Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (28 Nisan 2013; 13:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Aşkım, ruhum, bir tanemin güzel sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Devlet Bahçeli’ye bir soru yöneltildi; “Vur de vuralım, öl de ölelim sloganına verdiğiniz, ‘onunda zamanı gelecek’ sözünü merak ediyoruz. O zaman ne zamandır?” Sayın Bahçeli şöyle cevap verdi; “O gün, Türkiye’nin varlığının tamamen ortadan kaldırılmaya teşebbüs edildiği gündür. Türkiye ortadan kalktıktan sonra vurmayacak, ölmeyecek de ne yapacağız? Teslim mi olacağız? MHP’yi sokağa çekmek isteyenler akil değil akılsız insanlar cürufudur . Kimse hayale kapılmasın. MHP sokaklarda değil, yasal çerçevede meydanlarda olacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Cevap güzel. Sayın Devlet Bahçeli’nin akılcılığına yakışır bir cevap. Doğru söylüyor. Vatan tamamen elden gittiği hengamda, zaten hiçbirimizin yaşamasının anlamı kalmıyor. Tabii herkesin şehit olması gerekir, başka bir anlamı olmaz. İstiklal savaşı demektir. Ama yine devletin kontrolünde, yine devletle beraber. Çünkü devlet seferberlik ilan eder, herkes asker olur. Onu demek istiyor, Sayın Bahçeli. Devlet seferberlik ilan ettiğinde ne olur, herkes asker olduğunda? Askerin görevini yapar herkes. Bunda mantıklı doğru ne olabilir?  Sayın Bahçeli çok aklı başında, oturaklı, makul tam devlet adamıdır. Devlet terbiyesinde yetişmiş bir insandır. Öyle taşkın, kontrolsüz bir üslup Sayın Devlet Bahçeli’de hiçbir zaman için sudur etmedi. Hiçbir zaman için de çıkmaz. Çıkacağını bekleyenlerde hayal içinde olurlar. Ülkücü gençlik son derece aklı başındadır. Türkiye’nin bereketidir ülkücü gençlik. Bereketi, güzelliğidir. Alperenler de, Ülkücü gençlik de, Saadet Partisi gençliği de hepsi aslan gibi Türkiye’nin müdafaasında daima devletin yanındadır, inşaAllah.

Didem Hocam. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Sayın Devlet Bahçeli “Alevi vatandaşlarımıza bakış açısı nasıl” olduğu sorusunu şu şekilde yanıtladı; “Biz bu ülkenin her insanına aşığız. Etnik köken ayrımı yapmadan, her insanı kardeş, her vatandaşı baş tacı olarak görüyoruz. Kimseyi kimseden ayırmıyoruz. Onun için Başbakan Erdoğan, Taksim’de cami yapılsın derken, biz cami de yapılsın cem evi de yapılsın dedik” dedi.

ADNAN OKTAR: Sayın Bahçeli işte diyorum çok makul bir insan.  Bahçeli’yi böyle sanki Türk olmayanlara karşı, işte Alevilere karşıymış gibi göstermeye çalışıyorlar. Son derece zorlama. Bir kere Alevi kardeşlerimiz, candır. Çok yüksek ahlaklı, cesur, kaliteli, klas insanlardır. Hepsi Hz. Ali (r.a)’a aşık, Peygamber (s.a.v.)’e aşık, nur gibi Müslümandır hepsi. Sayın Devlet Bahçeli bunu bilmeyecek bir insan değil. Son derece görgülü, eğitimli, devlet terbiyesi almış efendi bir insan. Dolayısıyla ben şaşırmıyorum yani karşı tarafın garip ve yersiz izahlarına. Çünkü Sayın Devlet Bahçeli, birçok olumsuz gelişmeye engel olan bir ruha sahip. Bir bölücünün Sayın Devlet Bahçeli’den hoşnut olması mümkün değil. Alperenlerden hoşnut olması mümkün değil. Saadet gençliğinden değil mi? Hoşnut olması mümkün değil. O yüzden hiç fütur vermesin Ülkücü gençler de, Sayın Bahçeli de, gönlü son derece rahat olsun. Yani tavşanlar hoplar demiş, kervan yürür, inşaAllah.

Evet.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan, iddia edilen Ergenekon davasında, tutuklu olan milletvekilleri hakkında şöyle bir açıklama yaptı; “Silivri cezaevinde yatanlarla ilgili CHP ve İşçi Partililer tahrik ediyorlar. Bunların hukuk devletinde vekil olma durumu yok. Bunları yargı yoluyla içeriden çıkaramayanlar, vekil yapmak yoluyla çıkarmak istiyorlar. Bu ülke hukuk devletidir. Bunun üstünlüğünü tartışmayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, Sayın Başbakanımız, Tayyip Hocam delikanlılığının verdiği bir cesaretle, imandan gelen cesaretle, Atatürk’ten itibaren hiç kimsenin cesaret edemediği, dünya çapında bir dehşet örgütüne, bir psikopat örgüte Allah adına meydan okudu. Ve Allah’ın izniylede galip geldi. Hem böyle büyük bir beladan Türkiye’yi kurtaracak, hem de daha hala onun üstüne varacaklar. Bu çok büyük bir zulüm olur. Kaç Başbakan, bu belayla, bu çeteyle karşılaştı. Hepsi boyun eğdiler, acayip ezildiler, ıstırap duydular. Erbakan Hocam da farkındaydı, hiçbir şey yapamadı mübarek. Hiçbir şey yapmadı, kilitlendi kaldı. Yani dehşetli bir örgütle karşı karşıya olduğunu biliyordu. Demirel çok dehşetli bir örgütle karşı karşıya olduğunu biliyordu. Kurşun da sıktılar ona.  Gıkını çıkartmadı, hiçbir şey diyemedi. Turgut Özal, rahmetli bu vahşi, acımazsız, kahpe örgütün farkındaydı. Adını dahi anamadı, söyleyemedi. Kimse söyleyemedi. Tayyip Hocam çıktı, tam Ankara seymenleri gibi, efe gibi bir şöyle aslan gibi nara attı yani. Battal Gazi gibi, tozunu toprağını hepsini birbirine kattı. Daha önce koalisyon hükümetlerinde de, koalisyon hükümetleri adları gibi biliyorlardı. Hiçbir şey yapamadılar. Bütün Türkiye tir tir titriyordu iddia edilen Ergenekon terör örgütünden. Çünkü öyle kahpe örgüt ki, şeytan gibi görünmüyor. Yani mesela burada oluyor, burnunun dibinde farkına varamıyorsun. Baş belası, Azerbaycan’da, Suriye’de, Irak’ta her yerde yapılanmış. Bir tek Türkiye’de değil. Böyle bütün bölgeye hakim olmuş bir örgütü yerle bir etti, Sayın Başbakan. Kardeşim sırf şundan dolayı bak, ne yapıyorsa yapsın, sırf şundan bile Atatürk’ten sonra en büyük lider diyorum. Zaten ben söyledikten sonra bu söz ortaya çıktı.

AYLİN KOCAMAN: İlk siz söylediniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii. Zam yapsın, ekonomi yan batsın, en hayati konuyu halletti. Öyle bir konu da yok ayrıca, ekonomi de güzel gidiyor. Ekonomiyi de şahlandırdı, sanayiyi de canlandırdı bak. Her yer battı. Her yer ekonomik krizde bütün Türkiye zenginlik içinde. Tabi kendi çapında, kendi imkanları içinde, yani bir kıyas yaparak bunu söylüyorum. Yani çünkü izafidir biliyorsunuz, zenginlik. Dolayısıyla Tayyip Hocam’a, millet olarak bu yiğitliğinden dolayı sahip çıkmak bizim bir vicdan borcumuzdur. Vefa borcumuzdur, mutlaka sahip çıkmalıyız. Türkiye’yi bölecek mölecek bunlar hikaye yani. Türk Devleti bayağı güçlü öyle kaale dahi almaz böyle bir şeyi. Çünkü Türkiye bir dev, yani pirelerden rahatsız olmaz. Yani  işte 2000 tane pire varmış 3000 tane pire varmış. İşte iki bin tane pire varmış. Üç bin tane pire varmış. Deve etki etmez pire. Onun için Tayyip Hocam’ın şevkini kırmaya yönelik sözlerden bence kaçınmalı-ki, kırılmaz da şevki inatçıdır. Tayyip Hocam iyi, sıkı inatçıdır yani. Yenilme kabul etmez. Çok gururlu. Yani “nereden biliyorsun?” dersen, biliyorum. Allah bu özelliğini, bu yönde güzel tecelli ettiriyor. Bir de Erbakan Hocam’dan da inatçı siyaset anlayışını aldı. Erbakan Hocam mübarek, tabiri caizse, çok inatçıydı. Yani taktığına takardı Allah’ın izniyle ve sonu oluncaya kadar da devam ederdi mübarek. Çok şekerdi o yönüyle. Yani mesela normalde bir insan pes eder. Yorulur, bıkar mıkar. Asla bıkmıyor. Mesela bu Kıbrıs olayında hakikaten Erbakan Hocamız’ın gayretiyle oldu Kıbrıs. Ecevit çok yufka yürekliydi. Çok çekingen bir insandı. Öyle savaş kararı alabilecek bir gücü yoktu. Çok hassas insan. Öyle bir karar mümkün değil. Erbakan Hocam’la, Genelkurmay’ın birlikte organize ettikleri bir olay oldu. Erbakan Hocam “girin” dedi, girdiler. Bu kadar. Ecevit çabuk etki altında kalan bir insandı. Yani öyleydi rahmetli. Fakat Erbakan Hocam öyle değildi. O çok delikanlıydı. Yani efe ruhluydu. Basın, şu bu falan kimseyi kaile almazdı. Ama iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı da koalisyon hükümetinde o gücüyle karşı koyamazdı.  Akılcı olanı yaptı. Geçiştirdi. Yoksa söylediler ona. “Bak böyle devletin yapılanması var” dediler. “Ne diyorsun?” O geçiştirdi. Doğruydu. Ezerdiler. Yani demiri de ezerdiler. Bu sadist örgütü devletin ezmesi ve ezmede de kararlı olması çok hayati. Hiç fütur vermemeleri lazım. Hakimlerin tehdit edilmesine karşı devlet hakimlere tam anlamıyla sahip çıkması lazım. Ama millet de sahip çıksın. Polise sahip çıksın millet, savcılara sahip çıksın, hakimlere sahip çıksın. Gerçi bizim hakimlerimiz delikanlıdır, bağırmadan çağırmadan falan etkilenmez, onları takmazlar. Yani kaile almazlar, öyle söyleyeyim. Ama üstlerine gittikleri görülüyor. Buna müsaade edilmemesi lazım. Yani çünkü yargı eğer korkutularak sindirilmeye çalışılırsa yargı kalkar. Yargı gitti mi, Türkiye gider. Yargı çöktü mü, Türkiye çöker Allah esirgesin. Yargının dimdik ayakta durması lazım. Ama yargıda da tabii adaletsizliğe karşı çok dikkatli olunması lazım. Yargı güçsüz olsun ama yargıya da kimse karışmasın diye bir şey yok. Yargıyı kontrol eden sistemler gerekir. Daha önce de söylemiştim. Mesela yargıyı kontrol eden hakimler olsun, değil mi? Müfettiş hakimler olsun. Yani hakim haşa Allah değil. Yani her şeyi kontrol altında olabilsin hakimin. Keyfi davalara müsaade edilmesin. Ama hakimin yaptığı galiz hatalar olduğunda da dava açılabilsin. Hiç dava açılamıyor. Bunu kaldırsınlar. Tabii, bir hakem hakimler olsun. Hakem, değil mi? Mesela on kişilik hakem hakim heyeti olsun. “Efendim” diyeceğiz, “bakın burada böyle bir galiz hata yaptı bu hakim.” On hakim, “Evet, bu doğru, dava açılsın” diyecek. Ama mesela keyif için hakimi yıpratmak için dava açmaya kalkıyorsa, o olmaz tabii. Onu hakem heyeti tespit etsin. Anlaşılmayacak bir şey değil. Ama anlaşılır olanları da reddeden bir yapı var gibi görünüyor şuan. Mesela alenen bir yanlışlık oluyor, dava açılamıyor. Bunun kalkması lazım. Adam derdini anlatamıyor. Mesela, ne bileyim savunmada derdini anlatamıyor. Başka şeyde derdini anlatamıyor. Gizli şahitlik çıkarttılar mesela. Adam sokaktan bulunup getirilebilir. Gizli şahit, verirsin adama para, veriyordur adama. Çıkartır adamı konuşur. Verirsin adama para, diyor ki adam, “gelip konuşacaksın ismin cismin belli olmayacak. Git evine otur. Bu kadar.” Üç tane adam çıkartın, konuşturttun. Adama sen müebbet hapis vereceksin yahut yirmi yıl hapis vereceksin. Adamlar da gezinecek. Bu olmaz, güçlü delil lazım. Mesela buna itiraz edecek bir gücü olması lazım insanın, bu tip şeylere. Ama tabii bu benim kanaatim. Ama bunun dışında hakim yıldırmaya kalmak, çok anormal bir hareket. Buna çok dikkat etmek lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, resmi dilin Türkçe kalacağını belirten güzel bir konuşma yaptı; “Türkçe, Arapça, Kürtçe, Gürcüce bunların hepsi bizim inancımız açısından mübarektir. Niçin? Çünkü hepsini Allah yaratmıştır. Allah’ın yarattığı tüm diller, Allah’ın ayetleridir.  Bir dilin yasaklanması demek, Allah’ın yarattığı bir ayetinin ortadan kaldırılması teşebbüsüdür.”

ADNAN OKTAR: Bak ne güzel konuşmuş, maşaAllah. Bu Ak Partili bakanlar, mesela ben bu muhteremin böyle dindar olduğunu bilmiyordum. Güzel, dindarsanız belli edin. Biz tanımıyoruz sizi, bilmiyoruz. Konuşunca anlıyoruz. Nereden bilelim? Ben mesela muhterem bakanımızın böyle dindar olduğunu bilmiyordum. Ne kadar güzel konuşmuş. “Allah’ın ayeti” diyor değil mi diller için?

DİDEM ÜRER: Evet.

ADNAN OKTAR: Çok doğru güzel konuşmuş.

DİDEM ÜRER: “Ama bu büyük coğrafyada Türkçe hepimizin ortak iletişim dili”

ADNAN OKTAR: Bak bu da çok şahane. “Ortak iletişim dili” çok güzel. Burada bir büyüklük hissi yok. Zamanında Türkçe hakim olmuş Türkiye’ye. Herkes Türkçe biliyor, gayet pratik ve kolay, rahat. Bak söylüyorum mesela İngilizce de olabilirdi. Bazı ülkeler oluyor dün, evvelsi günde söyledim, resmi dil İngilizce. Adamların alakası yok kendi dilleriyle. Ama İngilizce iletişim dili. İletişim dili Türkçe. Doktora gidersin, eczaneye gidersin, mahkemeye gidersin, lokantaya gidersin, otele gidersin, turistik geziye gidersin. Arabayla bir yere gidersin nasıl konuşacaksın? Kürtçe mi konuşalım, Lazca mı konuşalım? MaşaAllah.

AYLİN ATMACA: Hocam, Nijerya’da mesela bin tane falan kabilenin ayrı dilleri var ama ortak dil İngilizce.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. İletişim dili. Çok güzel, evet.

DİDEM ÜRER: “Dolayısıyla bu bizim iletişimimiz, aramızdaki kaynaşmanın sağlanması açısından çok büyük bir zenginliktir” dedi. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iyi, güzel. Tayyip Hocam’a millet sahip çıksın. Bakın böyle delikanlılık yapan Cumhuriyet tarihinde kimse çıkmadı. Cesareti şahane. Ama tabii siyasetçidir, siyasi partiler hakkında görüşlerini belirtecek. Bu siyaset anlayışı, klasik siyasette, diğer partileri ekarte etmek üzerine kurulu oluyor sistem.  Yani muazzam birer rekabet ve bir mücadele sistemi var. Yani gidip bir başka partiyi övemez. İlla ki, yermesi gerekiyor. Ama bizde öyle bir olay olmadığı için, mesela hakkı neyse onu söylüyoruz. Mesela ben MHP’nin doğru olan yönlerini açıkça söylüyorum. Ama bunu Ak Parti söyleyemez. MHP de söyleyemez. Yani Ak Parti’nin doğru yönünü söyleyemez. CHP de söyleyemez. O zaman adam gider CHP’ye oy verir. Kimi överse o parti, mesela CHP gidip Ak Parti’yi överse, adam gider, oyunu ona verir. Onun için, her halükarda aleyhinde konuşması gerekiyor diye düşünüyorlar. Ama biz partili olmadığımız için, siyaset dışı olduğumuz için, haklı olanın hakkını teslim ediyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Ömer Çelik, konuşmasına şöyle devam etti; “Bu sürecin sonucunda ne vereceksiniz? şeklinde sorular soruluyor. İşte görüyorsunuz verilen bir şey yok. Devlet dimdik ayakta duruyor. Ak Parti’nin gündeminde özerklik, federasyon ya da bu tip kavramların hiçbirinin yeri yok. Türkiye’de federasyon olmamasından, özerklik olmamasından kaynaklanan bir sorun yoktur. Başka ülkelerinin kuruluşundaki modeller alınarak Türkiye’ye uygulanması, hiçbir zaman sağlıklı sonuçlar vermez” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu da güzel, pratik bir açıklama. Ne oldu şu ana kadar? Hakikaten terör yok, anarşi yok.” Ne oldu? ” diyor. Hiçbir şey olduğu yok,  güzel. Ama tabii endişe normal. Çünkü o rehavet yakışmaz. Çok anormal bir şey olur rehavet. Tabii ki teyakkuz da olacağız. Ama hakikaten şaşırdık, adamlar yani “terörden vazgeçtik” dediler. Durduk yere. Hani insan mecburen şaşırır böyle bir şeye, değil mi? Ama Ömer Hocam’a da helal olsun, iyi, güzel konuşmuş.

Kahve önemli. Ama tansiyon rahatsızlığında olmaz, tehlike. Kola da öyle. Kolada da kafein olduğu için, risk altında olursunuz, Allah esirgesin. Yani halk için, millet için, kardeşlerimiz için, inşaAllah.

Evet, bu kota olayı, Başbakanımız aman ellerinden öpüyorum yani ne yapıyorsa yapsın. Bu kotayı kaldırsın. İnternet kotası. Kardeşim rahat bütün Türkiye’de havadan yayın olsun. Bütün millet kültürünü, bilgisini, değil mi? En şahane, en gelişmiş şekilde alabiliyor o zaman.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetlerinden okumak istiyorum inşaAllah. Mehmet ve Sinan kardeşlerimiz şöyle mesaj gönderdiler: “Edirne, Keşan’da, Mehdiyet çağında, Allah yolunda hizmet yapmaya çalışıyoruz, inşaAllah. Bu hafta şöyle bir çalışma yaptık; ilçe Kaymakamı, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı, Ak Parti, CHP, MHP, Saadet Partisi ilçe başkanlıklarını ziyaret ederek sohbet ettik. Ardından Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in Mucizeleri isimli Harun Yahya eserlerini hediye ettik. Cuma namazından sonra Keşan’ın beş yüz yıllık tarihi Hersekzade Camisi çıkışında broşür ve kitap dağıtımı yaptık. Son olarak duamız alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun, bizleri de Hz. Mehdi (a.s)’a talebe yapsın. Amin.”

ADNAN OKTAR: Allah Allah, ne güzel coşku. Bir de Keşan halkı çok şahanedir. Çok sevecendir. Bir tanıdığımız vardı, Keşan’a doktor olarak tayin olmuştu. “Gece 12.00 gibi” diyor, “Keşan’a giriş yaptık” diyor. “Her yer ışıklar sönük” diyor. “Karanlık” diyor. Geç gitmişler artık yani onları karşılayacağız diye onlar da hazır beklemişler ama artık 12.00’ye doğru her yer ışıklar sönmüş. “Gece” diyor, “tam 12.00’de giriş yaptık” diyor, “Sağlık ocağına.” Birden ışıklar yanmış. “Dokunmayın Hasan’ıma gariptir. Dokunmayın öksüzüme gariptir. Yer gök inliyor” diyor, “darbuka, klarnet, kemanla.” Bir anda ortalık şenlik yerine dönmüş. Doktorları karşılamışlar. Yani Keşan neşeli bir yerdir, maşaAllah. Sanatçıların bol olduğu bir yerdir. Halkı da çok candandır, çok iyidir, güzel huyludur. Tam Anadolu’muzun sıcak, vicdanlı, merhametli, iman dolu insanlarından teşekkül ediyor. Keşan halkına selam ediyoruz. Allah razı olsun, çok güzel hizmet olmuş, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, 26 Nisan Cuma akşamı Gebze ve Adapazarı’ndan kardeşlerimiz bir araya gelip ev sohbeti yapmışlar. Kuran ayetleri okuyup, tefekkürlerini paylaşmışlar. “Nur yüzlü canımız Hocamızdan dua talep ediyoruz” yazdılar.

ADNAN OKTAR: Bakın, şu Anadolu’nun tatlılığını, sıcaklığını ne güzel vurguluyor. Başörtülü kardeşlerim, başı açık olanlar, çocuklar, delikanlılar, bu aile sıcaklığında, orada sohbet ediyorlar. Allah onlara çok güzel sofra indirmiş gökten. O sofra onlara şifa olsun, dertlerine deva olsun. Allah onlara uzun ömür versin, çok nurani ev, çok nurani insanlar. Çok hoşuma gitti. Anadolu’nun bu sıcaklığını dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Anadolu’nun bu sıcaklığını dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Dünya tatlısıdırlar. Her ev böyle bereket, bir tatlılık, nuraniyet ile dolu elhamdülillah, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: MaşaAllah, elhamdülillah. İzmir’den de kardeşlerimiz cumartesi günü yaptıkları faaliyetle ilgili şöyle bir bilgi gönderdiler; “Allah’ın arslanı canım Hocamız, dün İzmir Konak’ta 15 adet kitap, 250 adet broşür dağıttık. Rabbimiz’e her an şükrediyoruz Ahir zamanda bizi yaratıp, böyle güzel hayırlı günlerde yaşattığı için. Sizi çok seviyoruz. Yüce Allah’ımızın bizlere lütfusunuz, canımız Hocamız” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Öyle hoşuma gidiyor ki bu hal, yani milletimizin tamamına bu sahip çıkan, muhabbetle yaklaşan, her insanımızın güzelliğini ortaya koyan bir tavır. Bölücü ruhtan tamamen sıyrılmış, candan sahabe ahlakı. Ne güzel. Ve kardeşlerimiz de çok huzurlular bu yüzden. Canlarım benim. Mesela 15 kitaba o gün gücü yetiyor, o kadar alıyor. Allah onlara 15 milyon sevap versin, maşaAllah. Kat kat sevap versin. Çünkü güç ortamda yapılan hizmet çok büyüktür. Hakikaten kitapla yapılan hizmet de, en sağlamı o oluyor. Çünkü bilgisayarı açacak, bağlantı kuracak, çok zor. Yani zor, kolay ama zor. Ama kitap duruyor ortada. Mesela biri gelir hemen açar, iki sayfa bakar. Bütün ömrünü değiştirir adamın iki sayfa. Her sayfadan mesela on sayfada da olsa ikişer üçer satır okusa ömrü değişir, hayatı değişir. Ben kardeşim kendimden biliyorum. Bir gün lise son gibiydi. Annem dedi ki, “benim oğlum çok dindar” dedi, “hep oruçlarını tutar” dedi. “Namaz kılıyor mu?” dedi, adam. “Yok, kılmıyorum” dedim. Yerin dibine girdim böyle. Hemen konuşmanın üstüne Ankara Ulus’a gittim. Yer altlı çarşısı var Ankara’da. Yer altında çarşı var, Ulus’taki heykelin orada. Atatürk heykeli var ya, oradaki binanın alt tarafında. Sergi vardı yerde, sergi. Orada işte Namaz Hocası kitapları, hemen onlara rastladım. Koşarak oraya gittim, ilk rastladığım yer. Hemen oradan Namaz Hocası kitabı aldım bir tane. O gün hemen namaza başladım. Bak bir sözle, tek bir sözle. O çoktur. Mesela ben televizyonda bir kere “Allah var” dedim. Binlerce insan şok olmuş. Acayip etkili olmuş sırf “Allah var” dedim diye. “Hocam çok yüreğimize işledi” diyor. Bir söz çok önemlidir. Mesela orada kitap dağıtıyor. Adam alıyor o kitabı evine götürüyor, değil mi? Babası bakıyor, kardeşi bakıyor, yengesi geliyor. Kitap durur bizlerde, kitap kıymetlidir. Çünkü kitap kolay elde edilen bir şey olmadığı için herkeste bir kütüphane özlemi vardır. Yani herkesin evinde mesela 10 tane kitap olur, benim milletim fakirdir. 5 kitap, 10 tane, 3 tane kitap vardır. Dördüncü bir kitap büyük bir zenginliktir bir ev için çok heyecan verir. Bir de yaldızlı, süslü böyle güzel, şahane bir şey. Yaldızını görünce zaten hemen içi gider onun, açar bakar. Arı Türkçe ile çok net, güzel bir anlatım, oh içi açılır. Candan anlatılıyor çünkü öyle demagoji yok. Duygusal konuşmalar yok. İşte bir kavle göre öyle, bir kavle göre böyle insanların beynini uyuşturan izah yok. Direkt konu budur diyorsun. Kuran’a göre Allah’ın hükmü budur. Derli toplu, maşaAllah.

Evet Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz şöyle bir bilgi gönderdi; “Merhaba Hocam. 1500 adet yeni kitap geldi. 500’ü İngilizce, 1000 tanesi Türkçe maşaAllah. Hepsi birbirinden güzeller. Yarından itibaren dağıtmaya başlıyoruz, inşaAllah” demiş, kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Şu tatlılığa bak, şu güzelliğe bak, şu iyiliğe bak. Şu kuzulara bir yanaştır bakayım. Kardeşim şu şekerlik. Ne güzel bir hatıra. Şimdi bunu cennette görecekler, inşaAllah. İttihad-ı İslam’da da görecekler. Bir daha göster benim canlarımı, maşaAllah. Benim canlarımın gönlü zengin. Cenab-ı Allah onlara hastalık yüzü göstermesin. Ben bütün İslam için, Kuran için hizmet edenlere hep o şekilde dua ediyorum, Allah hastane parası verdirmesin, İslam’a Kuran’a harcattırsın Cenab-ı Allah. Hassaten Allah yolunda mücadele edenlere Cenab-ı Allah böyle bir güzellik versin. Tabii herkesi korusun, bütün müminleri korusun. Ama hassaten kardeşlerimizi Cenab-ı Allah böyle bir lütufta olsun, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’dan kardeşlerimizle bu hafta sonu iki gün boyunca Ankara Sincan’da fosil sergisi düzenlediler. Şöyle yazmış kardeşlerimiz: “Fosil sergisine gelen çocuklar milyonlarca yıldır herhangi bir değişiklik olmayan canlıları kendi gözleriyle görerek evrim teorisini bilimsel olarak çöktüğüne bire bir şahit oluyorlar. Aslan Hocamızın mübarek ellerinden öpüyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: 25-26 Nisan tarihlerinde, Konya TET Koleji’nde fosil sergisi ve konferans yaptı kardeşlerimiz. Sergiyi binlerce öğrenci gezdi. Fosilleri yakından görme fırsatı buldular. Öğretmenler okulda bu tarz sergilerin olmasından çok memnun olduklarını ve devamını istediklerini söylediler. Sergideki arkadaşlar Ayşe, Ahmet, Bahar ve Akife. Arkadaşlarımız sizin çok dua etmenizi istediler. “Sevgilerini saygılarını” söylediler.

ADNAN OKTAR: Kuzulara bak kuzulara tatlılıklarına bak, maşaAllah. Çok modern çok da akıllılar benim canlarım. İmanlı, demokrat, aydın Cenab-ı Allah onları yetiştiriyor. Bağnazlığa karşı kale Türkiye.

Akşam, CHP’li muhterem hocamızla konuştuğumda, bu konuyu da gündeme getirdi. Ortadoğu’nun kurtuluşu Türkiye’de. Bütün İslam ülkelerinde bağnazlık hakim. Bir tek Türkiye aydın, bir tek Türkiye gerçek Kuran anlayışında. Yani Sahabe İslam’ını yaşayan bir tek Türkiye. Diyorlar Amerikalılar falan, “dünyada bağnazlık almış gidiyor. Ne yapacağız? Çözüm.” Beton gibi Türkiye hazır, çelik gibi boydan boya. Hepsi aynı. Böyle bağnaz bulmak için böyle iğneyle kurcalayacaksın. Çok zor. Her yer aydın dolu. Bizim milletimiz şahane.

DİDEM ÜRER: Ermeni Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan şöyle bir açıklama yaptı: “Ermeniler için Ermenistan babamız demektir. Türkiye de anamız demektir. Ermenistan’a baba vatan deriz. Türkiye’ye anavatan deriz. Biz Türkiye Ermenileri anne ile baba arasında kalmış çocuklarız. İkisi kavga ediyor, biz ağlıyoruz. Biz sabırsızlıkla bekliyoruz anne babamız barışsın. Artık hangi şartlarda olursa olsun kucaklaşsınlar” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah canlarım benim. Dört yıl önce söyledim, Ermenistan’la Türkiye birleşsin diye. Tam böyle bir gelişme oluyordu, Bursa da olaylar çıkarttılar. Güzel bir gelişme vardı ama o aşk-ı muhabbeti tabii illaki Mehdiyet sağlayacağı için, Allah kaderde ona müsaade etmedi. İllaki, Hz. Mehdi (a.s)’ın eliyle açılacak Ermenistan’ın kapısı. Ermeniler bizim evlatlarımız, canlarımız, şenliğimiz, güzelliğimizdi. Her yerde sanatçılar, ahşap sanatçıları, metal üzerine sanatçılar, Ermeni doktorlar, mühendisler çok kaliteli insanlardı. Canlarım benim gittiler orada küçük bir ülkede orada mağdur kaldılar. Açacağız oranın kapılarını. Kendi vatanları istedikleri gibi gelsinler. Her yerde olsun Ermeni kardeşlerimiz. Rumlar da öyle canlarım benim, bak bizim evlatlarımızdı onlar, bizden koptuktan sonra mahvoldular, sürünüyorlar şu an. O evlatlarımızı da kurtaracağız, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan,” terör sonrası Türkiye’nin nasıl değişeceğine” dair bir soruya şöyle cevap verdi: “Bize sürekli terör bitiğinde ne olacak diye soruyorlar. Terör bittiğinde güzel olacak. Yıllardır Cudi dağından çiçekler toplamak, ağrı’da piknik yapmak, Fırat ve Dicle kıyılarında piknik yapmak istiyorduk onları yapacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş. Ben bunu söyleyeli yine en az dört yıl oluyor. O kadar çok sevdim ki ben bunu, dağlarda eğleneceğiz, zılgıtlar duyacağız dedik, halay çekeceğiz dedik. Kürt çadırlarında yemek yiyeceğiz kardeşlerimizle dedik. Başbakanımızın bu güzel sözü tarihi bir söz çok güzel konuşmuş. Bu güzel sözleri muhafaza etmek lazım. Başbakanımızın son zamanlarda birbirinden güzel sünuhatla söylediği hoş sözler var. Bunlar unutuluyor. Bunların bir listesini çıkaralım bir yerde büyük bir internet sitesinde bunları yayınlayalım. Sabit dursun, bunlar çok hoş sözler. Yani zaman içinde unutulması riski var bu sözlerin. Unutulmasın bu sözler ezberlensin. Şahane konuşma bu, maşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Zaman Gazetesi’nde, PKK ile ilgili şöyle bir yorum yazısı yayınlandı Hocam: “Medyaya pek yansımayan konulardan biri KCK yapısının barış döneminden istifade ederek hızla yeniden örgütlenmesi ve süreçle birlikte son yılların en yüksek dağa çıkma rakamlarına ulaşılmasıdır. Halkta silahlar susacak, terör bitecek beklentisi sürdürülürken örgüt bölge gençlerinden dağa militan devşirmektedir. Ne var ki tüm bunlar bilinmesine rağmen bu tür olumsuzluklar sürece zarar vermemesi için görmezden gelinmektedir” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, bizden duyduğu bilgiyi kardeşimiz biraz düzenlemiş kendince anlatmış. Gece gündüz, daha geçen gün anlattım, dün de anlattım aynı konuyu anlatıyor kardeşimiz. Bilimsel mücadele, kitapla mücadele. “Kahrolsun PKK.” Hiçbir şey elde edemezsin. PKK büyür böyle dersen. “İşte bunlar şöyle aşağılık, böyle adi.” İstediğin kadar de büyür. Kitapla, cd ile, ilimle, irfanla. Darwinizme, materyalizme karşı mücadele ediyor musun? En başından zehrin akışını durdururuz. Yoksa, istediğin kadar bağır çağır yani, adam katlamalı gelişir. Bağırdıkça o daha çok gelişir. İlimle, irfanla, şefkatle, merhametle, akılla, nezaketle, şefkatin güzelliğiyle konu kökünden hallolur. Şefkat yatıştırıcıdır. Şefkat aklı açar. Elimizde mükemmel delilerimiz var Allah bize muazzam delail vermiş. Delail-i Katıa-kati deliller. Kati delillerle, neticeyi alıyoruz. Ama sabırlı bir anlatım gerekiyor, sabırla.

Bana diyorlardı akademideyken; “Sen tek başına adamsın, Darwinizm bütün dünyaya hakim olmuş, bütün üniversiteler, bütün her yer Darwinist. Sen tek başına nasıl etkili olacaksın? Boş bir mücadele seninki” diyorlardı. Bak ne hale geldiler. Cenab-ı Allah dilediğinde, çeliği hamur haline getirir, maşaAllah.

Önce kardeşimiz bir soru sormuş; “Adnan Hocam ben Veysel. Sizleri çok seviyorum, size güveniyorum. Bu nedenle önce size danışmak istiyorum. Hz. Ömer (r.a) ve Hz. Ali (k.v) neden hadisçilere Ebu Hureyre gibi şiddetle karşı çıkıyorlardı? Hatta Hz. Ali (k.v) hadis sayfalarını neden yok ettirdi? Hz. Ali (k.v) mimberden şu hutbeyi veriyordu: ‘Yanında hadis sayfaları bulunanlara gidip onları yok etsinler. Zira halkı helke eden olay alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.’” Ne güzel, doğru söylüyor. Hz. Ali (k.v) benim dedem çok akıllıydı. Peygamberimiz (s.a.v) ne dediyse onu diyor. Bak, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmelerinden çekiniyor. Ne diyor? “Halkı helak eden olay” diyor. Helak oldu işte İslam alemi. “Peki Hocam, yüzlerce hadise karşı çıktılarsa acaba Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili yüzlerce hadisin doğruluğu hangi konumda duruyor?” Şimdi bir Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında olsak Veysel, ben de varım sen de varsın; Peygamberimiz (s.a.v) Hz. İsa (a.s)’ın inişinden anlatıyor, Hz. Mehdi (a.s)’dan anlatıyor, her şeyden konuşuyor. Biz fıkıh hükümleri, helalle, haramla ilgili hiç Peygamberimiz (s.a.v)’in bu konuda kaydının olmasını düşünmeyiz. Kuran’da zaten kaydı var. Nazmın kaydı var, orucun kaydı var, hepsi var. Yani biz bunu bir kayıt altına almak istemeyiz. Ama Hz. Mehdi (a.s) Kuran’da Kehf Suresi’nde gizli anlatılıyor. Yusuf Suresi’nde gizli anlatılıyor. Hz. Süleyman (a.s) kıssasında gizli anlatılıyor. Nur Suresi 55’te gizli anlatılıyor. Ve birçok Kuran ayetinde gizli anlatılıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği zaten gizlenen. Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatınca, Hz. Mehdi (a.s)’ı biz niye nakletmeyelim? Niye saklayalım? Çünkü fıkhi bir konu değil. Fıkha zarar verecek bir konu değil. Kuran’a zarar verecek bir konu değil. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bir tarif yapıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), alametlerini söylüyor. Diyor ki: “Bunlar olacak ileride göreceksiniz.” Cenab-ı Allah ayette ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ben size ayetlerimi göstereceğim. Kendinizde ve dış ufukta, dış alemde siz göreceksiniz” diyor. Peygamberimizin zaten Peygamberliğinin ne büyük alametlerinden bir tanesi gaybden, Allah’ın izniyle haber vermesi. Yani Peygamberimiz (s.a.v)’e herkesin iman etmesi bir tane değil ki. Gaybden haber veriyor doğru çıkıyor. O zaman diyor ki adam, “peygamber bu” diyor. Mesela “yarın şu olacak” diyor. O dediği aynıyla çıkıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın da dedikleri aynısıyla çıkınca ne oluyor? İmanımız tahkiki oluyor. Sen olsaydın Peygamberimiz (s.a.v)’ın bu konudaki bilgilerini muhafaza eder miydin, etmez miydin? Ederdin. Çünkü bir mahsuru yok. Fıkha zarar vermiyor, Kuran’a zarar veren bir şey değil. Ve peygamber mucizesi tabii ki söyleyeceksin, gizlemeyeceksin. Hz. İsa Mesih (a.s) ile ilgili, “zaten inecek” diyor ama detay veriyor Peygamber. Mesela Bediüzzaman Said Nursi diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s) 1980’de çıkacak.” Bu, bir bilgi. Doğru çıktığında keramet olur. Bu, Bediüzzaman’ın kerameti olur. Ama biz daha önce inanmaya mecbur muyuz? Yok değil. Çünkü peygamber değil. Hüsn-ü zan ederiz, Allahualem deriz. Zaten o da diyor “Allahualem.” Ama çıktığında harika oluyor. Yani diyor ki mesela: “Şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar, Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri olabilir” diyor. 2010 tarihini veriyor. 2010’da bakıyoruz, Darwinizm yamulmuş, artık fosilleri çatur çutur yiyorlar adamlar. Anlıyoruz ki mucize, harika, keramet göstermiş. 80 yıl öncesinden söylüyor, aynen dediği gibi çıkıyor. “Mehdi İstanbul’da çıkacak” diyor. “Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edecek” diyor. “Siyasete girmeyecek” diyor. “Evlenmeyecek” diyor. Allah Allah detaylara bak. Niye evlenmesin bir insan? Hem İslam’a hizmet eder hem de evlenir. Evlenmeyen alim yok ki. Bütün alimler evlenmiş. Çok çok nadirdir evlenmeyen alim. “Hz. Mehdi (a.s) için “evlenmeyecek” diyor Bediüzzaman. Siyasete niye girmesin bir insan? Siyasette baya güzel hizmet yapılabilir. “Yok girmeyecek” diyor. “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Nurcular var, zaten anlatıyorlar Risale-i Nur’u. Risale-i Nur’u nurcular anlatacak da, bazı nurcuların işine gelmeyen yerler olacak. Hz. Mehdi (a.s) oraları anlatacak. Çünkü diyor ki bak: “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri” diyor bakın gerçek sahipleri, “yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o tohumlar filizlenir. Ben de kabrimde seyredip Allah’a şükrederim” diyor. “Mehdi geldiğinde ben mezarın altında olacağım” diyor.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, çekilme sürecini tamamlanmasının ardından suça karışmamış PKK’lıların, Türkiye’deki evlerine dönüşleri sınır kapılarından yapılacakmış. Girişler, TC kimlik numarasıyla gerçekleşecek. Pasaportumu kaybettim diyenlere geçici belge verilecekmiş. Suça karışmış olanlar ise Türkiye’ye giremeyecekler. Ayrıca sınır dışına çekilen teröristlere silah kontrolü yapılmaması kararı alınmış.

ADNAN OKTAR: Bunlar, işin doğrusu çözüm değil. Ama geçici çözüm olur, yani geçici olarak çözüm alınır ama bilimsel çalışma yapılmadıktan sonra adamların beyninde Marksist, Leninist düşünce oturmuş, oturmaya devam ediyor. Ve bu oturum yayılıyor, gençler arasında yayılıyor, çocuklar arasında yayılıyor. Bunu Güneydoğu’dan gelen, oraya hakim olan sözü geçen insanlardan ben duyuyorum. Oradaki Milletvekillerinden, oranın ileri gelen insanları bunu söylüyor. Şu anki gençlerin büyük bir bölümü Marksist, Leninist çizgi içerisinde diyorlar. İnanmayan gidip baksın. Eğitilmeleri gerekiyor. Darwinizme, materyalizme karşı eğitilmeleri gerekiyor. Gece gündüz okullarda Darwinizm, materyalizm öğret,ildiğinde çocuklar da Darwinist, materyalist oluyor. Ateist oluyorlar, ateist olunca da Marksist, Leninist oluyor işte.

”Bediüzzaman: “Keramatlarının büyük bölümünün gaybden haber vermeyle ilgiliydi” diyor peygamberimiz (s.a.v)’in. O zaten çok etkiliyordu sahabeleri. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v): “Bir kervan geliyor, içinde şöyle şöyle bir şey var” diyor. Aynısıyla çıkınca o kişinin imanı çok güçleniyor ve peygamber olduğuna dair kanaati pekişmiş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in gösterdiği mucizelerin en ağırlık noktası, gelecekten haber vermesidir Allah’ın izniyle, Allah’ın ona bildirmesiyle. Yoksa diğer türlü işte taşları alıp hamur haline getirmiyor. Bu şekildedir. Onun için sırf Hz. Mehdi (a.s) değil. Yani kendisinden sonra olacak olayları da bildiriyor. Bazı kardeşlerimiz zannediyor ki sırf Hz. Mehdi (a.s)’ı bildiriyor. Hz. Mehdi (a.s)’ı değil. Mesela diyor ki: “Benden sonra hilafet şu kadar sürecek” diyor. “Sonra ceberut idareciler gelecek, zalim idareciler gelecek, sonra sultanlar gelecek, sonra da benim evlatlarımdan Muhammed Mehdi çıkacak” diyor. Aynısıyla dediği gibi oldu. Ümmetiyle ilgili verdiği bilgi, mesela ümmetin parçalanacağını söylüyor. Guruplara ayrılacaklarını söylüyor. Kuran’ı terk edecekleri ayette var zaten. Onun için Peygamberimiz (s.a.v)’in gelecekten haber vermesi zaten Kuran ayetiyle sabit. Cenab-ı Allah diyor ki: “Gayb Allah’a mahsustur. Ancak insanlar arasında seçtiği peygamberleri hariç” diyor. Onlara gaybden haber veriyor. Gaybden haber verince ne oluyor? İşte bu şekilde bize bilgi intikal etmiş oluyor. Aynısıyla da çıkınca açıklaması yok.

DİDEM ÜRER: “Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın azameti karşısında çok huşu edendir. Kanatlarını açıp, başını aşağı doğru dökerek gökyüzünün zirvesinden yere doğru inen bir kartal gibi” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Devamını okuyayım mı Hocam Hadisin?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “Hz. Mehdi (a.s) Allah’ın celali karşısında böyle tevazu ve huşu edendir. Allah ve yüceliği Hz. Mehdi (a.s)’ın vücudunda tecelli etmiştir. Ve Hz. Mehdi (a.s) Allah’ın varlığında yok olmuştur.” MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bakın, Allah’ın varlığında yok olmuştur.

Biz maddeyle ilgili çok şey anlattık, maddenin varlığı. İnsanların aslında ruh gibi olduklarını söyledik. Demek ki Allah’ın varlığında erimiş bir insan Hz. Mehdi (a.s). Bir hal vardır ki insan nuraniyet kesbeder. Madde olmaktan çıkar, bir anlamda. Madde gibi görünür ama madde olmaktan çıkar. Ona da işaret ediyor, inşaAllah.

“Pırlanta gibisiniz canım Hocam. Gördüğümüzde gözlerimiz kamaşıyor. Altından yüreğinize ve nurlu cisminize paha biçemiyoruz. Yüksek aklınız, isabetli fikirleriniz karşısında ağzımız açık hayran kalıyoruz.” Estağfirullah. “Yüreklerimizin sevincisiniz bir tanemsiniz maşaAllah, elhamdülillah” diyor bir hanım kardeşim.

“Sultanım canım Hocam, beyazlar içinde kalbimizi fethetmiş durumdasınız. Tüm işlem ve sevgilerimizle bilgisayara kilitlenmişiz. Bizim nur yüzlü sevgi öğretmenimiz.” Bakü’den bir hanım kardeşimiz yazmış çok şeker.

“Selam Kral Hocam, nurlu Hocam.” Allah Allah bir krallığım eksikti o da tamamlandı. Hepiniz kralsınız ben de sizin hizmetçinizim maşaAllah. “Hocam, üniversitede yapılan derslerden konuşmak istiyorum, halen materyalizm öğretiliyor bize. Yarın sınavım var. Ben mecburen materyalizm hakkında soruları öğrendim. Yazıyor ki, madde yaratılmış mıdır? Hiç değişmez. Vicdanım hiç rahat değil. İnsanları böyle azaba sürüklüyorlar bizi zorluyorlar Hocam. Darwinizm, materyalizm bitti diyenlere ders olsun bu. Aksini söyleyemiyorum imtihanda. Söylememiz yasak çünkü o zaman o puanı kaybetmiş oluyoruz. İnanmadığımız şeyi, varmış gibi söylememiz mecbur gösteriliyor. Allah kuvvetinizi artırsın Hocam, ellerinizden öpüyorum” diyor. Ben de sizin ellerinizden öpüyorum. “Sizin sayenizde Darwinizm, materyalizm darmadağın olacak” diyor. Azerbaycan’dan bir kardeşimiz, Şebnem Hanım yazmış, maşaAllah.

Bu çok korkunç bir şey. “İmtihanda, canlıların yaratılışını anlatan bilime ne denir” diyor. Canlıların yaratılışını Kuran anlatır. Ne diyeceksin? “Darwinizm” diyeceksin! Demezsen, kaybediyorsun. Böyle şey olur mu? Yani boş olan, doğru olmayan bilimsel olarak çürümüş bir şeyi doğruymuş gibi kabul edeceksin ve ona göre puan alacaksın. Olmaz öyle şey.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizinle görüşmeye gelmiş olan bir hanım kardeşimiz yazmış. Hüsn-ü zanda bulunduğunu söylüyor ve diyor ki: “Adnan Oktar Hocam’ın sevgisi bambaşkaymış. Hislerimi ifade edemiyorum. Hocamı çok seviyorum, iletirseniz sevinirim” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah sevgisini artırsın.

DİDEM ÜRER: Onunla birlikte görüşmeye gelen başka bir kardeşimiz de “ahir sultanımızı gördük, elhamdülillah, çok mutluyum. Allah tekrar nasip etsin. Çok sarhoş oldum. Kabe’ye gidince de böyle oluyorum. Sevgilerimi selamlarımı gönderiyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım bu ne sevgi, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Ben bir hadis daha okumak istiyorum Hocam; “Ey inananların efendisi, bize senin Mehdi’n hakkında haber ver. İnanların efendisi ( s.a.v) dedi ki: ‘Mehdi en iyi sığınaktır. Aranızdaki en iyi bilen ve en nazik olandır.’”

ADNAN OKTAR: En iyi bilen aranızda, maşaAllah. Cenab-ı Allah’ın izniyle demek ki Hz. Mehdi (a.s) en iyi bilen olacak.

DİDEM ÜRER: “En nazik olandır.”

ADNAN OKTAR: Nezaketi, demek ki hürmeti, düşüncesi mükemmel olacak mübareğin, inşaAllah. Allah talebesi yapsın bizi de, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Ey Allah’ım, Mehdi’ye sadakat andını ızdıraptan çıkışın vesilesi yap. Ve ümmetin dağılmışlığını Mehdi’nin eliyle birleştir.”

Söylemiştiniz. “İttihad-ı İslam’da ancak Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle olur” diye. “Ümmetin dağılmışlığını, onun eliyle birleştirir” diyor Peygamberimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: Başka türlü mümkün değil. İstedikleri kadar uğraşsınlar, ne yaparsa yapsınlar. Abdülhamit devrinden beri uğraşıyorlar, olmuyor. İllaki, Hz. Mehdi (a.s) ile, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Size izin verildiğinde bunu yapın ve eğer Mehdi’ye ulaşacak bir yol bulursanız ondan başka yol tutmayın” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: Yani onu bir hoca olarak, mürşit olarak bulursanız sıkı sıkıya sarılın, başka yol aramayın. Evet, maşaAllah.

“Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadisleri çok az biliyoruz.” İşte öğretiyoruz biz de, anlatıyoruz. “Ayasofya ne zaman açılacak?” Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın görevidir, inşaAllah.

“Hocam, biraz önce ‘gücün yetmedi gücün’ dediğinizde, Allahualem küçük bir deprem olmuş olabilir. Çünkü yer titredi sanki, maşaAllah” diyor. MaşaAllah.

Tabii, tatlı tatlı bölünme için bizi ikna etmeye çalışıyorlardı. Sanki biz anlamıyoruz. Böyle ben de çok sakin, bu terbiyesizlere ne yapacağımızı hissettirdim. Pılılarını pırtılarını toplayıp, gittikçe araziye karışıyorlar. Sahtekar bir üslupla yedire yedire bize bölünmeyi ilka etmeyi, o konuyu makul göstermeye çalışıyorlar. Bir de ahlaksızca sanki anlamıyor muşuz gibi. Ben de tabii gurularını tam kırmadım, yani mahcup etmeden nezaketiyle dangalaklığı bırakın dedim. Konu bu. Yoksa adamların niyeti bozuk tabii ki. Yapabilse yapacaktı. Ama yemedi, yemedi yani. Baya sıkar o. Milleti biraz da değişik görüyorlar demek ki. Amerikan derin devleti milleti, haşa huzurdan, saf görüyorlar. Hani böyle var ya üçüncü dünya ülkesi, gelirsin ikna edersin, konuşursun “bölünsün ne olacak” diyeceğiz zannediyorlardı. Hoşt deyince kuyruklarını kıstırıp ilginç sesler çıkartarak kaçtılar. Konu bu. Terbiyesiz herif! Niyetin belli işte ne uzatıyorsun? Ne amaçta olduğun belli. Gücün yetiyorsa, sıkıyorsa gel al. Yetmiyorsa gücün demagojiyle nereye varacaksın? Mehmetçik, Türk polisi millet olarak biz böyle bir dangalaklığı kabul etmeyiz. Millet olarak asla. Kürtler bizin canımız, kardeşlerimiz. Öz kendi evlatlarımız, kendi ağabeylerimiz, kendi babalarımız, kendi annelerimiz. Biz aileyiz, iç içeyiz. Bugün de yanımdaki, arabadaki kardeşlerimiz Kürt’tü.

Ah ben onları severim. “Buradayız. Sizi çok seviyoruz. Evimize nur saçtınız canım Hocam, maşaAllah. Allah ömrünüzü uzun etsin, yolunuzu açık etsin. Hocam, ayranın yanında gitmez ama biz de size kurabiye yapacağız” diyor. Benim canlarım bana kurabiye yaparlarken resimlerini göndermişler, minik elleriyle, minik patileriyle. Onlar benim tatlı kuzularım, onlar benim bir tanelerim. Dünya tatlılarım benim, maşaAllah.

Didem Hocam, ilminizden, irfanınızdan istifade edelim, buyurun.

DİDEM ÜRER: Estağfirullah Hocam. Nakil olabilir ancak, inşaAllah.

Hayrettin kardeşimiz şöyle yazmış: “Aslanların aslanı Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Nişan taşında üçüncü yıldır ücretsiz kitap dağıtımımız devam ediyor. Allah bizleri dünyada ve ahirette ayırmasın sizden, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in ahir zaman gülü. Sizi sevdik ayrılamıyoruz. Birlik beraberlik abidesi, gönüller sultanı canım Hocam. Seni seviyoruz, seni seveni de, inşaAllah” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah ayırmasın dünyada da ahirette de. Ne mübarek insan bu hakikaten, gece gündüz böyle Allah Allah diye, Allah için hizmet ediyor, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’dan da Hocam Yusuf İbrahim kardeşimiz şöyle yazdı: “Bana Allah sevgisi ve rızasını öğreten sevgili Hocam. Bugün sizin çok değerli kitaplarınızı ve 15 adet Düşünen İnsan Dergisi’ni Azerbaycan’ın en büyük devlet kurumu olan ASAN Hizmet Merkezi’ne dağıttık. İnşaAllah, hedefimiz Azerbaycan’ın en büyük şirket, teşkilat ve siyaset adamlarına bu değerli eserleri hediye etmektir. Sizden isteğimiz bizim için dua etmenizdir. Sevgi ve saygılarımla” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Aslanıma bak sen aslanıma maşaAllah. Allah heybetini artırsın, maşaAllah. Çok güzel hizmet olmuş. Azerbaycan’da hükümeti devleti var gücünüzle destekleyin. Çünkü muhterem Aliyev, çok samimi bir insan. Bağnazlığa karşı ama Allah dediğinde, kalbi titreyen bir insan. Güzel bir devletiniz var, güzel bir hükümetiniz var. Kardeşliğinizi pekiştirin. Bu faaliyetler de fevkalade güzel, Allah razı olsun, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız, dindar görünüp para kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen Müslümanları eleştiren bir yazı yazdı: “Sevgili Müslümanlar, ferasetli olunuz, uyanık olunuz, şuurlu olunuz. Dindarlık lafla, edebiyatla olmaz. Dindar kişi asla haram yemez. Dürüstlükten ayrılmaz ve emanete hıyanet etmez. Gerçek dindar sefaletten ölmeyi tercih eder ama haram parayla geçinmeyi, hele zenginleşmeyi hiç düşünmez” dedi.

ADNAN OKTAR: Asıl olan, imandır. İmanı güçlü olursa bir insanın, zaten öyle bir şey yapmaz. İmanı zayıf olan insana bunu istediğin kadar söyle, istediğin kadar nasihat et, etkilenmez. Ama Allah aşkıyla doluysa, bunlar zaten bilinen, dünyanın on binlerce yıllık tarihinde herkes tarafından biline gerçeklerdir. Yani zaten insan bunu fıtraten de bilir. Yanlış olan şeyleri ayrıca Kuran’da açık olan hükümler, milletimiz tarafından ezbere bilinir. İman güçlü olursa, mesele hallolur. O yüzden Bediüzzaman, fıkha değil de, imani konulara ağırlık vermiştir, imanın tahkiki olmasına.

Didem Hocam, bugünlük muhabbet bu kadar olsun. Bitirelim, yarın devam ederiz, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü