Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (1 Mayıs 2013; 17:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Slovakya’dan güzel Carolin’le birlikte Hocamızın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız ve Sayın Valimiz; “Taksim şu anda inşaat alanı durumunda olduğu için, 1 Mayıs kutlamasının burada yapılmasının tehlikeli olacağını, çünkü her yerde harfiyat, inşaat yanığı ve çukurlar olduğunu” açıklamışlardı. Bu yüzden Taksim kutlamalara kapandı. Ancak buna rağmen çoğu marjinal gruplara üye olduğu tespit edilen kalabalık gruplar her yerden Taksim’i çevirdiler. Taş ve sopalarla polise saldırdılar. Çatışmalarda yirmi iki polis memuru yaralandı. Biri beyin travması nedeniyle ameliyata alındı. İki polis memuru biri ayak, diğeri el kemiği kırıldı. Bir eylemci kafa travması nedeniyle ameliyata alındı, üç sivil yaralandı.

ADNAN OKTAR: Yani o kadar mantıksız ki olay. Şimdi orada derin hendekler var, çok derin çukurlar var, inşaat demirleri var. Ne kadar dikkat edilirse edilsin o kalabalıkta sen dikkat edersin öbürü dikkat etmez. Adam bir omuz vurur, aşağı doğru düşersin. Şimdi düşün o hendeğin etrafında binlerce insan var kalabalık. Bir dalgalanma herhangi bir dalgalanma, bir anda oraya çok fazla insanın düşmesine neden olur.  Sivri inşaat demirleri var, onların üzerine düşebilirler, değil mi? Çok büyük olay çıkar.  Hükümette sorumlu olur bundan. Mantığı yok. Bence çok gereksiz. Çünkü hükümet zaten Taksim’de kutlama yapılmasına karşı değil. Geçen sene Taksim’de gürül gürül kutlama oldu. Hükümetin bir muhalefeti yok. Bu sene değil de, bir dahaki seneye rahat rahat orada kutlama yapacakları belli. Yani hükümet zaten Taksim’de yapılmasından yana, öyle bir şey yok. Ama orada hakikaten vatandaşı koruduğu için, hakikaten şefkatinden bir tedbir almak durumunda kaldı. Yoksa ne üstüne vazife hükümet niye böyle bir şeye girsin? Nerede yapıyorsan yap toplantıyı, memnun olur hükümet. Öyle bir şey olmaz. İşçi kardeşlerimiz bayram olarak onu değerlendirdiklerine göre, o bayram hepimizin bayramı demektir.  Çünkü bütün hepimiz işçiyiz. Yani herkes memur da işçidir, köylü de işçidir, değil mi? Ev hanımları da işçidir. Herkes bir iş yapıyor, bir görev yapıyor. Boş adam olmaz. Kimi fikir işçisidir, kimi beden işçisidir ama iş yapılır. Dolayısıyla gereksiz, orada mesela o beyin travması geçiren polislerin, yaralanan, kemikleri kırılan polisler onların hep aileleri var, çoluk çocuğu var. Ne kadar acı çekeceklerini bir düşünün. Ne kadar rahatsız olacaklarını bir düşünün. Çok çok gereksiz. Hükümet kasti bir tavır içinde olmadığı da belli. “Hiçbir şey olmaz bize güvenin.” Tamam güveniriz. Sen doğru, iyi niyetlisindir fakat, bir hendeğin etrafında üç bin kişinin toplandığını düşünün. İki bin kişinin toplandığını düşünün. Bir adım geriye atar oradaki insanlar aşağı hendeğe yuvarlanırlar. Toprak kayması olabilir, hiç ummadık şeyler olabilir. Ne gerek var kardeşim? Bu inadın anlamı ne? Ayrıca sembolik kutlamayı zaten hükümet kabul etti. Daha önce orada vefat eden kardeşlerimiz olmuştu. Onların ölüm yıldönümü olarak kutlamada yapabilirsiniz. Onun için yerde ayrıldı.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Disk Genel Başkanı Kani Beko, Taksim’e yürümek isteyenlere karşı polis müdahalesine yönelik şunları söyledi; “Türkiye demokrasi insan hakları mücadelesi veren insanlar bu baskıyı, bu terörü hak etmediler.  Bunlar bu ülkenin insanları. Bu insanlara kalkan eller kırılacaktır. Ak Parti gün gelecek halka hesap verecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Halk, Ak Parti’yi, hükümeti haklı bulur. Çünkü mantıklı. Orada kadınlar var, çocuklar var, gençler var. İnsan nasıl vicdanen rahat eder de “gelin bu kuyuların etrafında, bu yarların, uçurumların etrafında toplanın. Burada 1 Mayıs yapın.” Bütün dünya, ayıplar hükümeti. Böyle bir anormal şey olur mu? Bir de o kadar insanın basıncını, o toprak bilmem ne dayanamaz yani. Bir şeyler olur, Allah esirgesin. Hükümet şefkatinden, sevgisinden, vatandaşına olan muhabbetinden böyle tedbir alıyor. Yoksa Taksim’i kıskandığından değil. Taksim’in ne özelliği var da Taksim’i kapatsın? Taksim’i zaten halk kullansın diye yer altından geçit yapıyorlar. “İstediğiniz gibi kullanın” diyorlar. İster toplantı yap, ister gezin. İstediğin gibi kullan. Hükümet iftihar eder. Yani orada can güvenliği ile ilgili olduğu belli. Yani burada hükümet puan kazanmış oldu. Puan kazandı. Yani öyle değil. Bu hükümetin çok lehine olur bu. Yani haklıya haklı. Ben şimdi tarafgil konuşmuyorum, samimi kanaatimi söylüyorum. Bu hükümetin çok lehine olur, en az birkaç puan alır. Bu merhamet ve şefkatin bir gösterisi. Mesela polisimizin şefkatine bakın ki, kendileri yaralanmış, kendi kemikleri kırılmış. O başı yarılan çocuk da, kendi arkadaşlarının attığı taşla başı yaralandı. Polis de son derece özenli davrandı. Yani bilmiyorum, bunu mantıklı görüyorlarsa, ben buna katılmıyorum.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam genel olarak diğer Türk İş ve Halk İş  gibi sendikalar bir ısrarda bulunmadılar. Genelde hükümetin izin verdiği temsili heyetin gelip çelenk bırakması şeklinde yapıp çekildiler. Bir tek Disk bu ısrarda bulundu.

ADNAN OKTAR: Hiç gereksiz. Marksizm’e de bunun bir faydası yok. Hükümete puan kaybettireceklerini düşünüyorlarsa, bu hükümete acayip puan kazandırır. Polisimiz can, ne kadar güzel, tatlı bir insan topluluğu ki, sevecen insan topluluğu ki, kendilerine zarar getirdiler. Ama vatandaşa zarar getirmemişler. Kemiğini bacağını kırmak yazık günah değil mi? Allah için görev yapıyorlar o insanlar. Çok zor polislik, çok riskli bir meslek. Onları orada mağdur etmenin alemi  ne? Üzmenin, o acı çektirmenin alemi ne? Nedir bu? Kime ne kazandırdı bu? Neyse artık kader. Ama işte Darwinist, materyalist zihniyet devam ettiği müddetçe bu acılarda devam edecek. Darwinist, materyalist düşünce kalktığında bu çatışma ruhu da kalkacaktır. Çünkü Marksist düşünce hep çatışmayı esas alır. Çünkü Marksizm’in karşısında hep bir güç olacağını iddia ederler. Yani proletarya’nın karşısında hep bir güç olacağını. Sanki o güç kasten ortaya çıkartılmış gibi zannediyorlar. Halbuki can güvenliği için. Proletarya’yı korumak için. İşçi sınıfını korumak için, eğer sınıf olarak görüyorsanız ki, sınıfta kalmadı artık. Eskiden bir işçi sınıfı vardır. Hepsinin evinde radyosu, televizyonu, arabası, traktörü böyle köylüler bayağı iyi oldular, maşaAllah.  İşçiler de öyle, evde alıyorlar kendilerine, imkanları da oluyor. Eskisi gibi değil. İnşaAllah, daha da iyi olur, daha da zengin olurlar. Asıl Mehdiyet devrinde, saha üstüne dağılacaktır mal ve zenginlik, bütün insanlar zengin olacaklar. Buna çok az bir zaman kaldı.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için yürüyüş yapan ve polisin müdahale etmek zorunda kaldığı grupların arasında, BDP ve Gürsel Tekin gibi CHP milletvekilleri de vardı. 

ADNAN OKTAR: Gürsel Tekin Hocam’a bir şey dedirtmem ben, onu çok seviyorum. Gürsel Tekin’i bir kenara koyalım. Ona geçmiş olsun, Allah şifa versin diyorum. O zaten şefkatli bir insan. O zaten mağdur olmuş. Mağdur eden değil, mağdur olmuş. Allah şifa, sağlık versin. CHP’nin en değerli insanlarından. Çok takdir ediyorum ve çok destekliyorum. Allah sayılarını artırsın. Gürsel Tekin gibi yirmi kişi olsa CHP’de, CHP iktidar olur. Demek ki, bir güzellik, bir nur CHP’yi sarmaya başlamış. Sayın Kılıçdaroğlu da çok efendi bir insan. Deniz Baykal. Eğer inşaAllah bir güçlenirseler, etrafında böyle bir nurani halka daha da güçlenirse, tamamdır, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Milletvekilleri; “Taksim meydanında inşaat olsa bile, bir bölümünün açılması gerektiğini” söyleyerek, Başbakan Erdoğan’ı eleştirdiler.  Ayrıca Mustafa Sarıgül’de birden ortaya çıkarak; “burada sivile sıkı yönetim uygulanıyor. Bırakın işçiler istediği gibi Taksim’de kutlamalarını yapsın” açıklamasını yaptı.  

ADNAN OKTAR: Ben Taksim’in fotoğrafını gördüm, havadan çekilmiş resmi de vardı, bayağı tehlikeli, yani normal gezmeye bile insan gidemez oraya canına güvenip. Değil öyle orada toplantı yapmak, müthiş strese sebep olur o. Hükümette çok stres içinde olacak, toplantıda olanlar da stres içinde olacak. Nerenin bayramı, orada bayram olur mu? Çok derin hendekler var. Beton direkler, süper tehlikeli bir ortam. Yer ayırmış zaten hükümet, bir şey demedi ki. “Gelin burada kutlayın” dedi küçük bir yerde “sembolik kutlama yapın”. “İstediğiniz alanı da size verelim” dediler, “İstanbul’da, nereyi istiyorsanız”. Ve “Taksim’e de karşı değiliz” diyor, hükümet. “Daha önce geçen sefer, biz size özellikle Taksim’i açtık” dediler. “Bir şey demiyoruz” dediler. Gayet de güzel kutladılar geçen sene. Ne kazanılıyor, mesela şuan kim ne kazandı bundan? Çekilen acılara ne gerek var?  Oradaki esnaf da çok tedirgin olmuştur, Taksim’de şurada burada falan, değil mi? Acayip stresli ortam. Bir bayrama benzemedik hal oluyor yani. Bayram dediğin bir neşe içinde kutlanır. Böyle yeri göğü birbirine katarak kutlanmaz.

“Hocam her zamanki gibi ceket, mendil ve tişört uyumunuz göz kamaştırıyor” diyor. Allah Allah ne varmış? Bir bakayım.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Ankara’da Keçiören’de, 900 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar bugün. “Canımız, ruhumuz Hocamıza saygılar, hürmetler” yazmışlar.

ADNAN OKTAR: Onlar aslan aslan, Ahir zaman aslanı, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz Pazar günü Gebze’de broşür dağıtımı yapmışlar bazı kardeşlerimiz, size sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah sağlık, sıhhat versin onlara, iyilik, güzellik versin, nur versin, kalplerine ferahlık versin.

Şuara Suresi, 4. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Dilersek,” diyor Cenab-ı Allah, “onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz” 2022. Acaba kim? Hz. İsa Mesih (a.s), ona işaret ediyor aynı zamanda inşaAllah.

Taha Suresi, 135. Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun.” Şimdi bak, İttihad-ı İslam olacak mı? Hz. Mehdi (a.s) çıkacak mı? Hz. İsa Mesih (a.s) zahir olacak mı diye herkes gözetliyor değil mi şu an? Allah ne diyor; “Herkes gözetlemektedir.” Çünkü dinsizler de, dindarlar da herkes gözetliyor şu an. “Siz de gözleyip durun” diyor Allah, ateistlere.  “Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri” yani Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri, Hz. İsa Mesih (a.s) ve talebeleri, “kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz." Ebcedi kaç biliyor musunuz? 2023. “Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz" diyor, Allah. Biraz bekleyin diyor. 2023. Herkes gözetliyor diyor bak Allah. Hakikaten herkes gözetliyor. CIA de gözetliyor, Rusya da gözetliyor, Türkiye de, İslam alemi de, George Bush da, hepsi.  George W. Bush. Ne oldu, yaşıyor mu o?

DİDEM ÜRER: Yaşıyor.

ADNAN OKTAR: Onu biz bir davet edelim buraya, Türkiye’ye. Emekli o, gelir Allahualem. Çünkü o, çok zıt yönde eğitilmiş bir insan. Yani gerçek İslam’ı savunan insanlardan haberi yok.

DİDEM ÜRER: Hocam, Uşak’tan mesaj var size:  “Pazar günü Uşak’taki kardeşlerimizle buluşup Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) ve İttihad-ı İslam konularında sohbet ettik.  Ve Hocamızın çeşitli kitaplarından okuduk. Hocamızın ellerinden hürmetle öperiz, dua istiyoruz, inşaAllah” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Ah benim canlarım, ah benim nurlularım, maşaAllah. Allah ömrünüzü uzun etsin, sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik versin. Allah üzerinizdeki dertleri, belaları alsın, maşaAllah. Bak ne güzel, bu benim çok hoşuma gidiyor, başı açık, başı kapalı, çarşaflı, dostça, kardeşçe bir arada, ocuklar, gençler çok güzel, elhamdülillah.

DİDEM ÜRER: Azerbaycan’dan kardeşlerimizin size mesajı var: “Birkaç gün önce Allah aşkı için faaliyet yapan kardeşlerimizle, Bakü’de bir araya geldik. Birbirimizi uzun zamandır göremiyorduk, hep beraber inanılmaz güzel vakit geçirdik. Daha çok faaliyet yapmak için, tebliğ programımıza yenilikler ekledik. Aslan Hocamızın ellerinden saygıyla, aşkla, hasretle öpüyoruz, onun duasını istiyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak, şu kaliteye bak, şu hoşluğa bak, maşaAllah, elhamdülillah. Hanımlar birbirinden güzel, delikanlılar çok yakışıklı, huyları çok şahane. Kız arkadaşlarına çok güzel sahip çıkıyorlar, hürmet ediyorlar, onlara zarar gelmemesi için özen gösteriyorlar, iffetlerine dikkat ediyorlar, sağlıklarına, sıhhatlerine dikkat ediyorlar. Çok güzel, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam siz, “PKK ile barış süreci boyunca, dikkati ve temkini asla elden bırakmamak gerektiğini” defalarca açıklamıştınız. Bugün de Hüseyin Gülerce Hocamız aynı mantıkta bir yazı yazdı: “Aman dikkat! Temkin ve teyakkuzu elden bırakmayalım. Murat Karayılan’ın son açıklamasından anladığım kadarıyla anayasa değişikliğini, Büyük Kürdistan ve Öcalan’a özgürlük hedefine adım adım ulaşmak amacıyla istiyor olabilir. Özel kuvvetlerin lağvedilmesini teklif ediyor. Bunlar yenilir, yutulur cinsten talepler değil.  Dikkati sakın elden bırakmayalım” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim özel kuvvetler lağvedilirse, on dakika sonra yeniden kurulur. Yani duruyor kardeşlerimiz. Hatta özel harekatçıları da oradan çektiler, çekince buhar olmuyorlar, duruyorlar. Yeniden devlet aynı yerde göreve başlattı onları. Asker çekilir, on kilometre gider, on beş dakika sonra yirmi kilometre içeri girer. Asıl inancın, fikrin değişmesi, dürüst, samimi bir İslam anlayışının bölgeye yerleşmesi çok önemli. Marksist, Darwinist, materyalist sistemin yanlışlığının bilimsel anlatımı çok önemli. Demagojiyle değil. Şiirle olmaz bu işler. Tiyatroyla olmaz, sinemayla olmaz, Türküyle olmaz. İlimle, irfanla olur, bilimsel delillerle olur. Karşında mesela üniversite mezunu adam var. Marksist düşünceyi, fen ve felsefenin zehriyle elde etmiş. Gerçek fen değil, sahte fen ve sahte felsefeyle elde etmiş. Öyle bir hastalığa sen, kahramanlık türküsüyle karşılık veremezsin. Anlamaz o. Ancak ilimle, irfanla delail-i katıayla-kati delillerle karşılık verebilesin ki, aklı yatsın, kalbi de mutmain olsun. Öbür türlü olmaz.

DİDEM ÜRER: Amerikan Başkanı Obama: “Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair ellerinde kanıt bulunduğunu” söyledi. Obama “söz konusu kimyasal silahları kimin, nasıl kullandığını ise bilmediklerini” belirtti. “Dolayısıyla Amerika’nın Suriye politikasının değişebileceğini, kimyasal silah kullanımının tekrarlanması halinde, uluslararası toplumla birlikte hareket edeceklerini” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi bu biraz acayip olmuyor mu? Adamlar kıtır kıtır Müslümanları kesip doğruyorlar, makineli tüfekle kurşuna diziyorlar, bombayla paramparça ediyorlar, napalm bombası yağdırıyorlar, obüs mermileriyle yerle bir ediyorlar binaları, insanları, bunlar normal olmuş oluyor. Kimyasal silahla öldürme konusuna gelince “aman” diyorlar, “bu çok insancıl değil.” Bombayla parçalayarak öldürmek çok mu insancıl? Adamı delik deşik etmek? Yerde çırpınıyor adam, kemikleri kırılıyor. Ağzı burnu birbirine giriyor, kolu bacağı kopuyor. Bu mu insancıl olan? Kimyasal silahla, onunla da öldürüyorsun. Adam bir anda ölüyor zehirle. Onda da paramparça ederek öldürüyorsun. Ölümün şeklini mi beğenmiyorlar? Öldürmenin şeklini mi beğenmiyorlar? O daha mı güzel öldürme şekli oluyor? Yani o, güzel öldürme şekli olduğu için bekleniyor, müdahaleye gerek olmuyor. Ama biçimsiz öldürüyorsa, “Aman ona müsaade etmem.” Böyle bir kafa olur mu? Çok mantıksız. Suriye’nin vazgeçmesi için, ambargo uygulanması lazım. Bütün dünya ambargo uyguladığında, felç olur. Hava uçuşlarını kesersin, mal girişini durdurursun, silah sevkiyatını durdurursun, konu biter.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam siz, “Atatürk’ten sonra en büyük liderin Sayın Erdoğan olduğunu” söylemiştiniz. Yazar Alev Alatlı da, Yiğit Bulut’un programında kendi üslubuyla aynı açıklamayı yaptı: “Atatürk’ten sonra Türkiye’ye gelen en büyük devrimcinin recep Tayyip Erdoğan olduğunu” söyledi. Ayrıca Sayın Erdoğan’ın “One minute” çıkışını yaptığı gün Şimon Peres”e, “Sen benim büyüğümsün, ben sana sesimi yükseltmem” dediğini hatırlatarak, bu sözde çok büyük bir samimiyet ve terbiye var, bu toprakların kadim değerlerinin izleri var. Ancak medya o kadar kaba ki, maalesef buradaki inceliği ve ahlakı göremedi. Ve tek bir cümleye takıldı” açıklamasını yaptı.

ADNAN OKTAR: Aley Alatlı’yı ben o kadar tanımıyordum, geçenlerde konuşmasını dinledim, çok kültürlü, olgun bir kadın. Yani derya gibi. Çok yaşlı ama muazzam bir bilgi, muazzam bir konuşma kabiliyeti, irticalen şahane konuşuyor. Bayağı akıcı konuşuyor. Hafızası çok güçlü. Verdiği deliller, üslup. Tabii yanlış yönleri olabilir, eksik yönleri olabilir ama çok kültürlü.

DİDEM ÜRER: Bir hadis okumak istiyorum: “Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: ‘Gerçekten benden sonraki vekillerim ve Allah’ın şahitleri on iki kişidir. Bunlardan birincisi Ali (r.a) ve sonuncusu Mehdi (a.s)’dir.’”

ADNAN OKTAR: Allah Allah. İmam Mehdi. On ikinci.

MaşaAllah. Şimdi bak Yusuf Suresi gözümün önünde 12. Sure, maşaAllah. Erginlik çağına erişince” diyor bak 22. ayet, 2-2, çok manidar. Şeytandan Allah’a sığınırım. Erginlik çağına erişince, (Yusuf’a) kendisine hüküm ve ilim verdik” diyor Allah.  “İşte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.” (Yusuf Suresi / 22) Hüküm ve ilimle Allah ödüllendirmiş oluyor. Dünyevi de, koskoca Mısır’ın hükümdarı oluyor. Bütün hazineler ona bırakılıyor, onun kontrolüne bırakılıyor. Güzel yerde Mısır. Nasıl süslemiştir kim bilir mübarek oraları. Güzelliği nefis, kıyafetler nefis, Hz. Yusuf (a.s), maşaAllah dedem muhteşem. Hanımlar gördü mü felç oluyorlar. Müthiş beğeniyorlar. Müthiş bir cazibe ve müthiş bir çekiciliği vardı Hz. Yusuf (a.s)’ın. Allah tarafından ona bahşedilmiş. Çünkü akıl ve zeka, erkekte müthiş bir çekicilik meydana getirir. Etle, kemikle olmaz. Öyle sığır gibi tipler var. Hımbıl. Bön bön etrafa bakınıyor ama hakikaten vücut yapmış. Ama gözlere bakıyorsun, lombak, boş. Hiçbir etkisi olmaz onun. Zeka ve akıl, iman, takva bu çok etkiler. Hz. Yusuf (a.s), güzeldi ama aklı onu, imanı çok güzelleştirdi. Çünkü ilk gördüklerinde anlamıyor yolcu kafilesi, ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım, “O da kovasını sarkıttı. Hey müjde. Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar.” (Yusuf Suresi / 19) Yani satışı için düşünüyorlar sadece. “Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar.” Hiç önemsemiyorlar. Yani öyle güzel görse, çok pahalıya satarlar. Bakın diyor ki ayette; “Onu pek önemsemediler” diyor. (Yusuf Suresi / 20) Sonra niye önemsiyorlar? Sonra niye önemsiyorlar? Çünkü çileden geçiyor. Acıdan geçiyor. Eğitimden geçiyor. Derin iman, Allah yüzüne bir heybet ve nur veriyor. Olağanüstü bir etkileyicilik meydana getiriyor. Kadınlar diyorlar ki; “Cenab-ı Allah’ı tenzih ederiz. Bu ancak bir melek herhalde” diyorlar. Yani “bu kadar çekici ve bu kadar etkileyici olması hayret” diyorlar.

Talimat geldiği için devletten tutukluyorlar Hz. Yusuf (a.s)’ı, masumken, tertemizken. Ve unutuyor, o kadar gaddar bir devlet sistemi var. Ve yedi yıl, vicdansızlığa bak, hiçbir şey yapmadığını bildikleri halde yedi yıl hapiste kalıyor. Zindan yani bu şimdiki hapishaneler gibi değil. Taş zindan, saman yataklar, çok korkunç bir ortam. Yedi yıl tutuyorlar orada. Ama nur gibi Hz. Yusuf (a.s) bir çıkıyor, elinden yüzünden nur akıyor, muazzam etkileyici. Hapishanede bile hayran oluyorlar. Hapishane müdürü, ona hapishanenin işlerinde görevli hale getiriyor. Bütün yönetim ondan sorulmuş, hapishanenin yönetimi, o devirde. O kadar yetenekli, maşaAllah.

“İki gözümün ışığı, gönlümün sultanı Hocam, hayatım gönlüm nurlandı vesilenizle. Kalbimden keder silindi. İnşirah geldi üstüme. İki yıldır gam nedir, keder nedir, sıkıntı nedir bilmiyorum, Allah’a hamd ediyorum” diyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir hadis okuyacağım Hocam inşaAllah. “İmam Mehdi muhaliflerinin kalbinde korku ve hayranlık telkin etmek için yardım alacaktır. Ve yeryüzü Mehdi’nin kontrolüne geçecektir.

ADNAN OKTAR: “Yeryüzü,” bütün yeryüzü, evet.

DİDEM ÜRER: “Ve hazineleri onun için açığa çıkarılacaktır.”

ADNAN OKTAR: Yani her türlü zenginlik, hazine demek, her türlü zenginlik, inşaAllah. Ama ayrıca yeraltında bulunan hazineler de bulunacak tabii. Yeraltında çünkü çok fazla hazine var. Onlar çıkacak ortaya.

DİDEM ÜRER: “Hakimiyeti Doğu’ya ve Batı’ya yayılacaktır. Her şeye kadir olan Allah, müşrikler istemese de Kendi dinini hakim kılacaktır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Din hakim oluyor değil mi, din. Irk değil, din, İslam. İslam ne demek? Herkesi kucaklayan şefkatli bir anne gibi, bir baba gibidir İslam. Bütün herkesi şefkatle kucaklar. Dinsizi de kucaklar, dindarı da kucaklar. Yani iyi olan, en güzel olan şey ne ise din odur. Bir düşün, insan aklında araştırsa düşünse, en güzel olan nedir diye bir şey bulduğunu düşündüğünde, o işte dindir. İnsan aklının ne uç noktada bulabildiği en mükemmel sistemin adına din diyoruz, İslam diyoruz.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: “Onun zamanında çorak topraklara eski gücünü kazandıracaktır ve dünya yeşilliklerini filizlendirecektir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: Bunu hem zahir, hem batın anlamında. Çünkü çorak çok fazla yer var. Ama çok rahat yeşillendirilebilir, inşaAllah. Ve çok güzeldir yeşillik. Yolda geliyorum, hiç meyve ağacı göremiyorum. Kardeşim ne mahsuru var? Mesela Tokat’ta her yer elma ağaçları ile doludur. Böyle dallar sarkar. Ne güzel görünüyor. Evlerin önünde üzüm asmaları olur. Ne kaybedersin bir üzüm asması olsa? “İşte falanca gelir, çoluk çocuk gelir.” Yesin, daha güzel, ne güzel. Ne kaybedersin? Yani sanki etini koparacaklar. Yesin çocuklar, ne güzel sevinsinler. Elma, armut, helal olsun. Asıl onlara yarar, köftelere.

DİDEM ÜRER: Ve Peygamberimiz (s.a.v.), “insanlar daha önce benzeri görülmemiş bir biçimde rahmet altında olacaktır” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Benzeri görülmemiş şekilde. Irk üstünlüğü yok. Zaten insan istense de yapamaz. Bir kere insanlık, her halükarda Hz. Âdem (a.s)’da yine birleşiyor. Yine ortak, tek babanın evlatları. Hz. Nuh (a.s)’da birleşiyor, Hz. Adem (a.s)’da birleşiyor, hiç aksi olmaz zaten. Irkın bir mantığı da yok, manası da yok. Ne demek yani? Ne fark eder? Kürt, Laz, Çerkez, Zaza. Ama bu mübarek insanların, bu güzel huylu insanların, örfü ananesi güzel olan insanlar ortak bir ismi var bütün dünyaca maruf olan; Türkiye, Türk Milleti, bu. Şimdi biz ne diyelim, yeni bir isim mi takalım Türkiye’ye? Kimse tanımaz o zaman anlamazlar, bir mantığı da olmaz. Bu isimden bu kadar rahatsız olmanın bir alemi yok. Bir de Türk Milleti diye bir millet, kavim, dünyanın her tarafında var. Herkes de onlara Türk diyor. Ve kimse de bundan rahatsız olmaması lazım. Mühim olan, orada dini fark etmiyor, dili fark etmiyor, kavmi fark etmiyor. Hepsini sen kendi milletinden görüyorsun. Türk Milleti diyorsun, bitti. O zaman bundan niye tedirgin oluyorsunuz? Irkçılar yok mudur? Vardır. Dünyanın her yerinde sapık adamlar var. Faşist kafalı, ırkçı kafalar var. Ama mesela PKK ne diyor; “Saf Kürt olması lazım bizi idare edenlerin” diyor. Kürt mü, değil mi? Kürt değilse, bitti. İlla ki Kürt. İşte bu hastalık, bu ırkçılık. Ne fark eder kardeşim? Güneydoğu’da olan bütün vatandaşlarımız rahat olsun. Arap da var, Çerkez de var, Laz da var Güneydoğu’da Türk de var. Her dilden, her dinden insan var. Hepsine biz şefkat duyuyoruz, hepsine Türk Milleti diyoruz, bu.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin, İngiltere’de yaptığı konuşmada; “kadına olan baskının İslamiyet’in bir parçası gibi görüldüğünü ancak bunun bir önyargıdan ibaret olduğunu” belirtti. Bakan Şahin, “1400 yıl önce başlayan ve barış anlamına gelen İslam’ın en çok kadın, çocuk, yetim ve yaşlı haklarının önemine vurgu yaptığına” dikkat çekerek, “Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde kadın hakkının ne kadar önemli olduğunu özellikle belirterek, gelecek dünyaya ve bizlere önemli bir misyon yüklemiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: Fatma Şahin Hanımefendi, gerçekten değerli, asil bir insan. Ama şimdi hadis kitaplarının uydurmalar bölümüne baktığımızda kadın açıkça yarım insan olarak kabul ediliyor. Yani bir insan olarak kabul edilmiyor. “Allah onları geride bıraktı, siz de kadınları geride bırakın” diyor, hadis. “Kadınlar ne derse tersini yapın” diyor, hadis. Bu çok korkunç bir şey. Ve İslam aleminde bu ortak kabul gören bir inanç. Fatma Şahin hanımefendi tabii tek başına bağnazlıkla, bu yanlış fikirlerle mücadele etmesi kolay olmaz. Ama işte dünya çapında sevgiyi, merhameti, şefkati savunan insanlar desteklenmeli; onlarla birlikte hareket edilmeli. Öbür türlü bağnaza da aynı,  Kuran talebesine de aynı ruhla bakılırsa bağnazların palazlanmasına vesile olurlar. Hata olur.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Hayriye kardeşimiz Nur isimli kızının resimlerini göndermiş. Ellerinizden öpüyormuş Nur.

ADNAN OKTAR: Aman aman, ne tatlı, ne şekermiş. Hakikaten de elinden yüzünden bir ışık, nur saçılıyor, maşaAllah. Allah onun tatlılığını daha da artırsın, uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Çiçeklerin içinde tam çiçek olmuş, maşaAllah. Annesine de Allah iyilik güzellik versin.

Yunus Suresi, 86. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ve bizi, kafirler topluluğundan” yani Allah’a inanmayan, zulmeden, ızdırap veren insanların topluluğundan “rahmetinle kurtar.” Rahmet, rahmetinle kurtar. Ahir zamanda Cenab-ı Allah’ın rahmetinin tecellisi nedir? Hz. Mehdi (a.s). Hz. Mehdi (a.s) ile kurtar şeklinde, bir işari mana var. “Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar." Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisi Hz. Mehdi (a.s) olduğuna göre, inşaAllah Cenab-ı Allah, Ümmet-i Muhammed’i Allah’ın rahmetiyle, Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile ederek kurtaracak, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın.” Demek ki, müminlerin Allah’ın anıldığı evlere girmeleri, Allah’ın anıldığı evler edinmeleri ve orada Allah’ın anılmasını sağlamaları Müslüman’ın görevi. Öyle evler edinecek ki, orada Allah anılacak. “Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele." (Yunus Suresi, 87) Hz. Musa (a.s)’a vahyedilen bilgi bak, “evler hazırlayın”. Demek ki o evlerde Müslümanları bir araya getiriyorlardı, Tevrat okuyorlardı evlerde, Allah’ı anıyorlardı, Mesih’den, Moşiyah’dan bahsediyorlardı, İttihad-ı İslam’ın olacağından bahsediyorlardı ve evlerin sayısını da gittikçe artırıyorlardı. Temiz, nurlu evlerde Allah’ın hükümleri hatırlatılıyor ve orada namaz kılıyorlardı Müslümanlar. Bakın “evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın.” O devirde namaz kılıyorlardı Museviler, “ve namazı dosdoğru kılın” doğru olarak kılın diyor, yanlış olarak da değil. “dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele.” O zamandan müminler müjdelenmiş. Ta o devirde müminler müjdelenmiş. 4000 yıldan beri bekledikleri müjde şimdi ahir zamanda gerçekleşiyor, inşaAllah. Tabii cennetle de müjdeleniyor, o devirde huzurla bereketle müjdeleniyorlar, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, minik Ahmet Adnan size resimlerini göndermiş.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şu yakışıklılığa, şu şekerliğe, şu ballığa bak. Aman Allah’ım, aman Allah’ım. Pozlar, birbirinden güzel her biri, kıyafetler. Her şeyi birbirinden güzel. MaşaAllah.

“Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın (mücadele edin-hazırlanın) denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız?” diyor Allah. Bu ağırlaşıp kalma, işte bütün İslam âleminde var. Bu ağırlığın kalkması gerekiyor. Haramdır. Haram olduğu için Allah, ağırlaşıp kalmayı Müslümanlara hatırlatıyor. Mesela “üstümde bir ağırlık var” diyor. Bekle de bekle. Allah “iradeni kullan, o ağırlıktan kurtul” diyor. Ağırlığı tabii ki Cenab-ı Allah verir ama ağırlıktan kurtulacak gücü de sana veriyor. Ağırlıktan kurtulacak gücünü kullanacaksın. “Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz?” diyor Allah. “Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” (Tevbe Suresi, 38) Bir şey yok dünyada, hemen gelip geçer.

Didem Hocam, ben sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, arkadaşlarımız yeni şöyle bir hadise rastlamışlar: “İlim yirmi yedi parçadan oluşur” diye geçiyor. “Bütün peygamberler ve imamlar, ilmin iki parçasını getirmişlerdir. Ve Mehdi (a.s) geldiğinde, diğer yirmi beş parçayı getirecektir” diye Peygamberimiz (s.a.v) bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Çünkü hakikaten ahir zamanda ilim dünya çapında, değil mi? İnternete girdiğimizde uçsuz bucaksız bir ilim deryasıyla karşılaşıyoruz. Demek ki, bu dünyanın bütün ilmini kullanacak Hz. Mehdi (a.s). İnternet vesilesiyle, başka teknik imkânlarla bu ilmi İslam’ın lehine en güzel şekilde değerlendirecek, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir hadis daha okuyayım mı Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: “Hz. Mehdi (a.s),Hz. Musa (a.s)’ın ahlak mükemmelliğine, Hz. İsa (a.s)’ın zerafetine ve Hz. Eyüp (a.s)’ın sabrına sahiptir” diyor Peygamberimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: Allah Allah, bir daha oku bakayım.

DİDEM ÜRER: “Mehdi (a.s), Hz. Musa (a.s)’ın ahlak mükemmelliğine.”

ADNAN OKTAR: Demek ki, çok sabırlı, şiddetli olaylar karşısında yılmayan, metin, metanetli.

Evet.

DİDEM ÜRER: “Hz. İsa (a.s)’ın zarafetine.”

ADNAN OKTAR: Evet, “fizik olarak, simaen çok benzer” diyor, Peygamberimiz (s.av.) Hz. İsa Mesih (a.s)’a, Hz. Mehdi (a.s). “Simaen çok benzer” diyor. Ama fizik yani beden olarak benzemiyor. Çünkü Hz. İsa Mesih (a.s) ince vücutlu, yani atletik, geniş omuzlu zarif vücudu. Hz. Mehdi (a.s) öyle değil, Hz. Mehdi (a.s) boydan boya geniş. Omuzları geniş karnı geniş, göğsü geniş, uylukları geniş. Ama “siması çok benziyor” diyor, Peygamberimiz (s.a.v). “Yüzü benzer” diyor, Hz. İsa Mesih (a.s)’a.

Evet.

DİDEM ÜRER: “Ve Hz. Eyüp (a.s)’ın sabrına sahiptir.”

ADNAN OKTAR: Demek ki, çok çile çekecek mübarek çok. MaşaAllah, ne güzel ne güzel. Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a kavuştursun bizleri, inşaAllah.    

DİDEM ÜRER: “Mehdi (a.s)’ın zuhurundan önce Müslümanlara (benim dosalarıma) hakaret edilecek.”

ADNAN OKTAR: Bakın, ahir zaman nasıl anlatılıyor şu an, değil mi? Twitter’dan, Facebook’tan, şuradan buradan bak, yağmur gibi Müslümanlara hakaret ediliyor. İman edenlere hakaret ediliyor.

Evet.

DİDEM ÜRER: Ve “darbe almış başları hediye olarak verilmek istenecek. Öldürülecekler, diri iken yakılacaklar ve sürekli korku içinde olacaklar” diyor, Peygamberimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: Bak Nepal’de yakıyorlar yıkıyorlar, öldürüyorlar, Suriye’de şurada burada, Irak’ta, Afganistan’da kan, barut, ıstırap, ateş kol geziyor.

Evet.

DİDEM ÜRER: “Yeryüzü onların kanı ile boyanacak.”

ADNAN OKTAR: Her yerde Müslüman kanı akıyor, gece gündüz.

Evet.

DİDEM ÜRER: “Onlar bizim gerçek dostlarımız olacaklar.”

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Ancak Allah, Mehdi (a.s) ve ashabı yoluyla tüm karanlık fitneleri kaldıracak ve Mehdi (a.s) ve ashabı talebeleri vesilesiyle, zelazil kaynaklarını çağlatacak ve tüm engelleri kaldıracak.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bütün engeller kalkacak. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, komünizm faşizm, vahşi kapitalizm, insanlara ıstırap veren her türlü engel, acı ortadan kalkacak, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Rablerinin merhametiyle kutsanacaklar ve gerçek hidayete erenler onlardır” diyor, Peygamberimiz (s.a.v).

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tevbe Suresi, 40-“Oysa Allah’ın kelimesi yüce olandır” diyor, 1998. Bakın, “Oysa Allah’ın kelimesi yüce olandır.” 1998. Kuran talebelerinin en coşkulu, en çetin yıllarının tarihini veriyor. 33-“İslam’ı bütün dinlere üstün kılmak için” 1980 ebcedi. Bakın “İslam’ı bütün dinlere üstün kılmak için” sırf bu kelime; 1980. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. “Müşrikler istemese de, o dini, İslam’ı bütün dinlere üstün kılmak için.” Müşrikler istemese de; yobaz takımı, hepsi onların ucu bucağı yok, komünistler de bunun içine dahil.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Suriye’de bir devlet kanalında haber bülteni sunucusu (haşa) Zelzele Suresi’nin ayetlerini, muhaliflere yönelik hazırlanmış cümlelerle değiştirerek okudu.

ADNAN OKTAR: Onların kafa da beyin değil de, böyle kasap eti gibi et vardır. Onları kaile almaya gerek yok.

Ben gidiyorum, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü