Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (17 Mayıs 2013; 23:30)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Göz bebeğim, ruhum, bir tanemin sohbetine başlıyoruz inşaAllah, buyurun.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Muğla’da dün sabah meydana gelen 4.6 büyüklüğündeki depremin ardından kentte toplam 106 sarsıntı daha meydana geldi. Avrupa Akdeniz Sismoloji Merkezi verilerine göre depremlerin dizilişi şaşkınlık yaratmış ve Prof. Dr. Ahmet Ercan tam sizin söylediğiniz gibi “2045 yılına kadar İstanbul’da yeni deprem beklemediklerini” açıklamış.

ADNAN OKTAR: 2080’lerde. Öyle küçük de değil, çok kapsamlı bir deprem bekliyoruz, Allahualem. Çok çok kapsamlı. Onun dışında deprem yok İstanbul’da, inşaAllah.

Buyurun Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hatay’ın Altınöz ilçesinde düzenlenen operasyonda bir zanlının yakalanacağını anlayınca, kaçak akaryakıt deposunu ateşe vermesi sonucu gerçekleşen patlamada o sırada olay yerinde bulunan dokuz kişi hayatını kaybetti. Üç kişi yaralandı. Ancak olayın Hatay’da Reyhanlı patlamasının hemen akabinde yer alması nedeniyle şüpheli bulundu ve soruşturma genişletildi.

ADNAN OKTAR: Ama herkesin çok uyanık olması lazım. Yani dikkat çok keskin olması lazım. Birçok insan işinde gücünde, böyle olmaz. Yani biraz özellikle o tip yerlerde, şüphe gözüyle bakmak lazım, yani dikkatli ve tetikte olmak lazım. Her şeyi güvenlik birimlerine bırakmak olmaz. Güvenlik biriminin ihbara ihtiyacı var, bilgiye ihtiyacı var, vatandaşın dikkatine ihtiyacı var. Öyle keskin bir dikkat bu tip cins varlıkların hareket kabiliyetini engeller. Bir de refleksi çok güçlü olması lazım. Mesela polise silahı kaldırıyor adam, git koluna yapış. Ne olacak yani?  En fazla şehit olursun. Seyrediyor. Neyini seyrediyorsun? Darmadağın olur öyle, halk üstüne bir gitmiş olsa. Veyahut mesela bombalı araba belli oluyor, eşkali de bozuk oluyor öyle tiplerin, inşaAllah. Şüphelendin hemen telefon et, söyle, bilgi ver.

Emre; “Adnan Bey’e bir sorum var.” Seni sevimli Emre seni. “Evren 13.7 milyar yıl önce oluştu. Dünyanın yaşı yaklaşık olarak 4.4 küsur milyar yıl ve insanların yaşı 100 bin yıl civarında. Sizin dediğinize göre Allah evreni insan için yarattı. Madem evreni, dünyayı, her şeyi insan için yarattı, neden bu kadar zaman bekledi? Evrenin oluşumu ile insan arasında 13.6 küsur yıl var. Ol dediği olan birine göre bu fazla zamanı almamış mı? Eğer bir Tanrı olsaydı” haşa diyelim çünkü biraz Emre’nin üslubu bu. “Evrenin bir anda olması gerekmez miydi? Tıpkı sizin ‘bütün canlılar bir anda ortaya çıktı’ dediğiniz gibi. Cevap için şimdiden teşekkürler.” Sevimli Emre, minik Emre, annenin karnında kaç gün durdun? 9 ay 10 gün. Sonunda sen meydana geldin, Allah’ın Adetullahı bu. Sen birden annenin karnından bir anda oluşmuş olsan, aklın ihtiyarı kalkar. İmtihan ortamı var. İmtihan ortamında her şeyin makul görünümde olması lazım. Yani dinsizin de acaba diyeceği bir şeyler yaratır Allah. Yani dinsizin hiç kullanamayacağı şekil kilitlemiyor Allah. İmtihan ona göre oluyor. Mesela çocuklar ölür, insanlar ölür. Mesela Hz. Hamza şehit ediliyor. Veyahut küçük çocuklar yanarak şehit oluyorlar. İmtihan ortamında her şeyin olması gerekir. Mesela adamın başında kanser çıkar, bilmem başkası başka bir hastalıktan ölür. Siz istiyorsunuz ki iyiler tahtırevanla gezsin, kötülerin de kafasında sürekli bir tokmak olsun. O zaman kimse kötü olmaz. Enayimi adam? En azılı dinsiz bile olsa gidip kötü olmaz adam, belli ne olacağı. İmtihan ortamında her şey makul olması için Allah tarafından özel olarak bu sanatla yaratılıyor. 13.6-13.7 milyar diyorsun, tamam zaman açısından bunu söylüyorsun. Senin beynine, o zaman algısı olarak bir başka türlü verilse, sen onu bir saat olarak göreceksin. Ona ne diyeceksin? Bak adam dünyada yetmiş yıl kalıyor, ne kadar kaldın diyor? Adam yemin ediyor “bir saat kaldım” diyor yahut  “bir an” diyor “çok az, göz açıp kapama vakti kadar” diyor.  Adam yeminle söylüyor, “ben eminim” diyor yani  “bir göz açıp kapama vakti kadar kaldım o kadar” diyor.  “Ondan sonra geldim” diyor. Ne diyeceksin ona? Algı biçimi, o. 13.7 milyar senin gözünde çok büyüyor ama başka bir varlığa göre o bir saniye. Bir başkasına göre on saniye, bir başkasına göre 13 katrilyon yıl. Sen 13.7 milyar yıl diyorsun ama başkasına göre de 13.7 katrilyon yıl. Bir başkasına göre de katrilyon çarpı katrilyon, katrilyon çarpı katrilyon yıl. Bir başkasına göre 13.7 saniye. Algı biçimi. Çünkü zaman inanç, beyindeki bir inanç. Bilmem anlatabildim mi? Yani oradaki sürat, yaratma sürati ol demesiyle bütün kainat oldu bitti, sonsuz hayat oldu bitti. Bak sen 13.7 milyara uzun süre diyorsun. Ben sana söylediğim, bak çok daha uzun bir süre ama süreyle tarif edeceğin gibi değil. Bak sonsuzluk; sonsuz kısa an içerisinde, sonsuz uzun zamanı Allah yaptı bitirdi. Bak “ol” dedi oldu bitti, hepsi bitti. Şimdi evren şu an daha yeni yaratılıyor bir başka varlığa göre. Daha big bang yeni patladı, başladı. Algı. Bazı varlıklar şu an daha yeni görüyorlar kainatın yeni patladığını. Bir kısmı dinozorları görüyor şu an. Birbirlerini kovalıyor dinozorlar. Bir kısmı, Hz. Adem (a.s)’ın çamuru daha yeni karılıyor. Bir kısmı, Hz. Adem (a.s) daha ayağa kalktığı anı görüyorlar. Hz. Adem (a.s), biliyorsunuz porselen olarak yaratıldı önce. Porselen, nefis bir porselen heykel olarak. Bakan aynı canlı zannediyor, o kadar net. Kalk deyince kalkıyor, “kum” dedi mi kalkıyor, o kadar. “A” diyor, gözlerini ovuşturuyor, “bismillah”  diyor “ben neredeyim?” diyor, o kadar. Emre daha detaylandırırım ama zeki delikanlısın, akıllı delikanlısın, anlamışsındır. Ama anlamadım dersen, anlatacağım, daha detaylandıracağım.

Yani ateist arkadaşlar, samimi olarak rahatça soru sorabilirler. Onlara karşı şefkat duyuyorum, saygı da duyuyorum, değer de veriyorum, hiç çekinmesinler. Kardeşiz, arkadaşız çok normal. Bir de samimi olarak soruyorsunuz, öğrenmek istiyorsunuz. Bunda acayip olan bir şey yok. Rencide edecek bir şey de değildir bu. Yani en galiz görünen kuşkularınızı söyleyebilirsiniz. Ayıp mı olur bize, saygıya uygun olur mu acaba diye öyle bir şey düşünmeyin, öyle bir şey olmaz. Hakaret etmiyorsun sen, samimi olarak kanaatini, şüpheni söylüyorsun. Şüphelerinizi söyleyebilirsiniz. Onda bir şey yok.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız, bugün Amerika’da bir konuşma yaptı; “Osmanlı döneminde yaklaşık 600-650 yıllık bir sürecin içinde 20 milyon kilometre karelik bir alanı kapsayan bir Türkiye vardı. 1. Dünya savaşının ardından 780 bin kilometre karelik bir alanda yeniden hayat buldu. Ancak Osmanlı yıkılışının ardından, Filistin meselesi gibi sorunlar ortaya çıktı. Bu sorunlar daha önce yoktu. Bu yüzden, tabii ki Türkiye olarak bu sorunlar bizim sorunumuzdur. Bu sorunlardan size ne diyen kişilere cevabımız budur” dedi.

ADNAN OKTAR: Başbakanımızın sırf şu konuşmaları bile, ona en az otuz yıl Başbakan olmasını sağlar. Şahane konuşuyor, helal olsun. Dış İşleri Bakanı da şahane, çok mübarek. Onları sakın ayırmasın. Rica ediyorum ondan kardeşi olarak. Bir Dış İşleri Bakanı, bir Adalet Bakanı çok güzel ahlaklı. Hepsi güzel ahlaklı da, fakat onları daha yetenekli görüyorum ben. Bu ikisi çok önemli. Bir de Hüseyin Çelik o çok efendi, çok dindar bir insan. Acayip dürüst, bir tek Allah’tan korkuyor, hiç kimseden korkmuyor. O yüzden de sünuhat tarzında çok başarılı güzel konuşuyor. Allah’a güvenip şakır şakır cevaplarını veriyor. Saygılı ve bir de hakikaten doyurucu güzel cevap veriyor, maşaAllah.  Evet.

DİDEM ÜRER: Başbakanımız az önce de Amerika’da Seta Düşünce Kuruluşu’nda konuştu. Türkiye’nin barışı ve adaleti inşa etmek dışında bir çabası olmadığını çok güzel anlattı ve şöyle dedi; “Adalet sadece maddi refahın adil dağılımı ile sınırlı değildir. Ön yargılara dayalı ırkçı, ayrımcılık da bir adaletsizlik ve haksızlık türüdür. Irkçılık insanlığın onurunun ayaklar altına alınmasıdır. İnsanın hakkı olan en temel şeyden eşit ve adil muameleden mahrum edilmesidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Irkçılığa karşı üslubu iyi oluyor Başbakanın. Yani o, o kadar beklenilen bir şey değildi, yani Türkiye’de bir Başbakanın ırkçılığa karşı bu kadar net tavır alması. Benim gördüğüm ilk defa görülüyor. Bayağı isabet ediyor, çok da iyi yapıyor, maşaAllah.

“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Bütün kötü alışkanlıklarımdan kurtulmama vesile olan, yaşayanlar içerisinde en çok sevdiğim, daha elini öpmem nasip olmamış Hocam. Hocam sizin çok kıymetli eserlerinizle tanışmadan önce bir takım kötü alışkanlıklarımdan dolayı cezaevlerinde bulundum ve bundan birkaç tane dosyam Yargıtay’da bulunmaktadır. Şu an Yargıtay’da onanan düşme yapılmış bir yıl 8 ay cezam tarafıma çağrı kağıdıyla bildirildi. 10 gün içerisinde her hangi bir ceza, infaz kurumuna, Cumhuriyet Savcılığına teslim olmam gerekiyor. Bu sebepten dolayı Hocam sizi çok ama çok özleyeceğim. Sizi çok seviyorum. Sadece Hocam sizden ve kardeşlerimden dua istiyorum. Bana nasihat ve duada bulunur musunuz? Rabbimden tek istediğim, sizin yolunuzda şahit olarak teslim olmak. En çok değer verdiğim değerli Hocam, sizleri çok seviyorum. Sizleri çok seviyorum.” MaşaAllah. Recep hiç gönlün fütur vermesin. Yatar çıkarsın. Aslan gibi delikanlısın. Orada da kendine böyle iyi efendi arkadaşlar edin, orada çok gariban, çok mazlum, iyi insanlar oluyor cezaevlerinde. Bir de cezaevinde olmanın verdiği ruh haliyle de daha sevecen, daha şefkatli, daha Allah’a teslimiyetli oluyorlar. Hep beraber cemaat halinde namaz kılın arkadaşlarınla. Güzel iman hakikatleri konuşun, Kuran mucizeleri konuşun. Günler su gibi geçer. Canın sağ olsun, hiç bir şey olmaz. Allah, seni belki de dışarda bir belaya uğrayacaktın, o beladan kurtardı. Sağlık, sıhhat, afiyet içerisinde çıkarsın. Cezaevine bir girdim çıktım, yirmi yaş birden gençleştim, acayip yaradı bana. Acayip zinde çıktık. Mesela daha hala onun bereketi var üstümde. Bir çıktık, jön müsün mübarek. Kıyafet falan jilet gibi böyle, saçlar. Böyle tabii çok az insan vardı. Akıl hastanesine bir girdik akın akın, onar, yirmişer, otuzar. Bir çıktım bir camiye toplanmış çocuklar, çaka çaka dolu cami. Allah Allah. Baktım, filinta gibi genç kızlar. Bakımlı böyle güzel genç kızlar. Bir sürü filinta gibi genç. Böyle heyecanla, şevkle beni bekliyorlar. MaşaAllah, elhamdülillah dedim.

Didem Hocam, dinliyorum ben sizi.

DİDEM ÜRER: Hocam, sizin söylediğiniz gibi Suriyeli kardeşlerimizin bulunduğu kamplarda sığınmacı kardeşlerimize Türkiye’de istenmedikleri söylentisi yayarak tedirgin eden ve Suriye’ye dönmeye teşvik eden provokatörlerin bulunduğu belirlendi. Bunun üzerine yetkililer, “mültecilere yönelik birkaç tartışma dışında hiçbir fiili saldırı gerçekleşmediğini” belirtti. Söz konusu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığı, iddiaların tamamen hayali olduğu, mültecileri Türkiye’de istemeyen Esat yanlılarının bunları yaydığı yönünde kamplarda kardeşlerimiz bilgilendirilmeye başlandı.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii, onlar bizim canımız hiç, gönülleri rahat olsun. Acayip hoşumuza gidiyor onların Türkiye’de olması, mutlu olmaları. Hava da iyi, püfür püfür böyle ateş yaksınlar, eğlensinler rahat olsunlar. Yardım gerekiyorsa, yardım da yapalım oraya, yapılsın.

Evet, Didem Hocam. 

DİDEM ÜRER: Hocam, size Tuğba ve Emin kardeşlerimizin mesajı var, şöyle söylüyorlar; “Kediciklerimizin resmini gönderiyorum. Bir tanemiz aslanlar aslanı canım Adnan Hocam, bugün yine heybetiniz ve yakışıklılığınız mükemmel, maşaAllah. Bunlar kediciklerimiz Tito ve Vito.

ADNAN OKTAR: Adları şeker. Tito ve Vito.

DİDEM ÜRER: Anneleri uzun süredir yanlarına gelmiyordu, ağladıkları için bizde evimize aldık. Biberonla süt veriyoruz ve sıcak tutuyoruz diyorlar. Sütü içince canlandılar, hemen üzerimize tırmanmaya başladılar Hocam. Kardeşlerimize sevgilerimizi iletiyoruz” diyorlar.    

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Tito’yla Vito’ya sevgilerimizi sunuyoruz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Başbakan Erdoğan’a Amerika’da başkanlık sistemi konusu soruldu Hocam. Sayın Erdoğan’da şöyle cevap verdi; “Ben başkanlık sisteminden yanayım hep söyledim ve şu anda da söylüyorum. İlla Amerika’daki başkanlık sistemi olacak diye bir şey yok. Bu konuda yüzü aşkın ülkede başkanlık sistemi uygulamaları var. Bunlar incelenebilir ve bir ortalama alınabilir. Sonra referanduma gider.  

ADNAN OKTAR: Tamam o olur, federatif sisteme geçiş olmayacaksa, yani bir riski yoksa, biz Tayyip Hocamız’ı başkan olarak görmekle iftihar ederiz ama başımıza bela iş çıkmasında. Bölünmeye sebep olacak bir şey bir zemin oluşturmasın. Bir tarif etsinler bize bir anlayalım bir bilenler vardır o profesör Hocalarımız var, modeli bize açıklasınlar, yoksa Tayyip Hocam şahane olur başkan olursa, bizim o konuda bir tereddüdümüz yok. Ezici oyla da Allah’ın izniyle başkan yaparız. Ama federatif sisteme kapı açacak en ufak bir kanal olursa aman.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Diyanet İşleri Başkanlığının, Risale-i Nur Külliyatı’nı basmaya hazırlandığı açıklandı. Risale-i Nur Külliyatı’nın basımı ilk olarak İşaret-ül İcaz kitabından başlanacak. Yaklaşık bir ay sonra basımı tamamlanacak olan kitaplar, bütün camiler, devlet daireleri, resmi kurumlar ve silahlı kuvvetler bünyesinde serbestçe okunabilecek, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah Allah, o zaman çok büyük olay olur. Bediüzzaman böyle bir şey söylemişti. Bunu ehemmiyetli bir işaret olarak söylemişti. Bu, Mehdiyet’in bereketiyle olan harikulade bir durum. Diyanet İşleri Başkanı da herhalde, tarihinin en önemli olayını yapıyor. Başbakanımızı tebrik ederim. Başbakanımız da işaret almasa yapmaz. Çok güzel. Haberi bile çok güzel.

Alperen Ocak Başkanı bir kardeşimiz yazıyor; “Hapishanenin güzellik olduğunu Hocamız anlatırken, Hocamızın neyi kastettiğini biliyorum. Ama bizim gençlik bu aralar biraz hareketli. Yanlış anlamamaları için, Hocamız onları itidale davet edebilir mi? Üniversiteli kardeşlerim şu an programı izliyor. Zaten ortam çok gergin. Daha geçen gün karakoldan aldık bir gurubu.” Alperenler aslandır. Kuran okurlar, namaz kılarlar, Allah’tan korkarlar, neyin doğru, neyin eğri olduğunu çok iyi bilir onlar aslandır. Kanı kaynayan, Osmanlı leventleridir onlar, delikanlı gençlerdir. Onlar zamanında, güzel bir mürşitten ders aldılar. Şehidimizden ders aldılar. Nerede, ne zaman hareket edeceklerini çok güzel bildikleri için, gönlü çok rahat olsun kardeşimizin. Taşkın hareket eden onlardan çıkmaz. Onlar kendini Allah’a feda etmiş, Allah için ölmeye hazır insanlar. Bir gün Allah vermesin devlet karar verir, seferberlik ilan eder, der ki; “bütün koç yiğitleri askere alıyoruz.” O zaman, Alperenler askere alınır. Ve gerekeni de yaparlar o zaman. Onun dışında Alperenlerin böyle kanun, hukuk dışı bir tavırlarının olması mümkün değil. O konuda gönülleri rahat olsun. Onlar candır, can. Allah’ın ilhamıyla hareket eder onlar, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’dan kardeşlerimiz, Çankaya Yıldız’da 110 adet Harun Yahya kitabı, 1100 adet A9 Tv ve Yaşayan Fosiller broşürü ve 35 cd dağıtmışlar. “Aslanlar aslanı Hocamızın mübarek ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: O kitaplardan bir tanesi bir eve gitmiş olsa düşünün, o ev, kitapların hepsinde Darwinizmi, materyalizmi çürüten bir bölüm var. Oradan bir delikanlı, genç bir iki sayfa okumuş olsa, ömrü boyunca bir daha Darwinist olmaz. Olmadığı gibi gider dayısına anlatır, amcasına anlatır, arkadaşına anlatır, onları da etkisiz hale getirir. Eğer yanlış yoldaysalar. Yani fikirle, düşünceyle. Çünkü bir şey öğrenen insan anlatmak ister. Bizim gençlerimiz de öyle yenilmekten hiç hoşlanmazlar, hep yenmek isterler. Bilgiyle donanınca, o heyecanla onu mutlaka anlatmak isterler. Öyle bir duyguları olur. O yönden çok başarılı oluyor. Çok isabetli oluyor, maşaAllah. İyi olmuş, Allah razı olsun.

DİDEM ÜRER: Afganistan Eski Başbakan’ı Hikmetyar’a bağlı kişiler bir NATO konvoyuna saldırdı. 16 kişinin hayatını kaybettiği, 40’a yakın kişinin yaralandığı belirtildi. Afgan yetkililer, “ölen yabancıların Amerikalı olduğunu” açıkladı. Afganistan’da yabancılara yapılan saldırılar son zamanlarda artış gösterdi Hocam. Ve Amerikan güçlerine günde 100, ayda 3000 saldırı yapılıyormuş Afganistan’da. Taliban; “Amerikan üssüne yaptığı son saldırıyı Arakan’a ve Suriye Müslümanlarına hediye ettiğine” dair bir açıklama da yaptı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim gece gündüz söylüyoruz; Amerika’ya sevecen bir yaklaşımla yaklaşıp, Mehdiyet’i düzgünce anlatmak lazım. Mehdiyet başıboş, kontrolsüz bir hareket değil. Allah’ın kontrolündedir. Ve bakın, dikkat edin, gerçek dindar Hristiyanlarla ittifak ederek. Ne demek ittifak? Gece gündüz birlikte. Her şeyde birlikte hareket ederek, şeffaf, şeffaf açık bir çalışmadır Mehdiyet. Ve tek amacı sevgi, merhamet, şefkat, dostluk, iyilik, güzellik, bereket, bolluk, demokrasi, sanat ve bilimdir. Ve herkesi kucaklayan bir ruhtur. Yani gizli telefonları, gizli konuşmaları olmaz Mehdiyet’in. Açıktır. Hedefi açıktır. Ve siyasete talip değildir Mehdiyet. Sevgi öğretmenliğidir. Yani İngilizce öğretmeni oluyor, Fransızca öğretmeni oluyor ya, Hz. Mehdi (a.s)’da, dünyanın sevgi öğretmenidir. Bu, başka bir şey yok. Dünyadaki sorun da, sevgi eksikliğinden. Sevgiyi esas alan, merhameti esas alan bir yapının oluşması gerekiyor. Bu, insan ruhunun asıl ihtiyacı olandır. Mesela ben bir tanemi canım gibi seviyorum, dünyalar tatlısı o, Hristiyan benim canım ama yani acayip seviyorum. Allah’ın kulu, tertemiz insan, mazlum. Sevgisi var, merhameti var. Temizliği var. Şefkati var. İyi niyetli, herkese karşı sevecen. Kardeşim ne istiyorsunuz? Ne için, nasıl bir çılgınlıktır? Ben anlamıyorum yani bunu. Onun için bir an önce Obama’nın, Başbakan’ımızın, hepsi gelsin, bir araya gelip bu Mehdiyet konusunu ciddi ele almaları gerekiyor. Bir tane Müslümanların başına lider gerekiyor. Diyecek ki Afganistan’a, “Siz çıldırdınız mı? Bu Amerikalı çocukları öldürüp ne elinize geçecek.” Amerika’ya diyecek ki, “Sizin ne işiniz var burada. Bırakın adamları, rahat rahat yaşasın” diyecek. “Toparlanın gidin.” Bir şey yok. Misafir olarak gelin, turist olarak gelin, baş tacısınız. Gelin oralarda evler yapın, eğlenin, denize girin, otellerde kalın, iftihar ederiz. Ama “silahla, tüfekle ne işiniz var? Toplayın, alın götürün” diyecektir Hz. Mehdi (a.s). Onlara da, onlara da, iki tarafa da. Nesini doğruyorsun? Nesine sevinç duyuyorsun böyle bir şeyin? Burada sevinecek ne var yani? Bu korkunç sistemi ortadan kaldırmak için Mehdiyet’in dışında bir yol yok. Yani bunu efsane gibi görmenin bir alemi yok. Mehdiyet en akılcı yoldur. Mehdilik, bir iddiası yok ki Mehdiyet’in. Yani mal, mülk istemiyor, saltanat da istemiyor. Bir şey istemiyor Mehdiyet. Sadece sevgi istiyor. “Evinden yönetir” diyor. Bak Tevrat’ta, Tevrat-ı Şerif’te “evinden yönetir” diyor. Kimseye ihtiyacı yok Mehdiyet’in. Hz. İsa Mesih (a.s)’da öyledir. Seyyidina İsa Mesih İbn-i Meryem. Onun da kimseye ihtiyacı yoktur. Sevgi ister, başka bir şey yok.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam “98 yılında keşfedilen 2.7 kilometre uzunluğundaki dev bir asteroitin dünyaya yaklaştığı ve dünyanın 5.8 milyon kilometre yakınından geçeceği” açıklandı.

ADNAN OKTAR: Bu taşların hiçbiri vurmaz dünyaya. Hafif vururlar. Yani uyarma mahiyetinde hafif vururlar. Vuruş, 1545-Miladi, 2120. Bediüzzaman çeşitli tarihler vermiş ama Allahualem doğrusu o. Bir yerde “hicri 1566” diyor, bir yerde “1577” diyor. “Ama ittifakla aynı tarihi veriyor hepsi” diyor, ama 1545 Allahualem. Dünya zaten bitti, son. İnşaAllah. Ne sanatçı kaldı, ne sevgi kaldı insanlarda, ne muhabbet kaldı, Mehdiyet’le bir elektroşok gibi bu ölü dirilecek. Son kere dirilecek. O da, 2080’lere kadar, o kadar. Ondan sonra yine bozuluyor.

Amerika’nın adı pek iyi bilinmiyor Ortadoğu’da. Ama Amerika’nın burada samimi yönünü, samimi vurgulayıp, yani iyi niyetini ortaya koymak lazım. Ayrıca Türkiye ile de İsrail’in çok iyi ittifak etmesi lazım. Bu, Suriye’yi titretir. Yani İsrail Türkiye ittifakı, Suriye’yi titretir, müthiş bir güç meydana gelmiş oluyor. Ayrıca Ürdün ile iyi bağlantılar kurmak lazım. Mesela Beyrut yönetimi ile iyi yönetim var orada şu an. Lübnan halkı çok hoş insanlar. Onlarla iyi bağlantı kurmak lazım.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Türkiye’de alkol reklamı ve satışı konusunda düşünülen sınırlamalar nedeniyle hükümet yoğun olarak eleştirilirken, Avrupa Birliği’nde, alkol tüketimi ve zararları üzerinde araştırma yapan 13 Avrupa ülkesinden 50 bilim adamı, alkol reklamının tamamen yasaklanmasını istedi. Hazırlanan raporda “Avrupa çapında alkole karşı her türlü ticari iletişim yasağının konulmasının vakti gelmiştir” dendi.  

ADNAN OKTAR: Doğru kardeşim. Trafik kazaları hep alkollü olarak oluyor. Cinayetler hep alkollü olarak oluyor. Kadınlara karşı saygısızlık, hep alkollüyken oluyor. Sabahına diyor ki; “çok özür diliyorum, kendimde değildim” diyor. Yani bu çok vahşi hareket. İçkiliyken her şeyi yapan konumuna gelmiş oluyorlar, sağlıkları da bozuluyor. Eli yüzü sapsarı oluyor. Çocukların duyduğu ızdırap ayrı. Çocuklar, alkolik yahut alkollü insandan çok korkuyorlar. Çok tedirgin oluyorlar, çünkü dengesiz hareket ne yapacağı belli değil. Kadın korkuyor, çocuklar korkuyor. Mesela adam içmiş ayakta duramıyor. Ne yapacağı belli değil, huysuz garip sözler ediyor, bağırıp çağırıyor. Çocuklar da çekiniyor acaba annelerine bir şey yapacak mı, kendilerine bir şey mi yapacak veyahut kendine bir zarar verecek mi. Ne gerek var şu paniğe, şu rahatsızlığa ne gerek var? Adamlar haklı çok doğru söylemişler

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, aynı zamanda da “alkollü araç kullanarak adam öldüren kişiler için, daha caydırıcı tedbirler alınacağı” belirtildi. 4-5 şişe bira yada 2 duble rakıya denk gelen 1promil alkollü olan kişilere 1yıl hapis cezası verilmesi önerildi. Araba kullanıldığı tesbit edilirse.

ADNAN OKTAR: Yani zil zurna içerse anlamına geliyor. Özellikle araba kullanma konusunda çok tehlikeli.  O konuda haklılar çünkü içkinin verdiği etkiyle istediği gibi süratte yapabiliyor, temkinli olmaya gerek duymuyor.

DİDEM ÜRER: Sayın Erdoğan, Amerika’da kendisine sorulan bir soru üzerine; “Filistin, iç meselemiz değil ama biz ona iç meselemiz gibi yaklaşıyoruz” dedi.  “Bush döneminde iki devletli bir çözün düşünüldüğünü” hatırlatarak, “ama şimdi bakıyoruz ki İsrail devletine evet diyenler, Filistin devletine evet demiyorlar. Hatta İsrail kendisi bile Filistin’i devlet olarak kabul etmediği sürece,  barışın neyini konuşuyoruz. Çünkü barış, iki tane devlet arasında yapılır. Bunu da görmek, bilmek, anlamak gerekir diye düşünüyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Onların hepsi hallolacak ama Allah, Mehdiyet’e nasip edecek, Hz. Mehdi (a.s)’a nasip edecek, Hz. İsa Mesih (a.s)’a nasip edecek, gereksiz bu acılar, ızdıraplar, hepsi son bulacak insanlar kendi kendine şaşıracaklar “ne gereksiz savaş yapmışız, ne gereksiz kavga yapmışız, koskoca dünya hepimize yeter, kardeş olarak yaşamak ne güzel, sevgi içinde yaşamak ne güzel, boş yere kendi kendimize canımızı yakmışız” diye hayıflanacaklar.

DİDEM ÜRER: Bir faaliyet var Hocam, Bursa’daki kardeşlerimizin. Bu akşam kardeşlerimiz Bursa’da merkez ilçesi Nilüfer’e bağlı Üçevler Mahallesi semtinde, 750 adet A9 Tv broşürü dağıtmışlar. “Canımızdan çok sevdiğimiz aslan yürekli yakışıklımız, biricik sevdiğimiz, El Harris İbn-ul Harras Adnan Hocamıza sonsuz sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz, inşaAllah. Ve hayır dualarını bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Benim bu gördüklerim doğru mu? Yanaştır bakalım şu çeteleri. İyi ki bunlar burada değil, ben bunları çıtır çıtır yerim ben bunları. Gözlere bak sen. MaşaAllah, Allah kardeşlerimize hayır bereket, huzur versin, her yerlerini nur kılsın Allah. Allah onlara, cennette rızasıyla karşılık versin. Cennette, dünyada kardeş eylesin, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe etsin.

Hadi bakalım, yarın görüşüyoruz, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü