Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (24 Nisan 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Gözümün nuru, aşkım, canım sevgilimin sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Bugün Şeyhimiz Sultanımız iyiymiş, maşaAllah. Dışarı deniz kenarına meşhur devriyesine gitmiş. Dünya tatlısı Şeyhimiz. Şeyhimize güzel ikramlardan birisi de, onu yormamaktır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bursa’dan kardeşlerimiz yazdı Hocam; “3 Nisan Salı günü 13:30 ile 18:00 saatleri arasında, Bursa Cumhuriyet Caddesi’nde 80 adet Hocamızın kitapları ve 2000 adet A9 TV broşürü dağıtımı yaptık, inşaAllah. Ayrıca 23 Nisan münasebetiyle çocuklara A9 TV logolu balonlarımızdan da hediye ettik. Hocamıza en derin sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel hizmet olmuş. Çok hoş hizmet olmuş. Görünüm muhteşem, Allah nurlarını artırsın. Ne güzel. Ahir zamanda kare kare, Allah onların resimlerini, görüntülerini muhafaza ediyor, cennette bize güzel konular olarak Allah tarafından sunulacak bu konular, inşaAllah.

Şeyhimiz 93 yaşında, maşaAllah. Daha dur 93, 103, 113 inşaAllah, Allah, 123’ü göstersin, inşaAllah.

Bursalı kardeşlerimiz çok faydalı, hayırlı, güzel bir hizmet etmişler, Allah onlara bereket, bolluk, iyilik, güzellik versin. Paralarını hep böyle güzel yollara Allah onlara harcatsın. Fuzuli yere harcatmasın Cenab-ı Allah. Hastane parası, hastalık parası yapmalarını, Allah engellesin. Sağlık, sıhhat, afiyet versin, maşaAllah. Bursa, eski güzel bir Osmanlı şehridir. Türkiye’mizin de güzel hoş estetik iç açıcı bir şehridir, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde, karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavgaya çelik kuvvet ekipleri müdahalede bulundu. Yaşanan olaylar sonrasında da 15 kişi yaralanırken, yaralılar ambulanslarla hastanelere kaldırıldı ve polisin dört saat süren müdahalesinin ardından olaylar sona erdi.

ADNAN OKTAR: ODTÜ’de. İşte komünizm tehlikesi yok diyenler bak daha yeni uyanıyorlar. Diyorlar ki “Türkiye’de nerede? Komünist mi var?” diyorlar. Bu ne? Bütün üniversitelerde var. Ve büyük bir yekun tutuyor. PKK komünist dedik. “Yok, komünist diye bir şey yok” dediler. Çok büyük zayiat, çok büyük sıkıntılara sebep oldular. Çok fazla şehit vermemize sebep oldular. Sonra da işte daha durum belirsiz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, ODTÜ’de de, PKK yanlısı öğrenciler İşçi Partililere saldırmışlar. Bu tartışma da o yüzden olmuş.

ADNAN OKTAR: Bakın, iki tarafta Marksist. Biri Maocu, biri Marksist, Leninist, Stalinist. Diyorlar ki, “yok, komünist tehlike yok” diyorlar. Olmaz olur mu? Bütün şiddetiyle var. İlmi mücadele, anti-Darwinist, anti-materyalist mücadele, var gücüyle kardeşlerimiz tarafından yapılmalı.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Pakistan’ın Afganistan sınırına yakın bölgesinde 6.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi, İslamabat’ta.

ADNAN OKTAR: Depremler bir daha, bir daha, bir daha nefes aldırmadan oluyor. Ahir zaman alameti olarak Peygamberimiz (s.a.v) söylemiş. Bir anda depremler dünya tarihinde görülmemiş şekilde 1980 tarihinden sonra tırmanışa geçti. Peygamberimiz (s.a.v), “Mehdi (a.s) devrinde depremler sıklaşacak.” Mucize oldu, o mucizeyi çok nadir insan konuşuyor. Anlamazdan geliyorlar. Ama Cenab-ı Allah, sürekli kendini hatırlatıyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, İmam Hatip Liseli gençlerin Kutlu Doğum Haftası nedeniyle düzenledikleri etkinlikte şunları söyledi; “Biz kin ve nefretin değil sevginin diliyle konuşacağız. Ayırmanın, bölmenin diliyle değil kardeşliğin diliyle konuşacağız. Biz hep hayır söyleyeceğiz ve hep hakkın yanında olacağız. Niyet hayır diyeceğiz ve inşaAllah, hayırlı akıbete hep birlikte ulaşacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ağzından hep hayır çıkıyor Başbakanımızın.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan konuşmasının sonunda Mehmet Akif Ersoy’un, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’le ilgili şu şiirini okudu; “Dünya neye sahipse onun vergisidir hep. Medyun borçludur ona cemiyetin medyun ona ferdi. Medyundur ona masuma bütün bir beşeriyet. Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret” dizelerini okudu. Kapalı spor salonunda bulunanlar, şiir sonrası Sayın Erdoğan’ı ayakta alkışladılar.

ADNAN OKTAR: Dindar olduğu için millet seviyor tabii. Dindarlığını seviyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Genelkurmay Başkanı Sayın Necdet Özel, babasının cenaze töreni için bulunduğu Ankara Kocatepe Camii’nde Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ve Sayın Erdoğan’la birlikte öğlen namazı kılmak için camiye girdi. Böylece devletin zirvesindeki üç kilit isim, ilk kez vakit nazmını beraber kılmış oldu. Geçmişte komutanların vakit namazını dışarıda bekleyip sadece cenaze namazı kıldıklarını belirten internet siteleri bu durumu; “Adı gibi özel, benzersiz komutan” başlığıyla haber verdiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Görülmemiş olaylar oluyor. Genelkurmay Başkanı vakit namazı kılıyor, Cumhurbaşkanı kılıyor, Başbakan kılıyor, YÖK Başkanı kılıyor, maşaAllah. Ne güzel bir çizgiye geldi Türkiye, ne güzel. Nasıl nurlara garkolduk, elhamdülillah. Mehdiyet’in bereketine bak, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın bereketine bak. Rahmaniyet, güzellik her yeri sardı, maşaAllah. Allah nurunu, parlatarak tamamlayacak, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Azeri berber arkadaşımız dükkanında, sizin Rusça eserlerinizi sergiliyor Rusya’da. Müşterileri beklerken bu kitapları okutuyor ve size hürmetlerini sunuyor, ellerinizden öpüyor. İsmi Ayaz.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma, aferin benim aslanıma. Allah ona sağlık sıhhat bereket versin. Allah şevkini artırsın. Güzel, doğru yolda, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Mersin’den de kardeşlerimizin faaliyetleri var Hocam: “Sizi, Allah aşkıyla canımızdan çok seviyoruz. 23 Nisan’da Mersin Forum Alışveriş Merkezi’nin önünde 1000 tane broşür dağıttık. Mersin, sol fraksiyonların yoğun olduğu bir bölge Hocam. O güzel ve makbul dualarınızı bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşlerimiz de çok nurlular. Allah şevklerini artırsın. MaşaAllah aferin benim canlarıma, elhamdülillah. Aslan onlar aslan. Allah her yerlerini nur kılsın, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Fethiye’den bir kardeşimiz de ev sohbetine giderken broşür dağıtımı yapmış. Evdeki sohbete de sizin dergi ve kitaplarınızdan götürmüş. Arkadaşları değişmeli olarak okuyacaklarmış, inşaAllah. “Broşürleri yanımdan hiç ayırmıyorum. Çantamda stok yaptım Hocam. Her gördüğüm yere bırakıyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak şekerliğe bak sen, tatlılığa bak sen.

DİDEM ÜRER: Yolda gördüğü sevimlilerin de resimlerini çekip göndermiş.

ADNAN OKTAR: Çeşitler şahane, maşaAllah. Her yerde bir çete mensubu var, çok tatlılar, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Afganistan’da, Türk askerinin varlığına değinen Milli Savunma Bakanımız İsmet Yılmaz; “NATO’nun Afganistan’dan çekilmesinden sonra da Türk Birliklerinin orada kalmaya devam edeceğini” söyledi. Sayın Yılmaz: “Biz Afganistan’ın yanındayız. Afganistan halkı Türk ordusunu ve Türk milletini yanında görmek istiyor” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Bak bu çok anlamlı, maşaAllah. Yani İttihad-ı İslam’ın bir açıklaması. Müslümanların kardeşliğinin bir açıklaması. Mehmetçik orada güvenlik sağlıyor, kardeşlerimize sahip çıkıyor, birlikte namaz kılıyorlar, birlikte Allah’ı anıyorlar, ne kadar güzel. Çok seviyorlar Türk kardeşlerini. Türk askeri gördü mü halk bağrına basıyor, maşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Siz çok önce söylemiştiniz Hocam; “Bir güvenlik olarak orada daima bulunsun” diye Afganistan’da.

ADNAN OKTAR: Üç yıl önce söyledim, “Afganistan’a girsin kalsın orada” dedik, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir bayan kardeşimiz yollamış mesaj: “Bugün kardeşlerimizle birlikte toplandık. Kuran’ı Kerim’den ayetler ve Risale-i Nur’dan okuduk. Yapacağımız faaliyetlerimiz hakkında sohbet ettik, inşaAllah. Canımız sultanımız, Allah’ın en güzel tecellilerinden olan nur yüzlü Hocamızın ellerinden öper hayır dualarını bekleriz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak, şu nura bak maşaAllah. En hoşuma giden yönü, bak kardeşim blue jeanlı başı açık, hafif dekolte bak, annelerimiz başları kapalı, onlar daha sade, mesela onlar daha bakımlı. Hepsi kardeş, hepsi güzel, hepsi birbiriyle eşit, hepsi nur gibi Müslüman. Ve kardeşçe, dostça, muhabbetle Allah’ı anıyorlar. Hepsini Allah seviyor, inşaAllah. Hepsine Allah yakın. Ve o sohbet ortamların çok bereketli. Hiç boş olmaz o sohbet ortamları. Meleklerin en sevdiği ortamdır sohbet ortamı. Hangi sohbet varsa, orada mutlaka melek olur. Geçen de söyledim, melek boş adamla uğraşmaz, muhatap da olmaz. Ancak günahının tespiti için, Allah vesile olarak onları yerleştirir, o kadar. Ama onun dışında müminleri çok severler. Onlara cenneti müjdelerler. Mesela bağırıyor, söylüyorlar, fakat duymaz Müslüman, başka boyutta oldukları için. “Allah size cennet versin” diyorlar, “Allah sizden razı olsun” diyorlar. Acayip hoşlarına gidiyor. Ama sanki bir cam arkasından söylüyorlarmış gibi oluyor. Üçüncü boyutta oldukları için, ikinci boyutu ayrı bir ruh içerisinde, ayrı bir boyut içerisinde değerlendirebiliyorlar. Görüyor ama bağlantı kuramıyorsun. Onlar bizi görüyor, biz onları göremiyoruz. Onlar bizi duyuyor, biz onları duyamıyoruz. Bizim, ikinci boyut alanımız, buna müsait değil. Eğer üçüncü boyutta olmuş olsak, hemen görürdük. Ama ikinci boyutta olduğumuz için, hiçbirini göremiyoruz. Onlar bizi, üçüncü boyuttan çok rahat görüyorlar. Yani şöyle düşünün; ikinci boyut, şöyle -enine- şöyle -boyuna- iki boyut. Ekranda insanlar, yaşayanlar düşünün, üçüncü boyut dışarıda televizyon seyredeni düşünün, oradaki sesleri görüntüleri görüyor, şahsı görüyor ama ekranın içindeki orayı göremiyor. O tarzda. O yüzden kardeşlerimizin bu toplantıları onlara bereket, güzellik, sağlık, sıhhat getiriyor, üzerlerindeki belaları kaldırıyor, hastalıkları kaldırıyor. Allah hepsine iyilik güzellik versin, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, yakışıklılığınızla ilgili gerçekten yoklamaya çok sayıda mesaj geldi, birazdan çıkışları vereceğim. Belkıs kardeşimizden bir mesaj var, şöyle söylüyor: “Hocamız her gün olduğu gibi yine bugünde yakıyor, maşaAllah. Kocaman kucaklıyorum. Selamlar” diyor ve size kedi resimleri göndermiş.

ADNAN OKTAR: Bak, bu önemli. Ben seni yerim seni. Ne güzel Türkiye’nin kedileri. Kedileri de güzel. Avrupa’da yok diyorlar kedi. Çok nadirmiş. Sincaplar çok tatlı ama hepsi birbirine benziyor. Kediler çok farklı oluyorlar. Karakterleri de çok farklı oluyor. Kimi çok sakin, kimi deli dolu, kimi müthiş zeki oluyor, oyuncu oluyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, internette verilen son dakika haberine göre, Arjantin’de bir konser sırasında göktaşı düşmüş. Videoda görünüyor. Seyirciler baya panik yaşamışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Resulullah (s.a.v) diyor: “Mehdi devrinde, göktaşları zuhur edecek” diyor. Geçen bir oldu, bununla kalmaz dedim, bir daha düşecek” dedim bir daha düştü. Bununla kalmayacak, devam edecek dedim. Çünkü Muhbir-i Sadık Resulullah (s.a.v) gördüğünü söylüyor. Gördüklerini anlatıyor. Göktaşlarının düştüğünü hepsini görüyor. Vahiyle bildiriliyor. Vahiyde yanlışlık olmaz. Allah kaderi anlatıyor. Bakın, ne diyorsa Peygamberimiz (s.a.v) Muhbir-i Sadık olarak, teker teker çıkıyor. Daha önce oluyor mu? Olmuyor. Tam Hz. Mehdi (a.s) devrinde.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Rusya’dan Zeki kardeşimiz, sürekli izlediğini söylüyor, bizi takip ediyormuş. Selamlarını beklediğini söylüyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O zaman ona uzun bir selam verelim. Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Ve Allah’ın nuru, hayrı da üstüne olsun, sırf selamı değil, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Başbakan Erdoğan, İmam Hatipli öğrencilerin etkinliğinde, gençlerimiz için şöyle bir dua etti: “Bu gençler her türlü tuzağa rağmen, Kuran’ı Kerim’in kendisine öğretilmesine adamış gençler. Bu gençler selamla konuşan, kardeşliğin mücadelesini veren gençler. Sen bu gençlerin yolunu açık et Ya Rabbi. Sen milleti ve ümmeti bu gençlerden mahrum etme. Bu gençleri sırat-ı müstakimden ayrıma. Bizleri de bu gençlerle yol yürüyenlerden eyle Ya Rabbi” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte neden sevildiğinin sebebi bu. “Millet niye destekliyor” diyorlar? Sebebi bu. Ağzından nur akıyor. Ağzından dua akıyor. Böyle bir lidere insanlar muhabbet duyar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Doğu Türkistan’da yine bir çatışma yaşandı, 21 kişi hayatını kaybetti. Olaylar, Çin özel kuvvetlerinin sivil bir eve baskın yapıp, 10 sivil Uygur’u öldürmesi üzerine başladı. Bunun üzerine mahallede yaşayan diğer Uygurlular, buldukları aletlerle polise saldırmışlar. Ve ölen polisler olmuş. Olaylar bu şekilde başlamış. Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz “yeni hükümetten daha umutluyduk, ancak Çin’in kanun tanımazlığı yine devam ediyor” açıklaması yapmışlar.

ADNAN OKTAR: O zaman, Türkistanlı, o topluluğu temsil eden önde gelen insanlar buraya gelsinler. Çin Büyük Elçi mensuplarını zaten davet ettik. Onlar hazırlar. Onları da çağıralım, kardeşlerimiz de burada olsun, bunları sorsunlar, nedir bu olaylar? Bu konular böyle yerde kalmasın. Çin “biz bir şey yapmıyoruz” diyorlar. Biz de Çin’de olmadığımıza göre bir şey diyemiyoruz. Bilenler var, bilen kardeşlerimiz, sürekli gidip-gelenler var, bizzat gözüyle görenler var. Gelip anlatsınlar burada, konular açıklığa kavuşsun. Varsa böyle bir zulüm, sona ersin.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimiz: “Bahçemizdeki çetenin resmini gönderiyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Ama tatlılıkları çok şeker. Bıyıkları da parlıyor pırıl pırıl, maşaAllah. Yemek yesinler, uyusunlar, birbirleriyle oynasınlar konu bu. Bir de sevilmeleri gerekiyor. Ne konfor, ne kadar güzel varlıklar. Ben bunların hepsini kıskanıyorum. Acıyorum acaba diyorum, bunlar iyi korunuyor mudur, kollanıyor mudur? Hep aklım bunlarda kalıyor. Yemeleri içmeleri nasıldır. Gerçi Allah bunları koruyor, elhamdülillah o yönden gönlüm rahat da, fakat tabii sebebe sarılmak açısından, insanın aklı kalıyor. Çok da güzeller baya güzeller. Hepsi bakımlı temizler. Kıymetlerini iyi bilmek lazım. Kediler çok büyük nimet. Köpekler çok büyük nimet. Tavşanlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Cnn Türk’te bir programa katılan Mine Kırıkkanat; “Ben de Kürt olsam ben de dağa çıkardım” diyerek şunları söyledi: “Diyarbakır’ı alır giderlerse hayır demem. Ama Diyarbakır’ı alacakları çok belli. Çünkü Diyarbakır artık zaten bizim değil. Bize yalan söylemesinler. Bu bir barış süreci değil, bu bir ayrılık sürecidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Böyle bir şey kimse yapamaz. Kürt kardeşlerimiz istediği gibi rahat etsin, özgür olsunlar. Ama ayırmaya kalkıyorum diyenin, alnını karışlarız, öyle bir şey olmaz. Yani, süreç falan konuşsunlar, gezsinler. Belki Abdullah Öcalan konum itibariyle, itibarının sarsılmaması için böyle bir üslup geliştirmiş olabilir. Çeşitli artistler falan var çıkıp konuşuyorlar, bir şeyler anlatıyorlar. Ne anlattıkları da belli değil zaten ortalı konuşuyorlar. Onlar bağlayıcı değil. Kürt kardeşlerimizin bir huzurlu yaşamasını istiyoruz. Ama ayrılma diye bir olay olmaz. Bak, Abdullah Öcalan bizzat kendi bunun farkında. “Olmayacağını biliyoruz” diyor. PKK da. Önce direk bölünme istiyorlardı. “Vazgeçtik” dediler. Federasyon istiyorlardı, “ondan da vazgeçtik” dediler. “Otonomi” dediler, “ondan da vazgeçtik” dediler. “Hepsinden vazgeçtik” dediler. “Sadece demokrasi olsun” dediler. Zaten demokrasiyi hepimiz istiyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Koşuyolu Acıbadem’de bugün kardeşlerimiz Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar, çok sayıda. “Hocamızın ellerinden öpüyoruz ve onu çok seviyoruz, inşaAllah” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah sayıları adedince, adımları adedince onlara sevap versin.

Didem Hocam, dinliyorum seni.

DİDEM ÜRER: BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, BDP’nin PKK’dan uzak durmasıyla ilgili sözlerini şöyle eleştirdi: “Şimdi sen terörün tavsiyesi diye bir proje başlattığına göre, BDP’yi de tavsiye etmek istediğini söylüyorsun. Böle olur mu? BDP tam tersine asıl aktör olarak, PKK silahlı alandan silahsız alana geçtikten sonra PKK, BDP olacak demektir” demiş. “300 PKK yöneticisinin genel af olmadığı için bir kenara koydun. Geriye kalan on binlerce insan ne olacak? Bunlar siyaset yapacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne yaptıkları bizi ilgilendirmez. Biz Türkiye’yi böldürmeyiz. Yani dünyada bin bir türlü adam var. 7,5 milyar adam var. Kimin ne yaptığı bizi ilgilendirmiyor. Bizim vatanımıza milletimize, dinimize, imanımıza zarar vermedikten sonra, biz karışmayız.

DİDEM ÜRER: Amerikan haber portalı Naturel News, Boston’daki patlamanın FBI’ya bağlı bir askeri kuruluş tarafından gerçekleştirmiş olabileceği iddiasını gündeme getirdi. Fotoğraflara göre bu askeri kuruluşa bağlı kişiler patlama sırasında olay yerindeler. Üzerlerinde bombanın taşındığı çantanın aynısından taşıyorlar ve olay sonrasında bölgede çantasız olarak ayrılıyorlar bölgeden. Görüntülerde bu açıkça gözüküyor. Ancak New York Tımes, Washington Post gibi gazetelerin hiç birinde, bu kişilerden bahsedilmiyormuş.

ADNAN OKTAR: Biraz korkmuşlardır. Daha önce benim açıklamamın aynısı işte. Olay olduğunda teşhisi ben bu yönde söyledim. Amerikan gizli devleti, Amerikan derin devleti bunu yaptı dedim, garibanların üstüne yüklüyorlar dedim, o iki kardeşin de alakasının olamayacağını söyledim, zorla onlara söyletmişlerdir dedim ve genellikle de sitilin bu şekilde olduğunu söyledim, garibanların üstüne yıktıklarını söyledim. Ne dediysek, o. Bak, dediğimin aynısı ortaya çıktı. Olay günü söyledim. Bunu Amerikan derin devleti yapmıştır, Müslümanlara devleti yönlendirmek için yapmıştır dedim. Şu İslamafobi olayını geliştirmek için. Bunun için iki tane gariban seçtiler. Hatta, Bu araştırılsın dedim. Ailesi de söyledi, “bizim çocuklarımızın alakası yok” dediler. Suç, böyle garibanların üstüne yüklenir. Genellikle böyle gizli servisler bunu yapar. Garibanlara yüklenir. Bu resimler çok önemli. Bu resimleri kullanmamış olmaları da çok karanlık. Önce yayınlanmış, sonra hepsi yayından kaldırılmış. Olayın üstüne çok ciddi gidilmesi lazım. 11 Eylül olayları da bu şekildeydi, bu da bu şekilde. Bir karanlık şeytani teşkilat, dünyayı kana bulamak için, var gücüyle uğraşıyor. Yani Deccaliyet. Deccaliyete karşı da Mehdiyet, sürekli atak halinde.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Nuh kardeşimiz şöyle yazmış; “Bugün babamla Antalya’nın Kumluca ilçesinde Tarım-Seracılık festivalinde halkımıza, polisimize, Belediye Başkanımıza ve Kaymakamımıza 2400 adet A9 Tv tanıtım broşürü dağıttık. İlgiyle broşürleri incelediler. Merakla soranlar oldu. “Biz izliyoruz” diyenler oldu. Kediler biraz ürkek olduğu için, sadece yoldan geçen bir kedinin izinsiz resmini çektim.” Kardeşimiz, “nur yüzlü güzel Hocamın ellerinden öpüyorum. Dualarınız bekliyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: Biz de onların ellerinden öpüyoruz, Allah hayır, bereket, iyilik, güzellik versin. MaşaAllah, ne güzel oradaki insanlar, kardeşlerimiz ne güzel. Bir Osmanlı sevgisi de hep dikkat çekiyor, dikkat ederseniz. Bakayım bir daha resimlere. MaşaAllah, her yerde bu hissediliyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz yıllardır merhum Özal’ın kendisine yapılan suikastın faillerinin bildiğini, ancak iddia edilen Ergenekon örgütünün şirretinden dolayı olayın üzerine gidemediğini anlatmıştınız. Ahmet Özal da, “babasının failleri bildiği halde olayın üzerine gitmediğini” açıkladı. Hüseyin Gülerce Hocamız da yazısında şunları söyledi: “Turgut Özal siyaseten en kuvvetli olduğu zamanda, 93’te suikastın üzerine neden gitmedi? Gidemezdi, çünkü karşısındaki gücün, cuntacıların cesametini görmüştü. Her tarafa hakim olduklarını anlamıştı. Onlara savaş açsaydı, siyasi hasımları, medya, yüksek yargıda mevzilenenler onu boğardı” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylemiş. Ama Tayyip Hocam, Seyyid Battal Gazi gibi bir girdi ortama, evelAllah, kara Murat gibi öbür yandan çıktı, maşaAllah. Delikanlılık böyle olur işte. Allah’a güvendiği için, dayandı Allah’a, güvendi Allah’a, “Ya Allah, bismillah” dedi, kazıdı attı, maşaAllah. Şimdi adli, kolluk kuvvetleri tabii destek zamanı. Ama yargıda tabii düzenleme şart. Adil yargı, adaletli tavırlar, adaletli hükümler, adaletin tam tesisi hayati bir konu.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, 23 Nisan’da başbakanlık koltuğuna oturarak konuşma yapan ilkokul beşinci sınıf öğrencisi küçük kardeşimiz, konuşurken heyecandan ağlamaya başlamış. Başbakan Erdoğan da küçük kıza sarılarak, “Boş ver hiç önemli değil, böyle daha doğal, daha güzel oldu, ben de bazen ağlıyorum” sözleriyle teselli etmiş.

ADNAN OKTAR: Genellikle çocuklar çok heyecanlanıyordur. Öyle bence eziyet oluyor çocuklara, yapmasınlar bence bunu. Yani çok şiddetli stres olur çocukta. Çünkü Başbakanın yanına gidiyor orada, Cumhurbaşkanının, koltuğa oturtuyorlar falan. O el kadar çocuk. Onun kalbi, heyecanı onu kaldırmaz, çok zorlanırlar. Normal eğlence ortamı, neşe ortamı iyi olur. Öyle bir şeyden bence feragat etmek lazım. Yani böyle bir uygulamadan feragat etmek lazım. Her seferinde çocuklar müthiş strese giriyorlar. Tamam, hoşlarına da gider ama duydukları heyecan, çok şiddetli olur. Çocuk olduklarını düşünüp, ona göre düzenleme yapılması lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Mehmet kardeşimiz mesaj gönderdi; “İskenderun’da 2500 adet broşür ve kitap dağıttık. A9 kanalını çok fazla kişinin izlediğini fark ettik. Bayanlar Hocamızın “çok şık ve yakışıklı” olduğunu vurguladılar. Yalnız bazı bayanlar yanınızdaki bayanların çok güzel olduğundan şikayetçi oldular” dedi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun aslanlarıma. Helal olsun Koçyiğitlerime, maşaAllah. Allah şevklerini arttırsın. Hepsi Osmanlı aslanı, hepsi Türk milletinin yiğit evlatları. Allah onlara hep huzur, bereket, neşe, sevinç versin, sağlık, sıhhat versin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ruşen Çakır, PKK yöneticisi Duran Kalkan’la bir röportaj yaptı; “PKK’nın son derce profesyonelleştiği ve bazı militanların asla silah bırakmayı kabul etmeyeceği söyleniyor” sorusunu yöneltti. Duran Kalkan şöyle cevap verdi: “Profesyonel askerler bile günü geldiğinde emekli oluyor. Kürtlerin bir güvenlik sorunu olduğu için, PKK garantör olarak ortaya çıktı. Başkaları bu güvenliği sağlarsa, gerillaya da gerek kalmaz. Zaten biz sadece silahla uğraşmıyoruz ki, başka işleri daha çok yapıyoruz aslında” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi işte anarşiye, teröre girmesinler. Marksizm’e, Leninizm’e karşı bilimsel eserler gönderilmesi gerekiyor. Kamyonla göndermek lazım. Yaratılış Atlası’nın kamyonla gönderilmesi lazım. Okusunlar, dağlarda incelesinler, araştırsınlar, kafalarını düzeltsinler. İnançlarındaki yanlış yönleri, doğru hale getirsinler, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Duran Kalkan, ““bazıları PKK ile Ak Parti anlaşmış” diyor. Öyle bir durum söz konusu değil tabii. Eleştirilerimizi karşılıklı koruyoruz. Mücadeleden vazgeçmiş de değiliz. Sadece mücadelenin yöntemlerini değiştiriyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne anlaşacak Ak Parti, işte anarşi, terör olmadıktan sonra mesele yok. Türkiye bölünmesin. Anarşi, terör olmasın. Bu kadar. Onların da tabii kurtulmasını isteriz biz. Yani Marksizm’in, ateizmin pençesinden kurtulmalarını isteriz. Onun için de, eğitimin önemli olduğuna inanıyoruz. Bilimsel gerçekler gençlere gösterilsin. Paleontolojinin gerçek delilleri, mikrobiyolojinin gerçek delilleri, saklanıyor bunlar gençlerden. Paleontolojik delil gençlere sunuluyor mu? Sunulmuyor. 500 milyonun üstünde fosil var. Gençlere beş tanesi bile sunulmuyor. Mikrobiyolojinin delilleri gençlerden saklanıyor, insanlardan saklanıyor. Bunlar anlatılsın ve böylece insanlar, Darwinizmin, materyalizmin nasıl bir safsata olduğunu görsün.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Duran Kalkan, “İran’ın PKK üzerinde baskı yapıp yapmadığı” sorusuna da şöyle cevap verdi: “İran’ın bizim üzerimizden olmasa da, süreci sabote etme imkanı var. Bunu herkes ciddiye almalı. İran bölgesel bir güçtür. Bölgesel örgütleri, aktörleri var. Bizim güçlerimizi etkileyebilmesi mümkün değil. Ancak çatışmalı durumu her tarafa dayatabilir ve mevcut gündemi saptırabilir, böyle bir risk var” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, İran çekingen bir ülkedir. Öyle kabadayılık yapamaz. Ancak kendini savunma özelliği var. Yani oraya buraya saldıracak bir gücü yok İran’ın. Çünkü iç gücü de sağlıklı değil İran’ın. Çelişik sistemler var İran’ın kendi içinde. Halk da memnun değil. Çünkü bir komünist zihniyet İran’da hakim. Baskıcı bir zihniyet hakim, halk bundan huzursuz. Rejimden de huzursuz. Hükümet kendi içinde bile birbirleriyle dost değiller. Ahmedinejad’a adamlar tuzak hazırlıyor. Ahmedinejad sonra kendini korumak durumunda kalıyor. Meclisin içerisinde koskoca film perdesi hazırlıyor, video gösterisi yapıyor. Ve rakiplerinin sahtekarlıklarını anlatıyor. Onlar ona saldırıyor, onlar ona saldırıyor. İran’ın içi de kendi içinde güçlü değil. Türkiye de kimseye saldırmaz, İran da kimseye saldırmaz. Yani kimse kimseye saldıramaz. Ortadoğu’daki ülkelerin askeri güçleri ancak kendilerini koruyacak kadar. Ucu ucuna koruyacak kadar. Öyle bir saldırı gücü, Ortadoğu’da hiçbir ülkede yok.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Ortodoks kilisesine bağlı iki rahip, İskenderun’da ayine katılıp, Suriye’ye döndükten sonra kaçırıldı. Eyleme özgür Suriye ordusundaki Çeçenlerin Boston bombacılarını destek için gerçekleştirdiği sanılıyor. Her iki din adamının da barış yanlısı, sevgi dolu mesajlarıyla tanındıkları ve cemaatlerine hep kardeşlik çağrısı yaptıkları söylendi. Henüz papazlardan bir haber alınamamış.

ADNAN OKTAR: İşte bu da bir oyun. Boston’daki saldırı da bir oyun. Maksat, Hıristiyanlarla, Müslümanların arasını açmak, Müslümanlarla Hıristiyanların ittifakını engellemek, böylece deccaliyetin gücünü tavan noktasına getirmek. Çünkü Müslüman’la, Hıristiyan birbirine destek olmadığında, deccaliyet muazzam bir heykeli olduğu için, tek başına muazzam bir atağa geçme gücüne kavuşacak. Ama Hıristiyanlarla Müslümanlar birleşirse, deccaliyetin darmadağın olacağı belli. Deccaliyet en hassas noktadan yaklaşıyor. Hıristiyanlarla Müslümanların ittifakını yok etmek için, var gücüyle gayret ediyor. Bu oyuna Hıristiyanlarla Müslümanlar gelmeyip, bilakis ittifak ederek deccaliyetin bu oyununu bozsunlar. Kardeşlerimiz her yerde Hıristiyanlara sahip çıksın.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Avrupa konseyi parlamenter meclisi, Türkiye ile ilgili siyasi denetim sonrası diyalog raporunu tartıştı. Oturum sonrası yapılan oylamada kabul edilen tasarı metninde, “terörle mücadele yerine, Türk Devleti ile PKK arasındaki mücadele” ifadesine yer verildi. PKK için kullanılan terör örgütü ifadesi çıkarıldı. PKK’lı teröristler de aktivist olarak tanımlandı. Tüm bu değişiklikler, Ertuğrul Kürkçü tarafından verilen değişiklik önerileriyle yapılmış.

ADNAN OKTAR: Tamam, terör yapmıyorlarsa, anarşiye bulaşmazlarsa, sorun yok. Yani normal davranırlarsa sorun yok. Ama fikri mücadelenin devrine gidildiğini de artık görmek lazım. Çünkü adam eskiden silahla, şimdi fikirle devreye girecekler. PKK açıkça söylüyor; “Şimdi bizim silaha ihtiyacımız yok, fikrimize güveniyoruz, fikirle propaganda yapacağız, Güneydoğu’yu komünistleştireceğiz” diyorlar, kıran kırana. Buna karşı devlet daha hala Darwinist, materyalist eğitim yaparsa çok büyük zarar ve çok büyük bir çöküntü kapıda görülüyor, Allah esirgesin. Darwinizmin, materyalizmin yalanlarına karşı, devlet tavır alsın. Gençleri, kardeşlerimizi doğru bilgilerle, bilimin son gelişmeleriyle donatsın. 1910’ların, 1920’lerin hurafeleriyle gençleri yanlış yollara çekmek hem günah, hem de çok büyük bir hata olur. Yanlış olur.

Didem Hocam sizi dinliyoruz.

DİDEM ÜRER: Gebze’deki kardeşlerimiz, 19 Nisan Cuma akşamı ev sohbeti yapmışlar. Sizin sohbetinizi izlemişler, sizden dua istediler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu ev sohbetleri, en hoşuma giden nurlu sohbetlerden birisi. Bu ev de çok nurlu bir ev, insanlar nurlu, çok içim açılıyor, böyle bir güzelliği gördüğümde.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İsrail’in Mavi Marmara olayı ile ilgili, dün İsrailli yetkililer Sayın Bülent Arınç başkanlığında bir heyetle görüştüler. Ve tazminat metni üzerinde anlaşmaya varıldı. Tazminat miktarı henüz tam belirlenmemiş, ancak iddialara göre Türkiye, öldürülen her kişi için 1 milyon dolar talep ederken, Tel Aviv yönetimi 100 bin dolar teklif ediyor. Türkiye, Uluslararası hukuk tarafından belirlenen tazminatların esas alınmasını istiyormuş.

ADNAN OKTAR: Makul bir şeyde anlaşılabilir. Yani makul olması yeterli.

DİDEM ÜRER: Hocam, akil insanlar heyetinde olan Orhan Gencebay, dün Ali Kırca’nın programında şöyle bir açıklama yaptı: “Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir. Bizim toprağımızdan kimse bir karış alamaz. Biz tek bayrak, tek millet olarak varlığımızı sürdüreceğiz. Herkesin kültürünü yaşayabileceği bir iklim istiyoruz. Ama tek bir dilimiz vardır. O da milli dilimiz Türkçe’dir. Rahmetli Ziya Gökalp’in bir sözü var: ‘Bir Türk ne kadar Kürt ise, bir Kürt de o kadar Türk’tür’” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte bu, anlattıkları bu. Bölünmeyle ne alakası var bunun? Adamlar yanlış bakıyorlar, yanlış değerlendiriyorlar. Bir kısmı da işte “anneler gözyaşı dökmesin” diyor, bir kısmı bu şekilde konuşuyor. Dolayısıyla bölünmeyi savunan olsa da, kimse onu kaile almaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Numan Kurtulmuş, PKK’nın artık mukavemet gücünün kalmadığını iddia ederek şunları söyledi: “Müslümanlık inancı bu ülkenin en büyük çimentosudur. Kürt halkı üzerinde Müslümanlık dışında başka bir irade oluşturulamaz. Otuz yıl sonra terör örgütü de bunu gördü” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama bir fikri çalışma yapıldı da, ondan sonra gördü. Fikri çalışma yapılmadan görmedi. Biz, radyolardan, televizyonlardan, internetten geceli-gündüzlü Güneydoğu’daki kardeşlerimize sahip çıktık. Ve bu karanlık felsefeye karşı nurla, ışıkla karşılık verdik. Yaptığımız bilimsel çalışmalar sonucunda, PKK’nın direnme gücü kalmadı. Yani felsefi gücü kalmadı. Sayımız küçük ama etkimiz çok büyük oldu. PKK durduk yere fikren çökmedi. Yoksa silahlı çatışma konusunda PKK’nın bir sorunu yok. İstese terörü kat kat arttırabilir. Fikren çöktü PKK. Yani silah gücü yönünden terörist bir çalışma, gerilla yöntemi kolay kolay başarısız olmaz. Çünkü illegal çalıştıkları için gerilla yöntemi her zaman daha üstün ve de avantajlı konumdadır. Son ana kadar çok büyük zayiat oluşuyordu. Çok fazla şehit veriyorduk. Yani silahlı çatışmada PKK’nın bir zaafı yok. Öyle bir sorunu da yok. Adamı da var, silahı da var, imkanı da var. Ama fikri yönden çökme ve gerileme içerisine girdi. Baş edemediler. Çünkü Güneydoğu’da özellikle çok fazla seyrediliyoruz biz. Mardin’de, Siirt’te, Diyarbakır’da, en fazla seyredilen kanalız. Dolayısıyla bu fikri çalışmaya dayanamadılar, konu bu. Yoksa son ana kadar, çok müthiş bir ateş gücüne ve saldırı gücüne sahip olduğunu herkes görüyordu. Her gün bir haber geliyordu. Ama fikren hakikaten Darwinist, materyalist düşünce çöktü. Etkisi ta, oralara kadar da vurdu.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çorum’daki kardeşlerimiz size mesaj göndermişler: “Bir tanem Hocam, seni canımızdan çok seviyoruz. Biz Çorum’dan kardeşlerimizle toplandık, Kuran okuduk, iman hakikatlerinden sohbet ettik. Dualarınızı bekliyoruz, inşaAllah.”

ADNAN OKTAR: Anadolu’nun şu sıcaklığını görüyor musun, tatlılığını? Tam tipik bir Anadolu evi, tipik Anadolu insanları. Hepsi can, sıcacık. Bakın çocuklar melek gibi orayı sarmışlar. Çocuklar melek hükmünde, onlar cennet vildanı. Tertemiz annelerimiz, Allah onlara sağlık, sıhhat versin kardeşlerimize, iyilik, güzellik versin. Üstlerindeki belaları, sıkıntıları, dertleri Cenab-ı Allah üzerlerinden def-i ref etsin, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: 1915 olaylarının 98. yıldönümü için Ermenistan’ın başkenti Erivan’da toplanan binlerce kişinin önünde Türk bayrağı yakıldı. Sayın Egemen Bağış; “bunun tek sebebinin, ekonomik çıkmaz yaşayan Ermenistan’ın Diaspora tarafından kullanılması” olduğunu belirtti. “Bu kirli pazarın tek mağduru vardır. O da Ermenistan halkıdır. Ermenilerin sefaletlerine son vermek için tek umutları varsa, o da Türk bayrağıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel söylemiş. Yani Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam. O kardeşlerimize sahip çıkalım. Orada bayrak yakan on, on beş tane it kopuk vardır. Ermeni kardeşlerimiz bizleri canları gibi sever, biz de onları canımız gibi seviyoruz. Onlar bizim her zaman dostumuzdu, her zaman kardeşimizdi. “Millet-i sadıka” diyorduk biz onlara, yine öyle diyoruz. Aradan hiçbir şey geçmiş değil. Ermenistan’ın sınırlarını açacağız, vizeyi, pasaportu kaldıracağız, canlarımızı bağrımıza basacağız. Bayrak yakanlar da, o zaman yanlış yolda olduklarını görmüş olacaklar.

DİDEM ÜRER: Milliyet Gazetesi yazarı Can Dündar, mecliste Türk milleti için yapılan bir tartışmada, Atatürk’ün şu sözlerle bir konuşma yaptığını yazdı: “Yüksek meclisinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir. Yalnız Çerkez değildir. Yalnız Kürt değildir. Yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep İslam unsurlarıdır. Bu vatanda Çerkez, Çeçen, Kürt, Laz ve daha birtakım İslam kabileleri vardır. Bunları dışarıda bırakacak, ayrımcılığa neden olacak söz söylemeyelim” dediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Bakın, Atatürk karşıtları buradan ders alsınlar. Her konuşması birbirinden güzel Atatürk’ün. Ne kadar toparlayıcı ve ne kadar Müslüman’ca, ne kadar Kuran’a uygun. Bakın “hepimiz Müslüman’ız, hepimiz Müslüman evladıyız” diyor. “Çeşitli kavimlere mensup olabiliriz ama bir ve tekiz” diyor, ne güzel.

DİDEM ÜRER: Selahattin Demirtaş, kendisiyle yapılan röportajda birkaç konuda açıklama yaptı. Kandil’le ilgili şunları söyledi: “Kandil’e gidişlerimizde gördük ki, pek çok kaygıları var. Çünkü 99’da ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen, beş yüzden fazla PKK gerillası geri çekilmesi sırasında öldürülmüş. Ayrıca Ak Parti’nin demokratik siyaset kanallarını açmayacağı konusunda kaygıları var. ‘Eğer üzerimizde bir baskı oluşursa, biz yeniden Türkiye’ye silahlı bir şekilde dönmek zorunda kalabiliriz. Durumu daha da kötüleştirebilir bu’ diyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte fikri mücadele esas. Adamlar diyor, yani “biz şimdi fikri mücadelenin içerisine girmek istiyoruz. Siyasi mücadele yapacağız” dediği bu. Yani “komünist propaganda yapacağız. Güneydoğu’yu komünist yapacağız” diyor. Buna karşı suskun beklemek, çok yanlış olur, çok büyük bir hata olur. Derhal kitapla, televizyonlarla, radyolarla, internetle, cd’lerle karşı anti komünist, anti Stalinist, anti PKK faaliyet yapılması lazım. Darwinist, materyalist eğitime de hemen son verilip, bilimin gerçekleri ışığında, bilimin bütün güzellikleri, bütün doğruluklarını gençlere sunup, Darwinizmi felç etmek gerekiyor. Gerçi biz bu görevi yapıyoruz ama bir dereceye kadar oluyor. Geniş çaplı devlet yaparsa, çok çok çabuk netice alırız.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir hadis okumak istiyorum: “İmam Mehdi, ufukta doğan bir güneş gibi nuruyla bütün alemi aydınlatır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ufku aydınlatır güneş gibi. Demek ki, televizyonlardan, her yerde görülecek ve herkesi aydınlatacak. Güneşten, ışıktan kasıt budur; nur, aydınlatma. Fikirle, düşünceyle insanları aydınlatacak. Güneş doğduğunda ne olur? Bütün evlere doğar, her yere doğar. Hz. Mehdi (a.s) da demek ki televizyonlardan, radyolardan yahut internetten her eve, her yere doğacak, fikirleriyle, düşünceleriyle etrafı zulümatlardan nura çevirecek. Zulümattan nur, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Devamında hadisin: “İmam Mehdi, parıldayan dolunaydır. Parlak bir çıra, aydınlık saçan bir nur, zifiri karanlıklarda yol gösteren bir yıldızdır.”

ADNAN OKTAR: İşte zifiri karanlıklar, ahir zamanda şu Darwinizm, materyalizm, Stalinizm, komünizmin korkunçluğu içerisinde, vahşi kapitalizmin, faşist ruhun korkunçluğu içerisinde ışık gibi parlayacak. Radyolardan, televizyonlardan, her yerde parlayacak ve bu karanlığı aydınlatacak, ışık gibi. Fikriyle, düşünceleriyle, üslubuyla bu zehri giderecek, o anlama geliyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Selahattin Demirtaş, Öcalan’la ilgili de bir açıklama yapmış: “Öcalan’ın hapiste tutulmasının nedeni Kürt sorununun çözülmemiş olması ve savaşın devam ediyor olmasıydı. Bu koşullar ortadan kalktığında, belki cezaevi anlamsızlaşır. Öcalan’ı orada niye tutsunlar ki? Yeterince hapis yatmadı mı? On beş yıl yattı” dedi. Ancak Öcalan’ın bu konu açıldığında “tam demokrasi ve barış gelmeden isteseler de hapisten çıkmayacağını” söylediğini aktardı.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim onu. Ben söyledikten sonra o söyledi. “Çıkarsa, hayatı tehlikede olur” dedim. Yani Mardin’e gitse tehlike, öldürürler. Diyarbakır’a gitse yine öldürürler. Siirt’e gitse yine öldürürler. Nereye giderse gitsin tehlike içinde olur. Ancak İttihad-ı İslam ortamında, bütün insanlar güvenlik içinde olabilir. Bunun dışında yol olmaz. Tam demokrasi dediği, İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam’da ne zulüm vardır, ne de baskı vardır. Demokratlığın, demokrasinin hası, gerçeği vardır.

“Selam melek yüzlüm, yakışıklı Seyyid Hocam” diyor. “Bu ceket size çok yakışıyor” diyor. “Aslan Hocam seni çok seviyorum, ellerinizden öpüyorum” diyor.

Başka bir hanım kardeşimiz: “Buradayım can aslanım, can yiğidim, cananım, mübareğim, yeşil yeşil gözlerle güneş gibi parlayan, heybetli nurlu, her halinizle ama çok çok yakışıklısınız ve şıksınız elhamdülillah. Merhametli, sevgi dolu, adaletli, esprili, güler yüzlü ruhum Hocam, sizi çok seviyorum.” İzmir’den bir hanım kardeşimiz yazmış. Hanım kardeşlerimizin böyle yüzlerce güzel mesajı var.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir hadis daha okumak istiyorum: “İmam Mehdi, susamışlar için tatlı bir su, doğru yolu gösteren bir rehber, helak olmaktan kurtaran bir kurtarıcıdır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Su da değil, “tatlı bir su.” MaşaAllah. Helak olmaktan, Darwinizm, materyalizm batağına düşmekten, ateizm batağına düşmekten insanları kurtaran bir varlık. Güzel bir varlık Mehdi (a.s), inşaAllah. Allah bizi ona talebe etsin, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kocaeli’nden kardeşlerimiz yazdı Hocam; “20-23 Nisan tarihleri arasında Kocaeli Belediyesi’nin davetlisi olarak, kırk ülkeden bin çocuk ve toplamda dört günde 250 bin ziyaretçi katılımıyla çocuk fuarı düzenlendi. Fuarda bizim de fosil sergimiz oldu. MaşaAllah, ilgi çok çok güzeldi. Katılımcılara fosiller hakkında çok detaylı bilgiler verildi. Aynı zamanda Kocaeli Belediye Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu’yla röportaj yapıldı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, minik mehteran da ortalığı inletmiş anladığım kadarıyla. Genç kızlar da çok çok güzellermiş, maşaAllah, çok yakışmış. Burada fosil sergisi olması, yabancı çocukların da fosilleri görmesi, çok muhteşem olmuş. Yüzlerce binlerce gencin aydınlanmış olması, çok büyük hizmet, maşaAllah elhamdülillah, tebrik ediyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam deminki hadisin devamını okumak istiyorum: “İmam Mehdi, yollarını kaybedenlerin doğru yolu bulması için yüksek bir yerde yakılan kılavuz ateşidir.”

ADNAN OKTAR: Yüksek bir yerde. Demek ki, yüksek bir yerde olacak.  “Kılavuz ateşi” yani bir kandil. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Dondurucu soğuğa tutulanlar için bir sıcaklıktır.”

ADNAN OKTAR: Kalbi donmuş insanlara, sıcak sevgiyi, Allah sevgisini, muhabbeti öğretecek anlamında. Çok güzel. Peygamberimiz (s.a.v) ne kadar hikmetli, ne güzel anlatmış Hz. Mehdi (a.s)’ı.

DİDEM ÜRER: Elhamdülillah, maşaAllah Hocam. “Tehlikeli geçitlerde güvenilir kılavuzdur.”

ADNAN OKTAR: “Tehlikeli geçitler” demek ki; darbelerin olduğu dönemlerde,  zor dönemlerde, sıkıntılı saldırı dönemlerinde, o geçit dönemlerinde güvenilir bir kılavuz. MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Mehdi (a.s)’dan ayrılan kesinlikle helak olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v)

ADNAN OKTAR: Ayrılan helak olur. Çünkü o insanın kıymetini bilmiyorsa, dinin de kıymetini bilmiyor demektir, güzelliğin de kıymetini bilmiyor demektir, sevginin de kıymetini bilmiyordur. Aklı beyni gider diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ne büyük felaket Hz. Mehdi (a.s)’ı görüp de, tabi olmamak. Allah vermesin.

DİDEM ÜRER: Mustafa Akyol bir yazı yazmış: “Wall Street Journal Gazetesi’nin Boston saldırısını ‘emin olun ki bu bir cihat saldırısı’ diye verdiğini, ancak bazı Müslümanların bu durumu Amerikan derin devletinin yaptığını ve suçu Müslümanların üzerine attığını söylediğini” belirtmiş. 

ADNAN OKTAR: Benden başka söyleyen olmadı.

DİDEM ÜRER: Bunu da Müslüman dünyanın bir türlü kendisine öz eleştiri getirememesine bağlamış. “Oysa bence bazı fanatik Müslümanların yanlış yaptığını ve İslami kuralları çiğnediğini kabul etmek en iyi yöntemdir” demiş.

ADNAN OKTAR: Tamam, bağnazlık yobazlık var. Bağnazlık yobazlığın, inanç sistemi var. Bunlar neler? Anlatıyoruz. Hanefi mezhebinde de, Hanbeli, Maliki, Şafii mezhebinde de, şiddet içeren unsurlar ve hükümler var. Bunların yanlışlığını gece gündüz anlatıyoruz. Bunlar anlatılmadan yuvarlak izahlarla konu geçiştirilemez. Yani orta yolcu olmakla olmaz. Mesela hangi hadisler yanlıştır, hangi hükümler yanlıştır, hangisi zulmü ve şiddeti ifade ediyor? Hadis derken yalan hadis, uydurma hadis. Bunları açıklamak gerekir. Yuvarlak izahlar olmaz.

DİDEM ÜRER: Yine bir hadis okumak istiyorum: “İmam Mehdi, yağmur yağdıran bir buluttur.”

ADNAN OKTAR: Bulut var, hazır imkan var ama yağmur yağmıyor. Hz. Mehdi (a.s), katalizör görevi yapıyor. Mesela İttihad-ı İslam için Türkiye müsait, dünya müsait ama bir katalizöre ihtiyaç var. Katalizör görevi, Hz. Mehdi (a.s) tarafından yapılıyor. O yağmuru yağdırıyor, yağmura vesile oluyor. Bulutlar yağmur yüklü, İslam alemi de mesela dolu dolu herkes hazır. Ama yağmur yağmıyor bekliyor bulutta. Yağmur yağdırmaya, Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı memur ediyor, vesile ediyor. Evet.

DİDEM ÜRER: “Çiseleyen bir yağmurdur, ışık saçan bir güneştir.”

ADNAN OKTAR: Çiseleyen bir yağmur; yani hafif hafif de gün boyu sürekli insanları eğitir. Nasıl? Radyolardan, televizyondan, internetten, kitaplarıyla insanları sürekli eğitir.

DİDEM ÜRER: “Keskin bir göz, dalları ve yaprakları çok bol bir bahçe, bir gülistandır.”

ADNAN OKTAR: “Keskin bir göz.” Demek ki, dikkatinden bir şey kaçmayacak Hz. Mehdi (a.s)’in, çok dikkatli. İslam aleyhine bir şey olduğunda anında yakalayacak, anında fark edecek. Mübareğin kendi gözlerinin de keskin olduğuna bir işaret bu. İki anlamda hikmetli güzel bir konuşma yapmış Peygamberimiz (s.a.v.).

DİDEM ÜRER: Ve şöyle bitiyor hadis; “İmam Mehdi, sıcak bir yoldaş ve arkadaş, şefkatli bir baba, öz bir kardeş, felaketlerin dört bir yandan hücum ettiği zamanlarda, Allah kullarının sığınağıdır.”

ADNAN OKTAR: Yani manası açık. Ama cümle cümle ve ayrıca şerh edilebilir tabii.

Ümmet-i Muhammed yatsın. Kardeşlerim uykusuz kalmasınlar, yarın devam edelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü