlar, delikanlıların ırzına geçiyorlar, mahvediyorlar. Perişan ettiler Suriye’yi.

“Hocamızın en sevdiği yemek hangisi” diyor. Tokat kebabıdır kardeşim, bir de Ankara döneridir. Ama Allah’ın hikmeti, Tokat kebabını İstanbul’da bulamazsınız. Turhal’da da bulamazsınız, Amasya’da da bulamazsınız, Tokat’ta da bulamazsınız, Tokat’ın birkaç yerinde bulabilirsiniz. O da sır, onu da söylemem.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hollanda’dan kardeşlerimiz geçtiğimiz Cumartesi günü Almanya’ya gelerek, orada ki kardeşlerimizle birlikte Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı ziyaret ettiler. Ve sohbetini dinlediler, inşaAllah. Resimler yolladılar. “Canımız Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocamız’ı çok ama çok seviyoruz, o mübarek ellerinden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Aslanların başı orada, aslanlar da yanında, maşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız, kendini Allah’a adamış, nadir velilerden bir tanesidir. Tertemiz, nur gibi, çok mütevazı muhteşem bir insan, hem Seyyid, hem de Şeriftir, maşaAllah, Allah yolunda var gücüyle gayret eden bir insandır. Bir çok koldan Nakşi’dir. Şeyh Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin en sevdiği talebelerindendi. Ondan da icazetlidir. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız’dan icazetlidir. Çok büyük alimdir. Ama tevazusuyla, mahviyetiyle, güzel ahlakıyla çok güzel hizmetler yapıyor, Allah ondan razı olsun. Ellerinden öpüyorum, Hocamızın naçiz, aciz talebelerinden bir tanesiyim, maşaAllah. Şeyhimiz, Sultanımız, dünya tatlısı Şeyhimiz, Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri bugün iyiymiş, maşaAllah. Yine kalabalık devam ediyormuş. Aman aman, Hocamızı yormasınlar. Sağlığı çok önemli, sıhhati çok önemli. O konuda daha köklü, güçlü tedbirler alalım, ortalık biraz yatışsın, sakinleşsin. Çocuklar gitsin, orada birkaç kardeşimize görev tevdi etmeyi rica edelim, inşaAllah. MaşaAllah, ümmet-i Muhammed hepsi ayakta.

DİDEM ÜRER: Evet Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Putin hazır görevdeyken, öyle delikanlı Rusların başına kolay kolay geçmez bir daha, onu iyi değerlendirmek lazım. Öyle cevval, yaman, delikanlı zordur.

Didem Hocam, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş; “yeni anayasa için hükümete bir çeşit özerklik önerisi getirdiklerini” açıkladı. “Bütün Türkiye için bölgesel yönetimleri önereceğiz. Bir tür özerklik bu. Seçimle iş başına gelen ve yetkileri merkezle paylaşan bölge meclisleri bu. Bu bölge meclislerinin içinden bir tür bölge hükümeti olan bölge yürütmesi çıkıyor. Vali’nin yerini de seçimle gelen bölge başkanı alıyor. Ak Parti yerel yönetimlerin yetkilerini arttırmak zorunda. Eğer Türkiye’de toplum ikna edilirse, ileride özerklik ve federasyona benzer modeller hayata geçirilebilir. Ama şu anda müzakere sürecinin bir pazarlık konusu değil bu” demiş.

ADNAN OKTAR: Bölünmeye gidecek en ufak bir kıpırtıyı kabul etmeyiz. Velev ki, faydalı olsa dahi. Çünkü bölünme çok vahim bir şey. Yani bıraksınlar bölgesini. Gayet güzel tıkır tıkır Türkiye’nin idaresi devam ediyor, hiçbir şey de olduğu yok. Ak Parti bal şeker idaresi, bayağı sevecen, şefkatli, herkesi kucaklayan, demokrat, insancıl bir yönetim var. Kim ne derse hemen yerine getiriyorlar. Hukuk gittikçe daha güzelleşiyor. Her şey daha güzelleşiyor. Adil bir yönetim var. Olmaz. Yani yerel yönetim, bir bakarsın komünistlerin kontrolüne geçer, mahvederler milleti. Olur mu öyle şey? Bir avuç komünist, halkı tehdit eder, alır iktidarı. Öyle şeye müsaade etmeyiz. Yani bizi böyle bu konuları göremez, bilemez zannetmeleri çok ayıp. “Yok, hiçbir şey olmayacak, şöyle sadece bir misafirlik olarak” diyor. Yok, kardeşim belli bunun sonucundan ne çıkacağı. Anlaşılıyor. Bu veya buna benzer konuşmalar yaptığınız müddetçe, sizin dürüstlüğünüze inanmayız.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizi çok seven bir kardeşimiz yeğeninin ve yakınlarının resimlerini göndermiş. “Arslan Hocamızın hayır bereket dualarını bekleriz” diyor.

ADNAN OKTAR: Göster şu köfteyi bana bakayım. Kardeşim burun diye bir şey yok bunun. O bir tane iki tane de değil, ekip bunlar. İkisi de badem şekeri bunlar. MaşaAllah çok nurlular. Günahsız olunca nasıl güzel oluyor. Günahsızlığın yüzdeki ferahlığı, tatlılığı, ışığı, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: PKK’nın ilk kurucularından biri olan örgütün teorisyeni olarak bilinen Duran Kalkan; “Öcalan’ın mektubunun kendilerini tatmin ettiğini, çekilmeye başlayacaklarını” açıkladı. “Bunca yıldır mücadele etmiş örgüt militanlarını ikna etmenin kolay olmadığını, ancak Öcalan’dan üst üste gelen talimatların herkesi ikna ettiğini” söyledi. “Ama tabii ki bir kenara çekilmiyoruz. Bu süreç de yeni başlayan bir mücadele süreci ama bu süreçte elimizde silah olmayacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani evet, öyle olması lazım.  Bu arada da tabii milletimizin bu konudaki kararlılığını iyice pekiştirmek lazım. Kenardan köşeden o tip bir üslubu kabul etmeyiz, onları bıraksınlar. Yani bütün kardeşlerimiz; partiler olsun, dernekler olsun, öyle bu konuda tam ittifak halinde birbirini çok iyi koruyup kollayan, aynı noktada birleşen bir çizgide olmaları gerekiyor.

DİDEM ÜRER: Bugün Yeni Şafak Gazetesi’nden, Sayın Erdoğan’ın Gazze ziyareti ile ilgili şöyle bir haber yayınlandı: “Başbakan Erdoğan’ın Gazze’ye yapacağı ziyaretle El Fetih ve Hamas’ı birleştirme projesi, İsrail’i köşeye sıkıştırdı. Amerika Dışişleri Bakanı Kerry’nin ‘Erdoğan şimdi gitmesin’ çıkışının altında, Tel Aviv yönetiminin ‘birleşik Filistin’ fikrinden duyduğu rahatsızlık var. Türkiye’nin tavrı ise net, izin almayız. Kerry yanlış yaptı” dedi.  

ADNAN OKTAR: İzin? Ayıp yapıyorlar hakikaten, durup durup Türkiye’ye böyle akıl vermeleri yani yakışık almıyor. Hiçbir yerde böyle bir üslup yok. Dünyanın hiçbir yerinde yok. Sırf Türkiye’ye böyle bir akıl verme politikası var. Yani Türkiye’yi bu gözle, mesela rahatça parçalayabileceklerini düşünmeleri… “Böleriz” diyor, “büyük Ortadoğu projesine sizi katacağız, bizim dediğimizi yapın, şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın.” Dünyanın hiçbir ülkesine böyle bir üslup yok. Çok ayıp, çok ayıp. Amerikan halkı da protesto etsin bunu. Ayrıca Tayyip Hocam Filistin’leri seviyor, Musevileri de seviyor. Musevi halka karşı kalbinde bir öfke yok, bir muhalefet yok. Onlara karşı nezih bir yaklaşımı var. Hatta gittiğinde, mümkün olsa da orada dindar hahamlar, dindarlar, küçük bir grupla Tayyip Hocam’ı karşılasalar, onlara da muazzam şefkat gösterir. Onları ayırmaz. Ama siyasilerle bir bağlantısı olacağını pek zannetmiyorum. Ama dindarlara karşı derin bir sevgisi olduğundan eminim.

Kısa bir ara verelim, inşaAllah. 

VTR-ÜLKEMİZİ BÖLMEK İSTEYENLERE CEVABIMIZ   

BEYZA BAYRAKTAR: Aklını, ruhunu, imanını çok sevdiğim canım Hocamla sohbetimize devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimizin faaliyetlerinden okuyacağım ama ondan önce Yağmur kardeşimiz yazmış. “Bahçemizde baktığımız çok uslu, çok asil bir kedimiz var. Bugün resimlerini çekerken Hocamız aklıma geldi. Bu asil kedimizi çok beğeneceğini düşünüyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Yanaştır bakayım, burnunu bir göreyim şunun. Hakikaten çok şekermiş bu, acayip süslü. Buna sarılıp yatmak çok şahane olur. MaşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Elazığ’dan bir kardeşimiz şöyle yazdı: “Konferans sonrası değerli kardeşlerimle çedene kahvesi içtik. Nur yüzlü, gül yüzlü Allah’ın en güzel tecellilerinden canım Hocamı çok seviyor, sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz. Nur ellerinden hasretle öpüyoruz.”

ADNAN OKTAR: Cennet bahçesi gibi olmuş ne güzel, ne güzel! Ne güzel sohbet, ne güzel insanlar! Allah hayır bereket versin hepsine, maşaAllah. Evlerine Allah felaketi sokmasın, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz yüze yakın kitabınızın dağıtımını yapmışlar. Size saygılarını iletiyorlar. Bir de dağıtımdan sonra bu kardeşlerimizin birinin oğlu okulda Kafkas oyunu dansı yapmış. Resimlerini mutlaka sizin de görmenizi istemiş. Ellerinizden öpüyormuş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aman Allah’ım, çok başarılıymış, çok da yakışmış kıyafeti. Çok şahane, annesi de çok nurlu, kendisi de çok şeker. Kız arkadaşları da çok tatlı, onlar da köfte gibiler. Minik canlarıyla. Bayağı güzel, Allah hepsine uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin inşaAllah.

DİDEM ÜRER: BDP milletvekili Altan Tan şöyle bir açıklama yaptı: “Kürtler ulus bir devlet istemiyor. Çünkü bugün dünya bu modeli geçti. Ortadoğu’ya yeni bir sistem lazım. Türklerin, Kürtlerin, Süryanilerin, Ermenilerin birlikte yaşayabilecekleri, entegrasyonun olacağı, gümrüklerin, sınırların kalkacağı belki bir eyaletler birliği gibi bir Ortadoğu lazım. Türkiye de demokratik bir devlet olursa, inanın sadece Kürtler değil Halep’teki, Şam’daki Araplar da bu federasyona bağlanmak isteyecektir. Esad gidecektir oradan” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi işte biz Mehdiyet’i dört yıl önce anlattığımızda hikâye anlatıyoruz zannetmişlerdi. Bak BDP’li bir milletvekili bile İttihad-ı İslam’ı açık açık savunuyor. Gerçi nasıl bir model anlatıyor tam belli değil ama. İttihad-ı İslam’da sınır kalkması sevgi için. Mesela biz sevdiğimize kavuşmak için gayret ederiz, adım atarız. Ama bir camla karşılaşırsak; bir kafesle, bir demirle karşılaşırsak, onu eritir, açarız. Asıl burada amaç; sevgi. Sınırın kalkmasında amaç, sevgi. Sevgiyi ifade etmek için, rahat onların yanına gidebilmek için, kardeşlerimizin buraya gelebilmesi için buna ihtiyacımız var. Ayrılığa gayrılığa değil de, bütünlüğe ihtiyacımız var. Bölünmek sevgi alameti değildir. Bölünmek nefret alametidir; kin, husumet alametidir, birleşmek, muhabbet, sevgi ve şefkat alametidir. Mesela çocuklar var, canımız, içimiz gidiyor. Acayip tatlılar. Yakın olmak isteriz. Yanaklarını sıkacağız, seveceğiz. Ama onları çelik kafeslerle ayırırlarsa, bu nedir? Bu zulümdür, bu gaddarlıktır, bu sevgisizliktir. Onun için bölünme, zulmü ve gaddarlığı getirir, nefreti getirir. Delice bir nefret dolu rekabeti, savaş ruhunu, kindarlığı getirir. Bunu kabul etmeyiz. İttihad-ı İslam olduğunda, tabii ki sınır olmaz. Bütün Müslümanlar birbirini kucaklar, severler. Ama Kürt, Ermeni hepsini ayırmaya kalkarsan, bu olmaz. Bak sınırların olmayacağından bahsediyor. Tamam, güzel. Ama “Kürt Kürt’ü idare etsin, Ermeni Ermeni’yi idare etsin, Ermeni’nin yanına Ermeni’den başkası yanaşmasın, Ermenilerin olduğu yerde sadece Ermeniler olsun. Kürt’ün olduğu yerde sadece Kürtler olsun. Oraya başka ırktan, başka kavimden adam girmesin” bu kafadaysa bir adam, bu çılgınlık, bu çok korkunç. Bu sevgisizlik, egoistlik, bencillik, bu zalimlik ve gaddarlık olur. Kürt’ün olduğu yerde Laz olacak, Laz’ın olduğu yerde Kürt olacak. Çerkez’in olduğu yerde, Türk olacak. Türk’ün olduğu yerde, Kürt olacak. Kaynaşacağız, sevgi dolu olacağız. Yani ayrımız gayrımız olmayacak, ittifakla hareket edeceğiz. Peygamberimiz (s.a.v)’in zamanında Bilal-i Habeşi vardı, Habeşliydi. Peygamberimiz (s.a.v)’in canıydı, parçasıydı. Birçok sahabe çoğu zenciydi, Musevi kökenli olanlar vardı, Hıristiyan kökenli olanlar vardı, Farisi kökenli olanlar vardı, her kavimden vardı. Ama Resulullah (s.a.v)’in yanında, onun evinde hep beraber kalıyorlardı orada. Beraber yemek yiyorlardı, aynı sofraya oturuyorlardı Peygamberimiz (sav) ile. Kimsenin aklına gelmiyordu. Mesela Selman-ı Farisi, sahabe; Faris’ten gelmiştir, İran kökenlidir. Kimsenin aklına gelmiyordu ayrılık gayrilik, hiçbirinin. Allah Kuran’da müminlerden bahsederken, Sibirya’daki Müslümanları da tek kabul ediyor Cenab-ı Allah, Afrika’daki Müslümanları da tek kabul ediyor. Hepsine ortak hitap ediyor Allah. Yani sizin sınırlarınız var, siz pasaportla gidin demiyor Allah Kuran’da. “Kardeşsiniz” diyor, “Müslümanlar kardeştir” diyor. Kardeş ne demek? Mesela annesi oluyor, oğlu oluyor, iki kardeşi oluyor. Kardeş, bildiğin kardeş. Ayette kastedilen kardeş. Kardeş gibi birbirinizi seveceksiniz, diyor. Dolayısıyla Altan Tan, herhalde bizim dediğimizi başka türlü bir yolla anlatmaya çalışmış anladığım kadarıyla.

DİDEM ÜRER: O sınırlar kalksın diye programda anlatırken sunucu “Siz İslam Birliği’ni istiyorsunuz” demiş, o da “evet” diye teyit etmiş.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar, güzel. Ama tabii biz bağnaz İslam istemiyoruz, sahabe İslam’ı istiyoruz. Yani El-Kaide tarzı bir İslam istemiyoruz. Yahut Cübbeli’nin düşündüğü tarzda bir İslam anlayışı istemiyoruz. Sahabelerin yaşadığı dönem gibi. Sevginin, muhabbetin olduğu, bağnazlığın olmadığı bir İslam anlayışını savunuyoruz.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam şunun güzelliğine bakar mısınız?

ADNAN OKTAR: Ah benim canım, ah benim tatlım. Ben bunu yerim, ben bunu kıtır kıtır yerim.

DİDEM ÜRER: İnsan gibi bakıyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, ne anlamlı, ne güzel bakıyor. Ruh sahibi gibi. Canım benim, nasıl güzelmiş o, maşaAllah. Ama muhteşem bakışları. Birçok insan bön bön bakar, kedi olduğu halde çok şahane bakıyor.

MaşaAllah. “Hocam bugün öğrencilerimle Ordu Boztepe’ye çıktık” diyor. MaşaAllah çok güzel olmuş, çok iyi.

ADNAN OKTAR: Önce biraz Ceddin Deden dinleyelim de, şu hanımefendiye de cevap olsun.

DİDEM ÜRER: Evet çok iyi olur Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: CHP mehtere de sahip çıksın. Böyle hanımefendilere mehter müziği dinletsinler, bunlar bayağı açılırlar, rahatlarlar. İnşaAllah.

VTR -MEHTER MARŞI

DİDEM RAHVANCI: Aşkım bir tanem, ruhum, güzel Hocamızla yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Furkan Suresi, 21-“Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki; “Bize melekler indirilmesi ya da Rabbimiz’i görmemiz gerekmez miydi?” Yani dinsiz olunca, konuyu deliliğe doğru çekmeye çalışıyor. Sanki, hakikaten mesela melek diye birisi bir varlığı görse, yine inanmaz. Diyeceksin ki; “halüsinasyon gösteriyorsun, bir şey yapıyorsun” diyeceksin. “Yahut Rabbimiz’i görmemiz gerekmez miydi?”  Nasıl göreceksin Rabbimizi, nasıl olacak? Her ne olursa olsun, sen zaten kabul etmeyeceksin. “Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar.” Bakın, asıl sorun burada enaniyet, kibir, egoistlik ve büyüklük hissinden. Büyüklüğe kapılmayan insan, mutlaka Allah’a inanır. Büyüklük hissi mucizedir. Halbuki etten kemikten zavallı bir varlıksın. Öleceksin, mezara gireceksin. Ama bakın dinsizlere dikkat edin büyük bölümünde, muazzam büyüklük hissi vardır. Müthiş bir enaniyet vardır ama çok sarsıcı şaşırtıcı bir büyüklük hissi. Bak, “ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırırlar.” Azgınlıkla demiyor, Allah “büyük bir azgınlıkla.” Ne yapıyor baş kaldıranlar? “Terörist oldular” diyor, Allah, “anarşist oldular.” Bak terörist, anarşist ruhu kısaca özetini açıklıyor Cenab-I Allah. Önce büyüklük hissi, enaniyet, kibir, dinle alay etme kafası, arkasından terörist, anarşist, saldırgan bir ruh. Evet. “Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün.” Gök açılıyor, gündüz vakti gök açılan bölümden gökyüzünün siyahlığı görülüyor. Yani atmosfer açıldığı için, bozulduğu için. Ve melekler inmeye başlıyor. Ama iman etse, artık fark etmez, etmese de fark etmez. Yani öyle bir gün. 26-“İşte o gün gerçek büyük Rahman olan Allah’ındır.  İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür.” Saçları bembeyaz oluyor ızdırabın şiddetinden, bir anda.

“Bebeğim, göz nurum, bir tanem, mis kokulum, dünyanın en espritüel, en kaliteli insanı, seni çok seviyorum. Müthişsin, heybetin çekiciliğin baş döndürücü.” Bir hanım kardeşimiz yazmış. MaşaAllah, ne güzel sevgi.  Dünyanın demeyelim de, en demeyelim, enlerinden diyebiliriz, inşaAllah.

“Hocam size bir haftadır takip ediyorum, mükemmel bir insansınız, inşaAllah. Muhabbetinizin devamını takip ettirmeyi Rabbim bize nasip etsin, inşaAllah.” Turhan kardeşimiz.

“Ardahan’da 1986 doğumluyum, lise mezunuyum, muhasebeciyim sizinle tanışmak istiyorum.” Bir hanım kardeşimiz.

“Hocam size çok özlediğimi hissediyorum” diyor, “sanki dokunsalar ağlayacağım” diyor. MaşaAllah, bir hanım kardeşimiz.

“Hocam, ücretsiz internet hakkında daha detaylı açıklama yapabilir misiniz? Adil kullanım, limit, kota, hız gibi sınırlamalar olacak mı? Hükümetimizi bu hayırlı olaya hizmete nasıl teşvik edebiliriz? Saygılar.” Ümit kardeşimiz. Bak adil kullanım, limit, kota hız alanı. Bütün Türkiye’de, bu limitleri, bu sınırları kaldırmak, hükümetin en önemli görevlerinden bir tanesi olmalı. Ve havadan, kablosuz, bütün Türkiye’de havadan olması lazım.  Ne gerek kardeşim? Neye mal olacak bu? Hadi diyelim 10 trilyona mal oldu. Tamam, vatandaş olarak biz vereceğiz o parayı. Ama bu durumda gençlerimizin kültür, bilgi toplama hakkını ellerinden almış oluyoruz. Adam üniversitenin kapısına geliyor, geri çeviriyorsun.  Kütüphanenin kapısına geliyor, geri çeviriyorsun. Kitabı eline alıyor, “açamazsın” diyorsun, “kitabı.” Kitaba kilit vurulmuş, olmaz. Hükümetimiz en hayati konu olarak, bunu ele alsın. Önce bu konunun hallolması gerekiyor.

DİDEM ÜRER: New Jersey’den Şeyma, Norveç’ten Mahmut, Emre ve Bayram, ve Antalya’dan Mahsun kardeşlerimiz, size çok sevgi ve selamlarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Ben de onlara sevgilerimi sunuyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimizin faaliyeti vardı; “Selamun Aleykum aşkımız, Sultanımız, nur yüzlü Muhammed Adnan Hocamız. Geçen hafta Belçika’nın Jan şehrinde yerli halka 100 tane Harun Yahya belgeseli dağıttık. Herkesten çok güzel tepkiler aldık, maşaAllah. Dağıtımı yapan kardeşlerimiz; Hatice ve Feyza. Destekte bulunan kardeşlerimiz; Birsen, Sururi, Seher, Mustafa, Türkan, Yılmaz, Murat, Gülfidan ve Şenol. Nur yüzlü biricik Hocamız, sizi tüm kalbimizle çok seviyoruz, inşaAllah, dualarınızı bekliyoruz. O nurlu, mis kokulu, mübarek ellerinizden öperiz. Belçika’dan sonsuz sevgiler.” Bir kardeşimizin kedisi ve yavrularının dada resimlerini göndermişler.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım, ne tatlı şeyler bunlar böyle. Annelerinin şekerliğine bak, maşaAllah. Acayip tatlı bunlar. Bazı kedi karşıtı kardeşlerimiz, çok gaddarca açıklamalar yapıyorlar. Nasıl vicdandır? İşte “kedi nankördür, kedi satanizmin sembolüdür.” Bırakın bu acımasız üslupları. Ne kadar korkunç ruhunuz var? Ne korkunç izahlarınız var? Olur mu? Kediler, köpekler, tavşanlar hepsi birbirinden tatlı. Tavşana ayrı bir şey söylüyorlar hayvana, işte “uğursuzdur” diyorlar. Niye uğursuz?  Sensin uğursuz.  Ne alakası uğursuz olsun? Şeker gibi hayvan, bal gibi hayvan. Köpekler mesela, “köpek giren eve melek girmez.” Senin girdiğin eve kim giriyor? Şeytanlar giriyordur kafana göre. Bırak bu mantığı. Hepsi dünya tatlısı hayvanlar, mazlum, masumlar ve günahsız varlıklar, kuzu gibiler. Her hayvana ayrı bir kulp takmayın. Sevgisizliğinize bahane üretmeyin. Nereden çıkarıyorsunuz bu çirkin sözleri, çok ayıp? Siz söylememiş olun, bende duymamış olayım, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz, 21 Nisan Pazar Günü, Bursa Kent Meydanı’nda 70 adet kitap ve 2000 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Hava yağmurlu olmasına rağmen ilgi çok fazlaymış, maşaAllah. “Dünya üzerinde canımızdan daha çok sevdiğimiz insanlardan biri olan sevgili Hocamızın ellerini hürmetle öpüyoruz, dualarını istirham ediyoruz” diyor kardeşlerimiz. 

ADNAN OKTAR: Allah Allah, aslanlara bak, şu heybete, şu güzelliğe bak, maşaAllah. O yurt dışındaki kardeşlerimizi bana bir daha göster. Onlar çok şeker, çok tatlılar onlar. Arkadaşlarıyla da kitap dağıttıkları arkadaşlarıyla bağlantıları olsun. Mesela onlara kart versinler. Facebook’tan internetten bağlantıları olsun. Baya tatlı tipler. Baksana çok sevimliler, baya şekerler. Bu ekip bizim ekip, maşaAllah. Hepsi birbirinden güzeller, maşaAllah. Nura bak nura, güzelliğe bak sen, maşaAllah. Allah nurlarını artırsın, şevklerini artırsın, Allah üstlerine sağlık, bereket, nur serpsin. Hayırlar içinde yaşamalarını Allah onlara sağlasın, iyilik üzerlerinde hep olsun, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Satranç oynayan bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Bir de nasıl akıllı bakıyor, çok şeker. Cennette işte bunlar bu akılda oluyorlar. Konuşuluyor, bağlantı kuruluyor. Bu dünyada Allah onların iletişim kurmasını engellemiş. Yoksa birçoğu insandan akıllılar. Mesela örümcekler, arılar birçok hayvan insandan daha akıllıdır. Ama kat kat kat daha fazla akıllıdır. Ama bağlantı kurmalarını Allah onlara yasaklamış. Yani belki bizi anlıyorlar ama cevap vermiyorlar, konuşmuyorlar.  Mesela kediler, köpekler çok çok akıllı varlıklar. Ama mesela arı, arının aklı milyonlarca insanın aklı bir araya gelse, arının aklı kadar etmez. Muazzam bir akla sahip, müthiş bir zekaya sahip. Mesela örümceğin aklıda öyle müthiş. Birçok böceğin aklı muazzam oluyor.

Didem Hocam, Ümmed-i Muhammed uyusun, biz gidelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü