Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (8 Mayıs 2013; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


ELİF KIRAL: Yakışıklı, aşkım, bir tanem Hocamla yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Önce Şeyhimiz Sultanımız. Dünyanın en tatlı Şeyhi. Canımız Şeyhimiz. Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi el Hakkani Hazretleri bugün iyiymiş maşaAllah. Sabah bir saat on dakika sohbet yapmış maşaAllah.

Didem Hocam, buyurun.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan grup toplantısında Suriye konusunda bir açıklama yaptı Hocam. “Suriye’de ağzında emzik olan bebeğe kurşun sıkılıyor, dengeler adına bütün dünya buna sessiz kalıyor. Ben o fotoğrafta o yavruların üst üste şehit edilmiş halini görünce adeta çılgına döndüm. Batsın sizin uluslar arası siyasetiniz. Böyle vicdansız siyaset olmaz olsun. İsrail’in Şam’a yaptığı hava saldırısı da asla kabul edilemez. Bu saldırılar gayri meşru hükümetin eline altın tepsi içinde sunulan kozlardır” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama dünyanın hiçbir ülkesi bu saldırıları kabul etmez. Yani bu tip şeyleri kabul etmez. Ama İslam ülkesi olduğu için tabii her iki tarafın da yok oluşu, ölümü işin doğrusu bir kısım Evanjelikler için, bir kısım İslam karşıtları için olabilecek en mükemmel gelişme. Yani kırsınlar birbirlerini diyorlar. Onun için heyecanla ve sevinçle seyrediyorlar. Bosna’da da öyle olmuştu. İyice katliam çığırından çıkınca müdahale edebiliyorlar. Herhangi Avrupa ülkesinde böyle bir şey olmuş olsa yeri göğü birbirine katarlar. Çok büyük olay olur. İslam alemi de bas bas bağırttırıyorlar hocaları, İttihad-ı İslam diye bir konu yok, Hz. Mehdi (a.s) da gelmeyecek, Hz. İsa Mesih (a.s) da gelmeyecek diye Müslümanların şevkini heyecanını kırmaya çalışıyorlar. Yani daha Türkçesi deccal dört koldan faaliyetine devam ediyor. Deccalin en azgın kolu şuan Suriye’de. Yani süfyan kolu. Süfyan olarak Peygamberimiz (s.a.v.) belirtmiş. Başbakanımız da tabii şefkatli bir insan olduğu için feryat ediyor o da. Bakın çocuklar öldürülüyor, insanlar öldürülüyor, uyanın diyor. Fakat tabii sözünü dinleyen pek olmuyor. Ama konuşmaları tarihi.

Yalnız Başbakan’a başında destek verip de sonradan işi hallolunca, demokrasi oturunca, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün makası kırılınca, cellatlar etkisiz hale getirilince bu sefer Tayyip Hocam’a sen artık lüzumsuzsun, işin bitti, seni artık görevden alsak, ihtiyacımız yok sana kafası vefa ve sadakat anlayışıyla ve vicdanla uyumlu değil. Vefasızlık Allah’ın beğenmediği anormal bir harekettir. Hele kalleşlik çok daha beter, berbat bir şeydir. Vefasızlık ve kalleşlik. Kalleşlere buradan sesleniyorum, o kalleşliği bıraksınlar. Allah başlarına geçirir dünyalarını. Vefasızlık ve kalleşlik çok büyük vicdansızlıktır, vicdan tefessühüdür, çöküşüdür. O insan ne çileler, ne acılar çekti. Ne tehlikeler, ne badirelerden geçti, Türkiye’yi düzlüğe çıkarttı. Yani olağanüstü güzel gelişmeler oldu. Türkiye huzurlu, rahat yaşıyor. Eskiden zırt pırt zam yapılır, ekonomik krizler olur, millet kan ağlardı. Sokaklarda bağırırlardı “Ya Rabbi bizi kurtar” diye.  Her gün fail-i meçhuller olurdu. Ne çabuk unutuyorlar! Vicdansızlık Allah’ın beğenmediği çirkin bir tavırdır. Başbakanımızın veyahut hükümetin hataları olursa ilmi ve akılcı uyarırız, hatırlatırız. Zaten demokrat bir insan, makul bir şey olduğunda kabul ediyor. Mesela ben başkanlık sistemini savunuyorum dedi. Yok dedik, biz istemiyoruz başkanlık sistemini. Tamam dedi. Siz nasıl istiyorsanız öyle yapalım dedi. Bir şey dediği yok. Dünya hırsı da yok. Bir kısmı federasyon şu bu falan diyor. Federasyonlar, bunlar sevgisiz insanların egoist yaşama isteğindendir. Vardır ya bazı yaşlılar olur, kimseyi sevmez, yalnız yaşamak ister. Nefret eder. Torunlarından da nefret eder, çocuklarından da nefret eder. Tek başına yaşamak ister, bir yere inzivaya çekilir. Hiç kimseyi sevmez. İnsan sevgisi olmadığında böyle şeyler olur, insan sevgisi olmadığında. Mesela adam Kürt ama Laz’ı sevmiyor, Türk’ü sevmiyor, Çerkez’i sevmiyor. Nasıl olması gerekiyor? Sırf Kürtler olsun, diyor. “Zaza olursa olur mu?” diyoruz. “Yok, olmaz” diyor. Zaza, onlar ayrı bir şey diyor. Bu çok korkunç bir şey. Sevgisizliğin adını insan hakları, demokrasi, şu bu falan diye süslemeye kalkıyorlar. Halbuki bu çok büyük vicdansızlık ve acımasızlıktır.  Ahlak bozukluğudur. Sevgi çökmesi, muhabbet çökmesi, insanların kalbinden muhabbetin gitmesi onu insan olmaktan çıkartır, mahluk haline getirir. Ne demek sadece Kürt olacak? Ne demek yani? Niye Laz vali olmasın? Niye Arnavut vali olmasın? Bu vicdansızlığı her yerde telin etmek lazım. Bu düşünce çok gaddar, sevgisiz insanların ideolojisidir. Buyur Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Bursa’da Uludağ Üniversitesi öğrencisi olan karşıt görüşlü iki grup arasında çıkan kavgada iki kişi bıçakla yaralandı. Hastane önünde de devam eden kavga sırasında otele sığınan yedi öğrenci çevik kuvvet ekipleri tarafından otelden güçlükle çıkarıldı. Bazı öğrenciler de gözaltına alındı.

ADNAN OKTAR: Bıçaklama bilmem ne falan bunlar çok büyük acımasızlık, vicdansızlık. Fikir olarak toplanın, istediğiniz fikri anlatın. Hatta bağırıp çağırıyorsanız da bağırıp çağırın, konuşun, anlatın. Adam bıçaklama nesi yani? Adam öldürme nesi? Ne korkunç şeyler bunlar! Amacın ne? Yaptığın ne? Nerde orada sevgi? Nerede orada muhabbet? İnsanlar kurtulsun diye ortaya çıkmıyor musun? İyi olsun diye ortaya çıkıyorsun; adam bıçaklıyorsun, adam öldürüyorsun. Nerede burada sevgi?  Bu da sevgi çöküntüsünün, muhabbet çöküntüsünün neticesi. İşte Darwinist-materyalist eğitim olursa sonu bu oluyor. Karşısındakini adam hayvan olarak görüyor. Mikroptan gelişmiş bir hayvan olarak görüyor. Hürriyet Gazetesi manşet atmıştı “Atamız Mikrop” diye, değil mi? Adam diyor ki mikroptan oluşmuş bir şey, ben de bunu böyle bıçaklıyorum, öldürüyorum diyor. Sevgisizliğin nedeni olan Darwinizmin, materyalizmin yeryüzünden silinmesi en hayati konu. Onun için kardeşlerimiz dört koldan gayret ediyorlar maşaAllah. Gayretlerini Allah kat kat arttırsın. Evet, Didem Hocam, dinliyorum inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz yoklama yoklama diye yazmışlar. Yoklamayı bekliyorum.

ADNAN OKTAR: Yani yoklama çoktan olması lazım. Yoklamasız olmaz. MaşaAllah internetten giriş çok çok yüksek, o çok hoşuma gidiyor. Dün mesela 210 binin üstündeydi. Muazzam. 2010 bin ne demek? Kaç stat dolusu adam. Sırf internetten bu, televizyon hariç. Televizyon en az 30 milyon maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Ankara’da kilise açılmasını engellediğine dair bir iddia ortaya atılmıştı. Bu iddia üzerine Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez Hocamız şunları söyledi Hocam: “Hıristiyan vatandaşlarımızın bulundukları her yerde ibadethanelerini açmalarını ve orada özgürce ibadet etmelerini herkesten önce biz isteriz. Hıristiyan azınlık gelip bizden talepte bulunsa yardımcı oluruz” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Şöyle Hocam haber; Bangladeş’te Hindistan yanlısı Hasina hükümeti uzun zamandır İslami cemaatlere yaptığı baskınlarla biliniyor. Son olarak da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ve İslamiyet’e yönelik uygun olmayan ifadelere izin verilmesinin ardından ülkede ayaklanma oldu.

ADNAN OKTAR: Bak işte hakarete milleti alıştırmaya çalışıyorlar. Bak Türkiye’de de değil mi? “Dinine, imanına hakaret etsin, ne olur? Şahsına mı hakaret ediyor senin?”diyor. “Ne olur? Allah’a hakaret ediyor” diyor, hâşâ. “Dinine hakaret ediyor, bir şey olmaz” diyor. Alışın diyorlar. Diğer ülkelerde de “öldürmeye alışın, ölsün ne yapacaksınız? Seni mi öldürüyor adam? onu öldürüyor. Sen ne ilgileniyorsun arkadaşım?” diyor. “Öldürsün, sana ne onlardan?” diyor. Böyle akıl almaz bir zulüm, akıl almaz bir vicdansızlık dünyayı kasıp kavuruyor ve savuruyor da. Mahvediyor yani.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bir milyon kişi başkentte toplandı. Bunun üzerine de hükümet iç savaş başlattı. Binlerce askerden oluşan özel timlerle Şapla meydanına altı noktadan saldıran ordu serbest atış yaparak yüzlerce kişiyi katletti. Yaklaşık 2500 kişinin şehit edildiği söyleniyor.

ADNAN OKTAR: İşte bak kimsenin umurunda bile olmaz. Avrupa’da diskolarda herkes oynuyor, diğer yerlerde herkes keyfinde zevkinde. Zaten Müslüman öldüğünde Evanjelikler, Yecüc Mecüc’ün öldüğünü düşündükleri için, deccal ordusunun öldüğünü düşündükleri için Allah’a şükrediyorlar. Onu bir ibadet gibi görüyorlar, Müslüman’ın ölmesini. İftihar ediyor. Ne güzel bak, deccal ordusu yok oluyor, şeytan onlar diyor. George Bush da mesela hemen Müslümanları şeytan ilan etti. Şeytan öldürüyoruz biz, insan öldürmüyoruz, onlar şeytan diyor. Böyle dehşet verici bir durum var. Hoca efendiler de Müslümanların şevkini kırmak için bayağı bir kısmı akıl almaz şekilde deccalin oyununa gelip Müslümanları adeta felç ediyorlar, bütün güçlerini kırmaya gayret ediyorlar. Kitap dağıtmaları, CD dağıtmaları, konferans yapmaları çok elzemken, ilimle irfanla İslam’ı Kuran’ı dünyaya hakim etmeleri çok elzemken hiçbir şey yok diyor. Sakin olun, hiçbir şey yok diyor. Peki, bunlar ne? Suriye ne? Afganistan ne? Irak ne? Bangladeş, her yer öyle. Oluk oluk kan akıyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetleri vardı Hocam. Şöyle söylüyorlar Ankara’dan arkadaşlarımız, Cumartesi günü Ulus’ta yüz adet kitabınızı dağıtmışlar. “Canımızın içi Hocamızın nur ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Eskiden Ankara’ya gezmeye gittiğimizde Ulus’a giderdik, en lüks semt Ulus’tu. Kızılay yeni yeni gelişiyordu. Sonra Kızılay, Tunalıhilmi. Oralar lüks semtlerdi böyle, güzel oluyorlardı inşaAllah. Kızılay güzeldi o zamanlar, hoştu. Ama başka yeri de yoktu. Tunalıhilmi’den şöyle bir tur atardık, Çankaya’dan geri gelirdik, o kadar. Ankara biterdi, başka Ankara yoktu. Allahualem şimdi de öyledir muhtemelen.

DİDEM ÜRER: 5 Mayıs Pazar günü Bakırköy’de 600 adet yaşayan fosiller broşürü ve 50 adet kitabınızdan hediye etmiş kardeşlerimiz. Saygı ve hürmetlerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne şevkliler, ne gayretliler.  Dün Azeri gençler gelmişlerdi çok kalabalık. Sevgileri anlatılır gibi değil, acayip coşkulular. Koskoca delikanlı sevgiden böyle katıla katıla ağlıyor. Acayip şekerler böyle. MaşaAllah. Ne kadar sevgileri şiddetli öyle, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Çok şiddetli seviyorlar gerçekten, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Allah uzun ömür versin, hayır versin, bereket versin.

ADNAN OKTAR: Ali Arzık; “Hocam bu programı Hz. Mehdi (a.s)’a ayırır mısınız? Onu bekleme konusundaki şevkimizi daha da artırması için bunu yaparsanız çok seviniriz. MaşaAllah.” Ali, Mehdiyet iki koldan ilerliyor. Bir batın yönü var, bir de zahir yönü var. Şimdi bu Bangladeş’teki şahadetler batın yönüdür. Çünkü bu olmazsa Mehdiyet gelişmiyor. Allah Müslümanların hamiyet-i İslamiyesini geliştirmek için bu olayları meydana getirttiriyor. Uyuyor Müslümanlar, büyük bir bölümü uyuyor. Suriye’de de bu vahşetin, bu büyük olayların kökeninde Müslümanların uyanmasını teşvik var. Bak Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım, “ezilmiş çocuklar, yaşlılar, perişan insanlar, mustazaflar uğruna, acı çekenler uğruna, ezilenler uğruna niçin Allah rızası için mücadele etmiyorsunuz?” diyor Allah. (Nisa Suresi, 75) “Nasıl vicdanınız var?” diyor, “niye bekliyorsunuz?” diyor, ayet. Mealen. Coşturmak için Allah müminleri batın yönüyle böyle bir gelişme yapıyor. Bu olay Mehdiyet’le bağlantılıdır. Hz. Hızır (a.s) ile bağlantılıdır, Mehdiyet’le bağlantılıdır. Mehdiyet de aman kan akmasın, aman kan akmasın, aman sevgi olsun, sevgi olsun, muhabbet olsun diye iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle bir koldan onlar ilerliyor. Hıristiyan âlemi içerisinde ayrı bir kol ilerliyor. Musevi âlemi içerisinde ayrı bir kol ilerliyor. Onlar da Hz. Hızır (a.s)’ın kontrolünde. Batınını kardeşlerimizin büyük bölümü göremiyordur, göremezler de inşaAllah. Birçok insan göremez. Bizler de birçoğunu göremiyoruz. Ama zahirini görebiliyoruz. Zahirde Mehdiyet’i durdurmanın mümkünü yok, imkansızdır. Ama hiçbir siyasetçi İslam âlemini birleştiremez. Zemin hazırlar ama birleştiremez. Rahmetli Abdülhamit de çok uğraştı, birleştiremedi. Turgut Özal da çıktı, birleştiremedi, başkası çıktı birleştiremedi. Yapamazlar. Ancak Hz. Mehdi (a.s) iledir. Mesela bak Tayyip Hocam da gayret ediyor, Mehdiyet’e zemin hazırlıyor. Sayın Dışişleri bakanımız gayret ediyor, Mehdiyet’e zemin hazırlıyor. Ama Sayın Dışişleri bakanı maşaAllah adeta Hz. Hızır (a.s)‘ın talebesi gibi o, gördüğüm. Bayağı şevkli, güzel. Ama illa ki Hz. Mehdi (a.s)’a nasip olacaktır. Herkes istesin veya istemesin şuan Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet ediyor. Bak koskoca Türkiye Cumhuriyeti Mehdiyet’e hizmet ediyor şuan. İsteyerek veyahut istemeyerek. Mesela Dışişleri bakanlığı isteyerek veya istemeyerek Mehdiyet’e hizmet ediyor. Suriye de, mesela Esat, eğer halim selim, demokratik, sakin bir ülke olmuş olsa İttihad-ı İslam’a onun bir katkısı olmazdı. Suriye karışınca Mehdiyet’in kapısı açılmış oluyor. Bu bir batın ilmidir. Yoksa herkes sükunet içinde yaşar. Mesela Suriye’de lüks arabalarla gezer insanlar. Irak’ta da zengin olur, petrollerini harcarlar, paralarını. Rahat bir hayat olur. Allah rahatlık vermiyor. Ya işgallerle, ya iç savaşlarla, ya kargaşayla illa ki Benim dediğim olacak diyor Allah. Rahat vermem diyor. Uyanın diyor Allah, sarsıyor ümmeti. Uyanmadık diyorlar, Allah daha fazla sarsıyor. Uyanmadık diyorlar, daha fazla sarsıyor. Tamamen uyanıncaya kadar sarsılma devam edecek. Ve sonra Cenab-ı Allah’ın dediği olduktan sonra Allah Rahman ve Rahim ismiyle tecelli ediyor. Ondan sonra her yer sükunet içerisinde oluyor. Bakın arz da sükunete girecek, o da çok acayip. Cenab-ı Allah arza dur dedi mi durur. Titremesi duracak arzın. Tayfunlar, kasırgalar; Cenab-ı Allah dur dedi mi onlar da durur. Mehdiyet devrinde hepsi duracaktır. Ama savaşlar, kargaşa İslam âlemindeki bu kan akışı bütün şiddetiyle devam eder, durmaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında durmaz. Eğer sükunet içinde olsaydı İslam âlemi, İttihad-ı İslam olmazdı. Herkes zengin kendi başına yaşarlardı. İttihad-ı İslam‘a kimse gerek duymazdı. Allah mecbur etmek için Hz. Hızır (a.s)’ı bir orada, bir orada, bir orada görevlendiriyor. Hz. Hızır (a.s)‘ın yöntemlerini görse insanlar birçoğu karşı çıkabilir. Birçoğu karşı çıkabilir insanların. Ama Allah Hz. Hızır (a.s)’ı gizler, adamlarla, insanlarla gizler. Aslında en sonu Kendine dayanır, Kendi yapar Allah ama Hz. Hızır (a.s)’ı vesile yapar. Hz. Hızır (a.s)‘ı vesile yaparken, Azrail (a.s)’a devrededir, o da vesiledir. Melekler devrededir. Hiç biri öyle kendi başına olmaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın ismiyle yer gök inlemedikten sonra, dünyanın huzuru, yani Allah adına tabii, Allah için, Allah adı anılarak Mehdiyet dünyaya hakim olmadıktan sonra huzur gelmeyecektir.

Mesela Mehdilikle ilgili bir kitap (Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri). Bakın Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanında çeşitli sesler olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.) gökten gelen, yani radyoyla, televizyonlarla. Bak “bir sesin amacı insanları şüphe ve fitneye düşürmektir” diyor. Şüphe ve fitne; ‘acaba Hz. Mehdi (a.s) çıkacak mı? Acaba Hz. İsa (a.s) gelecek mi? Acaba Darwinizm doğru mu?’

Darwinist arkadaşlarım hangi delili koyarsanız koyun ortaya, hepsi mükemmel, dikkat edin. Mesela bir varlık buluyorsunuz timsah benzeri, bakıyoruz dört tane ayağı var. Kollar muntazam, bacak muntazam, kafası muntazam, her yerde simetri, bütün sistem mükemmel ve bir mühendislik harikası. Nasıl evrime delil olarak söylüyorsun sen? Hani ara fosil getirecektin? Hani ara fosil olacaktı? Sen bize mükemmel fosilin dışında bir fosil sunamazsın. Yok, dünya tarihinde daha görülmedi böyle bir şey. 450 milyon fosilin içinde bir tane öyle fosile rastlanmadı. Ki milyonlarca, milyarlarca olması gerekiyor. Darwin diyor; “milyarlarca olması gerekiyor ara fosil ama ara katmanlarda bulamıyoruz” diyor. “Bulamıyorsak benim teorim de yoktur, bitmiştir” diyor. “Belki ileride bulunur” diyor. Nerede bulacaksın? Şimdi odanın içerisinde kamyon arıyorsun. Yok. “Bir gün ya kamyon çıkarsa evin içerisinde?”. Çıkmaz, inşaAllah.

“İmam Mehdi (a.s) geniş alınlı, kaşları kavislidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “gözleri yeşildir, kalkık küçük burunludur” diyor. Arapçada özel bir kelimedir o. “Dudakları güzeldir” diyor Resulullah (s.a.v.) detaylara bak, Resulullah (s.a.v.) nasıl dikkat etmiş? “Sakalı kenarlardan incedir” diyor. Sakalı kenarlardan ince.  “Kevsec” kenardan ince, kibar sakallı. “Meczum” cezmedilmiş alttan, toparlanmış. Çene kısmına meczum diyor yani serbest bırakılmış bir sakal değil, meczumdur diyor. Siyah saçlıdır. Tabii ki anneden doğma siyah saçlı anlamında söyleniyor bu. Yoksa 100 yaşına kadar Allah ömür versin Hz. Mehdi (a.s)’a inşaAllah, daha da fazla Allah ömür versin, yani sürekli… Ana saç anlamında söyleniyor. Bazı ilginç tipler, zeki tipler diyelim ona şaşıyorlar. Orada anlaşılmayacak bir şey yok. “Geniş omuzludur” diyor. Tamam, bu yaygındır geniş omuz, “göğsü geniştir diyor” ama “uylukları da geniştir” diyor. Şimdi burada bir acayiplik var. “alnı geniştir” diyor. Kafası büyük, omzu geniş, göğsü, karnı geniş ve uylukları geniş yani boydan boya geniş bir insan bu çok belirleyici bir alamet. “ayaklarını dışarıya doğru basar” diyor. Ama Cenab-ı Allah nasıl mühürlemiş? Diyor ki Cenab-ı Allah, hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildiriyor, “omzunda bir mühür vardır.” Kalp hizasında, kalbinin üstüne gelecek yerde, bir mühür. Aynı hizada yanağında da bir ben vardır diyor, sol tarafında, yanakta da bir ben. Sol tarafını Allah iki mühürle süslemiş. Birini yanağına vurmuş mührün, birini kalbinin üstüne vurmuş. Nakşetmiş Allah. Sağ tarafında da iki mühür daha koymuş Cenab-ı Allah, biri sağ göğsünün üzerine. “yaprak büyüklüğünde” diyor, görmedim yok, yaprak büyüklüğünde diyor, ağaç yaprağı gibi, büyükçe bir ben sağ göğsünde ve diyor sağ ayağında da bir ben, belirgin yani öyle herhangi bir ben değil, bu benler belirgin benler inşaAllah. Ayrıca alnında bir iz vardır diyor. Ta çocukluğunda Allah o izi koyuyor alnına. Kaş çatma çizgisi tek duruyor, boydan, bir tanedir. Nasıl dikkat etmiş Resulullah (s.a.v.), maşaAllah. “Yüzü heybetli bir lider görünümündedir ve nurludur yüzlü” diyor. “dişleri parlak ve temizdir, güzeldir dişleri” diyor Resulullah (s.a.v.). “Konuşması, hitabeti güzeldir” diyor.

Bediüzzaman da diyor ki; “çıktığı vakit Darwinizmi, materyalizmi yerle bir edecek”. Kastamonu Lahikası’nda, Manisa Lahikası’nda ve diğer eserlerde de çok kapsamlı bu konu anlatılmış. Hoca efendiler örtbas etmek istiyorlar ama örtbas olacak gibi değil.

“Her şeyden önce madiyyun (maddecilik) ve tabiyyun (tabiatçilik inancının) taunu beşer içinde intişar etmesiyle” yani Darwinizm ve materyalizm beşer içinde intişar etmesiyle, “felsefeyi tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır” diyor. “ve avamı da” diyor, halkı da. Demek ki aydın kesim, hiç uzatmamış, aydın kesime, üniversiteye yönelecek demiyor. “ve avamı da” deyince, ne demek? Orada kastedilen, demek ki aydın kesime söylenmiş bu söz diyorsun. “ve hatta avamı da” diyor, halk. Demek ki sosyeteye yönelecek, aydın kesime yönelecek. Görüyor musun Risale-i Nur’un harika yönünü, üslubunu? Hiç söylememiş, sosyeteye, seçkin kesime yönelecek demiyor. “hatta avamı dahi” deyince anlıyoruz ki aydın kesime yönelmiş. Çok harika bir şey bu. Önemli olduğu için vurguluyorum tekrar tekrar.

“Üç görevin üçünü de yapacak” diyor. “Ben bir görevi yaptım ve kısmen” diyor. “Öbür âlimler de bir görevi bir yönüyle yaptılar, kısmen” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın büyük Mehdi olmasının nedeni üç görevi, üçünü de hayattayken hepsini yapmasıdır” diyor.

Ebru Hocam kendine has derinliği olan muhteşem bir kadın, çok çok güzel. Bakışları zehir gibi, çok çok etkileyici. Bayağı zeki, çok akıllı ve çok keskin bayağı güzel. Bütün hanım kardeşlerimizin böyle bir güzel yönü var. O akıllarından, imanlarından kaynaklanıyor, maşaAllah.

EBRU ALTAN: Siz vesile oldunuz Hocam maşaAllah, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Bazı insanlar da kuş gibi bakarlar. Allah onların aklını bazen kısmen almış oluyor, zayi olmuş oluyor. Allah onlara inşaAllah iyilik, sağlık, sıhhat versin, güzellik versin. Evet, Didem Hocam ben dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam kardeşlerimizin faaliyetleri var. Engin kardeşimiz 5 Mayıs Pazar günü Zeytinburnu’nda 950 adet broşür dağıtmış. Size derin sevgi ve saygılarını iletiyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Allah nurunu arttırsın. Allah ona sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik versin. Ben bunlardan ayrı kalmak, bunları görünce hep aklım bunlarda kalıyor. Her kediyi hemen hemen kıskanıyorum, hepsi benim olması gerekir diye düşünüyorum. Çok tatlılar. Ne kadar güzel o sokaktaki kediler. Tombik tombik, sağlıklılar da maşaAllah. Evet, çok güzel yerlerde dinlendiriyor Allah onları, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: İzmir’den kardeşlerimiz yazdı Hocam. “Allah’ın aslanı canım Hocamız bugün İzmir Aliağa Kaymakamlığına, Belediye Başkanlığına, İlçe Emniyet Müdürlüğüne, Aile Sağlığı Merkezine ve Kurtuluş Camisine Komünist Kürdistan Tehlikesi ve değerli kitaplarınızdan hediye ettik. Esnaf kardeşlerimize ve apartman girişlerine de broşür bıraktık. Tatlı kediciklerin pozlarını da gönderiyoruz. Sizi çok çok seviyoruz canımız Hocamız” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama maşaAllah onlara da büyük ziyafet çekilmiş. Allah onlara iyilik, sağlık, sıhhat versin, güzellik versin.

“Bangladeş, Pakistan, Tayland gibi Asya’daki ülkelerde ben bulundum. Buralarda birçok İslam Medresesi var, tebliğ faaliyetleri var fakat önceden çalışmalarının Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışına hazırlık ve İttihad-ı İslam’ın yeniden kurulmasını hedefliyorlardı. Her nedense birkaç zamandan beri ne Hz. Mehdi (a.s)’dan, ne Hz. İsa Mesih (a.s)’dan bahsetmiyorlar bu medreselerde. Ve İttihad-ı İslam’dan da bahsetmiyorlar. Sadece bölgesel olarak orada klasik anlamda İslam’ın yaşanmasını hedefliyorlar. Bu kardeşlerimizin başına gelen bunca kanlı felaketin sebebi Mehdiyet’i, ahir zamanın bu önemli konularını, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı ve İttihad-ı İslam’ı dikkate almamaları için midir? Allah yardımcınız olsun, birlik ve dirlik nasip etsin.” Keşan’dan bir kardeşimiz sormuş. Vardır bir hikmeti, vardır. Evet, Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam Bingöl’den Büşra kardeşimiz yazdı; “Canım Seyyid Muhammed Adnan Hocam, biz Bingöl’den seni yürekten, candan seven talebeleriniziz. Bingöl’de kitaplarınızı ve broşürlerinizi sürekli dağıtıyoruz. Atlaslarınızı camilere, kahvehanelere, kütüphanelere, okullara ve üniversiteye dağıttık. Hocamızın hediyesidir dedik, çok sevindiler ve çok dua ettiler. Canımız dünya tatlısı Adnan Hocamız, sizi en samimi, en kalbi duygularımızla çok seviyoruz. Dünyamıza baharı, huzuru getirdiniz.” Bu bütün resimler de kardeşlerinin resimleri. Faaliyeti yapanlar; Filiz, Fatoş, Ayşe, Büşra ve annemiz Hatice diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bingöl’de Kürt kardeşlerimiz, dünyanın en tatlıları, dünyanın en şekerlerini PKK’nın eline bırakmama hırsımızın nedenlerini, gerçeklerini görüyor musunuz? Ben bu nur gibi varlıkları, bu canlarımı, bu dünya güzellerini PKK’lı komünistlerin eline bırakır mıyım? Allahsız, Kitapsızların eline bırakır mıyım? Bırakmam, bin tane canım olsa, bin kere şehit olsam yine bırakmam, evelAllah, evelAllah. Nur gibiler maşaAllah. Evet, Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. İstanbul’dan kardeşlerimiz şöyle yazdılar: “Geçenlerde bir ses yarışmasına katılan ve şuanda geniş bir hayran kitlesine ulaşmış ses sanatçısı Erkam Aydar’ı ziyaret ederek, Hocamızın kitaplarını hediye ettik. Bir hafta sonra aradığımızda kitapları çok beğendiğini ifade etti. İnşaAllah bu kardeşimiz hidayeti için canımız Hocamızın dua etmesini rica edebilir miyiz?” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu delikanlı hangisi? Bir yaklaştır, ben tanıyor muyum onu?

DİDEM ÜRER: Ses yarışmasına katılmış, şu ortadaki kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu kadar dostları, bu kadar sevenleri olunca, o zaten sırf o sevgiyle de olsa o muhabbeti olur. Zaten o mutlaka Allah’a inanır, mutlaka İslam’a Kuran’a muhabbeti vardır inşaAllah, umuyoruz. Ama tabii iman etmeme hürriyeti de var insanların. Ama inşaAllah kardeşimizin hidayet bulması için dua ediyoruz, Ya Rabbi canımız kardeşimize hidayet ver, inşaAllah. Güzellik ver, sağlık sıhhat ver, iyilik ver.

Didem Hocam, ne yapalım? Var mı anlatacakların?

DİDEM ÜRER: Var, haberler var Hocam. Bir de bu Erkam kardeşimiz bir ilahi okumuş.

ADNAN OKTAR: Aferin Erkam’a.

Didem Hocam, ben gidiyorum. Bugünlük bu kadar olsun, yarın devam edelim inşaAllah.

Masaüstü Görünümü