Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (25 Nisan 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BEYZA BAYRAKTAR: Yakışıklı nurlu bir tanem Hocamın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum seni

DİDEM ÜRER: Murat Karayılan Kandil’de bir basın toplantısı yaptı; “PKK’lıları 8 Mayıs tarihinde sınır dışına çekilmeye başlayacaklarını” açıkladı. “Çekilen teröristlerin, Kuzey Irak’a gideceklerini, çekilme aşamasında PKK’lılara yönelik herhangi bir saldırı ve bombardıman olması halinde geri çekilmenin durdurulacağını ve misilleme yapılacağını” söyledi. Ayrıca tam silahlanma için yeni anayasayı bekleyeceklerini ve Öcalan’ın serbest bırakılmasının şart olduğunu şu sözlerle ifade etti: “Normalleşme süreci barışın kalıcılaşması, toplumsal uzlaşma eşitlik ve özgürlükler sürecidir. Abdullah Öcalan dahil herkesin özgürleşeceği bu sürecin pratikleşmesi paralelinde silahın tümden devre dışı kalması ve teröristlerin silahsızlanması gündeme gelecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Öcalan’ın bırakılması, sonra Güneydoğu’da bir devlet kurulması öyle mi? Türkiye’nin bu devlete yardımcı olması, onların Şanghay ekibine katılmaları, sonra Kuzey Kore’den, Çin’den son model silahlar almaları, Pol Pot rejiminden daha dişli, azgın korkunç komünist bir rejimin orada kurulması, sonra Türkiye’nin de diğer bölümlerine de müdahale hakkının doğması, sonra bütün Türkiye’nin yutulması, sonra komünistlerin halay çekmesi! Rüyadan, onları böyle dürtüp uyandıracağız. Yani artık herhalde kulaklarına dürteceğiz, inşaAllah. Böyle bir olay olmaz. Abdullah Öcalan bırakıldığı zaman, hemen öldürürler. Bizzat Kandil’deki adamlar öldürürler. Başa geçmek, lider olmak isteyen birçok adam var. Kan gövdeyi götürür. Komünist devlet zaten kurdurmayız. Ama komünistlerin, PKK’lıların Kuzey Irak’a gitmesi çözüm değil. Kuzey Irak’a yazık, oradaki insanlara yazık, oradaki Müslüman halka yazık. Büyük bir komünist ordusu, kızıl ordu oraya girecek ve orada komünist propaganda yapacaklar. Oradaki genç kızları, delikanlı insanları düşünüyorum; büyük bir vahşet ve çok tehlikeli bir olay. Yani hiç kimsenin canı orada güvende olmaz. Düşünün; adam kasabasında namazını kılan Kürt kardeşlerimiz var, orucunu tutan, evinde kahvesini, mırrasını içen, kendi halinde insanlar var, on binlerce komünist gerilla bir anda orayı istila ediyor, düşünün. Onun için bu adamların eğitilmesi, bu zehirden kurtulmaları hayati. Eğitilmeleri için de; TRT 6’da Şeş TV’de davul zurna değil de, Darwinizm, materyalizmin geçersizliği, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatılmalı, komünist ideale karşı mücadele vermek lazım. Milletimizin son derece uyanık olması lazım, rehavete kapılmamaları lazım. PKK tehlikesi asıl şimdi başlıyor. Yani PKK tehlikesi şu ana kadar çok zayıftı, asıl şu an başlıyor. Çünkü dışarıda palazlanıp, güçlenip yeniden, yeni bir orduyla saldırma imkanları doğmuş oluyor. Çünkü Kuzey Irak’a gidenler, Kuzey Irak’ı da komünistleştirerek, orada dev bir komünist ordu oluşturmayı düşünüyorlar, PKK’nın Kuzey Irak’ta hakimiyetini düşünüyorlar. Orada Talabani, Barzani diye de bir güç bırakmazlar, hepsinin tozunu dumanını çıkartırlar. Arkasından da, Türkiye’de dağa çıkmak isteyen binlerce PKK taraftarı var. Kadrosuzluk yüzünden onlar çıkamıyorlardı dağa. Yani kadro yetersizliğinden çıkamıyorlardı, müsait değil. Yoksa adamlar alacak. Şimdi bir kadro açığı meydana getirdiler. Yeni PKK’lıların dağa çıkabilmesi için, yeni imkan meydana getirdiler. O çekilen güçlerin yerine, mesela on bin PKK’lı çekilecekse, onun yerine on bin PKK’lıyı dağa çıkaracaklar. Ve PKK eğitimine başlayacaklar. Bir süre sonra da, siz içeriden biz dışarıdan, hadi bakalım mantığıyla Türkiye’ye saldırı düşünüyorlar. Avrupa da onları şirin çocuklar ilan etti; “Aktivist gençler” diyorlar. “Ne var, balon şişirip uçuruyorlar ya, bunlar da aktivistler” diyor. “Bisküvi atıyorlar, bir şey yok” diyor. Ponpon çocuklar yani! Böylece milletin direncini kırmaya çalışıyorlar. Millete rehavete kapılacak. Orduyu rehavete kaptırmaya çalışıyorlar. Milleti rehavete kaptırıp, aniden yüklenip, bu konuyu bitirmeyi düşünüyorlar, kendi kafalarınca. Daha çok rüya görürler, öyle bir konu olmaz. Milletimiz son derece uyanık, son derece dikkatli. Ordumuz da öyle, milletimiz de öyle. Belanın büyük olduğunun farkındayız ama farkında olmayanları da uyandırmaya çalışıyoruz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Bahçeli, PKK’lıların 8 Mayıs tarihinde sınır dışına çıkmaya başlayacaklarıyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Sembolik geri çekilme örgütün zaman kazanmaya yönelik sinsi bir taktiğidir. PKK’nın çekilmesi gibi bir iddia ve ifade tamamen asılsız, uydurma ve yalandır. Bölücü kanlı örgütün sembolik düzeyde sınır dışına çekilmesi, zaman kazanmaya stratejik hedefleri için daha sıkı bir hazırlık yapmaya dönük, sinsi ve kurnaz bir taktik adımdan başka bir şey değildir” demiş

ADNAN OKTAR: Sayın Bahçeli’ye günler önce de söylediğimiz buydu, Sayın Bahçeli’nin de söylediği aynısı. Komünizmin yöntemidir. Yani; “Çekiç vurulduğunda, çekiç ileri doğru itilmez” diyor Lenin. Onu hatta kitap haline getirmiştir Lenin, “bir ileri, iki geri” diyor. Yani “ileriye bir adım atarsanız iki adım da geriye atın ki, iki adımdan sonra yeniden ileriye büyük bir sıçrayış yaparsınız” diyor. Onun için yorulan komünist gerillaların dinlenmesi, ideolojik eğitimi, güç kazanmaları ve özellikle Kuzey Irak’taki mazlum Kürt kardeşlerimizin, dindar Kürt kardeşlerimizin komünistleştirilmesi, onların da terör ve şiddetle korkutularak, PKK örgütüne katılması için, oraya bir kolordu olarak girmeyi düşünüyorlar, konu bu. Ama bir tek bununla da bırakmak istemiyorlar, yeni bekleyen kadroları da dağa alarak, hem teorik hem pratik eğitmeyi düşünüyorlar. Çünkü bunlar eski asker olarak görüyorlar bunları. Şimdi yeni asker gelmesi gerekir diye düşünüyorlar. Bunları terhis etmeleri gerekiyor, geçici bir terhisle bunları almış oluyorlar, konu bu. Yeni tertipler onların kendi inançlarına göre. Komünist yeni ekibi alıp büyük, daha kapsamlı bir kadro düşünüyorlar. Bu kendi kafaları değil tabii, Amerika’daki bazı kuruluşlarda çalışan cinlerin aklı. Bunlara ince ince akıllar veriyorlar, bunlar da o ince aklı kendi kafalarınca uyguluyor. Ama Türk milletinin büyüklüğünü, gücünü fark edemiyorlar, kendilerince böyle çelik çomak oynadıklarını zannediyorlar. O çeliği çomağı millet yedirir, ben onlara söyleyeyim. Hiç boş yere heveslenmesinler, Türk ordusu, Türk polisi, Türk gençliği çelik gibi hazır. Ama illa çözüm isteniyorsa, Darwinist, materyalist eğitim durdurulması gerekiyor, anti-komünist eğitim, anti- Darwinist, anti-materyalist eğitim çözüm budur, bunun dışında bir çözüm olmaz. İmani çalışma yapılması. Yoksa Kuran dersleri vermek, İmam Hatipler açmak çözüm değil. İmam Hatipleri açmayla çözüm olsaydı, PKK bu hale gelmezdi. Komünistler bütün okullara bu şekilde 1980 öncesi de hakim olmuştu, şimdi de okulların büyük bölümünde artık komünist fraksiyonlar çatışıyor. Aynı, “Aydınlıkçı mısın, Marksist, Leninist misin?” Bu, yani böyle bir durum var. Darwinist, materyalist eğitim milleti mahveder. Defalarca söylüyorum, bir daha söylüyorum; Darwinist, materyalist eğitimde komünizm gelişir, Marksist felsefe gelişir. Okullara din dersi koymayla, buna engel olmak mümkün olmaz. Komünistlerin hepsi dini biliyorlar, İslam’ı biliyorlar. Zaten öğretiyorlar komünistlere dini. “Ama bu yanlış” diyorlar.

Üniversitelerde, başka yerlerde, İlahiyat Fakültelerinde de din öğretiliyor ama dinin ruhu arınmış olarak öğretiliyor. Dinin kabuğu öğretiliyor. Dinin ruhu verilmiyor. Öyle olunca da, ölü bir din anlayışı verilmiş oluyor. Ölü din anlayışıyla, din olmaz. Din, ruhta manada yaşanarak, samimi inananların üslubuyla, ruhuyla insanlara enjekte edilebilir. Onun dışında din eğitimi; adam içi geçmiş bir üslupla, bazı kişileri görüyoruz, sakin sakin, “Hendek Savaşı şöyle oldu, Uhud Savaşı böyle oldu, Peygamberimiz (s.a.v) şöyle açtı, karnına taş bağlardı” bu tip konular anlatıyorlar. Bununla din, iman güçlenmesi olmaz. Bununla komünizme karşı mücadele veremezsiniz. Bunda mağlup olursunuz. Nitekim de mağlup oluyorlar. Çözüm; bilimsel açıklamalardır, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğinin bilimsel anlatılmasıdır, Kuran mucizelerinin bilimsel anlatılmasıdır, iman hakikatlerinin bilimsel anlatılması. Yani akıl kabul edecek, kalp de tasdik edecek. Yani tahkiki imanla karşılık verilebilir. Bunun dışında bir yol yok.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Bahçeli, geri çekilme süresinde güvenlik güçlerinin mutlaka müdahale etmesinin gerektiğine yönelik şöyle bir açıklama yaptı: “PKK bir cinayet şebekesidir. Bu itibarla hiçbir örgüt militanının bir şey olmamış gibi sınırlarımızdan elini kolunu sallayarak çıkıp gitmesi, buna da güvenlik güçlerimizin sesiz, tepkisiz ve ilgisiz kalması söz konusu olmayacaktır. PKK’lı militanların görüldükleri yerlerde, etkisiz hale getirilmeleri veya yakalanmaları, en başta hükümetin Türk milletine şeref ve namus borcu olarak değerlendirilmelidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Çıkmaları çözüm değil. Onu aylar önce söyledim. Adam çıkar, tatile de gidebilir. “Şöyle bir hava alalım” der. “Hakikaten yıllardan beri dağdayız, şöyle bir dinlenelim kendimize gelelim, bir kuvvet bulalım” der, “teorik, pratik biraz eğitim yapalım, yeni gençler dağlara çıksın. Onlar kadrosuzluk nedeniyle çıkamıyorlar dağa, hem dağa çıkarlarsa gücümüz dağlarda daha da artmış olur, bir süre sonra dayatmalarımızı kabul etmezlerse-ki, zaten kabul edilecek gibi değil söyledikleri- onlar içeriden biz dışarıdan yeniden bastırırız.” Kafaları bu. Mehdiyet’in dışında bir çözüm olmadığını Allah yine gösteriyor. Polisiye tedbirle olmaz. Şimdi sen desen ki, “PKK çıkarken, polis sizi yakalayacak.” Adam, polisle çatışmaya girer o zaman veyahut kaçar. Çıkacaksa da gizli çıkar. Bile bile böyle bir şeyin içine girmez. Polisle çatışma, askerle çatışmayla netice alınmış olsa, otuz yıl içerisinde alınırdı. Adamlar gittikçe gelişti.

Bakın, Bediüzzaman diyor ki: “Gittikçe tevessü eder gelişir” diyor. Ama ne zaman? “İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe bu taun da” diyor komünizm için, tevessü eder gelişir. Buna karşı ancak Kuran hakikatleriyle karşı konulabilir” diyor. Yani Kuran mucizeleri, iman hakikatleri ve fen ve felsefeden tevellüd eden cereyanı nemrudanenin yine fen ve felsefeyle durdurulması. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın birinci vazifesi bu diyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Emre Uslu da geçen gün dağa çıkışların arttığını yazmıştı; “PKK, ‘bölgede biz kazandık, öz savunma gücü olarak geri döneceğiz’ diyerek, yeni gençleri etkiliyor ve dağa çıkışları hızlandırıyor” diye söylemişti.

ADNAN OKTAR: Her üniversitede, büyük bir kitle olarak komünist öğrenciler var PKK’lı. Hep ayrı bunlar bak, PKK’lı ayrı. Marksist, Leninistler ayrı, Maocular ayrı. Yani klasik sağ söylemlerle, işte “ananızın çorbasını için, babanızın sıcak evinde oturun, gelin size marş ezberleteyim” bununla netice alınmaz. Kahramanlık şiirler söylemeyle de netice alınmaz, klasik sağ demagojiyle de netice alınmaz. Geçici olur, yani üç beş aylık bir faydası olabilir. Ama gerçek anlamda netice alınmaz.

Bakın, Bediüzzaman ne diyor bu konuda, mübarek: “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Al-i Resulün” Hz. Resulullah (s.a.v)’in soyundan olan, yani onun alinden olan “temsil ettiği kudsi cemaatinin” cemaati var Hz. Mehdi (a.s)’ın. Bu topluluk nedir? Cemaat deniyor, cemaati var. Nasıl bir cemaat ama bu cemaat? Kudsi, “kutsal” diyor Bediüzzaman. Herhangi bir cemaat değil “kudsi” diyor. Peki, Mehdi-i Al-i Resul’ün buradaki görevi ne? Temsilci, temsil ediyor. Neyi? Cemaatini temsil ediyor. Yani cemaatinin mümessili, başı. Bak “temsil ettiği” diyor, hayatta, “şahs-ı manevisinin” bakın Hz. Mehdi (a.s) var, cemaati var ve Hz. Mehdi (a.s) ve cemaatinden oluşan da şahs-ı manevisi var. Bir de şahs-ı maneviyi bu yüzyıla ait harika bir şeymiş gibi anlatıyorlar. Şahs-ı manevinin olmadığı bir dönem yok ki. Bunu niye bu şekilde abartarak anlatıyorlar ben anlamıyorum. Şahs-ı manevi olmayan bir vakit söyleyin siz. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında yok muydu şahs-ı manevi? Peygamberimiz (s.a.v) vardı, sahabeler vardı ve onlardan oluşan bir şahs-ı manevi vardı.

MaşaAllah, bak ağabeyiniz size nasıl bir kitap yazdı: “Hıristiyanlar Hz. İsa’yı Dinlesinler” yeni eserim. MaşaAllah, nefis bir kitap. Hıristiyan kardeşlerimize geniş çapta kiliselere özellikle dağıtsın kardeşlerimiz. Bütün Hıristiyan arkadaşlara anlatsınlar. Özellikle İncil’den kaynak verilerek, nasıl Allah’ın bir olduğu, nasıl Kuran’ın hak olduğu, İncil’in delilleriyle anlatılıyor. Yani gerçek İncil’e uyduklarında, bak hep İncil’den, Kuran’a tam olarak uyacaklarını gösteriyoruz, hurafeye uymadıklarında, inşaAllah. Bu kitap, kardeşlerimizin çok beğeneceği bir eser. Fotoğraflar, resimler güzel. 408 sayfa. İçindeki resimler şahane, baya güzel fotoğraflarla bezenmiş içi. Çok beğeneceğinizi umuyorum. Nefis bir eser, inşaAllah.

Bunlar bu kadar Mehdiyet’i niye bu kadar yok etmeye çalışıyorlar dedik, baktık, arkasından dediler ki: “Mehdiyet’i bırakın, Hz. İsa Mesih (a.s) konusunu da bırakın” bakın Nurcu bunu diyen. Hepsini tenzih ediyorum, bir kısmı. “İttihad-ı İslam konusu nereden çıkarttınız? Böyle bir konu yok” diyorlar. Peki ve var dedik? “Güneydoğu sorunu var kardeşim” diyor. “Kürt sorunu var Kürt sorunu anlamıyor musunuz?” diyor. “Başka bir şey yok, Mehdi diye de bir şey yok” diyor. Nesiniz diyoruz? “Nurcuyum, bak Risale-i Nur okuyoruz hep beraber” diyor. Ne yapalım? “Kürt sorununu halledeceğiz” diyor. “En büyük sorun şu an Türkiye’de bu” diyor. Allah size hidayet versin, Allah aklınızı açsın, Allah müstakınızı versin. Bak çılgınlığa bak, konuya bak yani. Hz. Mehdi (a.s) yokmuş, Hz. İsa Mesih (a.s) yokmuş, deccal yokmuş, İttihad-ı İslam yokmuş. Ne varmış? Kürt sorunu varmış! Akla bak. Allah basiretlerini kapamış.

“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi” diyor Bediüzzaman, “Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.” Bir tane değil, iki tane değil, üç tane. Burada kimse sahtekarlık yapmayacak. “Üç vazifesi” diyor. “Yok bir tane” diyor. Üç diyor işte, niye bire indiriyorsun? “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti” bak orada cemaat diyor, burada cemiyet diyor bu sefer. Cemiyet olarak da kabul ediyor, “ve seyyidler cemaati yapacağını” işte Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz gibi böyle mübareklerin yapacağını, “rahmet-i İlahiye’den bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” Bak bir daha söylüyor. En taş kafanın anlayacağı gibi bak, “ve onun üç” diyor üç, “üç büyük vazifesi olacak. Küçük değil büyük. ‘Yok, bir tane vazifesi var’ diyorlar. Sanki yalan söylüyor Bediüzzaman.

“Ne kadar güzel kız” diyor. Kız durduk yere güzel olmaz. İmanıyla, iffetiyle, aklıyla ve aklının ona sunduğu bütün güzelliklerle güzel olur. Akılsız, zaten mecburen çirkin oluyor.

Bediüzzaman diyor ki bakın: “Çok defa” çok defa bakın bir kere değil. Ama anlamıyor adamlar. Bakın “çok defa” diyor, “mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin” yani Hz. Mehdi (a.s)’ın başında bulunduğu kudsi, kutsal cemaatinin, “şahs-ı manevisinin” yani o topluluğun “üç vazifesi var.” Üç tane. “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa,” yani anarşi, terör, çünkü o devirde dünya zaten batmış vaziyette Bediüzzaman zamanında, eğer iyice yoldan çıkmazlarsa diyor. Düzelmiş bir ortam yok. Yoldan çıkmış Bediüzzaman zamanında. Adam ne diyor; ‘baharda geldi Bediüzzaman’ diyor. Bediüzzaman ne diyor: “Beşer yoldan çıkmış, bütün bütün yoldan çıkması tehlikesi var” diyor. “Çıkmazsa” diyor, “o vazifeleri onun cemiyeti” Hz. Mehdi (a.s) cemiyeti, “ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiye’den bekliyoruz. Ve onun” o şahsın “üç büyük vazifesi olacak: “Birincisi” bakın neymiş: “Fen ve felsefenin.” Fen ve felsefe. Kuran’dan anlatacak demiyor. Hadisle anlatacak demiyor. İmam Hatiplerle yapacak demiyor. “Fen ve felsefenin tasallutuyla” musallat olmasıyla. Kime? Halka, insanlara musallat olmuş fen ve felsefe, “ve maddiyun ve tabiiyyun taunu,” yani Darwinizm ve materyalizm “(insanlık) beşer içinde intişar etmesiyle,” gelişmesiyle” Güneydoğu’daki PKK konusu bu işte. Bak, “her şeyden evvel” en acil konu diyor Bediüzzaman, “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Yani Darwinizmi, materyalizmi tam çökertecek şekilde imanı kurtarmaktır. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek” yani imanlı olan insanların Darwinizme, materyalizme gitmesini engellemek, “ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla” demek ki, Hz. Mehdi (a.s) ne yapacakmış? Hem dünyayı bırakıyor, hem her şeyi bırakıyor. Mesela evlenmiyor, işe gitmiyor, hayatını bu konuya veriyor Hz. Mehdi (a.s). “her şeyi bırakmakla çok zaman” çok zaman gerektiriyor, “tedkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden” araştırma ve inceleme meşguliyeti gerektirdiğinden, “iktiza etiğinden Hazret-i Mehdinin,” bak şahs-ı manevinin demiyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın, “o vazifesini” yani Darwinizmi, materyalizmi çökertme vazifesini, “bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Ne vakti müsaittir Hz. Mehdi (a.s)’ın diyor, ne de hali müsaittir. Neden diyor: “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor.” Bir kere Hz. Mehdi (a.s) halife, Müslümanların lideri. Bediüzzaman böyle bir görev almadı. İkincisi: “Bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” diyor. Bediüzzaman, bizzat zaten kendisi eserlerini yazıyor ve kimseden de istifade etmemiştir. Kendi yazmıştır eserlerini. Ama Hz. Mehdi (a.s)’da böyle değildir diyor. Bakın ne diyor: “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde” ne demek herhalde? Gözüyle gördüğünü anlatıyor. Zaman kalkmış Bediüzzaman’a. “Herhalde o vazifeyi” yani Darwinizmi, materyalizmi yıkma vazifesini, “ondan evvel bir taife bir cihette görecek.” Yani Avrupalı bilim adamları, Darwinizmi, materyalizmi araştıran bilim adamları. Bak “bir cihette görecek.” “Taife” diyor, çünkü Müslümanlara taife demez Bediüzzaman. “Bir taife görecek” diyor. “O zat,” yani Hz. Mehdi (a.s) “Muhammed Mehdi o taifenin” bilim adamlarının “uzun tetkikatıyla” yani senelerce yaptıkları araştırma ile “yazdıkları eseri” yani her türlü kitabı, bilgiyi, cd’yi “kendine hazır bir program yapacak.” Yani kitaplarında, televizyon programında, internette her yerde kullanmak üzere oradan istifadeyle hazır bir program yapacak. Ama tabii Hz. Mehdi (a.s)’ın yorumu ve oraya katılımıyla anlam kazanıyor. Onu söylüyor Bediüzzaman. Çünkü o taifenin özelliği ne? “Bir cihette görecek o görevi o taife” diyor. Hz. Mehdi (a.s) tam anlamıyla. Hazır bilgiyi alıyor, öyle bir yorumluyor ki, kaçmak mümkün değil, “onunla o birinci vazifeyi” yani Darwinizmi, materyalizmi çökertme vazifesini “tam yapmış olacak.” Burada ne diyor o adamlar için? Yani o taife için, “bir cihete görecekler” diyor. Hz. Mehdi (a.s) ne yapıyor? Tam, tam yapmış. Bediüzzaman diyor ki: “Ben, iman hakikatleri cihetinde bir cihette görev yaptım” diyor. “Mehdi iman hakikatleri yönünden tam yapacak görevini” diyor. “Saltanat aleminde tam, hilafet aleminde tam, siyaset aleminde tam, her şeyde tam yapacak” diyor. “Bütün gelen Mehdi’ler bir cihette yapmışlardır” diyor. Bir vazifeyi bir cihette yapmışlardır. “Mehdi üç vazifeyi tam yapacak” diyor. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet” Hz. Mehdi (a.s)’ın bu faaliyetinde istinat ettiği, dayandırdığı kuvvet “ve manevi ordusu,” Hz. Mehdi (a.s)’ın “manevi ordusu var yalnız ihlas” Bakın, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinde neler varmış. İhlas-samimiyet bir “ve sadakat” hocalarına sadıklar. Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin ikinci özelliğini söylüyor. Daha Hz. Mehdi (a.s) yok. Bunu söylediğinde 70 yıl önce söylüyor. Hz. Mehdi (a.s) daha doğmamış. Ta o zamanlar söylüyor bak, “sadakat gösterecekler” diyor talebeleri. Daha talebeleri doğmamış. Daha talebeleri doğmadan, talebelerin özelliğini söylüyor, “sadakat ve tesanüd” acayip birbirlerine bağlılar Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri. “Tesanüt sıfatlarına tam sahip” diyor yarım değil. Öyle uyduruk Müslüman değil, hakiki Müslümanlar. “Tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir.” Talebelerinin hepsini kitap faaliyetlerinde görevlendirmiyor Hz. Mehdi (a.s), bir kısmı. Tamamı yapıyor demiyor. Detayı görüyor musun? Kitaplarını nasıl yazdığını bile yazmış Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’ın, nasıl hazırlayacağını. Hangi konuya ağırlık vereceğini önden. “Zannediyorum ki, siyasete karışmayacak Mehdi” diyor. İki yerde söylüyor Hz. Mehdi (a.s)’ın siyasete karışmayacağını. “Ne kadar da az da olsalar,” bak sayıları da az diyor. Sayılarına kadar biliyor, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Yani bir ordunun yapamayacağı gücü onlar gösterecekler diyor.

Didem Hocam devam edeceğim, fakat sizi dinleyeyim.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çin’in güneybatısında 4.8 büyüklüğünde yeni bir deprem daha meydana geldi. Son bir haftada Çin’de meydana gelen depremler nedeniyle 196 kişi hayatını kaybetti, 12 binden fazla kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: Çin çok gariban bir ülke, insanlar çok gariban, canlarım benim. Onların yüzü hiç gülmedi, hep acı içinde yaşadılar. Üç metre kare evler, iki buçuk metre kare evler, canlarım benim onları insanlıktan çıkarttılar, mahvettiler. İslam oraya, Allah’ın izniyle yayılır da, bir ferah ferah evlerde otururlar, huzur içinde yaşarlar. Yani onlara hep hayvan muamelesi yaptılar, o canlarıma. Çok ezdiler onları. Allah kurtarsın. İnşaAllah, Allah Hz. Mehdi (a.s) devrinde onlara bir ferahlık güzellik verecek. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) diyor: “Çin’e de hakim olacak Mehdi (a.s)” diyor. Çin, özellikle söylüyor. Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir hadis okumak istiyorum inşaAllah: “Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Sizleri Mehdi ile müjdeliyorum. Mehdi, insanların ihtilafa düştükleri ve zelzelelerin yaşandığı bir zamanda gönderilip, eziyet ve zulmün kol gezdiği yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Yerde ve gökte bulunanların tamamı ondan razı olacaklardır.’” MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çünkü Hz. Mehdi (a.s), insanların en büyük ihtiyacı olan sevgiyi verecek. Sevgi oluk oluk akacak. Şu an dünyayı mahveden sevgisizlik. Ekonomik krizin sebebi de o, anarşi-terörün sebebi de o, sevgisizlik. Allah sevgisi yok, insan sevgisi yok. O yüzden insanlar mahvoluyor. Sevgisizlik, insanları çirkinleştiriyor da. Ben bakıyorum insanlara, eskiden güzel insanlar olurdu, güzel insan parmakla sayılıyor artık. Çirkinleşti insanlar. Sevgisizlik vücutlarını kanserleştirdi, mahvetti. Bakışlar donuk, anlamsız. Çünkü sevgisiz nasıl, güzel baksın, nasıl sevgi dolu baksın? Güzel konuşamıyor. Sevgi olmayınca, insan konuşamaz. Her şey kötüye gidiyor, Allah esirgesin. Ot bile yetişmiyor sevgisiz ortamda, bitki bile yetişmiyor. Onlar bile rahatsız oluyorlar, canlarım benim.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bursa Alperen Ocakları’nın 28 Nisan Pazar akşamı saat 17:00’da, Bursa Ördekli Kültür Merkezi’nde Kutlu Doğum etkinlikleri olacak, inşaAllah. Bursa’daki kardeşlerimizi de davet ettiler, buradan duyuruyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bütün koç yiğitlerimiz gitsin canlarımızın yanına. Alperenler nurdur nur. Herkes güvenerek kardeşlerimizin toplantılarına gidebilirler. Çok efendi, çok dürüsttürler. Haysiyetine, şerefine, namusuna düşkün delikanlılar, vatanını milletini çok seven gençler. Azlar ama değerleri çok büyük. Her yerde kardeşlerimiz onlara sevgi göstersin, şefkat göstersin. Maddi manevi her yönden desteklemeye gayret etsinler.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz, büyük kızı Gülbeniz’in resimlerini yolladı. Daha önce ufak kızı Vildan’ın resimlerini yolladığında siz dua etmişsiniz, şimdi o da sizin dua etmenizi çok istiyormuş. Gülbeniz sekiz yaşında ve ikinci hatmini bitirmiş, maşaAllah. Diğer ufaklığın da altı aylık resimleri var.

ADNAN OKTAR: Gülbeniz. Ama koskoca delikanlı kız olmuş. Aslan gibi, maşaAllah. Kuran okuması da güzel, kendi de çok güzel, çok nurlu. Nur gibi eli yüzü. Canım benim çok insancıl, acayip güzel bakıyor. Ne güzel yüzündeki ifade, çok dinlendirici. Allah ona uzun ömür versin,  sağlık sıhhat versin,  iyilik, hayır bereket versin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah, bu ufaklıkların annesi de çok çalışkan ve size çok düşkün bir bayan, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Allah da ona, sağlık sıhhat versin, hastalık yüzü göstermesin Cenab-ı Allah.  Benim canlarımdan Allah hastalığı alsın, inşaAllah.  Milletimize Allah hayır, bereket versin.

Evet. 

DİDEM ÜRER: Hocam, Kayseri’den kardeşlerimiz yazdı; “Allah’ın aslanı Seyyid Muhammet Adnan Hocam. Pazartesi, salı ve çarşamba günleri Kayseri’nin Bersin Mahallesi, Zümrüt Mahallesi ve Hacılar İlçesi’nde 2500 adet Yaşayan Fosiller ve A9 broşürü dağıttık. Allah’a emanet ol canım biricik Hocam” diyor, kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Şimdi ekip, bunlar kart postal gibi ne tatlı şeyler bunlar. Anneleri babaları bunlara nasıl dayanıyor ben hayret ediyorum. MaşaAllah, hepsi çok güzel nurlu insanlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER:  Fenerbahçe UEFA Avrupa ligi yarı final maçında, Portekiz ekibi Benfica’ya 1 gol atmış, şu an çeyrek finalde.

ADNAN OKTAR: Fenerbahçe, helal olsun. MaşaAllah, tebrik ediyoruz. Fenerbahçe’de bir şahlandı, bir şeyler oldu. Önce bir tutulma oldu, şu an tutabilene aşk olsun, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’dan arkadaşlarımız, bu akşam Ankara Batı Kent Metro çıkışında, sizin 90 kitabınızı, 999 broşür ve 29 cd eserinizi dağıtmışlar. 

ADNAN OKTAR: Bak sayılarda özel yani, maşaAllah. Aslanlarıma helal olsun aferin benim canlarıma. Allah şevklerini artırsın, onlara huzur versin,  iyilik, güzellik versin.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Suat Kılıç,  Anzak Koyun’da yaptığı konuşmada; “Çanakkale’ye kahraman ecdadın ayak izine yüz sürmek, ölüme koştuklarının bile bile yürüdükleri şahadet istikametini takip etmek amacıyla geldiklerini” dile getirdi.  Ve şunları söyledi, “burada yüz binlercesi Çanakkale’nin toprağıyla buluşan şüheda-i rahmet, minnet ve şükranla yad ettik. Yeryüzünde Türk ordusundan başka hiçbir ordu yoktur ki, adı Peygamber ocağı olsun. Yeryüzünde bizim ordumuzdan başka hiçbir ordu yoktur ki, en yüksek rütbeli komutanından, en alt rütbedeki personeline kadar her bir ferdin adı Mehmetçik olsun” dedi.

ADNAN OKTAR: Yaman delikanlı, maşaAllah. Üslubu çok güzel, dindarlığı da çok güzel. Genç de gelecekte çok büyük güzel hizmetler görecek gibi görünüyor, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çanakkale Savaşı’nın doksan sekizinci yılı vesilesiyle Gelibolu yarım adasında toplanan, yaklaşık 15 bin kişi şafak ayini yaptılar. Anzak misafirlerimizi ağırlayan ekibin içinde, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç da vardı. Sayın Suat Kılıç sabah namazı vakti,  burada binlerce vatandaşımızla birlikte çimenlerin üzerinde sabah namazı kıldı.

ADNAN OKTAR: Suat Hoca yaman çıktı, maşaAllah çok güzel olmuş. Kardeşim niye geldiler, niye o kanı akıttılar, ben daha hala anlayabilmiş değilim. Yani ne gereği vardı? Türk Milletini biliyorsunuz, kişiliğini biliyorsunuz. İstiklali olmadan yaşayamayacak bir millet. Neyse vardır bir hayır, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Ruşen Çakır’a Haber Türk kanalında, Murat Karayılan’ın Öcalan’ın serbest kalması şart koşması konusunda, ne düşündüğü soruldu. Ruşen Çakır, “şimdiden bu konuları konuşmanın erken olduğunu, ancak eğer her şey hallolur, PKK çekilir ve dünyadaki örnekleri gibi,  bir helalleşme dönemine girilirse bunun da olabileceğini” söyledi.  “Ayrıca eğer pratikte ihtiyaç olursa, Öcalan’ın Kandille direk bağlantı sağlayabileceği bir sistem de kurulabileceğini” iddia etti.

 ADNAN OKTAR: Komünist düşünce, Güneydoğu’da insanlarımızın arasına kasten zehir olarak akıtıldı ve büyük bir kitleyi mahvettiler, dinini imanını götürdüler. Ben Güneydoğu’dan gelen kardeşlerimizden de duyuyorum, “gençliğimizin arasına dinsizlik, ateist düşünce, komünist düşünce çok yaygın” diyorlar. Yani bu dehşetli duruma karşı, daha hala suskun durmak, tedbir alınabilecekken tedbir almamak, beni şaşırtıyor, hayret ediyorum. Halbuki devletin imkanları uçsuz bucaksız. Gerekirse kanunlar değiştirilebilir, anayasada değişiklik yapılabilir, orada Güneydoğu’da yoğun bir kültürel faaliyet, anti komünist bir faaliyet, anti Darwinist bir faaliyet yapılır. Ama yine Cenab-ı Allah herhalde bize nasip edecek, anladığım kadarıyla.

Evet.

DİDEM ÜRER: Sırbistan’ın milliyetçi Cumhurbaşkanı Nikoliç, 1995 yılındaki olaylardan bu yana kişisel olarak ilk kez Bosnalı Müslümanlardan özür diledi.  Nikoliç, Bosna Hersek’te yayın yapan bir ulusal kanalda, röportajda, “Srebrenitsa’da işlenen suç için Sırbistan adına diz çöküyorum ve af diliyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Olmuş. Daha önceki o çakallar hiçbir şekilde kabul etmediler. Kodese girince, orada şimdi artık ne yapıyorlar bilemiyoruz.

 Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder; “PKK’nın çekilme sürecinde hiçbir PKK’lının evine gitmeyeceğini ve Kandil’de bu PKK’lıların siyaset eğitimi göreceklerini” açıkladı. “Ondan sonra da mecliste siyaset yapma dönemine girileceğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Zaten ona da çok ağırlık veriyorlar, fikri çalışma. Karşı anti-Darwinist, anti-Marksist çalışma yapılmadığı sürece, gittikçe bu yapı gelişir, tevessü eder. Klasik demagojiyle, klasik sağ demagojiyle netice alınamayacağını Allah defalarca gösterdi. Durup durup klasik sağ demagojiye sarılıyor birçok kişi. Hiçbir şey çıkmaz klasik sağ demagojiden. Hep mağlup olmuştur klasik sağ demagoji. Zahiren faydalı gibi görünür ama kökeninde, bakın içten içe komünizm gelişir. Yani vereme gül suyuyla tedavi olmaz. Acı da olsa antibiyotik alması lazım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ali Bulaç Hocamız yazısında; “Türkiye’nin Kerkük ve Musul’u da içine alan 1925 öncesi Misak-ı Milli hayaline kapılması, Amerika ve İsrail’in bu ülkeye kurduğu tuzaktır” yorumunda bulundu. “Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve Akdeniz’e kadar uzanan bir coğrafyada, Kürtlerle Türklerin ittifak etmesi, Türkiye’nin Ortadoğu’da liderlik yapabileceği rüyası da tuzaktır” dedi. “Amerikalıların, Özal’ın kafasına soktuğu bu hayali şimdi medya da, Amerika’nın sesi yazarlar yine iştahla dillendirmeye başladılar. Bu hayalle, Türkler ve Kürtler eldeki bulgurdan da olurlar” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Müslümanların birleşmesi, birbirlerini sevmesinden daha doğal ne olabilir? Ali Bulaç Hocam etme. Peygamber (s.a.v.) mucizesine inanmıyor musun? Nur Suresi’nin 55. ayetine inanmıyor musun? Kuran’ın diğer ayetlerine inanmıyor musun? Allah, “Müslümanlar kardeştir” diyor. Müslümanların kardeşliğine niye şaşırıyorsun? Komünist dünya oluyor, bunu makul görüyorsun. Şanghay ekibi oluyor, bu normal oluyor. Avrupa Birliği oluyor bu normal oluyor. Akdeniz Birliği oluyor bu da normal oluyor. Müslümanlar birleşecek diyoruz “olur mu öyle şey” diyorlar, “inanılır gibi değil” diyor. Peki diyoruz “ne diyorsunuz Kürt kardeşlerimiz ayrılsın mı? Ayrı bir federasyon falan nasıl, ne diyorsunuz, böyle diyenler var” diyoruz. Ali Bulaç Hoca’yı bilmiyorum da, “tarihin akışı tabii ki doğal olacak bir şey” diyorlar, “makul bir şey. ” Koskoca Türkiye ‘den toprak parçası alabileceğine inanıyor adam. İran’dan toprak parçası, bak kaç devleti yeneceğine inanıyor.  İran’ı yenecek, Türkiye’yi yenecek, Irak’ı yenecek, Suriye’yi yenecek. Buna inanıyor.  Ve büyük bir Kürt devleti kuracağına inanıyor. Biz de diyoruz ki, “savaşsız, sırf sevgiye dayalı, merhamet ve şefkatin hakim olduğu, karşılıklı çıkar ilkelerinin olmadığı.” Bak siyasi açıklamalarda ne diyor; “Karşılıklı çıkar ilkelerine bağlı olarak” diyor. Karşılıklı çıkar ilkelerine bağlı olduğunda, sevgi gider. Sırf Allah rızası için, karşılıklı çıkar olmaksızın sırf sevgi için, Allah rızası için birleşmek. İttihad-ı İslam’ın özelliği budur. Karşı çıkar ne demek? Egoistliğin kapısını açmış oluyorsun, bencilliğin kapısını açmış oluyorsun. Şimdi buraya bir misafir geliyor. “Hoş geldin sefa geldin” diyeceğiz. Diyeceğiz, “çıkarım olmasaydı, seni buraya davet etmezdim, çıkarım varda o yüzden geldim.” O da diyecek ki “benim çıkarım olmasaydı ben buraya gelmezdim, çıkarım için geldim.” Burada dostluk kalır mı? Böyle sevgi olur mu? Sevgide çıkar olmaz, Allah rızası için sevilir. Ali Bulaç, Zaman Gazetesi gece-gündüz “İttihad-ı İslam olacak iş değil” diyorlar. Peki, gece-gündüz Güneydoğu Sorunu, PKK Sorunu, Kürt Sorunu diye yazılar yazıyorsunuz. Bu nasıl makul oluyor peki? İttihad-ı İslam sorununu kabul etmiyorsunuz, “Kürt sorunu var” diyorsunuz. Ve en olmayacak şeye bazı kafalar olur diyor, makul görüyor. Bak Türkiye’yi yenecek, İran’ı yenecek, Suriye’yi yenecek, Irak’ı yenecek. Ve bir komünist Kürdistan kuracak, komünist hükümet. “Bu çok makul” diyor. En olmayacak şeyi olacak şey gibi gösteriyorsunuz. Ali Bulaç Hocam, bu hakikatleri göz önünde bulundurması lazım. “Olacak” desin, olur. “Olmayacak, olmayacak” demesi şeytanı sevindirir. İçinizden üç-beş tane alim çıksın da olacak desin. Gece gündüz “olmaz” diyorlar. Siz olmaz demenize rağmen, Allah olduruyor, görüyorsunuz. Yine durduramıyorsunuz. Sürekli “İttihad-ı İslam olmaz” diyorlar. Kardeşim niye yaşıyorsun o zaman sen? Peki, “olmaz” diyorsun, Kürt sorunu nedir? Gece-gündüz, bu olur diyorsun. Şanghay ekibi oluyor, bilmem ne oluyor, şu oluyor, bu oluyor, İttihad-ı İslam olmuyor. Kardeşim İttihad-ı İslam o kadar makul bir şey ki, bütün bölge Müslüman birbirini sevecek. Olmayacak ne var bunda? Sınırı kaldıracaksın yani sınırın kalkması vize ve pasaportu kaldırıyorsun. Dost ve ahbap oluyorsun. Ticaretin beraber, sevgin beraber, eğlencen beraber, savaş yapmıyorsun, terör ve anarşiye karşısın, kan dökülmesine karşısın, silah yarışına karşısın. Bunda anormal olan nedir? Neden olmayacak olsun? Zaman Gazetesi’nin şu olmayacak propagandasını durdurması lazım. Çok yanlış yapıyorlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Ankara’ da, 23 Nisan’ da, Sincan’ da fosil sergisi düzenlendi. Sergi çok kalabalıkmış, çok yoğun ilgi olmuş. Ve sergideki kardeşlerimiz ayrıca elli adet kitap ve altı bin adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar. Aynı akşam ev sohbeti de yapmışlar. Size ve saygılarını iletiyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR:  MaşaAllah, şifa niyetine. Ateizme, dinsizliğe şifa. Şu talılığa bak. Allah Allah, şu güzelliğe bak. Pamuk pamuk, sırf şekerden, pamuk helva bu, maşaAllah. Hay maşaAllah, heybete bak, şu güzelliğe ihtişama. Allah hepsinden razı olsun koç yiğitlerimin. MaşaAllah, nur gibiler nur. Birbirlerini koruyup kolluyorlar, kardeşlerine titizler. Hanım kardeşlerimizin iffetine, namusuna, haysiyetine, şerefine göğüslerini siper ederek yardımcı oluyorlar, onlara destek oluyorlar, onları koruyup kolluyorlar. MaşaAllah, çok güzel.

Kibariye çok şeker sanatçı. Hem mütevazi, hem de gerçek sanatçı, maşaAllah. Sesi de güzel, coşkusu da güzel. Ahir zamanda olduğumuzun alametlerinden bir tanesi. Bak, Kibariye gibi bir sanatçı bir daha çıkmıyor. İbrahim Tatlıses gibi sanatçı bir daha çıkmıyor. Çok kolay zannettiler, çıkar zannettiler, çıkmıyor işte bak, yok. Orhan baba, sanatçı yönü iyidir tabii ama bazı eksik gördüğümüz yönleri var, inşaAllah onları da Allah düzelttirir.

Şu  kitap çok önemli, bakın yeni çıkarttık; “Hrıstiyanlar, Hz. İsa’yı dinlesinler.” Çok şahane bir eser. Maddi durumu yerinde olmayan kardeşlerimiz, alamayanlar internetten indirebilirler. Ama benim tavsiyem, kitap olarak yanlarında bulundurması çok önemli. Mesela bir kiliseye gittiklerinde, internete girin diyebilirler ama kitap olarak hediye ettiğinde, etkisi çok büyük olur. Kitap ayrı birşeydir. Kilise şart değil, herhangi bir Hıristiyanla tanıştığınızda, hediye edebilirsiniz. Çok etkili, baya etkili kitap.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Fener maçı bitmiş, 1-0 yenmiş. Fener, maçı başlamadan tekbirlerle başlamış maç, herkes onu yazıyor, maşaAllah.

 ADNAN OKTAR: Fenerbahçe dindardır. Fenerbahçe koç yiğittir, delikanlıdır. Tekbirlerle başlamış olmaları da muhteşem olmuş tebrik ediyorum. Mehdiyet’in aslanları onlar. Galatasaray’da, Fenerbahçe’de, Beşiktaş’ta maşaAllah, hepsi koç yiğit.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu’na, PKK ile barış sürecine destek vermeyip suskun kaldığı için çok eleştiri getiriliyor. Sayın Kılıçdaroğlu bu konuya ilişkin şöyle bir açıklama yaptı; “CHP olarak susmamızın da, konuşmamızın da bir anlamı vardır. İnsan olup da barışı reddeden biri olabilir mi? Hayır. Sorun ne o zaman? Kocaman bir soru duruyor önümüzde. Ama nasıl sorusu. Sayın Başbakan’nın dediği tek cümle ‘bana güvenin.’ “Biz sorumluluğunun bilincinde olan bir partiyiz, ölçüp tartar sonra konuşuruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama doğru söylüyor Başbakan, Tayyip Hocam doğru söylüyor, yani hakikaten yaş tahtaya basacak bir insan değil. Nihayetinde şu an hakikaten şehit cenazesi gelmiyor, pratikte bu, 100 günü aştı. Bundan sonra da böyle olursa, bölünme alameti de görmedik, öyle bir şey de görmedik, tamam, o zaman mesele yok. Ama millet olarak tetikte olalım tabii, çok güçlü tedbirler alalım, yoğun çalışmalar yapalım, komünizme karşı, PKK düşüncesine karşı, paneller konferanslar düzenleyelim, kitaplar dağıtalım, halkımızı milletimizi bilinçlendirelim. PKK’nın fikrinden dönmesi için, doğruyu görmesi için, yoğun gayretler edelim.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: İstanbul’dan kardeşlerimizin bir faaliyeti var, şöyle yazmışlar; “Yüce Allah’ın rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun. Bugün Kızıltoprak’ta bin sekiz yüz adet yaşayan fosiller büroşürü dağıttık. Bizim baş tacımız Hocamızın ellerinden öpüyoruz, inşaAllah. Hürmetler saygılar.”

 ADNAN OKTAR: Aslanlara bak sen aslanlara, koç yiğitlere. Aferin benim yiğitlerime, aferin benim aslanlarıma. Allah hepsine hidayet, sağlık, sıhhat, bereket bolluk versin, kalp huzuru versin Cenab-ı Allah, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

 DİDEM ÜRER: Vize işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla, artık internetten vize işlemi yapılabilecek yeni bir sistem getirildi Hocam. Sayın Davutoğlu, bu konuyla şöyle bir açıklama yaptı; “Türkiye’de insan onuruna yakışan bir tavır sergilenmiştir. Siz benim ülkemin kapısına geldiğinizde beklemezsiniz. Benim ülkem herkes için açık bir mekandır, açık bir diyardır. Size hoş geldiniz diyoruz, kendimize güvenimizi yansıtan psikolojik bir devrimdir” dedi.

 ADNAN OKTAR: Doğru, doğru, maşaAllah daha da güzelleşecek, daha da güzelleşecek, daha da güzelleşecek, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Kudüs Baş kadısı Abdulazim el Selhabi; “İsrail’in elli yaşın altındaki Filistinlilerin Mescid-i Aksa’ya girişine izin vermediğini, hatta Aksa bölgesinin işlerini yürütmekle görevli genel müdürün dahi yedi aydır İsrail askerleri tarafından içeri alınmadığını” iddia etti. Örneğin “Cuma günü Filistinli gençlerin mescide alınmadığını” belirten Selhabi “amaçları miracın gerçekleştiği mekanı yıkmak. Ümmeti Muhammedî Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmaya davet ediyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğrumudur böyle bir şey?

DİDEM ÜRER: Bir süredir öyle, Allahualem.

ADNAN OKTAR: Sebep ne? Halim olsun gençler, güzel namazlarını kılsın çıksınlar. Her seferinde olay çıkarsa, İsrail polisi de işte böyle tedbir alıyor. Ona ne yapılabilir? Olgun, halim gençler seçilir, özel, onlar konusunda garanti verilir, taşkınlık çıkarmayacaklarına dair, kılsınlar Cuma namazlarını. Hiç girmemelerindense, öyle olur. Öyle bir tedbir alalım. O zaman bu beyefendi ile bu hoca effendi ile bağlantıya geçelim, mesela genç seçsin 30-40 tane, halim selim, biz İsrail’le görüşürüz. Ama olay çıkmayacağına söz verecek. Çünkü biz kefil olacağız. Gitsin namazlarını kılsınlar, tamam. Allah’ın izniyle biz hallederiz. Ama bizi mahcup etmesinler. Her ne olursa olsun, güzelce namazlarını kılıp çıksınlar. Tamam, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER:Sayın Ömer Vehbi Hatipoğlu Twitter da şöyle güzel bir yazı yazdı; ‘Ot gibi yaşarsan, ne işkence, ne iftira ne de saldırıya muhatap olursun, bir iddian varsa imtihanın da var demektir’ diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Allah Allah ne güzel konuşmuş ne güzel konuşmuş.

“Adnan Muhammed Harun’umuz Yahya’mız, Türk Milleti’nin gururu Türk İslam Birliği. Seni anlatmaya yazılar anlatmalar yetersiz kalıyor.” Hatice, Mersin’den yazmış. “Özel harekatçı eşimle birlikte sizden dua istiyoruz” Hocam diyor. Allah eşine de, sana da sağlık, sıhhat, afiyet versin. Özel harekatın koç yiğitlerine de Allah, aslan özelliği versin, Allah onları kahpe kurşunlardan korusun. Ama hayret, o duamdan sonra bir tane özel harekatçıya kurşun değmedi, Allah’ın hikmeti. MaşaAllah, elhamdülillah. Tabii olabilir, dua edersin yine olur. Çünkü dua ibadet kastıyla yapılıyor ama Allah icabet etti, elhamdülillah, maşaAllah.

Bahar; “Nur yüzlü yeşil gözlü, canım ruhum aşkım Hocam. Sizi Allah için çok seviyorum. Her zamanki gibi çok yakışıklı olmuşsunuz. Hocam, benim ve tüm insanlar için kalp rahatlığı, derin iman, muhkem Allah aşkı için dua eder misiniz Hocam? Sevginize ve duanıza çok ihtiyacım var” diyor, maşaAllah. Allah sarsılmaz bir imanla Cenab-ı Allah’a iman etmenizi, seksiz şüphesiz, kendi varlığınızdan  emin olduğunuz gibi iman etmenizi Allah sizlere ve bütün ümmeti Muhammed’e nasip etsin. Hakkul yakin, yani insanın kendinden emin olduğu gibi Allah’dan emin olması, Hakkul yakin. Allah sizlere ve bütün Müslümanlara hepimize Hakkul yakin iman nasip etsin. Aynel yakin, ilimle olan iman, yani ilmi delillerle bakılan iman. Cenab-ı Allah, ilmel yakin, aynel yakin iman nasip etsin. Ama asıl Hakkul yakin iman nasip etsin, inşaAllah.

Bedüzzaman’ın, Hz. Mehdi (a.s) konusunda açıklamaları, hadisin dışında açıklamalar. Hadis ayrı. Yetmiş yıl öncesinden, Darwinizme karşı mücadele edeceğini, Hz. Mehdi (a.s)’ın nasıl bilebilir bir insan. Bedüzzamandan kısa bir süre sonra bilim adamları Darwinizmi darmadağın edebilirlerdi. “Yapmayacak diyor, “Hz. Mehdi (a.s) yapacak” diyor Bediüzzaman. “Bilim adamları yapamayacak, Hz. Mehdi (a.s) yapacak” diyor. Bu çok acayip bir bilgi. Zamanının olmayacağını nereden biliyor? O çok acayip. “Vakit ve hali müsaade etmez” diyor. Bir ekipten istifade edeceğini nereden biliyor? Küçük bir ekiple, yani kitap konularında ona yardım edecek küçük bir ekibi olacağını nereden biliyor? Onların ahlakı hakkında bilgisi nasıl oluyor? Açıkça söylüyor “cemaat” diyor. Hayret edilecek şey. “İstanbul’da çıkacak” diyor. “1980  yılında çıkacak” diyor. Yalnız, “Sırr-ı İnna A’tayna’da Bedüzzaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın açıkça ismini veriyormuş, ağebeylerden sır almak mümkün değil. Bir ağabey var sözümüzün geçeceği, ona gideceğim, rica edeceğim. Başka isimler de, çok detaylı isimler vermiş Bedüzzaman, onları öğrenmeye çalışacağım, inşaAllah. Sırr-ı İnna A’tayna’da, nasıl çıkarttı, nasıl yaptı bilmiyorum. Tarihler vermiş, ebcedler vermiş ama gizli, ağabeyler söylemiyorlar. Yani açıkça söylemiş Bedüzzaman. Hz. Mehdi (a.s) hakkında, aslında asıl ağabeyler çok iyi bilgi biliyorlar da, taban bilmiyor. Yoksa Sungur Ağabey, Hz. Mehdi (a.s) hakkında hayret verecek bir bilgi vermişti  bana o zamanlar, müthiş şaşırmıştım. Mesela “Nur talebesi olmayacak” dedi, Hz. Mehdi (a.s)  hakkında. Bu, şok bir bilgi. Nur talebeleri Mehdiyet’i bekliyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor, fakat Hz. Mehdi (a.s) Nur talebesi değil. Bedüzzaman söylüyor bunu. Arkasından da diyor ki, en fazla insan klasik Müslüman olacağını düşünüyor, Ya Nakşibendiler gibi olacağını veyahut Nur talebelerine bezeceğini düşünür. “Bambaşka olacak” demiş Bedüzzaman. Bu çok şaşırtıcı bir bilgi. Nereden biliyorsun mübarek? Hayrettir. Siyasete karışmayacağını nereden biliyorsun? Normalde siyasete karışabilirdi Hz. Mehdi (a.s). “Siyasete karışmayacak” diyor. Yani verdiği bilgiler hayret verici.

Didem Hocam dinliyorum.

Bedüzzaman diyor ki, Hz. Mehdi (a.s) için; “O zat (Hz. Mehdi), bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla vazifesini yapacak” diyor. Bütün Müslümanlar yardım edecek diyor. “İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle” o devirde İttihad-ı İslam olacak diyor. Bedüzzaman zamanında olmadı. “İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle” yardımıyla “ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır.” O büyük vazifeyi yapacak. Seyyidler destekliyecek diyor, ulema ve evliya destekliyecek diyor Hz. Mehdi (a.s)’ı diyor. “Hilafet-i Muhammed ünvanı ile” halifelik unvanı alacak diyor. Bedüzzamanın böyle unvanı olmadı “şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir” diyor. “Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip” Müslümanlar’ın birleşmesini “nokta-i istinad edip” ona dayanma noktası yapıp, “beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı ilâhi'den” yani anarşi, terör, savaş, iç savaş, kavgalardan ve kıyametin kopmasından “kurataracak” diyor, ümmeti.

Didem Hocam gidelim, kardeşlerimiz uyusun, yarın devam edelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü