Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (15 Mayıs 2013; 22:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


EBRU ALTAN: Dünyalar yakışıklısı, aslan Seyyid Hocamın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam Hakan Albayrak “Reyhanlı’da bombalı saldırı sonrasında bazı yaralı Suriyelilerin halk tarafından öldürüldüğünü” iddia etti. Buna dair bazı görgü tanıklığı olduğunu iddia eden bir konuşma yaptı.

ADNAN OKTAR: O zor bir ihtimal canım. Patlama olmuş, güçlü bir patlama, yani bir araba dolusu patlama onda tabii çok insan ölür. Kalabalık yerin içinde olmuş. Birçok insanın şehadetine vesile olur tabii öyle bir şey. Patlamada panikten kaynaklanan adam döverek öldürdü mü diyor?

DİDEM ÜRER: Evet. Yani farklı şekillerde anlatıyor tabii o.

ADNAN OKTAR: Nasıl diyor?

DİDEM ÜRER: Taşla falanda vurarak kafalarına öldürdüler” diyor. “Linç ettiler” diyor.

ADNAN OKTAR: Kime kızıyor ama?

DİDEM ÜRER: Reyhanlı halkının içinden bazı kişilerin o gelen Suriyeli mültecileri öldürerek, o patlamada bazı kişilerin patlamadan ölmüş gibi gösterildiğini” söylüyor.

ADNAN OKTAR: Canım o anda onu nasıl adam düşünsün de onu o anda uygulasın? Çok zor. Ama elinde somut belge varsa savcılığa sunsun.

DİDEM ÜRER: Evet. “Birine şahit olduğunu” söylüyor. “Üç kişinin o şekilde olduğunu” söylüyor. “Birini de bizzat gördüm” diyor.

ADNAN OKTAR: Tamam o zaman şahit olsun. Savcılığa suç duyurusunda bulunsun, yakalasınlar adamı.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Gülerce Hocamız; “küresel güçlerin Ortadoğu’da ve Türkiye’de bir mezhep çatışması çıkarıp, sınırları yeniden çizmek istediklerini ve büyük Kürdistan planında bu yeni haritada yer aldığını” yazdı. “Ortadoğu’da mezhep çatışması engelleyecek tek güç Türkiye’dir, o yüzden tek hedef de Türkiye’dir. Reyhanlı’daki patlama bu açıdan bir ikazdır. Bize karşı oynanan tüm oyunları ancak birliğimiz ve kardeşliğimiz çözecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Yorumla biraz.

DİDEM ÜRER: Hocam tabii ki, Türkiye burada önemli konumda. Mezhep çatışmaları da çıkarılıyor olabilir, fakat Müslümanlar zaten bunu çok kolaylıkla halledebilirler, gece gündüz anlattığınız şekilde.

ADNAN OKTAR: Türkiye niye çözer bunu? Neden Türkiye? Mezhep çatışmalarında niye Türkiye çözüm? Mehdiyet, Türkiye’de olduğu için, Mehdiyet ruhu Türkiye’de hakim olduğu için, modern İslam anlayışı, sahabe İslam anlayışı Türkiye’de olduğu için, aklıselim galip geldiği için, klasik gelenekçi İslam anlayışı olmadığı için. Yani o yüzden güvenilirdir Türkiye, doğru. Türkiye’nin olduğu yerde mezhep çatışması olmaz. Mesela Suriye’nin sınırlarını açsınlar, Suriye yönetimi Türkiye’nin yönetimde etkili olmasını istesin, Türkiye dizayn etsin Suriye’yi, Türkiye’nin bu yardımı ve desteği ile Suriye cennet gibi olur. Hiçbir sorun kalmaz. Sınırları açacak, Türkiye’den yardım isteyecek. Bu kadar, başka bir şey yok.Türkiye dizayn edecek Suriye’yi. Mükemmel bir Mehdiyet dizaynı yapar Türkiye, hiçbir sorun çıkmaz. Başbakanımız söylesin şimdi işte istirham ediyoruz söylesin Obama’ya; sınır açılsın, bir çözüm bulsunlar Türkiye Suriye’nin siyasetini dizayn etsin. Mükemmel hale gelir, mükemmel. Ne mezhep kavgası olur, ne tarikat kavgası olur, ne sağ sol kavgası olur, hiçbir şey olmaz, inşaAllah. Evet.

DİDEM ÜRER: Putin;“iki yılı aşkın süredir çatışmaların devam ettiği Suriye’ye yönelik olası bir dış müdahaleye karşı olduklarını” söyledi. Ayrıca muhaliflere silah yardımı yapılmasına da karşı olduklarını üstü kapalı şekilde bir kez daha dile getirdi.

ADNAN OKTAR: Putin’in tabii çekinceleri vardır. Yani daha çok kan akacağını düşünüyor olabilir, Rusya’nın üstlerinin tehlikeliye düşeceğini düşünüyor olabilir, vefasızlık yapacağını düşünüyor olabilir, yani öyle görüneceğini düşünüyor olabilir. Yani “bir Suriye’yi kurtaramadın, ne biçim ülkesin” falan derler, “ne biçim başkansın” derler diye çekiniyor olabilir. İtibarının sarsılmasından çekiniyor. Halbuki itibarı sarsılmaz. Yani Türkiye Suriye’yi dizayn etse, Rusya bütün gücüyle Suriye’yi desteklesin. Üstleri de dursun. Ticaretini de güçlendirsin. On misli, yirmi misli daha da güçlendirsin. Türkiye’de de ticaretini güçlendirsin. Yani Rusya dışlanacak bir ülke değil. Rus insanları çok mükemmel insandır, bayağı akıllı ve kaliteli insanlar, güzel insanlar. Yani her yönden hem yetişmiş insanlar. Görgüleri güzel, ahlakları güzel, fizik olarak da güzel insanlar. Dolayısıyla herkesin seveceği insanlar. Rusya’nın bu konuda tedirgin olmasına gerek yok. Sayın Erdoğan Tayyip Hocam,o konuda garanti verebilir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Drogba’ya yaklaşımda bulunduğu iddia edilen Fenerbahçe taraftarı basın toplantısı düzenleyerek; “kesinlikle böyle bir niyetinin olmadığını” açıkladı. Kendisinin de doğulu olduğunu, kültüründe ve yaşam tarzında asla ırkçılık bulunmadığını, yaptığı hareket esnasında sahada hiç futbolcu bulunmadığını ve tamamen yanlış anlaşıldığını” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Öyle değil de, benim dediğim gibi açıklasa daha güzel olurdu.Hepimiz, Hz. Adem(a.s)’ın evlatlarıyız. O da Hz. Adem (a.s)’dan geliyor, bizler de Hz. Adem (a.s)’den geliyor. Hepimiz ayrıca Hz. Nuh (a.s)’un evlatlarıyız. Aynı atadan geliyoruz. Dolayısıyla böyle zenci, beyaz, işte sarı, ırk böyle bir ayrım yok. Üstünlük takvayladır” diyebilirdi. Kısaca, biz Hz. Adem(a.s)’ın evlatlarıyız. Bilal-i Habeşi de zencidir, zenci olmasından iftihar ederim. O benim kardeşim. Yanlış anlaşılma olmuş olabilir, doğrusu bu. Zenciler bizim canımızdır, kardeşimizdir. Üstünlük ancak takvayladır. Irka dayalı bir üstünlük yoktur, Peygamberimiz (s.a.v) bunu açıkça belirtmiştir dese, çok net dine dayalı olduğu için, inanca dayalı olduğu için, bütün milletin kabul ettiği bir sistem olacağı için doğru olur. Bu açıklama doğrusu olur. Bu tam olur. Bak tekrar ediyorum diyecek ki; “hepimiz, Hz. Adem(a.s)’ın evlatlarıyız. Acemin Arap’a, Arap’ın Acem’e üstünlüğü yok. Hepimiz kardeşiz. Takvayla üstünlük olduğu için, ahlakla üstünlük olduğu için, kardeşimizde çok güzel üstün ahlaklı bir insan, benim böyle bir düşüncem olamaz. Ama sinirlenip, yakışıksız bir hareket yapmış olabilirim. Özür diliyorum. Ama inancımızın gereği budur” diyecek. Hristiyan mı o çocuk?

DİDEM ÜRER: Evet, Allahualem.

ADNAN OKTAR: Tamam, Hıristiyanlar onlar da Hz. Adem(a.s)’a inanıyorlar. Aynı peygambere inanıyoruz. O da Hz. Adem(a.s)’dan geldiğine inanıyor, bizde Hz. Adem(a.s)’dan geldiğimize inanıyoruz. Dolayısıyla hepimiz eşitiz diyecek. Konu bu. Çocuğu çünkü çok acayip bir açıklama yapmaya mecbur etmişler. Bu açıklama daha da acayip olmuş. Yani net doyurucu bir açıklama varken, böyle zorlama açıklamalar biraz garip durur. Yine kendileri bilir ama olmamış.

Dünyanın en tatlı Şeyhi, Şeyhimiz Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri, dünyanın Sultanı devriyeye çıkmış. Dünde Şeyhimiz yine çok dua etmiş, çok selam söylemiş, maşaAllah. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah ona da sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik versin Şeyhimize.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Fehman Hüseyin; “PKK’lıların sınır dışına çıkma sürecinde güvenlik birimlerinin bölgede görev yapmasının kendi taraflarında sinirlilik yarattığını” belirtti Hocam. Dağların tepelerinde keşif uçağı heronların dolaşmasına, hızlandırılan yeni karakol inşaatları, bölgede askeri sevkiyatın ve faaliyetin gözle görülür şekilde artmış olmasından örgütün rahatsız olduğunu” belirtti.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi aksi söylenince hükümet töhmet altında kalır.Birden karakol inşaatları dursa, asker çekilse, heronlar uçmuyor. Yani hükümet acayip zaaf içinde gibi görünür. Olur mu öyle şey? Hükümet böyle bir şeyi kabul edemez. Bunu söyleyen, dar düşünmüş ve yanlış düşünmüş. Evet, hükümetin yaptığı doğru.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Fehman Hüseyin, Hasan Cemal’le yaptığı röportajda; “Silah bırakmanın en zor koşullarda bile mümkün olmayacağını” belirtti. “Yarın bu da yetmez silah bırakın derler. Bu olursa teslimiyet dağıtmasıdır bu. En zor koşullarda bile teslimiyeti kabullenmek PKK için mümkün değildir. PKK bu davayı yarın bıraksa bile PKK’dan on kat daha radikal fanatik örgütler çıkar ortaya” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet silah bırakmaları biraz bence de zor. Bırakmadılar silah. Ben en başta da söyledim, silah bırakmazlar dedim. Nitekim çekilirken ellerinde silahla gittiklerini görüyoruz, hepsi silahlı. En başında aylar önce açıkça defalarca defaatle ve vurguyla söyledim, silah bırakmazlar dedim. İmkanı mı var adam ceketle, pantolonla çekip gidecek falan olacak iş mi yani? Mümkün değil yapmazlar. Hiçbir zaman için silah bırakmazlar.

DİDEM ÜRER: Hocam, Almanya’dan Büşra kardeşimiz yazdı. “Canım Hocam bugün sınıfımda 30 adet dvd dağıttım. Sevgiler” diyor. Çok şeker.

ADNAN OKTAR: Bakayım ben onu bir göreyim.Arkadaşları, arkadaşları da çok şekermiş, hepsi de balmış, hepsi dünya tatlısı. Aferin Büşra’ya aferin aslanıma. O can o can. O bir tane o.Dünya tatlısı, hem çok güzel, hem çok akıllı, hem çok yaman, fettan da biraz. Ne yapsa yakışıyor. Çok akıllı kız maşaAllah. Çok ince düşünceli, çok şeker. Bal ve kaymaktan oluşmuş. Şeker, bal ve kaymak. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin, annesine, babasına Allah sağlık, sıhhat versin, iyilik, güzellik versin,maşaAllah

DİDEM ÜRER: Hocam bir kardeşimiz yazmış; “Bu sevimli kediyi dün akşam gördüm. Öyle tatlı ve masum ki bakışları çok güzeldi. Bu arada önceden kedileri hiç sevmezdim, canımın içi Hocamın öğrettiği, en güzel şeylerden biride kedi sevgisi. Artık onları çok seviyorum”demiş.

ADNAN OKTAR: Şu sevilmez mi? Şu tatlılığa bak şu tatlığa. Birde bunlar da bin bir türlü numara var. Hırlamalar, pırlamalar, yalama, muhabbet gösterme, kafa, göz sürtmeler. Bir de şu keyfine düşkünlükleri insanın acayip hoşuna gidiyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Sayın Kılıçdaroğlu Avrupa parlamentosu sosyalist grup başkanıyla ortak basın toplantısının ardından gazetecilerin; “Sayın Erdoğan’la Esad’ın pek farkı olmadığını” vurgu yapan bir açıklama yaptı gazetecilere. Sosyalist grup başkanı bu açıklama üzerine anında bir cevap vererek,“Başbakan Erdoğan’ın, Beşer Esad’la hiçbir şekilde kıyaslanamayacağını konuğunu üzmemek adına bunun bir yanlış anlaşılmadan ibaret olabileceğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Güzel cevap konuşmuş tabii mantıklı konuşmuş. Dürüst konuşmuş. Avrupalılar dürüsttür genellikle.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Ertuğrul Kürkçü; “Sosyalistlerle yoksul halk, hakkı peşinden koşan Müslümanlar arasında bir ortaklık olabileceğini” belirtti. “Dindarlara karşı bir önyargısı olmadığını” söyleyerek,“onlar kimseye dinlerini benimsetmeye çalışmaz. Bizde onları dininden kurtarmaya çalışmazsak pekala aramızda emek eksenli bir ortaklık olabilir” durumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Onu Mehdiyet yapacak. “Hz. Mehdi (a.s) devrinde mal sahah üzere dağıtılır” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Her yere adalet dağılır” diyor. Ama bu adaletle ilgili hadisler o kadar çok ki, bir tane, iki tane, üç tane değil, çok çok fazla. “Mal bolluğundan kişi, aldığı malı geri iade etmek ister” diyor. “O kadar çok mal olur” diyor. Marksist düşünce, Mesih inancını nereden aldı? Tevrat’tan aldı ve Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinden aldı. Mehdiyet inancından aldı. Karl Marks,sahte Mesih olarak çıktı.Şimdi sahte Mesih’in yerine, gerçek Mesih olan Hz. Mehdi (a.s) çıkıyor. Konu bu.

DİDEM ÜRER: Hocam, Çorum’dan kardeşlerimiz şöyle yazdılar; “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Çorum’dan sizi sevenler olarak kardeşlerimizle anneler günü dolaysıyla dershaneler ve okullardaki öğretmenlere ve öğrencilerimize, sağlık ocaklarındaki hemşirelere ve doktorlara çok değerli kitaplarınızdan hediye ettik. Çok sevindiler, dualarınıza muhtacız canım Hocam” diyor, kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak. Tam aradığım,maşaAllah. Anadolu’nun sıcak, tertemiz, nurlu insanları, şeker gibi insanlar, güzel insanlar, sevgi dolu insanlar, mütevazi insanlar, mazlum insanlar, kalpleri zengin insanlar. Allah her yerlerine nur kılsın. MaşaAllah, ufaklıkları görüyor musun sen? MaşaAllah, nur gibiler nur. Bak orada başı açık hanımda var, dekolte sayılabilecek hanım var, başı örtülü hanımlar var, yarı başı örtülü var, tam başı örtülü var. Ne güzel, ne güzel, ne güzel maşaAllah çok güzel.Ufaklıkları ben bir görüyüm yakından. Bak, tatlılıklarını görüyor musunuz? Nur gibiler nur.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Çözüm dönemine ilişkin konuşan, akil insanlar heyetinden Yücel Sayman,“siyasi suçları da kapsamak üzere herkesin salıverilmesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü çözüm döneminde genel af normal olarak olur. Öcalan’ın salıverilmesi de gerekebilir. Bunu da halk kendi içinde çok tartışıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye mahvolur böyle bir şeyde. Yani dışarı salacaksın PKK’yı. Ve bütün şehitlerin annelerine, babalarına diyeceksin ki,“çocuklarınız öylesine şehit oldular. Hadi bakalım işinize bakın” diyeceksin. Yani bunu hiç kimse tahayyül dahi edemez. Değil uygulamak, tahayyül dahi edemez.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Reyhanlı’da patlama sonucu vatandaşlarımız arasından bazı kişilerin Suriyeli mültecilerin yaptığı saldırılar, Suriyeli bazı kardeşlerimizi endişelendirmiş. Suriye’ye geri dönme girişiminde bulunmuşlar. Ahmet Hakan da bu olay üzerine “bu olayları yapanlarla insanlık arası hiçbir bağ yoktur. Galeyana gelsek de, acılar çeksek de, çok öfkelensek de, insanlığımızı kaybetmemeliyiz. Onu kaybedersek kendine öfkelendiklerimizden hiçbir farkımız kalmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Onu yapan kimse, az sayı da olan insanlar. Yani Türk milleti misafirperver, merhametli ve şefkatlidir. Bir kısmı da provoke olmuş tipler, onların arasına karışmış tipler. Dolayısıyla, oradaki topluluğu Türk milleti olarak anmak, doğru olmaz. Onlar şaşırmış, yanlış insanlar. Oradaki azınlık olan küçük bir topluluğun şaşkın hareketlerini, hatalı hareketlerini Türk milletine mal etmeye kalkmak hem ayıp, hem günah, hem de çok yakışıksız.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Zirve Yayınevi davasında tanık olarak dinlenen İlker Çınar, “iddia edilen Ergenekon örgütüne bağlı çalışan ve komünizme karşı mücadelede sivil insanlar arasından seçilen kişilerden oluşan özel bir daireye mensup olduğunu” anlattı. “Ahmet Taner Kışlalı, Bahri Üçok, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Gaffar Okkan cinayetlerini bu dairenin yaptığını” söyledi. “Turgut Özal’ın vefatının bir suikast olduğunu buradan bildiğini ve kalp krizi geçirmesi için merhum Özal’a radyoaktif ilaçlar verildiğini” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Olabilir. Yani herhangi bir kimyasal maddeyle bunu elde etmiş olabilirler. Çok rahat bu tespit edilebilir. Nitekim de adli tıbbın tespitleri var. Savcılık da, o yönde soruşturma başlattı. Cinayet olduğu yönünde savcılığın kanaati var zaten.

DİDEM ÜRER: Hocam, Şeyma kardeşimiz Amerika’dan yazdı; “Dün New York, Green Central’da Türk Günü etkinliği yapıldı. Mehteran geldi, çok güzel geçti. Tam bir İslam Birliği havası yaşandı New York’ta” diyor. “Grand Bazaar Too Grandsand etkinliğinde ismi, Türk-Amerikan federasyonu tarafından gerçekleşti. Hocamıza bahsederseniz, fotoğrafları gösterirseniz çok sevinirim” diyor. Bir de New York’un en yoğun olduğu garında gerçekleşmiş bu. Çok güzel geçmiş. “Ve dualar ettik Hocamıza da” diyor.

ADNAN OKTAR: Yalnız orada mehteranı videoya alıp göndermek varken göndermemiş. Şimdi burada bir eksiklik var. Orada kardeşlerimiz mutlaka videoya alanlar olmuştur. Göndersinler. Ve yayınlayalım. Ama hiç olmazsa o

Bizim anlatımlarımız bayağı samimi. Abartmıyoruz da. Tam doğrusunu, yani vicdanın sesini, makul olanı, doğru olanı anlatıyoruz. Ne mesela? Hükümetin yanlış bir yönü varsa, onu da söylüyoruz. Muhalefetin yanlış bir yönü varsa, onu da açıkça söylüyoruz. Birisi hata yaparsa, onu da açıkça söylüyoruz. Hakkaniyetten ayrılmıyoruz. Lafı uzatmıyoruz. Kısa, özlü, samimi, dürüst, candan. Herkesin katıldığı fikirler oluyor. Ben mesela iki kişiyle daha konuştum yukarıda, yeni geldiler. Hiç tanımam, bilmem, ilk defa görüşüyorum, “Hocam, annemiz, ailemiz hep seyrediyoruz sizi” dediler. “En önemli özelliğiniz, tam doğru konuşuyorsunuz” dediler. yani, “tam bizim vicdanımıza hitap ediyorsunuz. Ve herkesin vicdanına hitap ediyorsunuz, ne abartı var, ne fazlalık var. Tam birebir doğru, kesin, samimi tespitler” diyorlar, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu; “Reyhanlı’daki patlamanın hükümetin Suriye konusundaki yanlış politikasından kaynaklandığını, Sayın Davutoğlu’nun bugüne kadar gelmiş geçmiş en başarısız bakan olduğunu ve dünya gidişatını anlayamayan bir insan olduğunu” iddia etti.

ADNAN OKTAR: Sayın Kılıçdaroğlu bana güvensin. Ben onu çok seviyorum. Gelmiş geçmiş en kaliteli, en yaman, en faydalı Dış İşleri Bakanıdır Sayın Davutoğlu. Cumhuriyet tarihinin en mükemmel Dış İşleri Bakanıdır. Bin cihetten ispat ederim. Son derece zeki, son derece samimi. Adalet Bakanı da öyle, o da çok mükemmel, samimi bir insan.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz bugün Şişli’deki Özel Pangaltı Ermeni İlköğretim okulu ve lisesine sizin kitaplarınızı hediye etmişler, ellerinizden öptüklerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: Aferin aslanlarıma benim, aferin maşaAllah, elhamdülillah. Allah her yerlerini nur kılsın.

İman aklı getiriyor, akıl, temizliği, kaliteyi, güzelliği getiriyor. Cazibeyi getiriyor maşaAllah. Cennet hurilerinin güzelliğinin nedeni, imanlarıdır. Cennet halkının güzelliğinin nedeni de, imanından güzel oluyorlar, maşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Bugün Gazetesi’nden Adem Yavuz Arslan, “PKK’yla müzakerelerin perde arkasında farklı bir gidişat olduğunu” iddia etti. Özetle şunları söyledi: “1: Örgüte katılım artıyor. Tecrübeliler ülkede tutulup, yeni katılımlar ülke dışına çıkarılıyor. Eskiler bölgede hem koordinasyon yapıyorlar, hem de çatışmaya hazır bekliyorlar. 2: PKK ağır silahları ve bombaları belirli bir bölgede depoladı. 3: Örgüt bu süreci legalleşme dönemi olarak görüyor. Yani örgütün başka stratejileri var, bizim de olması gerekir” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu anlattıklarını ben ona üç,dört ay önce anlattım, defalarca anlattım, kitabımda analattım, bu bilinen hususlar. Yani bunlar bilinmedik şeyler değil. Fakat Türkiye, çok yapılı bir aslan olarak sakin sakin duruyor. Yarın bir gün üç, beş tane sincap etraf toplamaya kalkarsa, Türkiye’nin kükremesi yeter. Kükremesi yani pençelemesine bile gerek yok. Türkiye büyük, çok büyüktür. Milleti son derece imanlı, karalı ve güçlüdür, dlikanlı millettir, yiğit millettir. Tamam PKK diyelim ki, on bin tane gerilla getirdi. Biz yetmiş milyonuz. Yani ona göre oradaki arkadaşlar düşünsünler artık. En uç ihtimali söyledim bak, on bin kişi getirmiş olsa, biz yetmiş milyonuz. En yaşlısı bile bizde delikanlıdır. Daha çocuklar bile delikanlı bizde. On yaşında çocuklar bile delikanlıdır. Genç kızlarımızın hepsi yiğittir, delikanlıdır.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam Mehter videosu geldi Amerika New York’taki.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Çok iyi olmuş, şahane olmuş.

“Hocam merhabalar, ben Erdinç. Allah nasip ederse, 1 Eylül’de evleniyorum. Sizi de davet etmek istiyorum.” İyi hadi bakalım. Şöyle ama sıkı bir düğün yap da, değsin geldiğimize, inşaAllah. Şöyle sazlı, sözlü, darbukalı falan. Ama uydurma düğün yapacaksan gelmem, hakiki bir şey yapacaksan geleyim.

“Hocam ben Erzurum’dan Bilal Çelik, sizleri geç tanıdım ama inşaAllah hayranlığım gün be gün artıyor. Duanıza talibim, inşaAllah” diyor. Allah sana her şeyin en iyisini, en güzelini nasip etsin.

Samet Murat; “Hocam maşaAllah bugün bir acayiplik var sizde. Ellerinizden öperim” diyor. MaşaAllah. Ben de sizin elinizden öpüyorum.

“İçimiz gitti canım Hocam, Ebru Hocam’a çok imrendik. Diğer Hocalarımıza da çok imrendik” diyor. “Allah derin imanını arttırsın, inşaAllah. Bizlere dua buyurun, Hocahanım kardeşlerimiz gibi olalım, cennet hurileri gibi” diyor. İnşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam bir hadis okumak istiyorum, inşaAllah.“Allah’ın Resulu (s.a.v) dedi ki; “Ehl-i Beytimden Kaim Mehdi (a.s)’ın zamanında yaşama imkanı olanlar ne kadar kısmetliler. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından önce ona inananlar, Hz. Mehdi (a.s)’ınarkadaşlarını sevenler ve Hz. Mehdi (a.s)’ın düşmanlarından uzak duranlar mübarek olsun. Bu insanlar benim en yakınlarım ve hesap günü dostlarım olacaklardır. Bana göre Allah’ın en saygın varlıkları olacaklardır.”

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Resulullah (s.a.v)’deki,Hz. Mehdi (a.s) sevgisine bak, bizim bazı yobazlardaki Hz. Mehdi (a.s) nefretine bak.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, bir daha hadisi şöyle kelime kelime, cümle cümle istirham edeyim.

DİDEM ÜRER: Tabii Hocam, inşaAllah hocam, estağfirullah. “Ehl-i Beytimden Kaim Mehdi (a.s)’ın zamanında yaşama imkanı olanlar ne kadar kısmetliler.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bizlere söylüyor Resulullah (s.a.v), 1400 yıl evvelinden bizi kutsuyor, tebrik ediyor. “Ne kadar kısmetlisiniz, Hz. Mehdi (a.s) devrinde olmakla” diyor, maşaAllah. Kendi de imreniyor, beğeniyor. Ümmeti de beğendirtiyor, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından önce ona inananlar, Hz. Mehdi (a.s)’ın arkadaşlarını sevenler ve Hz. Mehdi (a.s)’ın düşmanlarından uzak duranlar mübarek olsun.

ADNAN OKTAR: Bak, Hz. Mehdi (a.s)’ı seviyor, Mehdi düşmanından da uzak duruyor. Sevginin alameti budur. Sevdiğine yakın olacaksın ama düşmanına da uzak olacaksın. Sevdiğinin düşmanıysa o, senin de düşmanındır. Ona da uzak olacaksın. Düşman derken yani muhalif, ondan hoşlanmayan. Hoşlanmayandan hoşlanmayacaksın, o anlamda.

DİDEM ÜRER: “Bu insanlar benim en yakınlarım ve hesap günü dostlarım olacaklar.”

ADNAN OKTAR: Allah Allah! Bak, “en yakın.” Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’a Peygamberimiz (s.a.v) aşık, çok seviyor. Hz. Mehdi (a.s) da Peygamberimiz (s.a.v)’e aşık. Aşık olanlara, sevenlere, Peygamberimiz (s.a.v); “ben de onları çok seveceğim” diyor.“Onu sevmeyenleri de ben sevmeyeceğim” diyor.

DİDEM ÜRER: “Ve bana göre Allah’ın en saygın varlıkları olacaklar.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Saygın; yani kaliteli, güzel, akıllı, halis.

Ateist gençler çekinmesinler, ismini açık açık söylesin, delikanlı çocuklar. Gelsinler ben koruyayım onları. Ne olacak yani? Kim ne yapabilir yani? Mertçe, dürüstçe söylüyorsunuz, delikanlı çocuksunuz. Bazı insanlar itaat eder, Allah’a bağlanır, bazı insanlara da Allah hidayet vermez; bir süresi vardır, zamanı gelir, hidayet eder. Bazı insanlar da iman eder, son anda imansız gider, Allah esirgesin. Onun için sanki suçmuş gibi, insanlar arasında bir suç değildir o, ahirette bir suçtur. İnsanlar arasında niye bir suç olsun? İstediğin gibi ateist olabilirsin. Dolayısıyla çekinmelerine de gerek yok. Yani ben şefkat duyuyorum, saygı duyuyorum, değer veriyorum. Öyle bir şey yok. Çünkü dürüst delikanlılar, yalan söylemiyorlar, münafıklık yapmıyorlar, sahtekarlık yapmıyorlar, açıkça söylüyorlar.“Arkadaş, benim inancım bu” diyor, şakır şakır konuşuyor; mert. Rahatsız olmasınlar, tedirgin olmasınlar.

Şeytandan Allah’a sığınırım Nuh Suresi, 14. ayet; “Oysa sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” Yani önce sperm yumurtayla birleşiyor, sonra zigot oluyor, gelişiyor anne karnında. Fotoğraflarda var ya, işte çeşit çeşit birçok merhaleden geçiyor. Ayetin kastettiği o. “Ve diğer ayetlerde geçen sudan, topraktan, çamurdan süzülmüş pişmiş çamurdan, bir damla sudan, bir çiğnem et gibi ifadeler Kuran’da yaratılışın evrimle olduğuna işaret değil midir?” İşte su canlıların yüzde 70’i, yüzde 80’i su, ayetin ifadesi doğru. Yani ana madde, hakim. Yüzde 50’nin üstündeki madde ne? Su. Allah “sudan yarattım” diyor, doğru. Topraktan, bütün mineraller topraktan. Vücudumuzdaki bütün mineraller topraktan gelmiyor mu? O da doğru. “Çamurdan, süzülmüş çamurdan, pişmiş çamurdan…” Bu ayrı bir konu bu. “Bir damla sudan…” Bu da ayrı bir konu. “Bir çiğnem et…” Bu anne karnındaki safhalar. İşte spermin yapısını açıklıyor bu, bir damla su dediği o. Yani spermin su olması, sıvı olması. “Bir çiğnem et…” Çocuğun ilk zigot devirleri, küçük böyle anne karnındaki ilk gelişme anları. Onlar anlatılıyor. Ama bak şu kısım ayrı şu: çamurdan süzülmüş. Bak çamurdan, süzülmüş çamurdan, pişmiş çamurdan; bu üç kelime ayrıdır. Süzülmüş çamurdan, pişmiş çamurdan;bu ayrı. Şimdi süzülmüş çamur ne? Kil. Porselen neden yapılır? Kilden yapılır. Nasıl yapılıyor? Porselene bir şekil verilir, fırınlanır, fırınlandığında pişiyor. “Pişmiş çamurdan” diyor zaten. Porselen haline gelmiş. İnsanın ilk şeklinin porselen olduğunu söylüyor Allah. “Kilden, iki elimle yaptım” diyor Allah, iki elimle. İnsanı tam anlamıyla insan şeklinde mükemmel bir heykel yapıyor Allah; porselenden, porselen çamurundan. “Süzülmüş çamur” diyor zaten, söylüyor. Süzülmüş çamur; herhangi bir çamur değil, özel porselen çamuru. O her yerde olmaz. Mesela dünyanın belirli yerlerinde oluyor. Porselen özel satılır onlar. Onun ocakları vardır. Bu çeşitli şirketler onu alırlar porselen kili, özeldir o. Piştiğinde o katılaşır, nefis porselen olur. Ayetin ifadesi bak çok açık; süzülmüş çamur, porselen çamuru, pişmiş çamur, porselen.Porselenden heykel yapıyor Allah. Kaş, göz, ağız, burun… Porselene bakan aynı insan, yani uzaktan baktığında nefis bir heykel. Var ya şu şeyde yapıyorlar, Avrupa’da bir yer var öyle.

DİDEM ÜRER: Evet, Madame Tussauds Müzesi.

ADNAN OKTAR: O müzedeki gibi, hatta onun daha da kalitelisi. Yani onun daha da gelişmişi aynı insan gibi, duruyor. Allah “ruhumdan üfürdüm” diyor. Ruhumdan üfürdüğü, yani Allah’ın ruhu içine giriyor. Porselenden heykel birden çok sakin yürümeye başlıyor. O kadar. Allah diyor, yürüyor, o kadar. Kastedilen yaratma budur. Nefis porselenden bir şey. Meleklerin gözü önünde yapıyor Cenab-ı Allah. Mükemmel. Çamuru alıyor Allah; çamur, bildiğin porselen çamuru; en ince detaylarına kadar, parmak kıvrımlarına kadar mükemmel bir heykel yapıyor Allah; ruhundan üfürdüğünde -zaten aynı canlı gibi duruyor porselen, yapı olarak o kadar mükemmel yapmış Cenab-ı Allah. Birden bire,“Bismillah” diyor, yürüyor. O kadar. Yaratılış budur. Bunun dışında bir yaratılış yok. Öbürleri safhalar. İşte bak, söylüyor açıkça ayette; sudan; insanın %70’i su, bu bir. Topraktan; kalsiyum, magnezyum, fosfor, mangan, kobalt, çinko, karbon… Vücudumuzda bunlar yok mu? Var. Topraktaki ana maddeler. Ama bakın, bir daha söylüyorum; çamurdan, süzülmüş çamurdan, pişmiş çamurdan, bu ayrı. İşte bu anlattığım konu. Bir damla sudan; o sperme işaret ediyor. Bir çiğnem et de, anne karnındaki ilk o zigot dönemi, ufak dönem. Burada evrim devrim filan yok.

“Ayrıca “cennetteki köşkler nasıl yaratılacak?” diyorsunuz ama dünyadaki evler bir anda mı oluşmuştur?” Cennette böyle dozerler yeri kazıyacak zannediyorlar, müteahhitler olacak, haşa mühendisler gelecek, bina yapacaklar, öyle düşünüyorlar. Cennet köşkleri şu an hazır zaten. Ayette “hazır” diyor Allah, “yaratacağım” demiyor ki,“hazır” diyor şu an.Cennet hazır. Allah bir anda yaratıyor. Burada çimentoyla, dozerle mozerle yapılıyor ama çimentoyu da yaratan Allah, dozeri yaratan da Allah. Aklın ihtiyarını kaldırmamak için onları vesile ediyor Allah. Binayı yapan Allah’tır. Binayı Allah yaratır, onları vesile eder. Ekmek fırınına un gider, un arabaları gider, fırının ağzından ekmek çıkar. Halbuki direkt Allah’ın rahmetinden çıkar o ekmekler. Allah’ın rahmetiyle yaratılır ekmek. Fırını Allah sebep yapar. Un arabasını, un işçilerini sebep yapar ki aklın ihtiyarı kalkmasın diye. Cenneti de doğrudan doğruya Allah yaratıyor.

DİDEM ÜRER: Hocam, Allah Hadid Suresi’nin, 23. Ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım; “Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez” diyor. Üzülmeyi teşvik edenler açısından.

ADNAN OKTAR: Üzülmeyi Allah Kuran’da müteahhit şekilde vurguluyor. Haram olur üzülmek. Yas istemek haramdır, müşrik adetidir. Müşrikler toplanırdı eskinden, dövüne dövüne ağlarlardı. Her ölüde böyle kendilerini yırtarlar, böyle ağlarlardı. Mekke müşriklerinin özelliğiydi. Mümin, Müslüman böyle bir şeyi asla yapmaz. Yas yoktur Müslümanlıkta, haramdır. 

Allah’ın Hay ismi, maşaAllah. Mesela bir şey söyledi mi “Hay hay” derler. “Hay hay efendim”. Allah’ın Hay isminin tekrarlanmasıyla yapılıyor. “Haydan gelen huya gider,”“Allah’tan gelen Allah’a gider” anlamındadır. Onu yanlış anlıyorlar. “Haydan gelen huya gider,” yani sanki boştan gelen boşa gidiyor gibi anlıyorlar. Çok yanlış o. Öyle değil. Allah’tan gelen, Allah’a gider,“Haydan gelen huya gider.” İnşaAllah.

Ateist arkadaşlar da böyle çekinen bir üslup kullanmasınlar. Merak ettikleri bir soru olursa sorsunlar. Konuşalım, ahbap olalım, arkadaş olalım. Ben onlara şefkat duyuyorum. Zannettikleri gibi değil. Vesveseleri vardır, şüpheleri vardır, yani buna benzer.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz, “Şu kota konusunun Hocamız bir daha üstünde durabilir mi” diyorlar. Bazı kardeşlerimize de şu an gelmiş, yayını izleyemiyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam şimdi Amerika’da ama ilgili birimler bizi izlediği için, Tayyip Hocama da sürekli bilgi gittiğini bildiğim için tekrar istirham ediyorum; kata, kota, her şeyi kaldırsın. Bilgisayara giren genç internette şak bağlantıya geçsin. Birde havadan; şehirde, mesela Kayseri’ye gitti, parkta oturuyor; açsın çocuk bilgisayarını, düğmeye bastığında şak istediği yere girsin. Yasaklama da olmasın. Yani bazı yerler mesela yasak. Bırak, merak etsin, gitsin, baksın adam, ne mahsuru var yani? Yasaklayınca mı iyi olacak? Yasaklayınca kötü. Adam merak eder. Acaba nedir? Bildikleri mi var? Girsin, yanlış varsa görsün. Çünkü yanlış olanın cevabı olan yerler de var. Ne gerek yasaklamaya? Serbest olsun istediği gibi. Bir de para almak; 10 lira almaya bile gerek yok. Hava, su gibi ihtiyaç. Devlet milleti eğitmekle mükellef. En hayati konu. Başka konularda para alsın. Vergi alıyor. Onda paraya gerek yok, ne para alacak yani? Hatta bilgisayarı olmayana taksitle veyahut hibe şeklinde bilgisayar versin devlet. Millet bilgilendiğinde, kültürlü olduğunda birçok sorun da ortadan kalkar.

DİDEM ÜRER: Eğitim ve sağlığa ayrılan bütçenin askeri bütçeden daha fazla olduğunun açıklamasını yaptı Hocam AK Parti, ilk defa bu şekilde olmuş. Onun için çok kolaylıkla dediğiniz gibi internet konusunda sağlayabilirler.

ADNAN OKTAR: Silahla uğraşılmaz. Sen silah yapıyorsun, adam daha gelişmişini yapıyor. Hemen diyor ki; bu demode oldu. Şimdi yapıyor, mesela 200 tane jet uçağı yapıyor. Diyorlar ki “şimdi yeni bir uçak çıktı, bu uçakları rahatça havada vuracak durumda. Bunların artık bir etkisi kalmadı.” O 200 uçak berhava oluyor. Yeniden uçak yapmaya başlıyorlar. Ve katrilyonlar, sular seller gibi atılıyor. Yazık günah değil mi? Çoluk çocuğu sevindirin, insanların beslenmesine ayıralım, eğitimine ayıralım, giyinmesine ayıralım, insanlar mutlu olsun. Bir de o silahlar dehşet saçan silahlar. Adamların ağzını yüzünü koparıyor, kolunu kopartıyor, mahvediyor, kan revan içinde bırakıyor. Neyi paylaşamıyoruz? Dünyanın neresi paylaşılamıyor, ben onu anlamadım. Bomboş, dünyanın her yeri bomboş. Toprak paylaşamıyorlar, yok petrol paylaşamıyoruz diyor. Yer petrol kaynıyor, her yer petrol dolu. Zenginlik bütün dünyayı kaplamış, Allah’a hamdolsun, Cenab-ı Allah her şeyi koymuş yerin altına, hazır. Sadece dost olacağız, birbirimizi seveceğiz, şefkatle yaklaşacağız, bu kadar.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu insansız hava uçaklarına bir yılda 6 milyar dolar harcıyorlarmış. “10 yıl içinde 100 milyar dolara çıkacağını “söylüyorlar. Sadece bir konuda.

ADNAN OKTAR: Yazık günah değil mi şu paraya? Ne gerek var? Güneydoğu’ya harcanan parayla, Güneydoğu Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinden daha gelişmiş hale getirebilirdik. Avrupa’dan kat kat daha güzel hale gelebilirdi o harcanan parayla. Yazık günah değil mi?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bir hadis okuyorum Hocam; “Peygamberimiz (s.a.v.) Ali ibn-i Ebu Talib (a.s)’ı işaret ederek buyurmuştur ki ‘daha sonra Mehdi doğacaktır ki Ali’nin soyundan gelecektir’ ”.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Hz. Ali (k.v) dünya tatlısı dedem, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: “Mehdi’nin aracılığıyla Allah yalanları ortadan kaldıracaktır.”

ADNAN OKTAR: Yalanları, Darwinist yalanları, materyalist yalanları, uydurmaları, hurafeleri, yobaz hurafelerini.

DİDEM ÜRER: “Mehdi’nin aracılığıyla Allah zorlukları kaldıracaktır.”

ADNAN OKTAR: Yani İslam’a sonradan eklenip Müslümanları iki büklüm yapan, İslam’dan uzaklaştıran, bağnaz hurafeler, her türlü yalan olan, Allah adına ortaya konmuş hükümler. Evet.

DİDEM ÜRER: “Boyunlarınızdan esaretin utancını kaldıracaktır.”

ADNAN OKTAR: Ne IMF’ye esir olacaklar, ne Amerika’ya esir olacak Müslümanlar. Ne başka yere, ne Çin’e, ne Rusya’ya esir olacaklar, ne iddia edilen Ergenekon terör örgütünün boyunduruğu altına girecekler, ne çetelerin boyunduruğu altına girecekler, tam anlamıyla özgür olacaklar. İnşaAllah-u Teala.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin faaliyetlerinden var inşaAllah, şöyle yazmışlar: “Saygıdeğer arslanlar arslanı Hocam, Mustafa Üstün Hocamız’ın talebeleri olarak, Amasya Suluova Sağlık Meslek Lisesi’ne sizin kitaplarınızdan hediye ettik. Saygılarımızı sunar, ellerinizden hürmetle öperiz.”

ADNAN OKTAR: Arslanlara bak sen, maşaAllah. Genç kızlarımız da filinta gibi, delikanlılarımız da filinta gibi. Çok iyi olmuş, maşaAllah, elhamdülillah. Allah her yerlerini nur kılsın. Aferin benim canlarıma.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Çorum’dan da kardeşlerimiz şöyle yazmış; “Arslan Adnan Hocam, biz Hacı Arife ve Zümrüt Aksoy. Çorum’da Bahabey Milönü’nde, Gazi Caddesi’nde, Zafer Çarşısı’nda, Üniversite önünde, Konaklı Belde Başkanına, sağlık ocağı doktoruna 800 adet kitap dağıttık. Ayrıca bir kütüphaneye Yaratılış Atlası hediye ettik. Allah yolunda sizinle beraber yürümekten büyük mutluluk duyuyoruz. Sizi çok seviyor, dualarınızı bekliyoruz Hocam. Kedi bulamadık ama onların yerine bu kedicikleri gönderiyoruz.”

ADNAN OKTAR: Kedinin hası bunlar işte, maşaAllah. Köpekleri de çok şekermiş. Çocuklardaki hayvan sevgisi çok tatlı oluyor. Hakikaten çok ciddi zevk alıyorlar maşaAllah, Allah kalplerine güzel bir sevgi koyuyor. Kedileri mıncıklıyorlar bilmem ne, kediler de onları çok seviyorlar. MaşaAllah, iyi, çok güzel.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Erdoğan, Bitlis’te düzenlenen Said Nursi ve Risale-i Nur konulu sempozyuma bir mesaj göndererek, bu tip çalışmaların Üstad’ın daha iyi anlaşılmasına vesile olmasını diledi. Sayın Başbakan “düzenlenen bu sempozyumun Bitlis’i ve Said Nursi’yi daha iyi tanımamıza, anlamamıza vesile olması temennisiyle verimli sonuçlara sahne olmasını diliyorum” ifadelerini kulandı.

ADNAN OKTAR: Bu ifadeler, işte Nurcuların gönlünü fethediyor. Bu konuşma şahane, tam bir demokrat, güzel. Tayyip Hocam iyi gidiyor, maşaAllah.

Evet, buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, bir kardeşimizin sorusu vardı da, bu mobese kameralarını söylüyor; “Reyhanlı’daki patlamadan üç dört gün önce devre dışı bırakılan 73 mobese kamerası neden devre dışı kalmış?” diye soruyor. Bir de “Benim annem Alevi, babam Sünni. Mezhep çatışmaları 70’lerin 80’lerin sorunuydu. MaşaAllah, mezhepsel çatışmaları çoktan aştı Türkiye. Alevlendirmeye çalışan kişiler var, bunları anlatabilir misiniz?” diyor.

ADNAN OKTAR: Çok münasebetsiz bir tavır. Bizim akrabalarımız, arkadaşlarımız, biz hep Alevilerle iç içe yaşardık. Aklımızın ucundan bile geçmezdi. Çok nezih, kibar, çok kaliteli insanlardır Aleviler, nur gibi Müslümanlar. Aleviler hep öyledir. Ben diyorum, Hacı Bektaş’a da gittim, Alevi kardeşlerimizle tanıştım, konuştum, nur gibi insanlar. Konuşan insanları kaile almamak yeterlidir. Hiçbir zaman için Türkiye’de böyle bir risk oluşmaz. Aleviler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar, biz iç içe yüzyıllardan beri yaşıyoruz ve gayet güzel bir dostluğumuz, kardeşliğimiz var, boş yere uğraşıyorlar. Yani aksi yönde boş yere uğraşıyorlar. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz zorlukları için ve hasta olan yakınları için sizden dua istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Hastalık, Allah’a yaklaştırır. Hayır vardır hastalıkta. Çileler Allah’a yaklaştırır. Cenab-ı Allah özel yaratır. Çile, hastalık olmazsa, zaten din olmaz, dinin anlamı olmaz, imtihanın anlamı olmaz. Yarı yarıya cennet, yarı yarıya cehenneme benzer dünya. İmtihan olduğu için, mutlaka o engeller olması lazım. Engelleri aşarak koşacaksın. Düz yolda yürürsen, imtihan olamazsın. İstiyorlar ki, dümdüz yolda gideyim. O zaman dünyanın bir anlamı kalmaz ki.

Mobese kameraları da, öyle bir konu olmaz, yani onu tespit ederler, bundan sonra gereğini de yaparlar. Mobese kamera sayısı artırılabilir Türkiye’de genel olarak, risk bölgelerinde özellikle, tehlikeli yerlerde. Mobese kamera uzmanları da ayrıca daha kapsamlı çalışmalar yapılıp geliştirilebilir, daha uzman hale getirilebilirler. Teknoloji bundan sonra bu yönde, hep olumlu yönde faydalı olacaktır, inşaAllah.

“Aşkım Hocama sorar mısınız, bizler Reyhanlı’daki Suriyeli kardeşlerimiz için bir kampanya başlatmak istiyoruz. Nasıl ve hangi şekilde yapmamız uygun olur inşaAllah?” Çeşitli şeyler var işte, İHH falan var, onlar bayağı iyi faaliyet yapıyorlar.

Ben İHH’yı iyi tanıyorum, yani onlar hakikaten delikanlı, cesurlar, en zor yerlere bile giriyorlar, şevkliler, gayret ediyorlar. Cansuyu diye bir şey var, Kimse Yok mu var. Bunların herhangi biri olur herhalde. Bunlar çünkü dürüst dernekler. Yani öyle çıkar yönünde bir tavırları görülmedi bunların. Anında da ulaştırıyorlar. Ama ayrıca kardeşlerimiz de alıp direkt götürüp yardımcı olabilirler. Mesela bir kamyon, kamyonet tutup, varsa imkanları, doğrudan götürüp orada kardeşlerimize ulaştırabilirler. Hava iyi yani, yaz, pek bir şey olmaz Allah’ın izniyle. Üç beş ay, hatta altı ay falan rahat yaşayabilirler orada, açık arazide de durabilirler. Ama Suriye meselesinin bir an önce hallolması lazım. Birkaç ayın içerisinde hallolursa, çok iyi olur. Kışa kalmadan hallolsa çok iyi olur. Evet, inşaAllah.

Biraz hadis okuyayım o zaman. Allah Allah. Bakın diyor ki; “Mehdi devrinde, iyileri öldüren zalim bir Mısırlı hükmedecek.” Allah Allah, detaya bakın. Ki, Cenab-ı Allah onu tepe takla görevinden aldı. Arap baharında Allah, o fitneyi de ortadan kaldırdı. Ama 1400 sene öncesinden Mısır’da “iyileri öldüren zalim bir Mısırlı hükmedecek.” Çok acayip.

DİDEM ÜRER: Hocam, Mert diye birinin bir sorusu vardı.

ADNAN OKTAR: “Allah varsa, bizi yarattıysa, her şeyi biliyorsa, ne yapacağımızı biliyorsa niye sınav yapıyor?” Bizim kendimizi görmemiz için yapıyor. Allah bizi sınıyor anlamında, yani Allah bizi bilmiyor da öğrenmek için yapıyor anlamında değil. O, Allah’ın üslubu. Ledüni bir açıklamadır o. Yoksa mesela ben kendimi bilmiyorum, benim kim olduğumu Allah bana gösteriyor. Ne kadar süre? Mesela Allah ömür versin, kaç yılsa, o kadar süre beni bana gösteriyor. Niye gösteriyor beni bana? Eğer cennet nasip ederse Allah, inşaAllah olur, cennette o zaman ben kendimi sevmiş olacağım. Diyeceğim çile çektim, mücadele ettim, azmettim, Darwinizme-materyalizme karşı mücadele ettim. Müslümanların beni niye sevdiğinin mantığını göreceğim. Çünkü durduk yere beni severlerse, biraz acayip olur, değil mi? Yani hiçbir özelliğim yoksa severlerse, acayip olur. Allah dilerse olur, ayrı mesele de ama sebebe dayalı olarak, bu tarz sebebe dayalı olarak bir şey olması lazım. Diyecekler ki, şu mücadeleyi yaptı, bu mücadeleyi yaptı, hapse girdi, akıl hastanesinde yattı, yılmadı, davasından ödün vermedi. Cennette bu konuşulunca ben ne olurum? Hoşuma gider. Hoşuma gitsin diye Allah bunları özel yaratıyor. Bizi bize gösteriyor Allah. İmtihanın anlamı budur. “Allah nasıl yaratıldı?” diye soruyormuş sürekli olarak. Şimdi bak ne diyorsun sen burada Mert, demek istediğin şu, “Allah’tan önce ne vardı?” diyorsun değil mi? Zaman, zamanın içine giriyorsun bu anda. Zamana göre soruyorsun, “daha önce ne vardı? Daha sonra ne vardı?” Zaman sonradan yaratıldığına göre, mekan sonradan yaratıldığına göre bu soru, anlamını kaybediyor. Allah, nasıldı biliyor musun sana söyleyeyim Mert. Kainatı nasıl yaratmıştır; sonsuz kısa zamanın içinde yaratmıştır. Sonsuz kısa zaman ne biliyor musun? Katrilyonun katrilyonda biri değil. Katrilyon çarpı katrilyonda bir anlamında da değil. Katrilyonlarca sene katrilyonu birbirine çarpsan, o kadar çıkan zaman içerisinde çıkan o küçük birimi ele alsan, yine o kadar da değil. O kadar kısa süre içerisinde, sonsuz zamanı yaratıyor. O yüzden aklın almıyor, o yüzden kavrayamıyorsun. Zamanlı olduğun için, bunun bir mantığı olmaz. Yani zamanla bağlantılı bir soru soruyorsun. Önce; diyemezsin, çünkü önceyi sonrayı sonradan yaratmış Allah. Bu şekilde, nasıl anlatayım sana; mesela şimdi şöyle bir ses bak. (tık tık tık) Şimdi bunu unutma aklında tut. (tık tık tık) şimdi bu sesle ilk sesi kafanda kıyasladın, o kıyastan bir zaman birimi kafanda oluştu. Ama bu nasıl bir şey biliyor musun, bu bir inanç. Beyninde bir inanç olarak oluşturdun sen bunu. Buna sen zaman dedin. Allah katında işte böyle bir şey yok. O senin beyninde oluşuyor. Oradan bunu anlayabilirsin, oradan kavrayabilirsin.

“Hocam selam. Sohbetleriniz güzel. Artık milli içeceğimiz ayran, kola değil” diyor. “Kola yerine ayran içseniz nasıl olur Hocam?” diyor. Başbakanımız portakal suyu da içmemizi ister, kayısı suyu da içmemizi ister. Ama hakikaten Anadolu’ya ziyarete gittiğinde hemen derler ki “buz gibi bir ayran getirelim.” Kimse size portakal suyu getirelim demez Allahualem. Kola getirelim demezler, değil mi? Tek söylenen hangi köye giderseniz gidin “buz gibi bir ayran getirelim” derler.

“Hocam, ilaçta sıkıntı yok ama bazı özel hastanelerde acile gittiğimizde ücret talebinde bulunuyor.” Acilde zaten para alınmaması gerekiyor. Ama ilaç herhalde yazıp eczaneye gönderiyor, ona karışmıyor herhalde. Ona devlet bir çözüm bulabilir. Ama acilde o anda ilacı veriyorlar, kurtarıyor, tedavi sürecinde gereken ilacı vermiyorlar. Arkadaşımız ücretsiz olsun istiyor, onu anlatıyor.

Bir hanım kardeşimiz; “Hocam, Victoria Secret mankenlerinden daha güzel hanım kızlarımız” maşaAllah, doğru söylüyor. Çünkü onlarda bir de nur var, temizlik var, güvenilirlik var, efendilik var, güç var, cazibe var. O herkeste olmaz. Güzellik olabilir ama Victoria Secret baktığın zaman çocukların yüzü buz gibi, soğuk, bazen dehşet içinde bakıyorlar. Fotoğrafları var çocukların, boşluğa bakıyor. Halbuki o çocukların gözünde tutku olması lazım, derinlik olması lazım, sevgi olması lazım Allah aşkından kaynaklanan. Buz gibi çocukların yüzü. Sevgi yok ki, sevgi olmayan ortamda ne yapsınlar? Güzel ama çocukları et yığını gibi görüyor birçok kişi. Dalga geçiyorlar, bilmem ne, mahcup etmeye kalkıyorlar, televizyona çıkarıyorlar, küçük düşürecek sorular soruyorlar. Güya kendi kafasınca dalga geçiyor. Genç kıza öyle şey yapılır mı? Genç kız büyütülür gözde, değer verilir, saygı duyulur. Onu onore etmek, onun haysiyetine, şerefine, namusuna güzel bir iltifatla beğeni sunmak yakışır, inşaAllah.

“Hocam, bir Trabzonlu olarak bizim oranın havalarını da dinlemenizi istiyoruz” diyor. “Sizin sayenizde biz de dinleriz” diyor. “Ben Trabzonlu Fahri Yılmaz” diyor. Fahri tamamdır, mesajı aldım, inşaAllah.

İbrahim kardeşimiz: “Huzeyfe Bin Yaser şöyle der: İmam-ı Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurduğunu duydum; ‘Her kim zamanın imamı tanımadan ölürse, cahiliyet ölümü üzerine ölmüş olur.’” Yani bu Hz. Mehdi (a.s) ile söylenmiş bir hadistir. Bu, Kütüb-i Sitte de birçok hadislerde var meşhur bir hadistir. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın var olduğunu bildiği halde bağnazlığı, bağnaz kafayı savunarak-ki, cahiliye kafası, “ölürse bire insan cahiliye ölümü üzerine ölür” diyor. Doğru söylüyor, açık bir gerçek bu.

Allah Allah, bakın Cenab-ı Allah cahiliyedeki, küfürdeki mantığı ne güzel açıklamış. Enbiya Suresi 44. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Evet, biz onları ve atalarını yararlandırdık;” işte mallar, oğullar, ticaret, “öyle ki,” bakın ne kadar önemli, “ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi.” Hakikaten hiç birinin aklına bu tip insanların ölüm aklına gelmiyor. Mesela yaşlanmış adam bakıyorum baya kilolu, kolesterolü çok yüksek her an ölebilir o aslında. Hiç umurunda bile değil. Tek kelime bile Allah’tan bahsetmiyor. Bir kelime bile Allah’tan bahsetmiyor. İşte kim kime kaç gol attı. İşte çekler ne oldu, senetler ne oldu. Şunun arabası ne oldu, bunun arabası ne oldu. Kardeşim, etme yaşın ilerlemiş aklını başına al. Olgunlaşmışsın. Allah’tan tek kelime bahset, değil mi? Allah’a kalbini bağla. Tek kelime bahset derken, yani tabii ki sürekli bahset ama hiç bahsetmiyorsan bir kere olsun Allah’tan bahset. “Fakat şimdi, bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı?” hepsini öldürüyorum diyor Allah, teker teker. Birer birere eksiltmiyor muyum onları diyor. “Şu halde, üstün gelenler onlar mı? diyor Allah. (Enbiya Suresi / 44) Ben miyim, onlar mı üstün diyor? Hepsini bire birer alıp mezara koyuyor muyum koymuyor muyum diyor Allah. Yapıyorum diyor. O zaman niye büyüklük taslıyorlar diyor? Galip olsa, o mezarın altına girmez o diyor. Büyükleniyor ama diyor, teker teker Ben onları eksiltip, mezarın altına sokuyorum diyor Cenab-ı Allah.

“De ki: "Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum.” Kuran’la uyarıyorum, korkutuyorum, “Ancak sağır olanlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler." (Enbiya Suresi / 45) Şuuru kapalı diyor Allah.

“Andolsun, onlara Rabbinin azabından 'bir ufak esinti' dokunacak olsa” hakikaten küçük bir bela bile olsa acayip paniğe kapılıyorlar, “hiç tartışmasız; ‘Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız’ diyecekler” diyor Allah. (Enbiya Suresi / 46) Hakikaten bir anda Allah’tan kitaptan bahsedip, bir anda dinden imandan bahsediyor öyle tipler. Bela geçtiğinde, sanki hiç bir şey olmamış gibi Allah’ı, dini, imanı, Kitab’ı unutuyor.

Bakın şu kafaya Allah uyarı yapıyor. Enbiya Suresi 53. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler.” (Enbiya Suresi / 53) Nereden çıkardın bu düşünceyi diyorsun? ‘Alim, ulema yapmış şu ana kadar’ diyor, ‘atalara uyuyoruz biz’ diyor. Allah diyor ki Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ya ataları bir şey bilmeyen cahil insanlarsa yinemi uyacaklar” diyor Allah. “Sen onları Kuran’a çağırdığın vakit, onlar seni atalarına çağırırlar” diyor. “Ataları hiçbir şey bilmeyen cahil kimselerse yine mi uyacaklar” diyor Allah. Adamı Kuran’a çağırıyoruz, o da bizi atasına çağırıyor. Kardeşim, atan bir şey bilmiyor, cahil atan. Sen Kuran’daki dine baksana, “Kuran’da Allah böyle diyor” diyoruz, ‘benim bildiğim dinde bu yok’ diyor. “Nereden anladın” diyoruz? ‘Duydum atalardan’ diyor. Önce hazır bir din var kafasında, o dine inanmak için Kuran’a bakıyor, Kuran’da var mı yok mu o din. Eğer yoksa, Kuran’a inanmıyor. ‘Bir yanlışlık var, ben aradığımı Kuran’da bulamıyorum’ diyor. Yoksa, demek ki uydurma. Böyle şey olur mu? Önce sen Kuran’a bakacaksın, Kuran’da varsa o dindir. Kuran’da yoksa, o din değildir. Bu kadar açık.

Didem Hocam bence biz gidelim, yarın gelelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü