Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (10 Mayıs 2013; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Aşkım, bir tanem, nurum Hocamın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Fransa’da sürekli artan İslam karşıtlığına karşı, Eliza Sarayı’nın bulunduğu caddede Müslümanlar Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle gül dağıttılar. Müslümanların kendilerine gül dağıtmasına oldukça şaşkınlıkla karşılayan Fransızlar, görüşleri alındığında “çok mutlu olduklarını, şaşırdıklarını”

ADNAN OKTAR: Kardeşim gül dağıtmakla olmaz. Samimiyetsiz bir hareket o, gül dağıtmak. Sen, “Hıristiyan’ı gördüğünde duvarın kenarına sıkıştır” diyorsun, hadis uyduruyorsun, değil mi? Ehl-i Kitap’tan nefret ediyorsun sen. Akıl almaz bir nefret içindesin. Kadından nefret ediyorsun, Musevi’den nefret ediyorsun, ondan sonra oturuyorsun, gül dağıtıyorsun. Gül dağıtacağına, Kuran’ın hükmünü dağıt-anlat; Hıristiyanlarla evlenilebileceğini, Hıristiyanların Müslümanlara sevgi bakımından daha yakın olduğunu, Kuran ayeti, Allah’ın hükmü. Onları dağıt. Gül dağıtmak, sen gül dağıtsan ne olur, karanfil dağıtsan ne olur? Böyle olmaz bu yöntem. Sen inancını, kafandaki sistemini değiştireceksin. Kafanda kaktüs var, elinde gül var. Olmaz öyle şey. O kafandaki kaktüsü bir kere kaldır. Ondan sonra sen gül vermesen de olur. Sen kalbinde sevgiyi ver, muhabbeti ver, dostluğu ver, kardeşliği ver. Sen gül dağıtarak, bilmem ne yaparak falan o şekilde ikna edemezsin-ki, onlar da yine iyi niyetli, nezaket göstermişler, teşekkür ediyoruz. Hoşlarına gitmiş. Kardeşim diyorsun ki, “dağlar, taşlar, ağaçlar Musevi’yi haber verecek. Ve gel bunu öldür. Yanımda burada saklanıyor Musevi. Gel öldür diyecek” diyorsun. “Böyle hadis var.” Bu vaktin de geldiğine inanıyorsun ve Musevileri, çocukları, kadınları, Hıristiyanları kitle halinde öldürmek için sabırsızlanıyorsun. Ondan sonra oturuyorsun, gül dağıtıyorsun. Peki kadınların hükmü ne, soruyoruz gül dağıtanlara? Kadın tam insan mıdır, yarım insan mıdır, inancınıza göre? “Yarım insan” diyorsun. Haşa. Nereye gül dağıtıyorsun o zaman sen? “Kadınların dediğinin tersini yapın” diyorsun. Nereye gül dağıtıyorsun? Bu aldatmaca olur. Samimi olacaksınız. Oyun olur yahut öyle anlaşılır. İçiniz de tabii ki, samimi olanlar vardır. Ama böyle anlaşılır.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam siz, uzun süredir Kürt kardeşlerimizin yoğun olduğu yerlere Laz vali ya da Laz kardeşlerimizin yoğun olduğu yerlere Kürt vali atanmasını söylemiştiniz. İzmir’deki valinin doğuya ya da doğudaki valinin batıya kaydırılması yönünde konuşmuştunuz. MaşaAllah, Cumhurbaşkanımızın onayıyla yeni  vali kararnamesinde İzmir Valisi Diyarbakır’a, Diyarbakır Valisi İzmir’e tayin edildi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, bir alkış. Süper, çok güzel olmuş.

DİDEM ÜRER: Antalya Valisi Erzurum’a, Erzurum Valisi de Antalya’ya gönderilmiş.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar kardeşim. Kastettiğimiz bu. Bu olduğunda, bitti. Benim Güneydoğu’daki canlarım istediği gibi yaşasın. Dağlarda zılgıtlar çeksinler, eğlensinler, Kürtçe şarkılar söylesin. Kürtçe kanal da olsun istiyorsa. Ne istiyorsa yapalım. İstediği kadar rahat olsun. Ama “ben sadece Kürt’ü insan olarak görürüm” derse, “sadece Kürt’ü severim” diyorsa, faşistten daha aşağıdır. Faşist onun yanında yine yünmüş, yıkanmış olur. Faşistten daha aşağılık olur. Yani mahluk olmuş oluyor. Ne demek, “sırf Kürt’ü severim” demek? Deli misin? Böyle zamanda, bu kadar aydınlandığın bir dönemde sadece Kürt’ü insan olarak görüyorsun. Öbürü insan değil mi peki? “Ben” diyor, “istemiyorum başka. Çerkez istemiyorum, Laz istemiyorum, Türk istemiyorum. Sadece Kürt istiyorum.” Ayrıca yalan söylüyorsun. Komünist kargaşa için, bahane arıyorsun. Komünistler böyle yapar. Mesela durduk yere kargaşa çıkartmak ister. Bir şey söylersin, “yok, ben bunun aksini istiyorum” der. Yani direnme mantığı vardır onlarda, direnme. “Şanlı direnişimiz” diyor. Dirensin. Mesela siyah mı dedin, beyaz. Pozitif mi dedin, negatif. İlla karşı koyacak. Mesela kardeş olup, beraber olalım. “Yok illa Kürtler olsun.” Olmaz öyle şey. Benim Kürt kardeşlerim nur gibi. Sen benim kardeşlerimi nasıl benim elimden alırsın? Benim en yakın kardeşlerim, arkadaşlarım hep Kürt. Ne yapacağım ben, Güneydoğu’ya mı göndereceğim kardeşlerimi ben buradan? Akla bak! Ne diyeceğiz? Vedalaşacağız. Hadi bakalım sen Kürt’müşsün. Artık görüşemeyeceğiz. Hadi bize müsaade. Can kardeşlerim benim. Deli misiniz siz? Asla olmaz öyle bir şey. O direk manyaklık. Öyle bir manyaklığa müsaade etmeyiz. Psikopatlığı bırakın, öyle bir şey olmaz.

Bazı tipleri görüyorum, ölü balık gibi. Nasıl oluyor bu, Allah’ın hikmeti. Eğer ciddi bir sakatlık yoksa, yani bünyeden bir sakatlık yoksa, kafanın içi boş demektir. Çok acayip.

MaşaAllah, çok şahane. Şu an internet yıkılıyor. Şu an geldi, iki yüz yirmi bini geçtik, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetlerin okuyayım, inşaAllah. Mersinden şöyle yazmışlar; “Aslanımız, seyyidimiz, medar-ı hidayetimiz, gururumuz, yiğit Hocamız, 8 Mayıs Çarşamba günü Adana Seyhan’da bin adet broşür dağıttık, elhamdülillah. Faaliyete katılanlar; Aygün, Sefa, Muharrem ve Alican. Büyük bir iştiyakla ve derin bir hürmetle ellerinizden öpüyoruz Hocam inşaAllah. Hocam mübarek ağzınızdan makbul dualarınızı duyarsak çok bahtiyar olacağız. Dualarınız bize güç veriyor” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, aslanlarıma bak aslanlarıma. Hz. Ali (r.a.)’ın evlatları gibi. O yedikleri, içtikleri onlara şifa olsun. Allah kalplerine ferahlık, derin iman versin, iç ferahlığı versin Allah. Kalplerinde bir huşu, bir ferahlık, derin huzur oluştursun Cenab-ı Allah. Allah aşkını, Cenab-ı Allah onlara en yüksek derecede hissettirsin. Şirksiz, şüphesiz derin iman nasip etsin Allah. Cenab-ı Allah şirk ve şüpheden uzak tutsun onları, inşaAllah. Bazen şeytan musallat olur, mümin, muttakiyse, halis Müslüman’sa, illa onun kalbine bir kenardan girmek ister, canını yakmaya çalışır. Onun için şirksiz, şüphesiz iman çok makbuldür. Allah’a sığınmak lazım. Çünkü sadece canını yakmak için yapar şeytan, rahatsız etmek için.

Didem Hocam, devam edelim.

DİDEM ÜRER: Yine bir faaliyet var. Ankara’dan kardeşlerimiz önceki gün, Ankara Kolej Metro çıkışında doksan dokuz kitap, yirmi dokuz cd ve yüzlerce broşür dağıtmışlar. “Aslan Hocamızın mübarek ellerinden öperiz” diyorlar.

Ayrıca Ankara’dan başka kardeşlerimiz de Salı günü, Ankara Tunalıhilmi Caddesi’nde otuz dokuz kitap, on dokuz cd ve dokuz yüz adet A9 TV broşürü dağıtmışlar ve      Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. Size sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canlarıma. Bakın dikkat ediyorum, aslan gibi delikanlı kızlar sokaklarda geziyorlar, maşaAllah. Kardeşleri de onlara Kuran’ın, İslam’ın güzelliklerini onlara sunuyor. Mesela bir bağnaz-yobaz için yarım insan zaten. Adam yarım insanı hiç kaile almaz bir kere en başta, yanına da yanaşmaz, muhatap da olmaz, bakmaz da. Yani garip bir hal. Halbuki onlar nur gibi, tertemiz Müslümanlar. Ondan sonra gül dağıtmaya kalkıyorlar. Nereye gül dağıtıyorsun sen? Bir kere insan yerine koyuyor musun onu söyle sen? Değerli görüyor musun, baş tacı görüyor musun? “Yarım” diyorsun, açık açık söylüyorsun. “Allah onları” diyor, “geride bıraktı. Siz de onları geride bırakın” diyor. Uyguluyorsunuz fiilen. Fiili uygulama var. Yazık canım hanımlara. Onlar da kabul etmişler o esareti, o belayı kabul etmişler. “Sen tam insan mısın, yarım insan mısın?” diyorsun. ‘Yarımım ben’ diyor. Kabul etmiş. Kendine hakaret ediyor, kendini aşağılıyor. Nerede diyor sana Kuran’da öyle bir hüküm? Nereden çıkarıyorsun? Cenab-ı Allah ayette ticari konularda bak ticari konularda “iki hanım olsun” diyor, Allah, şahit. Bu hanımlara kolaylık. Çünkü gelemeyebilir, işinde olabilir. Zor olabilir. Kadın işinde gücünde. İki hanım. Çünkü baskı yapabilirler ve tehdit edebilirler. Birçok şey olabilir. Çünkü şahitlik kolay bir şey değil. Mesela birisi derki, “şahitlik etme. Ben senin huzurlu yaşamanı istiyorum. Çok rahatsız olursun” diyebilir. “Başına sıkıntı alma” diyebilir. Ama iki kişi olduğunda der, “o zaten şahitlik etti. Ben de ediyorum” diyecek. Bu kadar. İki şahit önemlidir. Kadınların baskı altına alınmaması için Allah onlara bir güç olarak “birbirinize dayanın, dayanışma yapın, size kimse zarar vermesin.” Amaç bu. Sırf ticari konuda. Bakın buradan çıkarak şeytan nasıl onlara yol gösteriyor, görüyor musunuz? Buradan yola çıkarak kadınların yarım olduğunu iddia ediyorlar. Halbuki Allah onlara bir kolaylık sunuyor. Ne kadar iyi işte kolaylık.

Selvinaz Emine Hanım, maşaAllah dünya güzeli. “Selam aşkım, nurum, Rabbim sonsuz hayatta birlikte olmayı nasip etsin” diyor. İnşaAllah, ahirette kardeş oluruz, inşaAllah. “Hocam bugün Esila’nın kemik iliği sonuçları çıktı, maşaAllah. Hocam hastalık bitmiş, elhamdülillah.” Allah’ın korumasında benim canım. MaşaAllah, elhamdülillah. Yanaştır benim köftemi. Bak bir mucize daha oldu, maşaAllah. Normalde kan kanseri ilaçla iyileşmez. Yani kanser ilaçlarıyla iyileşir de, o tarz ilaçla iyileşmez. Yani ağır ilaçlar verilmesi lazım. “Hastalık bitmiş Hocam, vesilenizle elhamdülillah. İlaçlarına devam edeceğiz. Doktorumuz kemik iliği nakline ısrarcı. Ama Oktar Hocamız da iki yıl bekleyelim dedi, inşaAllah. Sizi çok ama çok seviyoruz, inşaAllah. Hocam Esila’nın bu ay 27 Mayıs doğum günü, sizleri de davet ediyor. ‘Artık iyileştim, gelebilir miyim?’ diyor, Hocam” diyor. “Çok ama çok mutluyuz, inşaAllah. Sizi çok seviyoruz” diyor. Annesi şimdi bunun iki yanağından, kocaman yanaklarından ısırsın. Bence bayağı bir ısırabilir. Ama çok iz de kalmasın. Belli belirsiz belki. Ama yok iz kalmasın. Hafif ısırsın.

Didem Hocam buyurunuz.

DİDEM ÜRER: Hocam Fethiye’den kardeşlerimiz, “canım Hocam, dün Fethiye Belediye Başkanımız Behçet Saatçi’yi ziyaret ederek sizin kitaplarınızdan hediye ettik. Sağolsun bizi çok güzel ağırladı. Sizin çalışmalarınızı takip ettiğini söyledi. Güzel gözlü, yakışıklı, heybetli Hocama sevgiler” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah daha da güzel hizmetlere onu yönlendirsin. Muhteremin geleceğinde Allah bir ışık, bir nur meydana getirsin. Kardeşimizi de tebrik ediyorum, güzel, maşaAllah. Allah ondan razı olsun. Güzel bir sofra var orada. Bakayım neler yiyorlar? MaşaAllah, Allah şifa vesilesi yapsın güzel yiyecekleri. Cennet sofralarında da Allah onlara öyle yemek yedirsin.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Fahri kardeşimiz şunu yazmış; “Canım Hocam, maşaAllah çok harika geçen Amasya konferansından sonra cennet mekan Sultan Baba’nın nurlu talebelerinin daveti üzerine aslan Hocamızın sadık talebeleriyle birlikte Suluova’daki İlim Yuvası Dergahları’na hem sohbet hem akşam yemeği için gittik. Mustafa Üstün Hocamız’ın eşsiz sohbeti ve Tuba kardeşimiz ve arkadaşlarının candan hizmetleri bizleri ziyadesiyle memnun etti, inşaAllah. Her biri Hz. Mehdi (a.s) aşığı ve hizmetkarı olan bu kardeşlerimiz ve bizler için aslanlar aslanı Ahmet Muhammed Hocamız’ın dualarını rica ediyoruz” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Sofranın güzelliğine bak, muhabbetin güzelliğine bak. Yani bu sofranın tadı bir ayrı, maşaAllah. Allah, cennet sofralarında da böyle kardeşlerimizi karşı karşıya getirsin. Hanım kardeşlerini öyle koruyup kollamaları, onların iffetine, namusuna, aklına, imanına faydalı olacak tavırlar göstermeleri çok güzel. MaşaAllah, elhamdülillah.

Hz. Süleyman (a.s), Kuran’da övülmüş bir peygamberdir. Ahir zamana örnek gösterilmiş bir peygamberdir. Bakın Ahir zamandaki İslam’ın hakimiyetine örnek gösterilmiş. İki kişi örnek gösterilmiştir Allah tarafından. Biri Hz. Zülkarneyn (a.s), biri Hz. Süleyman (a.s). Bakın diyor ki, “daha öncekileri nasıl dünya hakimi yaptıysam, yine sizleri de dünya hakimi yapacağım” diyor. Mehdi (a.s) ve talebelerini kastediyor ayet. “Sizlere de dünya hakimiyeti vereceğim” diyor. “Ama daha öncekilere nasıl dünya hakimiyeti verdiysem” diyor. Bir bakıyoruz Hz. Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn (a.s)’ı görüyoruz. Her ikisinde de dikkati çeken ne? Muhteşem bir teknoloji, muhteşem bir zenginlik. Hz. Süleyman (a.s)’da muhteşem bir sana gücü, her şeyin en güzeli. Evin en güzeli, arabanın en güzeli, vasıtanın en güzeli. Hz. Süleyman (a.s) benim dedem, canım ciğerim, ruhum, ayağının tozu olduğum mübarek dedem, dünyalar güzeli Hz. Süleyman (a.s). Üç yüz hanımı, yedi yüz tane de cariyesi vardı. Bin tane, bin hanımı var. Bu Allah aşkının ondaki şiddetini gösteriyor. Allah aşkının şiddeti o. On bin hanımı olsa, yine Allah’a olan sevgisinden doymaz. Tecelli görüyor onlarda, Allah’ın tecellisini. Kaşına bakıyor, gözüne bakıyor annelerimizin yüzüne bakıyor, Allah’a hamd ediyor. “Ya Rabbi” diyor, “ben bu güzelliklere olan sevgiyi senin rızan için istiyorum ya Rabbi” diyor, ayet. “Akşama doğru” diyor, “akşama doğru ona” diyor, Cenab-ı Allah, “çok güzel, filinta gibi atlar sunuldu” diyor, “onlar” diyor, “bir perdenin arkasına geçtiler” diyor. Perde, bu atlar. “Perde ile perdelendiler” diyor. “Hz. Süleyman (a.s) da” diyor, “onların boyunlarını okşuyordu ve bacaklarını okşuyordu” diyor, Allah ayette. Sevginin muhteşem bir tarifi. Hz. Süleyman (a.s)’ın ruhundaki o şiddetli tutkunun ve sevginin örtülü bir tarifi var orada, Kuran’ın nezaketine uygun, anlayanın anlayacağı tarzda bir ifade. Atlar örtünün arkasına saklanıyorlar. Perde ile saklanıyorlar. Perde arkasındalar atlar. Bir tek Hz. Süleyman (a.s) görüşüyor atlarla. “Yağız, böyle çok muhteşem atlar” diyor. Çok gösterişli. Ayet onu ayrıca vurguluyor. Çok ihtişamlı ve çok çok güzel atlar. “Onların” diyor, bak “bacaklarını ve boyunlarını okşuyordu” diyor, ayet. Şiddetli Allah sevgisinin tecellisi işte bu. “Geniş havuzlar yaptırıyordu” diyor, “Hz. Süleyman (a.s).” Yüzme havuzu, fıskiyeli havuzlar, büyük havuzlar. İçinde balıklar oynuyor. Bütün sarayı süslü. Her yer dizayn edilmiş. Süslü olmayan hiçbir yer yok mescidinde, her yer. Tevrat’ta zaten çok detaylı anlatılıyor. Her yeri altın kaplama yaptırmış, bütün bina altın kaplama. Ketenin en güzeli, taşların en güzeli, akik, safir, topaz, her türlü taşla süslü mescid. Muhteşem bir güzellik var. Sarayın zemini diyor ki, Hz. Süleyman (a.s), “öyle bir zemin yapın ki, gören su zannetsin” diyor, vahiyle. Oradaki o ustalar, Cenab-ı Allah’ın ilhamıyla ona geniş, büyük salonun zeminin bakanın su zannedeceği şekilde dizayn ediyorlar. Şuan hala teknolojisi elde edilemedi, ucu ucuna onun teknolojisine yaklaşıldı şu an. Ve Sebe Melikesi Belkıs’ı çağırıyor, ona iltifatlar ediyor, onun gönlünü alıyor. Sebe Melikesi’nin başı açık, dekolte bir hanım ve dinsiz. İman etmesi için, onu sarayına çağırıyor. Kadın o ihtişamı, o güzelliği gördüğünde “biz zaten iman etmiştik” diyor. Ama bak neler yapıyor Hz. Süleyman (a.s), şakalaşıyor onunla. Havuz görünümündeki o zemine yaklaştırıyor, çağırıyor, yanında Sebe Melikesi, “Buyurun, havuza girin” diyor. Şaka yapıyor. Ayette diyor ki, “bacaklarını açtı” diyor. “Derin bir su zannetti” diyor. Bak, detaya bakın. Derin bir su. “Derin bir su zannetti. Bacaklarını açtı.” Şaka yapıyor Hz. Süleyman (a.s). Ve havuza girmeye çalışıyor, ayağını bastığında sert zemin. Şaşırıyor kadın. Hayret ediyor. “Bize” diyor, “daha önce Cenab-ı Allah zaten ilham etmişti imanı” diyor. “Elhamdülillah Müslüman olmuştuk zaten” diyor. Ama bakın safhalara bak. Arkasından diyor ki, “tahtını sana getirteyim mi?” diyor, kadına, yani ona benzer aralarında bir sohbet. Tahtın görüntüsünü bir teknoloji ile belki cinlerin vesilesi ile nasıl yapıyorsa Cenab-ı Allah’ın katında, o ilim de bulunacak. Çünkü şu an onun uygulaması var ama kısmen yapılıyor. Yani bu parmak üzerinde görüntünün oluşması. Yani dörtgen ekran. Ama Hz. Süleyman (a.s) boydan boya yani bir duvarı kaplayacak şekilde görüntüyü gösteriyor. Üç boyutlu net, tahtı. “Değiştirin biraz” diyor, “tahtının şeklini, bakayım tanıyabilecek mi?” diyor. Yani görüntüde değişiklik yapıyor. Çok şaşırtıcı çok. Kadın, “aynısı” diyor. “Biz, elhamdülillah zaten Müslüman olmuştuk” diyor, “iman etmiştik.” Bak imandaki tekniği görüyor musunuz, iman etmesi için yöntemleri? Karşısındaki bilmem ne diyen badem bıyıklılıkların üslubuna bak, Hz. Süleyman (a.s)’ın üslubuna bak. O ihtişam, o zenginliğin etkisiyle, o aklın etkisiyle kadın hayran oluyor ve Müslüman oluyor, elhamdülillah iman ediyor. Bak kadına şakacı davranıyor. Kadının kıyafetine karışmıyor. “Oranı ört, buranı ört” demiyor. Bilakis kadın bacaklarını açıyor, açacağını bildiği halde çünkü havuza gir deyince ne demek? Kadın belli ki bacağını açacak. Elbiseyle girmez. Bacağını açıyor, ağrına gidiyor bu yobazların bu ayetler. Bir yobazdan dinleyemezsiniz bunu kolay kolay. Sorun bakayım bu ayeti nasıl değiştirecektir size? Nasıl dilini eğip bükecektir? Ağrına gider. Haşa onlar Allah’a ahlak öğretmeye kalkarlar haşa. Allah’ın o hükmünü beğenmez, kendi ahlak anlayışını ister. Onun için bağnaz bir kafayla değil de, Kuran’ın modeliyle olaya bakmak lazım. Her yer dizayn edilmişti. Her yer süslüydü. Diyor ki, “her yer sanat eserleriyle dolu.” ‘Orada çiçek motifleri vardı’ diyor. Nerenin çiçek motifi? Tamam, çiçek motifi var da, niye çekiniyorsunuz? Heykel vardı. Süsler vardı, resimler vardı. Tasvirler vardı, hepsi vardı. “Osmanlı desenleriyle yapmıştı” diyor. Nakışlar yapılmış yani. “Resim suret-i katiye de yoktu” diyor. Resim vardı. Heykel de vardı, resim de vardı. Niye inkar ediyorsunuz? Ne bu samimiyetsizlik? Dil eğip bükme de acayip ustalar. Ama açıkça söylüyor Cenab-ı Allah. “sana eserleriyle doluydu” diyor, Allah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geçici olarak resim ve heykeli yasaklamıştı. Çünkü bütün kiliseler resimlerle doluydu o devirde heykellerle dolu. Şimdi camiye gidiyor Müslümanlar bu sefer Peygamberimiz (s.a.v.)’in resimlerini koyacaklar mescitlere. Peygamberimiz (s.a.v.)’in heykelini yapacaklar. Bakıyor Peygamberimiz (s.a.v.) müşrikliğe dönecekler, Allah esirgesin putperestliğe dönecekler. “Yasaklıyorum” diyor. Tedbir yasaklaması bu. Haram anlamında yasaklama değil. Peygamber (s.a.v.) öyle bir haram getiremez, hüküm. Mesela buğday. Savaş durumu var. “Herkes” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) “iki urupla” veyahut işte o devrin ölçüsü neyse “kadar buğday muhafaza etsin, bunun dışındakini vereceksiniz” diyor, “askerlere.” Farz mı bu? Değil. Geçici tedbir. Mesela su. “Herkes bir matara sudan başka kullanmasınlar” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bu geçici tedbir. Bu ömür boyu bir matara su kullanacaksınız diye bir şey yok. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “bir rıtıl kapla gusül abdesti alırdı” diyor. Kardeşim o zaman su yok. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) onu tavsiye ediyor. Suyu idareli kullanmak lazım, başka çözüm yok. Bir rıtıl yani çok küçük bir kap, şu kadar ufak bir kap. Ancak yetiyor onlara o şeyde. Ama bol su varsa, gider yıkanırsın. Bol bol akar su. Niye olmasın yani? Geçici tedbirleri farz gibi görmüşler.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam Gebze’den kardeşlerimiz 6 ve 7 Mayıs’ta broşür dağıtmışlar, size sevgilerini ve hürmetlerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah her adımlarına, her nefeslerine, o dağıttıkları broşürlerin her harfine sevap versin onlara sağlık, sıhhat, bedenlerine kuvvet versin ki, oralarda o güzel faaliyetleri yapabilsinler, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hanife Kardeşimiz de, Salı akşamı eşiyle Kumburgaz bölgesinde 300’e yakın broşür dağıtmış. Resim çekememişler, size sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Tamam kabul. Ama ilk ve son olsun. Fotoğrafsız olmaz. Telefonla da olsa çekecek. O zaman çizimle göndersin bari.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir de Alanya’dan kardeşlerimiz yazdı; “Merhaba Hocam, Alanya’da kitap ve A9 Tv broşürü dağıttık. Hocamızın nurlu ellerinden öperiz, dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim aslanlarıma. Bak, orada turistler var. Herkes var, herkese karşı şefkatliler, sevgi dolular. “Kafirler gelmiş. Kafasında Hıristiyan serpuşu, vay Nemrut, vay kafir” diye adamı kovalamıyor. Hepsine sevgiyle yaklaşıyor, şefkatle yaklaşıyor. Mesela adam bir görse, “kafir serpuşunu kafasına takmış.” Bitti adamın hükmü yani. Konu bitmiş yani. Muhatap dahi olmaz. Güya, kendi kafasına göre. Ama samimi Müslüman için, tertemiz insanlar, İslam’ı öğrenmek isteyen insanlar, mazlum insanlar. Hepsine şefkatle bakar, istediği kıyafeti de giyer ayrıca.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bayan arkadaşlarımız toplanıp ev sohbeti yapmışlar. Sizin kitaplarınızdan ve Kuran-ı Kerim’den ayetler okumuşlar. “Aslanlar aslanı, nur yüzlü canımız, bir tanemiz Hocamızın ellerinden öper, hayır dualarını bekleriz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak berekete bak, güzelliğe bak, şu sofranın güzelliğine. Sofranın etrafındaki şu meleklerin güzelliğine bak. Melek gibiler, maşaAllah. Allah üstlerinden dertleri, hastalıkları alsın, o sofradaki her lokma, onlara bereket olarak, şifa olarak dönsün, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, çok sevimli bir zenci küçük kız çocuğu vardı, ona bakabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Kardeşim, o kıvır kıvır kıvır kıvır o kedi. Tam bir kedi o. Ama kollar tam ısırmalık. Hayret, biblo gibi ne şeker şey. Ben bir kere terminalde görmüştüm, iki tane zenci küçük çocuk ama ufacık böyle. Saçlar böyle pırıl pırıl parlıyor, vernikli gibi. Ciltleri de parlıyor. Dişler süt beyaz. Gözler kocaman ve bir de bayağı neşeliler. Annesi, babasıyla göz göze geldim. Yani baktım böyle, ızdırap dolu bakıyorum artık. Annesi anladı. Durdurdular. “Sevebilir miyim?” dedim, böyle işaretle. “Tabii, buyurun” dedi. Artık kıyasıya sevdim böyle, yanaklarını falan. Ama yani çok müthiş bir sevimlilik, tarif edilecek gibi değil. Yani cilt pamuk gibi acayip bir cilt yani. Gözler kocaman. Siyahı simsiyah. Dişler pırıl pırıl. Cildi pırıl pırıl. Yani vernikle her yeri verniklenmiş gibi. Böyle bir şey ben görmedim, maşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Milli Gazete Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, Sayın Mustafa Yıldırım; “Ümmetin tek ihtiyacı, İslam Birliği” başlıklı bir yazı yazdı. “Gün geçmiyor ki bir belde de Müslüman kanı akmasın. Osmanlı’dan sonra ümmet yetim kalmış vaziyette adeta. Sıradan bir topluluğun, bir fırkanın bile lideri varken, iki milyarlık İslam aleminin bir lideri bulunmuyor” demiş.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Milli Gazete ekibini bir ara yemeğe davet edelim. Hocamlar gelsinler. Evde bir sohbet edelim. Çok güzel konuşmuş. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ı ağzınıza almazsanız, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı ağzınıza almazsanız, İttihad-ı İslam diye bir şey olmaz. Allah, “Ben böyle hakim edeceğim” diyor. Diyorlar ki, Hocamı tenzih ederim, ‘ben’ diyor haşa, ‘Allah’ın dediğini beğenmiyorum’ diyor. ‘Ben yeni bir akıl daha çıkarttım’ diyor. “Ben kendi aklımla” Kardeşim bak, yüzyıldan beri uğraşıyorsunuz. Yüzyıldan. Bütün ulema aynı şeyi söylüyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)’a sarılmıyorsunuz. Hz. İsa Mesih (a.s)’a sarılmıyorsunuz. Hz. Mehdi (a.s)’a ve Hz. İsa (a.s)’a sarılmazsanız, İttihad-ı İslam olmaz. Mehdiyet’e sarılırsanız konu biter. O kadar. Allah’ın dediğini yapacaksınız. Kendi kafanıza göre hareket olmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Rock Kulübü Başkanı kardeşimiz yazıyor, “Yayını izliyoruz, Hocamız hala bize favori rock şarkısını çalmadı” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kim o?

DİDEM ÜRER: Ahmet Cantekin diye bir kardeşimiz vardı, sizinle görüşmek isteyen Rock Kulübü Başkanı. Biz ona söz vermiştik “sevdiğimiz, en sevdiğimiz rock şarkısını çalacağız” diye.

ADNAN OKTAR: Ahmet Hocamın dediğini yapmamamız çok büyük hata. Gönderin bir şey de çalayım.

DİDEM ÜRER: Tamam.

ADNAN OKTAR: Bu saçı biraz uzun, perçemi uzun bir delikanlı var, o mu?

DİDEM ÜRER: Evet, evet o.

ADNAN OKTAR: Çok yakışıklı aslan gibi, çok akıllı bir delikanlı o. İnsancıl da böyle sevecen. Bütün Rock Kulübü üyelerinin hepsine selam. Ama yine ben onlara bir şeyler bulmaya çalışayım.

Şeker nazire diyor ki, “Hocam” diyor, “hanımlar çok güzeller de” diyor. Ne diyor? “Estetik operasyon mu olmuş?” diyor.

ADNAN OKTAR: Estetik, güzellikleri demek istiyor yani, bir ameliyatla falan güzellik. Nazire, bak sana bir Nazire yapayım. Öyle bir şey yok. Benim canlarımın hepsi doğal güzeller. Çünkü çocukluk resimlerine de bakın. Aynısı. İmparatoriçem, öyle fındık gibi burnu, aynı yine küçük. Yine böyle dudakları böyle. Boyu posu böyle. Öyle bir şey yok. Yani müdahale yaptıran kardeşlerimize tabii benim tepkim olmaz. Olabilir mesela. Ama riskli tabii o. Ameliyat olmak. Çünkü narkoz veriyorlar, canı yanıyor falan. Değmez yani o şey yapmaya. Boy, herhalde ameliyatla bir insanın boyu olmaz. Hepsi birbirinden güzeller, elhamdülillah. Allah’ın onlara bir lütfu o. Ve hakikaten muhteşem fiziğe sahip hepsi, maşaAllah. O senin mutlu olman gereken bir şey.

Taassupla, İslam alemini mahvettiniz canım kardeşim. Nazire hanım sana demiyorum da, işte o kafadaki kardeşlerimiz. Bağnazlıkla mahvettiniz Müslümanlığı. Bak her yerde kırıp geçiriyorlar Müslümanları. Korkunç bir nefret İslam aleminde yayılıyor. Mahvettiniz. Müslümanlığı böyle, sevgisizlik, nefret, kokuşmuşluk, kir, akılsızlık gibi gösterdiniz canım kardeşim. Ve sanki bir nefret dini gibi, sanki savaş, boğuşma, terör dini gibi gösterdiniz. Nur gibi dinimizi ne hale getirdiniz. Allah sizi ıslah etsin, Allah size hidayet versin. Hz. Süleyman (a.s)’dan örnek veriyorum, Allah’ın hükmüne inanmıyor. Ne diyeyim artık? Hz. Süleyman (a.s), Allah muhteşem bir saray yaptığını söylüyor. Ve muazzam bir teknoloji kullandırıyor. Allah’ın ahlakını beğenmiyor, haşa. Ben ne diyeyim yani? Kadınlara olan bağnaz nefreti çok korkunç, ucu bucağı yok. Ve kadın nefreti bağnazlıkta ana konulardan bir tanesidir. Ve kadınlar, zavallı canlarım da onları kabul etmişler. O nefreti kabul etmişler. Bak diyor ki, muteber, sahih hadis kitapları olarak belirlenen kitaplarda, “kadınlara sorun” diyor. “Bir şey danışın” diyor. “Danıştığınızda, o fikri aldığınızda, tam onun tersini yapın.” Bu nasıl bir aşağılama, nasıl bir hakarettir ve bunu, kadınlar nasıl bunu kabul ediyorlar? İnanılır gibi değil.

Ortodoks Museviler de, Allah’ın hikmeti, onlar da bu hadisleri destekliyorlar. “Doğru bu hadis” diyor. Onlarda da aynı problem var. Mesela “müzik olmaz” diyor. “Eğlence olmaz” diyor. Halbuki Tevrat’ta açık açık Hz. Davut (a.s)’in coşkuyla dans ettiğinden bahsediyor. “Olmaz” diyorlar. Onlar için de Moşiyah’ın gelişi çok önemli, Müslüman alemi için de Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi çok önemli. Musevileri de çok zor durumda bırakmışlar, epey bir bölümünü mahvetmişler, Müslümanların da epey bir bölümünü mahvetmişler. Başka türlü bir kurtuluş görünmüyor, Hz. Mehdi (a.s) dışında.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, dün bildiğiniz gibi inşaAllah bir toplantı vardı, Barış ve Kardeşlik Toplantısı. Sürmeli Oteli’nde 9 Mayıs 2013 tarihinde üç dinin temsilcileri ve siyasilerin katıldığı ve sizin başkanlığınızda gerçekleştirilen Barış ve Kardeşlik Toplantısı. Bu toplantı, Kültürel Diplomasi Enstitüsü ve global etik için parlamentolar arası koalisyon kuruluşlarıyla ortak olarak hazırlandı. Kültürel Diplomasi Enstitüsü, merkezi Berlin’de olan eski devlet başkanları ve Avrupalı bakanlardan oluşan ve uluslararası çapta faaliyet yapan bir kuruluş. Aynı şekilde Global Etik için parlamentolar arası koalisyon da, İsrail Meclisi ve Avrupa Konseyi parlamenterlerinin faaliyet gösterdiği bir kuruluş. Aynı kişiler İstanbul Müftüsüyle de görüştüler. Ayakta toplu bir resim var. Sayın İstanbul Müftüsü Doçent Doktor Rahmi Yaran’la görüşmüşlerdi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hoca efendiden de Allah razı olsun.

Bakın diyor hadiste, Ortodoks Museviler de bunu savunuyorlar yalnız, inanılır gibi değil. “Bu hadis doğru” diyor. “Şunlar namazınızı bozar: Eşek, domuz, Yahudi, Mecusi ve kadın.” Bakın Ortodoks Musevi bunu kabul ediyor. Yani isterseniz göstereyim yazısını, “bu hadis doğru” diyor. “Şunlar namazınızı bozar: Eşek, domuz, Yahudi, Mecusi ve kadın.” Hepsi birbirine eş olarak gözüküyor. Yani “eşek, domuz, kadın, Yahudi.” Müthiş bir düşmanlık yok mu burada? Yahut müthiş bir nefret, yahut müthiş bir saygısızlık yok mu? Yahut nefreti andırır bir üslup yok mu?

Bakın, namazı bozan şeyler: “Kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.” Burada da bu. Sahih-i Müslim’de bu. Müslüman, nur gibi mümin kadınlar bunu kabul ediyor. Diyor ki, “bak” diyor, “ben size bir hadis-i şerif okuyayım, Resulullah (s.a.v), bak nasıl buyurmuş?” diyor. “Namazı bozan şeyler: Kara Köpek, eşek, domuz ve kadındır” diyor. Canım ciğerim kendini aşağılıyorsun. Bir tanem ne yapıyorsun? Mahvediyorsun kendini. Bakın Sahih-i Buhari. En sahih hadis, en güvenilir hadis kitabına neyi sokmuşlar? “Kadınların dinleri, akılları eksiktir.” “Yarım akıllıdır” diyor. “Dini de yarımdır, aklı da yarımdır, kendi de yarımdır” diyor. Buhari’de geçiyor. Bunu gören adam kadına saygı duyar mı? Ne oluyor bu adamlara? Kadınlara saygıyı kaybediyor, değer vermiyor. Allah esirgesin, bir çoğu. Sahih-i Müslim’de bak sahih hadis. “Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.” Peygamberimiz (s.a.v)’in böyle söylediğini söylüyor, haşa. Kadının ne suçu var? Erkek münasebetsizlik yapıyorsa, o yapmaz. Kadın kenarda duruyor. Suçu işleyen erkek. Gözünü korusun. Allah diyor, “gözleriniz koruyun.” Tavrını korusun. Kalbini korusun. Bedenini korusun. Elini, kolunu korusun. Değil mi? Mazlum kadına sen nasıl böyle bir suçlamada bulunabiliyorsun? Bak “sizin kadar aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik” aklı da eksik, dini de eksik “başka bir varlık görmedim.“ Başka da kimse yok diyor, bir tek siz böylesiniz diyor. Yani yarım bir mahluk gibi tarif ediliyor. “Kadınlarla istişare edin” bu da sahih hadis kitaplarında, “onlara danışın” yani nasıl yapalım hanımcım diyor, “danışın” diyor. “Onların söylediklerinin tam zıddını yapın.” Bu hakaret değil mi? Bu aşağılama değil mi? Böyle din anlayışı olur mu? Böyle akıl olur mu? Bunu iftiharla savunuyor. “Kadınlara itaat pişmanlıktır.” Yine sahih hadis. “Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin” bu sefer de “danışmayın” diyor. Mesela evli hanımı, yemek yiyecekler yahut gezmeye gidecekler, bir şey yapacaklar, “danışmayın” diyor, danışmayacaksın. “Onlara muhalefet edin.” Mesela kadın diyor ki “bugün bahçenin önünde yemek yiyelim, bir şeyler yapalım.” ‘Öyle mi? Hayır aksini yapacağız, yapmıyoruz’ diyor. Çünkü bak açık; “onlara muhalefet edin.” Mesela “eşyaları şöyle mi değiştirsek acaba?” diyor kadın. “Mesela şuraya çiçek koysak, yatağı şuraya alsak nasıl olur?” diyor, ‘olmaz’ diyor, hemen aksini yaparım diyor. “Muhalefet edin” diyor çünkü. “Zira kadınlara muhalefet berekettir.” Kadın karşıtlığına bak. Buhar-i Şerif’te; “Bir şeyde uğursuzluk olsaydı, bu atta, kadında ve meskende olurdu. Uğursuzluk üç şeyde vardır; kadında, evde ve atta.” Ebu Davud, sahih hadis kitabı. Yani uğursuz bilinmesi, çok korkunç bir şey bu. Sahih-i Buhari bakın, “Doksan dokuz kadından biri cennette, diğeri ise cehennemdedir.” Yüz tane hanım var, doksan dokuzu cehenneme, bir tanesi cennete! Erkeklerde de ucu bucağı yok, hepsi cennete gidiyor nerdeyse. Onlar üstün. Ama kadınların yüzde doksan dokuzu. Bu gözle baktığı bir kadına bir insan nasıl aşık olur? Nasıl tutkuyla bağlanır? Nasıl onu beğenir? Nasıl ondan hoşlanır? “Kadınlara zarar vermeyecek miktarda aç” yemek vermeyin diyor, “aşırı gitmeyecek miktarda da kıyafetsiz bırakınız.” “Az kıyafet verin. Çünkü kadınlar iyice doyar” yemek yer de, doyar, “güzelce giyinirse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onları biraz aç, biraz da çıplak kalırsa, onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.” Suyuti’de. Sahih hadis. Lale bölümü, 2. cilt, 154’te. Yani kadını hem aç bırakacakmışsın, hem kıyafet vermeyecekmişsin, kadın aç, takatsiz olduğu için dışarı çıkamayacak, kıyafeti olmadığı için de dışarıya çıkamayacak yine. Çünkü dışarı çıkarsa, fuhuş yapar inancı var. Yani o kadar küçük görüyor, o kadar aklını kıt görüyor. Ve Müslüman kadınlar da bunu, övüne övüne toplantılarda anlatıyorlar. Diyorlar, “Bak Resulullah (s.a.v) bizimle ilgili ne buyurmuş, “Ezberleyelim arkadaşlar” diyor. Arapçasıyla söylüyor, iftiharla anlatıyor. Onur duyuyor, bu uydurma hadislerle.

Öyle iğrenç sözler var ki, ben tiksinirsiniz diye söylemiyorum. Ama şöyle özetle, insanın aklının alacağı en iğrenç şeylerin, bir erkeğin üstünde olmasını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v), güya demiş haşa, “kadınlar da onu yalasa” diyor, “o pis olan şeyleri, yine erkeğin hakkını ödeyemez” diyor. Kardeşim bunların ne üstünlüğü varmış bu kadar? Bu nasıl bir şeymiş bu? Kadınların onurunu kırmak için, büyüklüğünü, yüceliğini, güzelliğini bozmak için en, çirkin sözler kullanılmış. Burada bir oyun var. Bu oyuna kimsenin gelmemesi lazım. Müslüman hanımlar bunu iftiharla naklediyorlar. Yani insan bedeninde düşünülebilecek en iğrenç şeyler, tiksinecek şeyler, tek tek saymayayım, “vücudunu kaplasa, erkeğin, kadın da onları yalasa” diyor, haşa, “yine erkeğin hakkını ödeyemez” diyor. Çok fazla sahih hadis var. Söyleyemiyorum tiksinirsiniz diye, kendim de tiksindiğim için okumuyorum. Böyle bir din anlayışı olur mu? Ondan sonra “millete gül dağıttık” diyor. Sen kadına gül dağıttın da buna inanmıyor musun sen? O gülü ne yapsın o zaman? Hayır gülün bir suçu yok. Gülü koklar tamam da, sana bakışı ne olacaktır? Kardeşim sırf kadınlarla ilgili hüküm bu. Ucu bucağı yok. Namaz kılmayan öldürülüyor. Oruç tutmayan öldürülüyor. Zekat vermeyen öldürülüyor. Nasıl bir din anlayışı bu? “Dinde zorlama yoktur” diyor, Allah, ayet var. Sen ne yapıyorsun? “Öldüreceğim” diyorsun. Ondan sonra “gül dağıtıyorum” diyorsun. Bu kafanın değişmesi lazım. Şeytandan Allah’a sığınırım, “dinde zorlama yoktur” dediğine göre Cenab-ı Allah, hüküm, bitmiştir, zorlayamazsın.

Didem Hocam dinliyorum.

Bazı kardeşlerimiz, “Hocam, kendinizi çok övmüyor musunuz?” diyor. Belli ki şaka söylüyoruz. Yani çünkü Allah’ın aciz kuluyuz, zavallı kuluyuz, tecellisiyiz. Kendini var zanneden yokluklarız, inşaAllah. Gerçek Varlık, Allah’tır. Bizler gölge varlığız. O ne diyorsa, o olur, Cenab-ı Allah. Onun dışında bir şey olmaz.

“Tevbe Suresi’nin son iki ayetinin sonradan eklendiği söyleniyor.” Yok kardeşim, o doğru bir söz değil. Allah Kuran’ın değişmeyeceğini söylüyor. Bir kere Kuran, hafızlar kanalıyla geldi. Hafızlar kanalıyla gelen Kuran’ın değişmesi zaten mümkün değil ki. Diyor ki, “keçi yedi” diyorlar. Ayeti keçi yemiş. Başka bir ilginç tipler de onu söylüyorlar. Yani ağaç yaprağı veyahut başka bir şeye ayet yazılıymış, keçi yemiş, o ayet geçersiz hale gelmiş. Bunlar doğru değil. Çünkü Kuran zaten yazılı muhafaza edilmiyordu o dönemde. Yüzlerce hafız hıfz etmişti, ezberden. Bin dört yüz seneden beri hafızlar kanalıyla gelir Kuran. Ezberle gelir. Onun için ezberde değişiklik olmayacağına göre, onu kimse söyleyemez. Ayette de Allah zaten “Kuran değişmeyecek” diyor. Dolayısıyla itibar etmeyiniz. Geçerli değildir onlar.

DİDEM ÜRER: Hocam benim önümde, dünkü toplantıda katılan kişilerin sizinle ilgili yorumları var. Ne kadar güzel konuştuğunuza dair, kişiliğinizin ne kadar yönlendirici olduğuna dair çok geniş kapsamlı açıklamalar var, çok güzel. Uygun görürseniz okuyacağım inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Birkaç tane anlat bakayım.

DİDEM ÜRER: Hocam, Nissim Zeev, İsrailli Hahamlardan bir tanesi; “Hocanız inanılmaz birisi.” Konuşmanız için, “ben böyle bir konuşma duymadım” dedi. Ve sizin için, “liderimiz, her sözü çok özel seçilmiş, akılla söylüyor” dedi. “İki-üç sene önce karanlıktaydık.” Sizin için, “ışığı gördü. Bize ısrarla gelin, gelin diyordu. Her dediği oldu. İnanılmaz birisi” demiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Moşiyah’ın talebesiyiz-Şiloh’un talebesiyiz-Hz. Mehdi (a.s) talebesiyiz-Kral Mesih’in talebesiyiz.  

DİDEM ÜRER: İngiltere’den Şeyh Remzi de Hocam sizin için, “lider hedefe gidiyor. Arkasından geliriz, ne gerekiyorsa yaparız” demiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Biz lider değil, ayağız, onların ayağının tozuyuz. Liderlik Allah’ın müminlere verdiği bir güzellik. Tamam ama biz ayağız, toprağız, inşaAllah. Ben öyleyim. Ben, Müslümanların hizmetçisiyim, kapıcısıyım mümin kardeşlerimizin. Hiç ender hiç bir insanım. Dolayısıyla benim liderlik iddiam olmaz. Ama sevgi iddiam olur, muhabbet iddiam olur, Allah aşkıyla yanma iddiam olur, bu doğru. Ama liderlik iddiamız olmaz.

DİDEM ÜRER: Hocam devam edeyim mi?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Cenevre Baş Hahamı İzhak Dayan da sizin konuşmanız için, “inanılmazdı. Yahudilerin Kuran’a göre İsrail’de yaşama hakkı olduğunu bilmiyordum” demiş. Kardeşlerimiz güzel günler yakın deyince, “güzel günler başladı” diye cevap vermiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bediüzaman da diyor, “mezaristanları orada” diyor. “Onun için kaderde Cenab-ı Allah öyle fetva verdi, onların orada kalması için” diyor. Nereye gitsinler bu insanlar? İspanya’ya gidiyor, kovuyorlar. Almanya’ya gidiyor, kovuyorlar. Başka yere gidiyor, kovuyorlar. Dövüyorlar, sövüyorlar. Bu nasıl bir zulümdür? Nereye gitsinler? Bırakın yaşasınlar orada, ufacık bir toprak parçası zaten. Bütün bölgede rahat yaşasınlar. Ne güzel dört bin yıldan beri dinlerini unutmamışlar, Hz. Musa (a.s)’a sadık kalmışlar. Kuran’da, Ehl-i Kitap’ın var olacağı belirtiliyor, ayette. Ve onlar da bu sadakatle bu devre kadar gelmişler. Oranın süsü onlar, oranın güzelliği. Hıristiyanlar da oranın süsü, Müslümanlar da oranın süsü. Allah’a hamd ederek, Allah’a dua ederek orada yaşasınlar. Sınırlar kalksın, duvarlar kalksın, kontrol bölgeleri kalksın, neşe içinde, sevinç ve bereket içinde yaşasınlar.

DİDEM ÜRER: Hocam bir tane daha okuyabilir miyim bir şey o konuda?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Şoşana Hanım vardı, İsrail Parlamentosu’ndan. O da, “mecliste milletvekilleriyle görüştük, çok iyi geçti. Bütün milletvekilleri ‘bu toplantılar Sayın Adnan Oktar sayesinde oldu’ diye açıklama yaptılar” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok değerli büyük ağabeylerimiz, değerli mümin kardeşlerimiz, orada hakikaten nezaketle, sevgiyle, güzellikle, iyilikle bulundular. Güzel hizmetleri oldu, Allah hepsinden razı olsun, maşaAlah.

Tamam, ben gidiyorum, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü