Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (12 Mayıs 2013; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BEYZA BAYRAKTAR: Muhteşem yakışıklı ve şık Hocamın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Önce Şeyhimiz, Sultanımız, dünyanın en tatlı Şeyhi. Daha gelmedi değil mi Kıbrıs’tan kardeşlerimiz?

DİDEM ÜRER: Yarım saat sonra gelecekler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şeyhimizin yanından geliyorlar, maşaAllah. Dünyanın en güzel Şeyhi, en tatlı Şeyhi, Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri. Kaliteli, böyle uzman profesörler götürdük, inşaAlllah. Şeyhimizi muayene ettiler. Hep dalında uzmandı gidenler. İlaçlarında düzenleme yapmışlar, ek ilaçlar vermişler. Şeyhimiz uzun sohbet etmiş, espriler yapmış, neşesi çok yerindeymiş. “Oğluma çok Selam söyleyin” demiş. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Şeyhim benim babam, inşaAllah. “Yanımızda getirdiğimiz tabloyu hediye ettik, inşaAllah” diyor. Şeyhimiz seviyor tabloyu. Ona güzel bir İstanbul tablosu gönderdim. Gören doktorlar çok sevmişler Şeyhimizi. “İlk defa görüyorum” demiş.

DİDEM ÜRER: Onlar içinde çok büyük nimet, gerçekten, doktorlar için.

ADNAN OKTAR: Bir de sağlığını da çok iyi bulmuşlar.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Tabii, hemen Hocam, inşaAllah. Hocam, bildiğiniz gibi bugün anneler günü. Sayın Başbakanımız anneler günü etkinliğinde bir konuşma yaparak, Allah’ın bir ayetini hatırlattı ve şöyle söyledi.

ADNAN OKTAR: Hayrettir, bugün tevafuk etti. Annemle görüşmeyi planlamıştım, tam anneler gününe rast geldi, maşaAllah. Ben öyle anneler günü falan, öyle bir şeyi kabul etmem. Her gün anneler günüdür. Ne demek anneler günü? Adam yılda bir kere annesini hatırlıyor, olur mu böyle şey? Ne demek anneler günü? Her gün anneye hediye alınır, her gün anne sevilir, her gün anneye muhabbet edilir. O yanlış, yani benim görüşüm.

DİDEM ÜRER: “Ne olur, anneleriniz babalarınız yanınızda yaşlanır, düşkün hale gelirse onlara öf bile demeyin. Sevgililer sevgilisi, Peygamberimiz (s.a.v)’in ifadesiyle ‘cennet annelerin ayaklarının altındadır.’ Siz cennet kokusu almak istemez misiniz? Annelerinizin ayaklarının altını öpün. Anneler evlatlarını böyle gördüğü zaman öptüreceklerinden değil ama onlar bir başka mutlu olurlar. Bütün annelerden dua bekliyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Annem çok şeker, maşaAllah. Çakı gibi, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Gerçekten mükemmel bir insan, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ve çok delikanlı.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Reyhanlı’daki patlamayı, Başbakan’ın Suriye politikasındaki hatasına bağlayanlara cevaben bir cevap verdi Başbakanımız, Hocam: “O insanların acısı karşısında susmaktansa, ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı kimliğimi bu kürsüye bırakır, çeker giderim. Yarın mahşer gününe gittiğimde Rabbim bana soracak, ‘o bebekleri gördüğünde Ey Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ne yaptın?” diyecek. Ben ne diyeceğim? ‘Siyaset mi yaptım’ diyeceğim, idare-i maslahat mı, konjonktür mü diyeceğim? Benim ümmeti olmaktan gurur duyduğum Peygamberim (s.a.v), ‘bir elime Ay’ı, bir elime Güneş’i verseniz, bu yoldan vazgeçmem’ derken, ben dengeler adına susmayı mı tercih edeceğim?” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, yani makul Başbakan’ın tavrı. Onun hakkında konuşulanlara tabii nezaketen cevap versin ama anormal bir şey yaptığında zaten çok dikkat çeker. Aklına başında herkes uyarır. Öyle bir şey olmaz, onun için öyle bir kuşkumuz yok. Başbakan’ın anormal bir hareket yapacağını, ben şahsen ummuyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Suriye hükümeti de, Reyhanlı’da dün düzenlenen 46 kişinin şehit olduğu saldırıyla ilgili, ilgilerinin olmadığını iddia ettiler. Suriye Enformasyon Bakanı Devlet televizyonunda, “Suriye böyle bir şey yapmamıştır ve asla da yapmaz. Çünkü değerlerimiz buna izin vermez” dedi.

ADNAN OKTAR: Hangi değerin, komünist değerleri mi, ne değeri? Söylesene ne değeri, değil mi? Adam söyler; “Ben İslam’a göre, Müslüman’ım,ben bunu yapmam” de. Hangi değer? Komünistsen de; “Ben komünist adamım, yapmam” de. Bir şey söyle.‘Değer’, neye değiyor, kim nereye değiyor yani? Böyle muğlak konuşmasınlar. Yok,“beş tane deniz birleşsin, sekiz tane göl birleşsin, nehirler birleşsin…” Sanki böyle baraj mühendisi gibi. Bırakın bunları, samimi konuşacaksınız.

DİDEM ÜRER: Sayın Davutoğlu Marksist örgüt yaptı diye Esad rejiminin arkasında olduğu direkt açıklama yaptı Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii, o tip şeylerdir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetleri vardı. Onları okumak istiyorum, uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet, faaliyetleri de dinleyeyim.

DİDEM ÜRER: 11 Mayıs Cumartesi günü, İnegöl Sarraflar Çarşısı’nda, Bursalı ve İnegöllü kardeşlerimizin ortak faaliyeti oldu. Halkın ilgisi çok fazlaymış, maşaAllah. 1500 adet broşür dağıtmışlar, A9 TV broşürü. 75 adet sizin çeşitli kitaplarınızdan dağıtmışlar. “Gözümüzün nuru, kıymetlimiz, aslan Muhammed Adnan Hocamız, sizi çok seviyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu çocukların güzelliği, ne kadar güzel bizim milletimizin insanları, maşaAllah. Bayağı sağlıklı ve çok güzeller. Aferin, maşaAllah, çok güzel olmuş. O ihtişamı zaten gören ömrü boyunca unutmaz. Türk-İslam Birliği, bir kere adam onu duyduğunda, o haritayı gördüğünde o harita beyninin kromozomlarına çakılır. “Demek ki bizim gerçek büyüklüğümüz bu” der, inşaAllah. Öyle, küçüklük, küçük yerler bize gitmez. Bizim ruhumuz, Müslüman olarak, hep büyüklüktür. Büyük tevazu, büyük yardım, büyük güzellikler, büyük sevecenlikler, büyük iyilikler, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’da da arkadaşlarımız, Pursaklar’da fosil sergisi düzenlediler. Sergiyi Pursaklar Belediye Başkanı Selçuk Çetin ve Bingöl İl Milli Eğitim Müdürü Yakup Sarı ziyaret etti. Çok kalabalıkmış ve ilgi çok fazla olmuş. Ayrıca Pursaklar’da kitap, cd ve broşür dağıtımı da yapmışlar. “Sizlerden ve yolunda çaba göstermekten bizi ayırmasın Allah” diye dua ediyorlar, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şevke bak, güzelliğe bak, nura bak! Ahir zaman evliyaları Anadolu’yu karış karış geziyorlar, maşaAllah. Modern evliyalar, ahir zaman evliyaları, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimiz mesaj göndermiş size Hoca:. “Anneler günü nedeniyle, annelere sizin kitaplarınızdan verdik ve broşür hediye ettik” diyor. “Canım Hocamın annesinin ve oradaki güzeller güzeli kardeşlerimin annelerinin anneler günü kutlu olsun. Böyle güzel, imanlı, yakışıklı, hayatını Allah’a adamış, canımın içi, bir tanecik Hocamın o güzel annesinin ellerinden çok öpüyorum” diyor. Bu yönde çok mesaj aldım Hocam. “Allah razı olsun, inşaAllah. Zümrüt gözlü bir tanecik Hocam, sizi çok seviyorum” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Ben de onların ellerinden öpüyorum. Bu sofra ne güzel sofra, bu sofradaki insanlar ne güzel. Allah sofralarını meleklerle bereketlendirmiş, maşaAllah. Allah onlara güzel sofra indirmiş, nur gibi, maşaAllah. MaşaAllah, canımda benim çok güzel, annede çok güzel, hepsi çok güzeller, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin; sağlık, sıhhat, bereket, afiyet versin.

DİDEM ÜRER: Hocam, 9 Mayıs’ta da yine Ankara’da kardeşlerimiz Yenimahalle İvedik Metro durağında 900 A9 TV broşürü, Yaşayan Fosiller broşürü, 59 Harun Yahya kitabı ve 29 cd dağıtmışlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Canlarım benim.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bolu’dan da kardeşlerimizin faaliyeti var. Onlarda A9 broşürü dağıtmışlar. Ve sizin ellerinizden öptüklerini söylüyorlar, sevgilerini iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bizde onların ellerinden öpüyoruz. Allah onlara iyilik, sağlık, sıhhat versin; bereket versin. Cennette kardeş etsin, inşaAllah.

“Rabbimiz, elçilerine vadettiklerini bize ver.” Neyi vadediyor? Dünya hakimiyeti vadediyor. 2023 ebcedi. Al-i İmran Suresi, 194; şeytandan Allah’a sığınırım;“Rabbimiz, elçilerine vadettiklerini bize ver.” Dünya hakimiyeti; tam 2023, açsın baksınlar, maşaAllah.

Didem Hocam, efendim.

DİDEM ÜRER: Hocam, yanlış hatırlamıyorsam 181. Ayette de Allah Hz. Mehdi(a.s)’ı peygamberlere müjdeliyor. “Sizden söz almıştık” diye. Sonra hemen devamında bu ayetin olması, maşaAllah, elçilerine vaadi Allah’ın.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, “bir elçim, bir Mehdim gelecek” diyor, Allah Peygamberlere. “O geldiğinde ona yardım edecek misiniz?” diyor, “bu ağır sözü aldınız mı?” diyor. “Bele” diyorlar, “Ya Rabbi” diyorlar, “evet aldık, kabul ettik” diyorlar, “geldiğinde yardım edeceğiz” diyorlar. İşte Hz. İsa Mesih (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’a yardım ederek bu ayetin tecellisini oluşturacak. Genel olarak bütün Peygamberlere bakmakla beraber, Hz. Mehdi (a.s)’a da, ahir zamana da ağırlıklı olarak bakıyor, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Londra’da Sünni ve Şiilerden oluşan iki grup birbirine girmiş. 400 kişilik bir grup, Cuma namazı sonrası ellerinde pankartlarla ve sloganlarla Esad ve Nasrallah’ı protesto etmesiyle başlamış olaylar. Ardından da Şii bir grup da sözle karşılık verince olaylar çıkmış. Polisin müdahalesiyle ölen ya da yaralanan olmadan dağılmışlar.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) ahlakında, Mehdiyet’te bu olmaz. Hz. Mehdi (a.s) olmadığında bu kavga, bu gürültü kıyamete kadar gider. Ancak Mehdi (a.s) ile durur. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’a herkes bağlıysa, herkes seviyorsa onun sözünü dinlerler. Burada baş yok, onun başı ayrı, onun başı ayrı. O diyor ki; “gidin onları dövün.” O da diyor ki; “gidin onları dövün.” Kırıp geçiriyorlar birbirlerini. Hz. Mehdi (a.s) olsa ne der? “Birbirinizi sevin, kardeşsiniz” der. “Gidip birbirinize sarılın” der ve onlar da sarılır. Aynı adamlara söylesen yapar. “Dövün” deyince birbirlerini dövüyorlar. “Birbirinizi sevin, arkadaş olun, kardeş olun” dese, onu da yaparlar. Başlar bozuk, birçok baş bozuk.Hz. Mehdi (a.s)’ın bereketi, Hz. Mehdi (a.s)’ın güzelliği bu fitneyi ortadan kaldırıyor ve kaldıracak, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ulusalcı gazeteler son patlama ile ilgili Suriye sığınmacıları hedef gösteren yayınlar yaptılar Hocam. Sayın Davutoğlu da bu yayınlara bugün sizin açıklamanız doğrultusunda karşılık verdi. “Hiçbir gerekçe Türkiye’ye sığınmış masum insanları hedef göstermeyi mazur kılmaz. Bu bir insanlık suçudur. Eylemi yapanlarla Türkiye’ye sığınanları hedef gösterenler aynı odaklar. Tecavüzden kaçan bir kadını düşünün, mütecaviz arkasından gelirken, siz ona kapınızı kapatabilir misiniz?” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii, güzel örnek, güzel anlatım. Ama daha da beteri, öldürmek istiyor adam. Can azizdir. Adam can havliyle kaçıyor, katil elinde bıçakla peşinden kovalıyor. Kapıyı açsan buraya geçince, kurtulacak. Kapıyı kapatıyorsun, o zaman cinayete şerik olursun. Cinayete şerik olursun. Kapı kapanmaz. Kapı kapanmaz. Haram olur kapı kapatmak. Aman diliyor, “Allah rızası için beni kurtarın” diyor. Müslüman Müslüman’a sığınıyor. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Birinize bir saldırı olduğunda el birlik hepiniz toplanıp, o kardeşinize yardım edin” diyor. Allah’ın hükmü bu. Kapı kapatmak ne demek? Galiz bir haram olur o. Canını kurtarmak isteyen bir insan Türkiye’ye sığınmak istediğinde, onu alıp korumak, kollamak farzdır. Aksi haram olur ve cinayete şerik olur insan, Allah esirgesin. Bilmeden yapıyorlarsa uyarıyorum, cinayete ortak olmuş olursunuz. Başka bir açıklaması yok bunun; çok büyük günah, çok çirkin.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün gelen haberlere göre Suriye’de Esad’a bağlı ordu birliklerinin düzenlediği son operasyonlarda 57 kişi daha şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Bu bilinenler. Koskoca Suriye, her yerde Suriye gizli servisi cinayet işliyor. Kayıp olarak geçiyor o cinayetler. Mesela arabaya koyup, götürüp öldürüyorlar, bir yere atıyorlar. Arabaya koyup, götürüp öldürüp, bir yere atıyorlar veyahut bir yerde öldürüp kenarda bırakıyorlar. Veyahut üstüne beton döküyorlar. Bin bir türlü yöntemle, faili meçhulle iddia edilen Ergenekon terör örgütünün çakalları orada da faaliyet halindeler. Onlar cinayet uzmanı, adam öldürme uzmanı, profesyonel katiller. Suriye’yi müsait buldular, Müslümanları kıyasıya orada şehit ediyorlar. Türkiye de hamilik ediyor, korumak istiyor. Kapıya geliyor, adam diyor ki; “beni öldürecekler, Allah rızası için beni kurtarın. Bak, katil peşimden geliyor” diyor. “Yok, kapatalım” diyorlar. Haram. Eğer harama inanmıyorsanız, insanlık olarak düşünüyorsanız; vahşet, vahşet yaptınız. Kapı kapanmaz, vahşet olur. Bilmeden yapıyorsanız, cahilliğinizden yapıyorsanız yahut aklınıza gelmediyse diyelim, yani insanın kalbi bazen gaflet içinde olur, fark edemediyseniz, hatırlatıyorum; çok büyük günah yaptığınız, çok hatalı bir hareket bu.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam. Hocam Başbakanımız da Suriyeli mülteci kardeşlerimize en güzel tavrın gösterilmesi gerektiğini şöyle anlattı; “Milletimden soğukkanlı ve aklıselimi muhafaza etmelerini özellikle rica ediyorum. Eğer bir tek Suriyeli misafire dil uzatılırsa, eğer farklı mezhep mensubu terk bir kişiye kem gözle bakılırsa, inanın saldırganlar başarılı olmuş olurlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye aklı başında bir ülke, Türkiye’den anormal bir şey çıkmaz. Başbakanımız da gönlü rahat olsun. Yüzde 60 şuan onu destekleyen insan kitlesi var. Seçim olsa en az yüzde 60 oy alır. Bir şey yok ama tabii makul cevaplar versin. Ama hiç umursamasın. “Tavşanlar hoplar kervan yürür” demiş, inşaAllah. Tavşanlar sıçrayacaktır ama kervan yürüyecektir.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne kadar çok benim güzellerimi kıskanan var. Kaç kişiden duyuyorum. “O kadar insan güzel olamaz, estetiklidirler.” Diyorlar. Ne ızdırap çekiyorlar, ne ızdırap. Ben onların yakınındayım, yani bilen insanım; hiçbiri öyle bir cerrahi operasyonla güzelleşmiş değil, hepsinin doğal güzelliği. Çocukluk resimleri de ortada, aslan gibi resimlerini de görüyorsunuz. Haset etmeyin, haset etmeyin. Gıpta edin ama haset olmaz. “Hasidin iza haset” diyor Cenab-ı Allah.

“Tam sabah namazına gidildiği bir anda Hz. İsa Mesih nüzul edecek” diyor. Sabah namazı, çok manidar. “İmam Mehdi onu tanıyarak cemaate takdim edecek.” MaşaAllah. Bakar bakmaz tanıması da çok acayip, maşaAllah. “Hz. İsa Mesih (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’a ‘namazı sen kıldır, çünkü kamet senin için getirilmiştir’ diyecek ve Hz. Mehdi (a.s)’ın arkasında namazı kılacaktır” diyor. Sabah namazını. “Hz. İsa Mesih (a.s) ‘artık kapıları açın’ diyecek” diyor. Yani artık setler, duvarlar, tedbirler, bunları kaldırın. Kapıları açın. “Dünyada alınan tedbirleri kaldırın” diyecek. “Hz. İsa Mesih (a.s)’ı gören deccal tuzun suda erimesi gibi eriyecek.” Tuz çok çabuk erir suda ama yok olmaz. Görüntü olarak yok olur. Demek ki insanlar yok olmayacak, fikirleri yok olacak ve süratle, tuz gibi. Suyun içinde hemen anında kaybolur ama vasfı gitmez, tuz durur. Ama görüntü olarak su gibi olacak insanlar.Su gibi olacaklar, ona işaret ediyor.

İsrail’de Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunacağı dağ, yüksekçe bir dağ var,orayı hazırlamışlar Museviler. Çok temiz, bakımlı tutuyorlar. Ve Hz. Mehdi (a.s)’ın geçeceği kapıda, tarihi kapı, kaç bin yıllık kapı, kapalı olarak tutuluyor. Sadece Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, Şiloh yani, Kral Mesih zuhur ettiğinde o tarihi kapı ilk defa açılacak. Hatta güzergahı da hazırlamışlar; o tepeden aşağı doğru inecek. Onun resmi var, gösterelim. Göndersinler.

DİDEM ÜRER: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: O tepeden aşağı doğru inecek, o tarihi kapı açılıyor, oradan Kudüs’e giriyor, inşaAllah. Bütün Museviler herkes hazır olacak o devirde; Hristiyanlar, Museviler, Müslümanlar. Yer, gök tekbirle inleyecek, inşaAllah. İşte o namazı kıldırırken, sabah namazını, o zaman Hz. İsa Mesih (a.s) nüzul ediyor. Yani bir fevkaladelik olduğu zaten anlaşılacak. O tepeden Hz. Mehdi (a.s)’ı, inşaAllah tekbirlerle indiriyorlar, inşaAllah. Bakın, tarihi kapı hiç açılmamış, hiç açılmamış. Yıkılmamış da. Özel muhafaza ediliyor.

“Hz. İsa Mesih (a.s), iki elini iki meleğin kanatları üzerine koymuş bir halde inecektir.” Cenab-ı Allah indirirken onu o şekilde iniyor. Ama uyku halinde, uyur halde inecek, inşaAllah. Yani derin bir uyku halindeyken. Yani bir nevi ölü olarak iniyor. Bedeni canlı ama derin uyku halinde.

DİDEM ÜRER: Kendi izlemeyecek yani o inişi.

ADNAN OKTAR: Yok, kendisi görmez, inşaAllah. Çünkü aklın ihtiyarı kalkar. Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan topluluğunun -zaten İncil’de de ona işaret ediyor- evine bırakılacak. O eve yani, uyur vaziyette. Orada bulacaklar onu. Kimliği yok, bir şeyi yok. Yani kim olduğu belli değil, o şekilde.

DİDEM ÜRER: İmtihanı devam edeceği için fark etmiyor değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet. Yoksa imtihan kalkar. İmtihan kalkar. Hiçbir Peygambere aklın ihtiyarını kaldıracak mucize olmamıştır. Anlatım harika da, olay olurken zannedildiği gibi değil. Mesela diyor ki; “Hz. Musa(a.s) asasını vurdu. Deniz birden yarıldı.” Öyle olmaz. O şekilde olmuyor. O zaman aklın ihtiyarı kalkar. Herkes iman eder. Öyle değil. Deniz süratle çekilmeye başlıyor, suya batırınca. On dakika sonra veyahut on beş dakika sonra deniz çekiliyor. Yani mesela farz edelim, kırk yılda bir, on yılda bir o olan bir olay yahut daha fazla yıl. Zaman zaman zaten Kızıldeniz’in suyu çekildiği oluyor. Çekildiğinde dalga gelirken de çok şiddetli geliyor, büyük geliyor bazen. Ama bu sefer çok esaslı bir çekilme var. “Dalga dağlar gibi oldu” diyor. Mesela “Dağlar gibi oldu,” o da teşbih ayeti; yani belki mesela on metre oldu dalganın boyu, belki sekiz metre oldu, sekiz-on metre oldu. Allah onu o şekilde belirtiyor. Çekiliyor. Halk orada, Museviler, çok tedirginler. “Eyvah yakalandık” diyorlar. Hz. Musa (a.s) daha önce telaşlı biraz, çok sevimli Peygamber, çok tatlı. Ama bu sefer Allah’ın eğitiminden tam geçtiği için, “asla” diyor, “Rabbim benimle beraberdir” diyor. Çünkü hep görmüş. Her seferinde Allah ondan yana. “Asla, Rabbim benimle” diyor. “Asanı denize vur” diyor. Vur deyince böyle şak diye suya vurma değil. Suyun içine asasını sokuyor, Kızıldeniz’in; dua ediyor. Su süratle çekilmeye başlıyor. Belki on dakika sonra, belki on beş dakika sonra, belki beş dakika sonra. Çok yükseliyor. “Dağlar gibi” dediği o, yüksek. Hepsi geçiyor. Atlarıyla, eşekler kullanıyorlar, katır kullanıyorlar, yükleriyle beraber süratle karşı tarafa geçiyorlar. Karşı tarafa son geçenler geçtikten sonra Firavun’un ordusu karşıda görünüyor. Yaklaşık, herhalde burada anlaşıldığı kadarıyla, yani geçmeleri on beş dakika sürmüş olsa, on beş-yirmi dakika arayla onlar da peşlerine düşmüşler. Yani öyle gibi görünüyor. Sabah erken çıkmışlar, anladığım kadarıyla. Onlar bunu fark edince peşlerine takılmışlar. Ama anca toparlanmışlardır. Yani askerleri toplamak, savaş arabalarını toplamak, ona bir hazırlık yapmışlardır. “Nasıl olsa yakalarız” diye düşünmüşlerdir. Çünkü onlar yaya gittikleri için. Çölde nereye gidecekler? “En sonunda yakalarız” demişlerdir. Yani çünkü endişeleri yok. “Yakalayamayız” diye bir şeyleri yok. “İki saat sonra da olsa, beş saat sonra da olsa yine yakalarız” diye planlıyorlar. Onun için o kadar telaş etmiyorlar. Bakıyor, su da çekilmiş. Çok rahat ordu. Zaten psikopat ve pişkin oldukları için alışıklar. Zaman zaman da görüyorlar. Hiçbir risk görmüyorlar. Tesadüf zannediyorlar. Onların savaş arabaları falan tabii daha kaliteli, daha gösterişli yani. Atları falan da bakımlı. Peşleri sıra giriyorlar. Tam orta bak, ortaya, halbuki Cenab-ı Allah isteseydi, ordunun yarısı geçmişken de su dönebilirdi. Yarısı. Veyahut ordu tam kenara geçmişken de olabilirdi yine. Veyahut yeni girmişlerken olabilirdi, daha yeni, su dönebilirdi. Tam ortaya geliyorlar. Tam ortaya, yani öyle sağlam ki! Ne geri gelecekleri gibi, ne ileri gidecekleri gibi.

DİDEM ÜRER: Hiçbir tedbir alamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tsunami tarzında geldiği için su, normal dalga gibi olmuyor. Çok yıkıcı oluyor. Yani adamlar yüzme bilmediğinden değil. Onlar yüzme falan biliyorlar. Ama vuruşu çok sert. Yani böyle kamyon çarpmış gibi vuruyor. Çok sert vuruyor. Onun için o dayanılacak gibi değil. Vurdu mu arabalar, atlar, hepsi tepetaklak suyun içinde kalıyor bir anda. Mısır yazıtlarında ‘prensimiz bir anda felaketin içinde kaldı’ diyor. ‘Yahudi bilgini amacına ulaştı’ diyor. Bir de öfkelerine ve hasetlerine bak; o arada,o kadar telaşın içinde diyor ki; “o, kadınları etkileme sanatında da ustadır” diyor. Onu da dert edinmişler kendilerine. Hz. Musa (a.s)’ın gücünü, kadınlara olan muhabbetini, onu da dert edinmişler kendilerine. “Bütün mülkümüz bir anda zail oldu” diyor ve “bu elim felaketi anlatmakla bitecek gibi değil” diyor. Uzun uzun anlatmış. Fakat taş yazıtlara geçirilmiyor bunlar, papirüse geçiyor bu yazılar, fakat taşa kendi mağlubiyetlerini hiçbir şekilde yazdırmamışlar. Hiçbir savaş, hiçbir şeyi yazdırmamışlar. Sadece galibiyetlerini yazdırmışlar. Ama papirüslere tarihçileri kaydetmiş. “Büyücü” diye geçiyor başka bir yerde de, Hz. Musa (a.s) için. ‘Büyücü’, yani Mısır dilinde bir ifade, ‘büyücü’ diyor. “Büyüsüyle şöyle yaptı, böyle yaptı” diyor. Yani öfkeli bir dil kullanmışlar. Cenab-ı Allah dileyince zafer net oluyor. Yoksa Hz. Musa (a.s), canım benim, çok çabuk heyecanlanıyor, heyecanlandığında dili tutuluyor. Çok çok heyecanlı, konuşamıyor, bildiğin konuşamıyor; “konuşmaktan aciz birisi” diyor zaten Firavun, haşa. “Konuşmaktan aciz, bunumu dinliyorsunuz?” diyor, halka soruyor,“duyuyor musunuz?” diyor, kendi kafasına göre alay ediyor, ahmak. Etrafındakilere soruyor,“duyuyor musunuz?” diyor. Zaten duyuyorlar, sırf çakallık olsun, “duyuyor musunuz?” diyor. Oda hakikaten heyecanlanınca duruyor konuşması, konuşamıyor yani. O zaman işte kardeşi Harun… Tevrat’ta şifreli olarak Harun çok geçer. O yeni bulundu. Kod sistemi çözüldüğünde defalarca Harun denildiği görülüyor. Bir kere, iki kere değil. “Kardeşim Harun” diyor.Hz. Harun (a.s)’ın hitabeti güzel, akıcı konuşuyor. Ama Hz. Musa (a.s) da çok celalli bir Peygamber! Ayette,“saçından ve sakalından tuttu” diyor. Şöyle saçından kavrıyor, sakalından da kavrıyor, sarsıyor. Müthiş öfkeleniyor,“onlara imkan tanıdın” diyor, kendi kavmine;“buzağıya tapmalarına neden imkan verdin?” diyor. İşte liderin önemi orada; bir geliyor, her yer süt liman oluyor. Döner dönmez konu kapanıyor.

Annem çok sevimli, ne kadar büyürsem büyüyeyim elli yedi yaşına geldim direkt çocuk muamelesi yapıyor. Yapacak hiç bir şey yok yani. Bir görseniz anlatılacak gibi değil.

DİDEM ÜRER: Hocam Mediha teyzenin ellerini öpen çok sayıda mesaj aldık, anneler gününü kutluyorlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bayağı zinde, maşaAllah, elhamdülillah. Diyor ki bana annem;“Senin vesilenle ben bu kadar zindeyim” diyor. “Senin varlığın beni çok açıyor” diyor. “Bana yaşam sevinci veriyor” diyor. Müthiş bir şey. Tabii imanı ve “senin varlığın” diyor.“Allah seni vesile ediyor” diyor.

DİDEM ÜRER: Doğru söylüyor Hocam; sadece anneniz değil, milyonlara o şekilde etkiniz. Hepimizin üzerinde öyle, Allah vesile ediyor sizi. Muhteşem bir dinçlik, iman nuru var üzerinizde, herkese yansıyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Canım Şeyhimden neler gelmiş bana, bir bakayım, dünyalar tatlısından. MaşaAllah, dünyalar tatlısına bak sen.Canım benim, kaşkolünü göndermiş; dünya şekeri, dünya tatlısı benim Şeyhim, bir tanem benim. Mis kaşkolüne bak sen, dünya tatlısına bak sen, maşaAllah.Şeyhim kendi tespihini göndermiş, maşaAllah. Dünya tatlısı, maşaAllah. Şeyhimizin kitapları gelmiş;‘Cuma hutbeleri’, Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri’nin. MaşaAllah. ‘Cuma Hutbeleri’, maşaAllah. Sultan-ul Evliya Şeyh Nazım Adil El Hakkani Hazretleri, Hakkani Post, 4. Şeyhimizin kitaplarının haddi hesabı yok, elhamdülillah. Dünya tatlısı Şeyhim benim, dünya.

DİDEM ÜRER: Saat tam görünmemiş Hocam.

ADNAN OKTAR: Saat tam görünmemiş, göstereyim. Bakın, özel muhafazasında görüyor musunuz? MaşaAllah. Şeker, bal, kaymak benim Şeyhim.Hurmalar,ekmekler, maşaAllah. Şeyhimizin bereketli ekmekleri, orada pişiriyorlar. Orada bahçede pişiriyorlar, bahçede özel fırın var. Hurmalar, Şeyhimden. MaşaAllah. Dünyalar tatlısı, dünyanın balı, şekeri benim Şeyhim, maşaAllah.

Şeyh Nazım Hocamız üç dört defa Selam söylemiş. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “‘Zamanın sahibi gelecek, Hz. Mehdi (a.s)çıkacak, göreceğiz’ dedi” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) Muharrem’e kadar çıktı çıktı; çıksın, çekinmesin’ dedi” diyor. Dünya tatlısına bak sen, şekerliğe bak sen, maşaAllah. Uzman doktorlar götürdük, elhamdülillah; sağlık durumunu iyi bulmuşlar, maşaAllah. Dün ufak bir rahatsızlığı vardı, o düzelmiş. Bazı ilaçlar vermişler.

Şeyhim bana lahmacunlar göndermiş. Bahçedeki özel fırında yapılıyor bunlar. Mis gibi de kokuyor. Herkese bir dilim, fazla değil, şöyle ince bir dilim, fazla yok. MaşaAllah.

Suriyeli mültecilere yönelik sözler ayıptır, ayıp. Şimdi ben ağır dil kullanmak da istemiyorum, çok ayıptır, misafire böyle söylenmez. Bakın, bu insanlar nasıl geliyor biliyor musunuz? Kaçıyor çocuklarıyla beraber. “Çocuklarımıza, kızlarımıza tecavüz ediyorlar, bizleri öldürecekler” diyorlar. “Allah rızası için bizi kurtarın” diyor. Kapıya gelmiş. Sende küt kapıyı yüzlerine kapatıyorsun. Ağır konuşmak istemiyorum ama ne konuma düşersin biliyor musun? Allah vermesin. Cinayeti üstlenmiş oluyorsun, cinayete şerik olursun. Tecavüze şerik olursun. Yapıyorsun demiyorum ama teşvik etmiş oluyorsun o zaman. Bir çocuğu bir adam kesmeye kalkıyor, elinde bıçağı kaldırmış, elini tutsan durduracaksın, tutmazsan bu nedir? Cinayete şerik olmuş oluyorsun, Allah vermesin. Komünist olabilirsiniz, dinsiz olabilirsiniz ama içinizde yine bir insan sevgisi, bir kırıntı olarak da bir Allah sevgisi vardır kalbinizde, yapmayın etmeyin. Bir milyon kişi bile olsa Türkiye’ye alacağız kardeşlerimizi. Bırakın, provokasyon yapıyorlar, provokatörler buluyorlar, biz etkilenmeyiz.Yüz bin tane bomba patlatsanız, kimse işte, o yapanlara söylüyorum, biz Suriye’den bize sığınan insanlara kapı kapattırmayız. Gariban canlarım, bir çadır…Hava da iyi zaten, elhamdülillah. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılsınlar. Kanun çıkarılsın. Geri göndermeyelim Suriye’ye. Yahut iki vatandaşlığı olsun. Türk vatandaşlığına geçirelim. Ev yapalım, yerleşsinler Hatay’a. Hatay’da 2039 yılında yeniden referandum yapılacak. Yani “Hatay’ı Suriye’ye mi verelim, Türkiye’de mi olsun?” diye vatandaşlara soracaklar. Bu canlar bu sevgiyi unutmaz. Suriyeli vatandaşlar direkt ne yapması gerektiğini bilirler. Esad rejimi yıllardan beri sinsi sinsi hazırlık yapıyordu Hatay’da. Çok adamı var Hatay’da, özel ekipleri var. Suriye gizli servisiyle beraber çalışıyorlar.Milyonlarca lira para harcıyor onlara Esad rejimi. Bu referandum için hazırlıyor onları. Allah ayağına doladı. Aklını başına al. Ki yine acıyoruz sana, çoluğuna çocuğuna acıyorum. Hanımı, o kızcağız, çok temiz kız o, onu bir kere kurtarmak lazım, çoluk çocuk. Çocukları masum onun, ne alaka onlar orada? Bir kere onları göndersin, kendi de gitsin Putin ile mi konuşuyor, birisiyle konuşsun; “ben bu çetenin içinde kaldım, hapsoldum, ben bunu istemiyorum, beni kurtarın” desin, kaçsın gelsin. Ben öyle düşünüyorum, bu cinayetleri bu teşvik ediyorsa rezalet, rezalet yani, çok korkunç. Şimdi zahiren öyle görünüyor ama ben buna rağmen hüsn-ü zan ediyorum, buna rağmen. Diyorum ki yapmaz bu kadar zulmü herhalde, bu yapmıyordur. Çünkü hakikaten iddia edilen Ergenekon terör örgütü orada hakim, Suriye’de.

Kısa bir ara verelim, devam edelim inşaAllah.

ELİF KIRAL: Canım, aşkım, bir tanem Hocamla yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: “Melhameler olur Mehdi zamanında” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Sahipleri (Hz. Mehdi (a.s)) çekinir” diyor. Yani kendini fazla ortaya çıkartmaz, “‘ben şuyum, buyum,’ bu şekilde bir konuşması olmaz” diyor, çekinir. “İstemediği halde,” ondan bir talep gelmediği halde, “Ehli Bedir sayısınca insan ona rükun ve makam arasında biat eder.” Ama “çekinir” diyor, çekinir. Ve istemediği halde. “Yer ve gök ehli de ondan razıdır.” Yer ehli insanlar, gök ehli melekler, cinler.

“Yağ taşları” diyor, mesela bu asfaltın söylenmiş olması çok büyük bir mucize. İstanbul’da, “Medine’de büyük bir vakıa olur,” büyük bir katliam, “öyle kiyağ taşları,” asfalt yani,“kan içinde kalır.” “Bu vakıada bir kadının öldürülmesi bir kırbacın sallanması kadar kolaydır.” Yani silahla öldürüleceğini açık açık ifade ediyor. Kırbaç sallar gibi. Mesela silahı eline alan ne yapıyor? Sallıyor silahı şöyle, silah teptiği için, sürekli el hareket halinde oluyor. Kırbaç sallar gibi. “O kadar kolaydır” diyor. Yani kurşunun insanları öldüreceğini, fakat bu olurken de insanlardaki etkinin bir kırbaç sallamak kadar olacağı belirtiliyor. Çok müthiş bir açıklama bu. Kırbaç sallaması gibi. Silahın tepmesine işaret ediyor. “Bu olay medine,” İstanbul’da, “24 mil kadar yayılır.” İstanbul çapında büyük bir olay olacağı, bu 1 Mayıs’ta olan büyük katliama işaret ediyor.

Ebu Hureyre’den tahric ediyor. Medine, hep İstanbul’dur; Medine, Medine diye geçen, büyük şehir. Zaten Peygamberimiz (s.a.v) açıklıyor, soruyorlar; “hangi Medine?” diyorlar, “İstanbul” diyor; Konstantiniyye, Roma, inşaAllah.

Emre, ateist olmak suç değil, ateist olabilirsin. Fikrini yazıyorsun, nezaketiyle yazmışsın, ne var? Tabii ki söyleyeceksin, dürüstçe söylüyorsun, münafıklık yapmıyorsun ki. İman etmediğin halde, iman ediyorum diye Müslümanların arasına girip kandırmıyorsun Müslümanları. “Arkadaş” diyorsun, haşa, “ben iman etmiyorum” diyorsun. Dürüstsün, samimisin. Allah sana iman vermemiş, suç değil ki bu. Yani suç da tabii Allah Katı’nda ama insanlar arasında bir suç değil bu, Allah ile senin aranda. “Programınızı izliyorum. Bir sorum var. Dünyada din insanları yönlendirmenin en iyi yoludur. Bunu da tarihte her zaman gördük. Peki, neden birileri birilerinin dinini yok ederek bir şeyler kazanabilir? Ve sürekli sanki evrimcileri komünistmiş gibi göstermeye çabanız nedir? Siz dağa çıkan herkesi evrimden haberdar mı sanıyorsunuz? Bunları neden yapıyorsunuz? İnsanlar, sanki evrime inananlar, artık ne demekse, bilime inanmak diye bir şeyi ilk kez sizden duyuyorum, sanki kötü insanlarmış gibi göstermeyi bırakın. Eğer soracaksanız bile hiç sanmıyorum, ismimi söylemeyin lütfen.”

DİDEM ÜRER: Sorusunu size vermeyeceğimi zannediyordu.

ADNAN OKTAR: “Eğer soracaksanız bile ki hiç sanmıyorum…” Ah Emre, sen ağabeyinin ne delikanlı olduğunu bilmiyorsun. Yani alemde ne delikanlılar var. “Dinler savaşması…” Dinler savaşması, Müslümanlığın emri değil ki o, yanlış uygulamalar onlar, Kuran’ı bağlayan bir hüküm değildir. Tevrat’ı da yanlış uygulayıp Museviler kan dökmüştür. İncil’i yanlış uygulayıp Haçlı Seferleri yapıp kan dökmüşlerdir. İncil hep sevgiden, merhametten, affedicilikten bahseder. Nerede adam doğrama var İncil’de? Ama Haçlı Seferleri ile milyonlarca insanı şehit etmişlerdir, katletmişlerdir Hıristiyanlar. O Hıristiyanların kendi hataları, İncil’in hatası değil. Dinin hatası değil, dini uygulayanların yanlışlığı bu. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor insanlar, onun için Hz. Mehdi (a.s) zuhur etti. Kuran’da da öyle; katliamlar, doğramalar, adam kesmeler, nefretler yoktur. Bağnazların uygulaması o tarzda oluyor. Kuran’ın suçu değil bu, haşa; bağnazın suçudur. Onu karıştırmaman lazım. “Evrimcileri komünist…” Faşistler de evrimci, vahşi kapitalizm de evrimci, satanistler de evrimci, komünistler de evrimci, Baas rejimi de evrimci, İran rejimi de evrimci; yani evrimci olmayan nerede adam var? Çok nadirdir. Bütün devletler evrime teslim olmuş durumda, zaten evrim mecburen okutuluyor. Türkiye’de de mecburen okutuluyor. Ama evrimci düşünce adı üstünde zıtların mücadelesini anlatıyor. Komünizm neyi anlatıyor? Zıtlıkların mücadelesini anlatıyor. Ne diyorsunuz? “Maddenin yapısında çelişki vardır” diyorsunuz. “Toplumlarda çelişki vardır. Tez, antitez vardır; tezle anti-tez çatışır, sürekli olan bir çatışma vardır ve bunun sonucunda sentez oluşur. Sentez yine kendi içerisinde tez ve anti-tezini oluşturur, yine çatışma olur” diyorsunuz. Bunu ben demiyorum ki, komünistler diyor ve sizler diyorsunuz. Sanki benim fikrimmiş gibi anlatırsan olmaz. Kendi söylediğini sana söylüyorum. Bu ne demektir, sürekli çatışma? Ki bunu Anadolu’da bazı Marksist gençler de söylerler.“Maddenin kendi içinde çelişkisi var” diyor. Peki, bunu böyle diyorsa, adam işte çatışıyor o zaman. İşte süreç, müreç hikayeleri buradan geçiyor. “Bir evrim süreci var” diyorlar. “Olayların kendi içerisinde bir akış süreci var. Süreç içinde de sürekli çatışma vardır” diyorlar. “Kuvvetli olan zayıfı ezer” diyor.İslam’da da nasıldır, biliyor musunuz? Haklı olan güçlüdür. Evrimci düşüncede nasıldır? Güçlü olan haklıdır. Bakın iki zıt düşünce. Tabii ki çelişki var arada şimdi. Biz Müslümanlar olarak neyi düşünüyoruz? “Haklı olan güçlüdür” diyoruz. Mesela üç tane fakir insan var, 100 bin tane çıkarcı adam var; üç fakiri korur İslam, 100 bin çıkarcıyı korumaz. Ama modern politikalarda, modern siyasette öyle bir konu yok. Devlette politikayı açıklarken ne diyorlar? “Milletimizin menfaatlerini göz önünde bulundurarak, devletimizin menfaatlerini göz önünde bulundurarak” diye konuya başlanıyor. İftiharla söylüyor. Nerenin menfaati? Nerenin menfaati? Hakkı savunmak için ortaya çıkılır. Şefkat, merhamet, sevgi için çıkılır. Menfaat için çıkılır mı? Menfaat için çıkarsan ne olursun? Egoistlik, bencillik nedir? Allah esirgesin.

Emre kardeş, sen cansın. Yani ateist olabilirsin ama ben sana saygı duyuyorum, şefkat de duyuyorum. Yani benim sana öyle karşı bir muhalifliğim de olmaz. Arkadaşlarımızın da olmaz. Bir de dürüstsün, samimisin. Niye rahatsız olalım? İstediğin gibi konuşursun da. Ama anlattıklarım doğru. Eğer yanlışsa söyle, yanlış de. Daha detaylı, daha teknik, daha bilimsel anlatayım. “Bilime inanmak diye bir şey ilk kez sizden duyuyorum.” Bilime inanmak ne demek? Şimdi yerçekimi kanunu var, bu bilimdir. Paleontoloji var, bilim. Nasıl inanmayacaksın? Yani delil, paleontolojik delil; bakıyoruz, 30 milyon sene, 60 milyon sene geçmiş, fosil hiçbir değişime uğramamış, canlısıyla aynı. Bu bilim değil mi? Bilime inanmak değil mi? Yani bunda şaşacak bir şey yok.

Ateist arkadaşlar, gönülleri çok rahat olabilir. Ben onların hepsine çok şefkat duyuyorum. Yazışabiliriz, konuşabiliriz; ismimi gizli tut diyorsa tutarım da ismini. Ama kimse de yamuk yapamaz size, öyle bir şey olmaz. Fikir özgürlüğü var. Siz fikrinizi söyleyeceksiniz ki bilgi netleşsin, düşünce netleşsin. Allah ayette ateistlerin olduğunu da söylüyor. Müşriklerin olduğunu da söylüyor. Ehl-i Kitap da var, mecusiler var. Her fikirden insan olabilir. Bu imtihan dünyası. Bugün sen ateist olursun, yarın evliya olursun. Evliya bildiğin adam da bakarsın ateist olur yarın bir gün, Allah esirgesin. Yani son nefes önemlidir. Onun için gönlün rahat olsun. Öbür ateist arkadaşlar, satanist gençlerin de gönlü rahat olsun. Bağlantıda olabiliriz, konuşuruz, dost oluruz. Komünist arkadaşlar da; ben onları dost biliyorum, kardeş biliyorum. Onlara karşı benim bir muhalifliğim yok. Nihayet hepsi Allah’ın kulu. Yani Allah öyle yaratıyor. Bak, merdane açıkça söylüyorsun; haşa,“ben ateistim” diyorsun. Münafık çok tehlikeli; Müslümanların ta burnunun dibine giriyor,“ben, elhamdülillah Müslümanım” diyor. Ne sahtekarlık yapıyorsun? Söyle dinsizsen. Ne çekiniyorsun dinsizsen? Münafık tehlikelidir.

DİDEM ÜRER: Antalya’dan arkadaşlarımız mesaj gönderdiler. “Canım Hocam, Antalya’daki kardeşleriniz olarak birbirimizle tanışma toplantısı yaptık bugün. Heybetli, nurlu, gül yüzlü Hocamızın ellerinden öperiz. Hocamızdan dua bekliyoruz” demişler.

ADNAN OKTAR: Şahane olmuş, şahane. Allah bereketini artırsın, güzelliğini artırsın. Özellikle kız arkadaşlarınıza çok iyi sahip çıkın. Onların sağlığına, sıhhatine, mutluluğuna, sevincine özen gösterin. İffetlerini koruyun, onurlarını koruyun. Şereflerine zarar gelmesine engel olun, inşaAllah. Tek kelime gıyaplarında da, yanlarında da onları üzecek bir sözü hiç kimseye söyletmeyin. Delikanlısınız. Tabii kafa göz kırarak değil de, nezaketiyle. Bazen ağır ağabeyler oluyor, aman, Allah vermesin. Kasırga gibi esiyor. O anlamda değil.

MaşaAllah, elhamdülillah, çok güzel olmuş. Sohbetleri çok güzel olmuş. Tanışmaları güzel olmuş. Ve samimi iyi insanlarla hep tanışsınlar. Bütün mesele samimiyette, samimiyse hiç zarar gelmez, akıllı insandan hiç zarar gelmez. Samimiyetsiz kötüdür. Bakın, samimiyse hiç namaz kılmıyorsa bile ahbap olmak, arkadaş olmak güzel, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ankara’da da kardeşlerimiz, Kızılay’da Hocam, broşür dağıtımı yapmışlar. 19 Harun Yahya kitabı, 600 adet A9 TV ve yaşayan fosiller broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Nasıl güzellermiş. Allah her yerlerini nur kılsın. Anne de güzelmiş, kuzuları da güzelmiş, maşaAllah. Allah sağlık, sıhhat versin. MaşaAllah, aferin, çok güzel.

DİDEM ÜRER: Minik Şevval de civcivlerle resimlerini göndermiş Hocam.

ADNAN OKTAR: Ben onu yiyeceğim. Bir civciv de o. Cennet kuzusu o cennet. Bunlar masumlar işte, melek gibi bu çocuklar. Masum insan görmek gıdadır göze, ruha gıdadır. Masum, sabi, günahsız; ne güzel günahsız bir insan, maşaAllah, elhamdülillah. Hiç günahı yok, nur gibi, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz Suriye’de kimyasal silah kullanılmasını eleştirenlere bir açıklama yapmıştınız, “ne fark eder” diye. Yani “konvansiyonel silahlar olsa ne olur, kimyasal silah olsa ne olur? Her gün insan öldürülüyor zaten” demiştiniz. Sayın Davutoğlu da bu konuda bir açıklama yapmış, şöyle söylüyor; “Kullandıkları silahlar kimyasal olsa ne fark eder, konvansiyonel olsa ne fark eder?Günde 100-150 insan ölüyor Suriye’de.”

ADNAN OKTAR: Ama hayret, ne zaman bir açıklama yapsam mutlaka siyasiler aynı açıklamayı yapıyorlar, maşaAllah. Bir hafta sonra, bir ay sonra; aynısı, kelimesi kelimesine aynısını açıklıyorlar, maşaAllah. Eskiden bu hep makul görülüyordu. Adam makineli tüfekli suratını tarıyor, bombayla parçalıyor, bomba patlıyor; kolu kopuyor, ağzı-burnu kopuyor, adam bağıra bağıra orada ölüyor; “bombayla öldürdü, meşru bombayla öldürme” diyor. “Ne var, bunda bir şey yok” diyor. “Kimyasal silahla öldürürsen o ahlaksızlıktır, zulümdür” diyor. “Gazla öldürüyorsun adamı, olur mu?” diyor. Gazı kokluyor adam, ölüyor; “bu vahşet” diyor. Nasıl olması gerekir?” diyorsun, “iyisi nedir?” diyorsun; “bombayı patlatacaksın, ağzını-burnunu koparacaksın, paramparça olacak, kan revan içinde olacak, bağıra bağıra orada ölecek” diyor. Kan akacak ki, onda kan akmıyor, bir şey olmuyor, öyle olur mu? Savaş suçlusu o” diyor. “Savaş suçlusu o, çok büyük zulüm yapıyor” diyor. Bir Chemical Ali vardı, Kimyasal Ali, kimyasal silah kullanıyordu. Öbürleri silahla taradıkları için, bombayla öldürdükleri için onları kutsuyorlar. “Bunlara helal olsun, doğru yolda ama bu kimyasal kullanıyor, katil bu, savaş suçlusu” diyor. Her biri vahşet; adam öldürüyorsun, insan öldürüyorsun; ne korkunç bir şey. Ne gerek? Kuzu gibi insanlar; konuşursun, anlaşırsın. Bak, ateist genç Emre yazmış, kuzu gibi delikanlı; istersen konuşursun, ikna edersin. Etmezsen ne olur ayrıca? Kimseye bir zararı yok, kendi halinde düşüncesini savunuyor. Adam öyle yaşıyor, kimseye de bir zararı olmadığına göre. Ne oturup bombalarsın, asarsın, kesersin, bilmem ne yaparsın?

DİDEM ÜRER: Bir kardeşimizin mesajını okumak istiyorum, inşaAllah. “Merhaba canım, nurum Hocam. Ümraniye, Çamlıca’da broşür dağıtımı yaptık. İki tane küçük kedicik, inşaAllah var; birinin adı Kiraz, diğerinin adı da Betül Şeyda. Sizi çok seviyoruz. Duanızı bekliyoruz” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama bu kediler hakikaten dünya tatlısıymış. Bal kaymak. Buruna bak sen, gözlere bak sen, maşaAllah. Yaratılış Atlası’yla yan yana, aferin. Allah sevgilerini artırsın, kalplerine inşirah, ferahlık versin. Bir de bu kedimiz var. Güneşe bayılıyorlar böyle. Güneşi sevmeleri hoş, güneşlenmeleri, maşaAllah. Aman kedilere iyi bakın. Herkesin bir kedi evi olsun, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Fatih Altaylı uzun zamandır Suriye sınırının yeni terör bölgesi olacağını yazdığını ve sonunda dediği gibi çıktığını iddia etti. Türkiye’nin güney sınırının giderek Pakistan ve Afganistan sınırı gibi olmaya aday olduğunu iddia etti. Türkiye sınır ilinin Suriye ile aynı etnik yapıya sahip olduğunu, olayların daha da vahimleşeceğini ve bu olayları engellemek için artık çok geç olduğunu öne sürdü. “Artık Esad Suriye’den gitse bile oradaki çatışma bitmez ve bizi de etkilemeye devam eder” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Bizi ne etkileyecek, biz delikanlı milletiz. Şefkatli ve merhametli bir milletiz. Yanlış izahlara gerek yok. Suriye, Allah’ın izniyle, ben söyleyeyim, Türkiye’nin kontrolüne girecek. Müjdeyi vereyim. Bu net. Türkiye ile sınırları kalkacak Suriye’nin. Sunidir o sınırlar. İngilizler cetvelle çizmişler masa başında. Türkiye ile Suriye iç içe olacak. Fitne de kalkacak, Şam’a buradan istediğimiz gibi gideceğiz. Hadis var; “Şam’a kadar” diyor, “kadınlar istedikleri gibi, hiç kimse onlara müdahale etmeden, zarar görmeden Şam’a kadar gidecekler” diyor. Bu ne demektir? Esad rejimi gidecek demektir. Gitsin, o da rahat etsin, çoluğu çocuğu da rahat eder. Oradaki komünist rejimi kaldıralım, Baas rejimini kaldıralım. Müslümanlar varken komünist idare olur mu? Halk Müslüman, dindar; sen getirmişsin komünist hükümet kurmuşsun. Halk komünist olsaydı, tamam, bir sözümüz yok. Ama halk komünist değil. Sen zorla niye millete bu rejimi kabul ettirmeye çalışıyorsun ve ızdırap veriyorsun, rahatsızlık veriyorsun?

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakanımız bu saldırıların Türkiye’nin büyümesine yönelik saldırılar olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu saldırılar bizim kardeşliğimize ve büyümemize yönelik saldırılardır. Kardeşlerim, siz biliyor musunuz ki, Şam’ın merkezinde Osmanlı eserleri hala var. Camileriyle, kervansaraylarıyla, çeşmeleriyle hala var Osmanlı. Halep’i zaten konuşmamıza gerek yok. Biz buraların yabancısı değiliz. Biz karşılıklı akrabalık bağları tesis etmişiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Başbakanımızın hep böyle İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği yönünde bir üslubu var. Her gün hayırlı, güzel konuşuyor. Tabii bir siyaset adamıdır, ince dengeler vardır. O ince dengelere göre hareket edecektir. O bir suç değildir. Bazı dostlarımız, işte “falanca şeyi şu taktikle yapıyor” diyor. Nasıl yapması gerekir peki, siyaset adamı olduğuna göre? Faydalı bir şey, netice elde ettiğinde faydasız yerlerden geri çekilebilir. Gereksiz gördüğü yerlerden geri çekilebilir. Yani, “gözünün üstünde kaşın var,” bunları bıraksınlar. Bunların mantığı yok.

DİDEM ÜRER: Çorum’dan kardeşlerimiz bu hafta sağlık ocaklarına, özel hastanelere ve Alevi derneğinin yapmış olduğu konferanstaki protokole, dekana ve öğrencilere sizin Hz. İsa (a.s) İttihad-ı İslam, Hz. Mehdi (a.s) kitabınızı ve Atatürk kitaplarınızdan hediye etmişler. Şöyle yazmışlar: “Bugün dağıtım sonrasında bir kardeşimizin evinde şahane yer sofrasıyla günümüzü noktaladık. Nur Hocamızın ellerinden öpüyoruz. Onu çok ama çok seviyoruz. Çorum’dan sevgiler, hürmetler.”

ADNAN OKTAR: Şu sofranın bereketine, güzelliğine bak, şu nura bak. Allah onlara şifa kılsın. Allah şevklerini artırsın. Arkadaşlarının da Allah sayısını artırsın. Hepsini daha da güzelleştirsin. Üstlerindeki dertleri çekip alsın Cenab-ı Allah. Dertle uğraşmasın Müslüman, tebliğle uğraşsın. Kitaba para verdirsin Cenab-ı Allah, hastaneye para verdirmesin. Müslüman kardeşlerimize Allah böyle bir kolaylık versin, inşaAllah.

“Günahsız insanlar öldürülmeden Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz.” Allah’ın ledün ilmi işte bu.

“Onları öldürenlere yer ve gök ehli buğz eder.” Şu anda biz de buğz ediyoruz.

“Hz. Mehdi (a.s) insanlara gelir de onu derin bir muhabbetle, aşkla kucaklarlar.” Hz. Mehdi (a.s)’a olan sevginin derecesine bak.

“O yeryüzünü adaletle ve nesafetle doldurur.” Nefislik, güzellik, kaliteyle. Bak, bu çok acayip. “Nesafetle doldurur.” Hem adalet hem nesafet. “Arz nebatatını çıkarır.” Daha biz sokaklarda sadece selvi, kavak falan gördük. Arz nebatatını çıkaracak. Caddelerde üzüm asmaları göreceksiniz, portakal ağaçları göreceksiniz, elma ağaçları göreceksiniz. Özel bahçelerde olmayacak, her yerde olacak, inşaAllah. “Gök de yağmurunu yağdırır.” Hatta diyor ki Peygamberimiz (s.a.v); “o kadar yağmur yağacak ki,şikayetçi olacaklar.”

Bir arkadaşımız, “Benim ateist olmamın en büyük nedeni; hayatları boyunca iyilik yapan insanların Müslüman olmadığı için, sonsuza kadar cehennemde yanması. Bunu adil buluyor musunuz? İyiliğin hiç mi önemi yok gerçekten?” Allah adildir. Allah ne yapacağını bilir. Merhameti bize yaratan O’dur. Biz merhameti bilmiyoruz, Allah yaratıyor bize merhameti. Dolayısıyla bir insanı ateist yapan da Allah’tır. Kökeninde odur. Ama tabii o onu kendi gönlüyle yapar, ayrı mesele. O anlaşılacak gibi bir şey değil. O garip bir ilimdir. Allah’ın batın ilmidir. Dolayısıyla cehennem de derece derecedir. Cehennemin öyle yerleri vardır ki, adam normal oturur, sohbet eder. Sadece sakin bir ortamdır, dümdüz. Ama oranın verdiği acının sebebi şudur; cennetle kıyasladığı için çok canı yanar. Derece derece cehennem, yani her yerinde ateş yoktur cehennemin, her yerinde aynı şey yoktur. Azılı adamlar için şiddetli azap vardır. Bazı yerleri daha sakindir cehennemin. Ama gerçek anlamda bir insanın ateist olması da, kardeşimiz de biraz bize hak versin; vicdanlı bir davranış değil işin doğrusu. Ateist olmak için bir neden yok. Yani milyarlarca alamet, trilyonlarca alamet, ucu-bucağı olmayan alametler olacak, senin üç tane açamadığın kapı olacak, o da sebebini bilmediğin için açamadığın kapı, diyorsun ki; “Bu saraya girilmez.” Bak, bir trilyon kapıdan giriyorsun saraya, hangi kapıdan olsa giriyorsun, iman kapısından giriyorsun, üç kapıdan giremiyor, o da hikmetini bilmediğin için. Diyorsun ki; “Burada saray yok, buraya girilmez.” Şimdi bu olmaz. Madem merhametlisin, madem şefkatlisin, madem güzel huylusun; portakalları görüyorsun, elmaları görüyorsun, çocukların güzelliğini, insanların güzelliğini görüyorsun, milyarda bir, milyonda bir mi ihtimal vermiyorsun Allah’a? Trilyonda bir mi ihtimal vermiyorsun? İhtimal artık. Bak, bu ihtimali verdiğin an iman ehli olursun. Ama “sıfır ihtimal veriyorum” diyorsan, etme artık, bu nasıl vicdan? Bunu bana bir makul anlatmaya çalış. Sıfır ihtimal nasıl verir bir insan? Şüphe ediyorsan dahi bu imandır. Yani “evet, Allah olabilir” diyorsan, bu imandır. Zayıf imandır ama imandır. Dolayısıyla bana ateist mantığı bir tarif et, ben bir anlayayım. İslam zaten bunu istiyor, güzel ahlak istiyor. Bu kadar yaratılmış ve nefis sistem, portakalda için gidiyor, muzu yerken için gidiyor, kiraz da bayılıyorsun… Bütün meyvelerde, kayısıda, şeftalide bayılıyorsun, büyük bir zevkle yiyorsun. Çocuklara bakıyorsun, birbirinden güzel; böcekler birbirinden güzel. Her yerde bir intizam var, her yerde bir altın oran var. Beyninin içinde rengarenk bir dünya görüyorsun, mis gibi kokular duyuyorsun. Pırıl pırıl görüntü görüyorsun; net, çok kaliteli ses duyuyorsun kulağının içerisinde, stereo kalitede ve sıfır ihtimal veriyorsun yaratılışa. Bu vicdanlı bir tavırsa, “evet, vicdanlı” de, ben de bir şaşırayım buna. Yapma, etme; arkadaşlarının etkisinde kalıyorsun, insanların etkisinde kalıyorsun. Nasıl olur insan ihtimal dahi vermez? İnanılır gibi değil. Bana kısa bir açıklama gönder, ben bir anlayayım. Ama cehennemde bakın öyle yerler vardır ki, Bediüzzaman da söylüyor; mesela, Peygamberimiz (s.a.v)’in güzel ahlaklı olup da iman etmeyen akrabaları vardı. Bak, güzel ahlaklı ama iman etmemiş. Şaşırıyorlar hatta, “nasıl iman etmez” diyor o zaman sahabiler. Bu kadar güzel ahlaklı, terbiyeli, temiz, saygılı, hürmetli; Peygamberimiz (s.a.v)’in Peygamberliğini kabul etmiyor, “Allah’a da inanmıyorum” diyor. Allah Allah!Ama Peygamberimiz (s.a.v)’e de yardım ediyor bakın, dikkat edin, bu çok acayip; Peygamberimiz (s.a.v)’e yardım ediyor, müşriklere kesinlikle dokundurtmuyor, koruyup kolluyor. “Ona laf söyletmem” diyor. “Ama Peygamberliğini ben kabul etmiyorum” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “Onun için cehennemdeki yer,bir nevi dünya gibi düşünelim, rahat bir yerdir” diyor. Yani azap duyacağı bir yer değil. Peygamberimiz (s.a.v)’e hürmetinden dolayı, sevgisinden dolayı, desteklediği için. Mutlaka cehennemlik oluyorlar ama cehennemin o kadar çok tabakası var ki, çok farklı. Mesela o tabakası, yani en rahat tabakası dünyayı andırıyor, yani dünyadaki hayatı andırıyor. Ama kıyas yaptığı için cennetle, çok ızdırap çekiyorlar. O yüzden çekiyorlar ızdırabı. Çünkü cennetteki rahatlık sürekli gösteriliyor onlara, dünya gibi, şimdi aradaki kıyasa bir bak, ondan dolayı rahatsız oluyorlar. Bilmem, anlatabildim mi?

Bir de son anında dürüst bir insanın, dürüst bir ateistin, ben iman etmeyeceğine inanmıyorum. Olabilir de, bana bir tarif etsinler. Böyle bir insanı ben bir göreyim. Yani nasıl bir mantıkla bu ruh haline giriyor, ben bunu öğrenmek istiyorum. Rengarenk, pırıl pırıl, üç boyutlu bir görüntü gösteriyor beyninin içinde, üstelik de onu gören bir göz var ve bu göz de gözsüz görüyor. Bir iç göz var, gözsüz görüyor. Kulaksız, beynin içinde bir kulak duyuyor, kulağı olmadan. Örs, çekiç, üzengi kemiği yok bu ruhun ve görüyor. Ve birisi de çıkıyor, diyor ki; “Bunların hepsi tesadüftür, Allah yok” diyor, haşa. Bak, katrilyonda bir ihtimal vermiş olsan, iman ehli olursun. Sıfır ihtimal nasıl olur? Bana bir açıkla bunu. Kısaca bir açıkla. Ben de sana soru soruyorum. Sen bana soru sormuşsun, ben de sana soruyorum.

DİDEM ÜRER: Yine kardeşlerimizin Küçükçekmece’den mesajı var Hocam: “Allah’ın yeryüzünde yaşayan en güzel tecellilerinden biricik aslanımız, Küçükçekmece Cennet Mahallesi’nde kardeşlerimle beraber 1000 adet A9 TV broşürü dağıtımı yaptık. Aslan Hocamız, sizi Allah rızası için, Allah aşkıyla çok ama çok seviyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah sağlık, iyilik, güzellik versin. Hanım kardeşimiz de çok güzelmiş, maşaAllah. Her ikisi de çok güzeller; çok şık olmuş, bayağı güzel. Kardeşlerimize de, Allah sağlık, sıhhat versin. Allah nurlarını artırsın, nurlandırsın, her yerlerini nur kılsın. Canlarıma Allah İslam’a harcama yapma yetkisi versin. Hastaneye harcama yetkisini Allah onlardan alsın. Dertle uğraştırmasın Allah, İslam’ı anlatmakla vakitlerini doldursun Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Antalya’dan da şöyle mesajı var kardeşlerimizin; “Konyaaltı Sarı Su Bölgesi’nde yabancıların da yoğunlukta olduğu yerde A9 TV tanıtım broşürü dağıtımı yaptık. Ben Yunus, kuzenim Kadir ve Güniz’le birlikte. Hocamızı çok seviyoruz, duasını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel bu şekerler böyle, ne kadar tatlılar, maşaAllah. Aslanmış bunlar, aslan. MaşaAllah, pehlivana benziyorlar. Hanım kız da çok güzel, maşaAllah. Dal gibi, çok çok güzel. Allah güzelliklerini artırsın.

Suriyeli sığınmacı kardeşlerimize laf söylemeyin. Çok ayıp yapıyorsunuz. Onlar bizim misafirimiz. Bu ne kadar ayıp, utanma bilmiyor mu bu insanlar, ben şaşırıyorum? Adam diyor ki, bas bas bağırıyor; “Beni öldürüyorlar, peşimden geliyorlar” diyor. Görülüyor, hakikaten adamlar geliyor silahla, bıçakla. Hanımlara tecavüz ediliyor, onlar da şehit ediliyor kardeşlerimiz; “bizi kurtarın” diyor, “kapıdan içeri girsek, kurtulacağız” diyorlar; bütün gücüyle kapıyı kapatmaya çalışıyor. Allah vermesin, böyle bir şey nedir? Kanunen de bu suçtur, Allah Katı’nda da suçtur. Çok acayip bir hareket bu. Cinayete şerik olmuş olmuyor musun, ortak olmuş olmaz mısın böyle bir şeyde? Cinayet işledin demiyorum ama ne olmuş olursun böyle bir durumda, kendin düşün.

DİDEM ÜRER: Hocam, her gün internette yüzlerce vahşet videosu yayınlanıyor. İnsan bakamıyor o videolara. Oradaki görüntüleri görüp de söylediğiniz gibi bir şeye nasıl insan kabul edebilir?

ADNAN OKTAR: Çoluk çocuk kurtaralım, ne güzel. Bir şey de istedikleri yok canlarımın. Bir yatak, yarım ekmek versen yeter. Adam canını kurtarmak istiyor. Peki, sen olsan, ben bu adamları merak ediyorum; bunlar Suriye’de olsaydılar ve onları birileri öldürmeye kalksaydı; hanımlarına, çocuklarına tecavüz etmeye kalksalardı; Türkiye’ye sığınmak isteselerdi ve o kapılar yüzlerine kapatılsaydı bu adamların; bunlara sormak lazım, bunlar nasıl karşılardı böyle bir şeyi? “Yüzüne kapatın kapıyı” diyorsun. Sen nasıl karşılarsın bunu, kendine kapatılsa? Kesinlikle istemezsin. Yapmayın, etmeyin, çok ayıp. Hem günah hem ayıp.

“Hayırlı geceler Hocam” diyor. “Hocamıza sorar mısınız; ilim sahibi bir insan, ilmiyle amel etmiyorsa ne yapması lazım?” Yapmıyorsa Allah’a hesabını verir. Ama hakikaten bildiği halde anlamazdan gelen çok insan oluyor. Çok çok fazla insan var. İnsanlar zaten ilim sahibi şu an. İnternetin olduğu, radyoların, televizyonların, gazetelerin olduğu bir ortamda, “ben ilim sahibi değilim, ben cahilim” diyecek adam bulamazsınız. Yani öyle bir şey olmaz. Dağdaki çoban bile ilim sahibi. İlim sahibi olmayan kimse yok. Dolayısıyla Kuran da çok kolay olduğuna göre, din de çok kolay olduğuna göre, “ben ilmi almadım, doğruyu bilmiyordum” kimse diyemez. Bile bile yapmıyor. Yapmıyorsa Allah’tan karşılığını alır. Ama inşaAllah Allah affeder.

Masaüstü Görünümü