Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (20 Mayıs 2013; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


CEYLAN ÖZBUDAK: Ruhum, sevgilim, bir tanecik aşkımla programımıza başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, Galatasaraylı bazı futbolcu kardeşlerimize yönelik ırkçı tavırlar nedeniyle Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, bu futbolcuları davet etti ve bir yemekte ağırladı. Bakan Kılıç, “ırkçılığın Türkiye’nin gelenek göreneklerinde olmadığını” belirterek; “Türkiye’de ırkçılık tutmaz. Hem inancımız, hem geleneklerimiz buna karşı. Üstünlük ancak iyi insan olmakla mümkündür. Irkçılık bizim genetiğimizde yok. O görüntüleri Fenerbahçe’ye mal etmek haksızlık olur” dedi. Bu iki kardeşimiz de Türkiye’de futbol oynamaktan çok mutlu olduklarını ifade ettiler.

ADNAN OKTAR: Peki bu koç yiğit Bakanımız, bu can delikanlımız, bu iftihar ettiğimiz insan; Hz. Adem (a.s)’dan bahsetse, konu bitecek. “Gelenek, örf” dediğinde, adam der ki; “örf oraya göre başka olur, buraya göre başka türlü olur.” Ama “İslam bunu diyor” derse, Hristiyanlık da aynı şeyi söylüyor, Musevilik de aynı şeyi söylüyor, üç din de aynı şeyi söylüyor. Hepsi; “Hz. Adem (a.s)’ın evladıyız” diyor. Tamam, bitti. Nerenin ırkı o zaman? Nerenin ırkçılığı? Hz. Adem (a.s)’ın evladı; siyah evladı da var Hz. Adem (a.s)’ın, beyaz evladı da var, sarı evlatları da var. Genetik. Geçenlerde de söylemiştim, vücudumuzun birçok yanında benler vardır, o, zenci atalarımızdan gelen benler. Herkesin kanında, genetiğinde o zencilik vardır. Dolayısıyla onlar bizim can kardeşlerimizdir. Bilal-i Habeşiler, sahabeler hep zenciydiler. O kardeşlerimiz de orada cahillik yapmışlar yahut çocukluk yapmışlar diyelim. Bilgisizlik daha Türkçesi, bilgisizliklerinden. Suat Hocam delikanlı, hem hakiki delikanlı, mert delikanlı. İnşaAllah, geleceğin de başbakanı olarak görüyoruz. Ama “Hz. Adem (a.s)’ın evlatlarıyız” deseydi, çok güzel olurdu. Gecikmiş de değil. Desin. Desin. Doğru bu. Darwinistler’den mi çekiniyor? Materyalistlerden mi çekiniyor? Aslan gibi delikanlı, Müslüman delikanlı. Desin, konuya son noktayı koysun, inşaAllah. Futbolcular da aslan gibi delikanlılar. Neleri varmış, maşaAllah. Hiç çekinmesinler öyle, vesvese etmesinler. Bizim Bilal-i Habeşilerimiz onlar, inşaAllah. Hiç gönüllerini füturla zedelemesinler.

DİDEM ÜRER: Financial Times gazetesi Yazarı David Gardner, Türkiye’nin Kuzey Irak yönetimiyle petrol ve doğal gaz anlaşması yapması, Kürtlerle barışçıl bir çizgi izlenmesi gibi gelişmeleri, Türkiye’nin yüzyıl önceki Osmanlı düzenine geri dönmesi olarak yorumladı. Türkiye’nin eski Osmanlı topraklarında yumuşatılmış bir sınıra inandığını, yani sınırların kaldırılması gerektiğine inandığını belirtti.

ADNAN OKTAR: Sınır yumuşatması-sertleştirmesi diye bir konu yok. Mehdiyet, dünyayı şu an sallıyor. Nerenin eski Osmanlı’ya dönmesi? Osmanlı’ya bir daha dönülmez. Osmanlı geçti. Selçuklu’ya da bir daha dönülmez. Ama onların güzel hatıralarından istifade edilir. Onlardan hisse çıkarılır, o dönemlerden; o. Hikmet yönü alınır. Yoksa ne alakası var Osmanlı’yla? Mehdiyet, damgasını vurdu dünyaya. Biz anlatıyorduk, hikaye zannediyorlardı. Buram buram Mehdiyet dünyayı sarıyor şu an. Bütün sancı o. Bütün sancı o. Bir doğum sancısı var. Mehdiyet şefkatlidir. Osmanlı şefkati değil; Mehdiyet şefkati var şu an. Mehdiyet’in şefkati, Kuran’dan kaynaklanır.

DİDEM ÜRER: Hocam, bazı kardeşlerimizin sınavları başlayacakmış, sizden dua istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne şekerler. Sınavda en önemli şey; heyecanlanmamak. Ben üniversite imtihanına gitmiştim; elim cebimde, gayet sakin. Tabii, tavsiye etmem, öyle yapmayın da, geç kaldım kapıda; “bu nedir? Giremiyor muyuz?” dedim. “Geç kaldınız Hocam” dediler. “O zaman” dedim, “ne yapacağız? Geri mi döneyim?” dedim. “Yok, gelebilirsiniz” dediler. Müthiş rahatlığımdan dolayı öğrencilerde bir heyecanlanma oldu. “Bruce Lee gibi bu herhalde Hocamız” gibisinden, “herhalde bayağı bir şey yapacak. Bize yardım eder misiniz?” gibi bir hal oldu. Otuz puan birden taşmıştım. Felsefeyi yazmıştım birinci tercih olarak, otuz puan üstünde gelmişti. Hiç heyecanlanmamak çok önemli. Allah yazdırır, inşaAllah. Çok rahat olmak lazım. Genel kültüre çok önem vermek lazım. Genel kültür çok iyidir. Ben mesela hiç çalışmamıştım üniversite imtihanına, genel kültürle girdim. Hep bildiğim konular, maşaAllah. Allah onlara zihin açıklığı versin. Okullarını Allah’a adasınlar. Kendilerini Allah’a adasınlar. “Ya Rabbi, ben tahsil yapıp dünyaya kendimi gark etmeyeceğim. Benim amacım, Senin rızan” desinler. “Ben okulumu, mesleğimi Sana adadım Ya Rabbi. Senin için yaşayacağım, Senin için öleceğim. İbadetlerim, ölümüm, dirimim Alemlerin Rabbi Allah içindir.” Ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rabbimiz’e kendisini armağan edecek. “Ya Rabbi ben Sana kendimi hibe ettim” diyecek. “Hayatımı, gençliğimi, her şeyimi Sana hibe ettim. Bana başarı ver Ya Rabbi.” Başarısız olursa da, onda hayır görecek. Mesela ben 1977’de İstanbul’a geldim ama imtihana girmek bana nasip olmadı 77-78 döneminde. Ama 78-79 döneminde gelmem gerekiyormuş. O dönemde geldim, okulu üçüncü kazandım. O, kader. Cenab-ı Allah’ın kaderi.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimizin yine faaliyetleri var güzel, maşaAllah. Şöyle yazmışlar; “Aslanlar aslanı Muhammed Adnan Hocam, Allah nurunuzu arttırsın. Pazar günkü sohbetimizden ve bugünkü Sultanahmet ve Ayasofya’daki, İngilizce Harun Yahya eserlerinizi dağıttığımız faaliyetimizin resimli olarak delilleri, inşaAllah. Derin himmet ve dualarınızı bekliyor ve o mübarek nurlu ellerinizden öpüyoruz inşaAllah” demiş kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel bir sohbet ortamı. Minik melekler de oradalar, maşaAllah. Cennet kuzuları onlar. Yaklaştır bakayım şu ufaklıklardan bir tanesini. Neşeye bak sen. Allah hepsine uzun ömür, sağlık sıhhat versin, iyilik güzellik versin, bereket versin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Ankara’dan kardeşlerimiz dün akşam Batıkent metro çıkışında elli adet kitap, yirmi beş adet CD ve iki bin adet Yaşayan Fosiller broşürü ve A9 broşürü dağıtmışlar. Bugün sabah da başka bir bölgede dört bin adet Yaşayan Fosiller ve A9 broşürü dağıtmışlar. “Aslan Muhammed Adnan Hocam’ın nur ellerinden defalarca öperiz” diyor kardeşlerimiz. “Yaşasın Türk-İslam Birliği” demişler.

ADNAN OKTAR: Her yere nur saçıyorlar, nur, maşaAllah. Şunu bir alıp şu köfteyi, ağzını burnunu bir öpmek lazım şu köftenin! İnsanı o kadar geriyor ki bunların tatlılığı. Cennette bunların bir tanesi bile zayi olmadan hepsini seveceğiz, inşaAllah. MaşaAllah, bu da çok şeker olmuş.

Taha Suresi 15’inci ayet. Cenab-ı Allah diyor ki; “Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir.” Neden öyle diyor Cenab-ı Allah? Çünkü adam dünyaya bağlı. Diyor ki; ‘bizim aile mezarımız var ama dünya duruyor’ diyor. Allah diyor ki; ‘aile mezarın da dağılacak, fabrikalarını da dağılacak, sen de dağılacaksın. Hiçbir şey kalmayacak’ diyor. O zaman gücü kırılıyor. “Yaklaşarak gelmektedir.” İnsanlık burada duruyor, o yaklaşıyor, kıyamet; süratle, bir arabanın gelmesi gibi. Gelip vurduğunda, kıyamet kopmuş oluyor.

“Kardeşim Harun’u” 30’uncu ayet. “Dedi ki; “Rabbim, benim göğsümü aç. İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz.” Peygamberlerin nasıl imtihan olduğuna dair bir ayet, “göğsümü aç.” Peygamberlere hiç zorluk gelmiyor zannediyor insanlar. Konuşamayacak kadar sıkıntı var üstünde. “Göğsümü aç” diyor, “daralıyorum” diyor. İmtihan. “İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz.” Mesela insanın dilinin kitlenmesi çok zor bir şey.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, Adana’da kardeşlerimizin faaliyeti vardı, inşaAllah. Şöyle söylüyorlar; “Aslan Hocam, 20 Mayıs, Pazartesi günü Adana Gençlik Meydanı’nda gençlere ve üniversite talebelerine kitap dağıtımı yaptık. Çok etkili oldu, maşaAllah. Yarın da Adana Belediye Başkan Yardımcısı’na ve Zabıta Müdürlüğü’ne Yaratılış Atlası hediye edeceğiz, inşaAllah. Mübarek ağzınızdan makbul dualarınızı duyarsak çok seviniriz, inşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah benim koç yiğitlerime sağlık sıhhat, afiyet, sevinç, gayret azmi versin. Ruhlarına, bedenlerine, her yerlerine Allah nurla muamele etsin, nur serpsin, her yerlerini nurla sarsın.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde Üsküdar çarşı ve esnafına çok sayıda kitap hediye etmişler. Ayrıca geçtiğimiz çarşamba günü Kadıköy Protestan Kilisesi’ni ziyaret edip sizin kitaplarınızı hediye etmişler. Çok memnun kalmışlar. “Hocamız’ın ellerinden öpüyoruz. Yüce Allah yardımcınız olsun” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel.

Hristiyan kardeşlerimize şefkatte sabırlı ve kararlı olun. Bizim daha yolumuz uzun. En az bir on yıllık bizim bir dönemimiz var, inşaAllah. Öyle bir hal olacak ki, Hristiyanlık adete İslam’a sanki kalbolmak üzere, kalbolacak artık yani İslamiyet’e dönecek. Yani, “Allah Bir’dir” diyorlar, teslis inancını kabul etmiyorlar; ama Hz. İsa Mesih (a.s)’a hayranlar, acayip seviyorlar, İncil’e titizler, İncil’deki açık hükümlere, dürüst hükümlere, Kuran’a uygun olan hükümlere ki, çoğu öyle zaten bizim yazdığımız kitap neredeyse İncil kadar. “İncil’e uysunlar” diyoruz, kitap hazırlıyoruz; ona uyarsa tamam Kuran’a uymuş olacak zaten. Yanlış yerlerini çıkarttık, “İncil’e uyarlarsa kurtulacaklar” diyoruz. Hazırladığımız kitap İncil kadar zaten, neredeyse. Sadece içindeki yanlış kısımları çıkarttık. Hristiyan kardeşlerimiz öyle bir hale gelecekler ki, Hz. İsa Mesih (a.s)’a artık susamış. Çölde kalmış bir insan nasıl olur? Ab-ı hayat su ister. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı da öyle isteyecekler. O kadar çok muhabbet artacak Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi için. “Tam öyle bir zeminde, tam öyle bir ortamda Mehdiyet’le Hz. İsa Mesih (a.s)’ın talebeleri tam ittifakla çalışırlarken Hz. İsa Mesih (a.s) nüzul eder” diyor Bediüzzaman. Bir Hristiyan’ın evine veyahut onların bir kilisesine, bir yere gelecek uyur vaziyette. Uyur vaziyette bırakılacak. Uyandığında konuşması Aramice. Anlamayacaklar. “Ne konuşuyor bu insan acaba?” Arami'ce konuşuyor. Anlatamayacak önce kendisini. Arami bir insan bulacaklar. Aramice olduğunu anlayacak, Arami.  O tercüme edecek.

Bütün Peygamberlerde olur; muazzam bir zeka vardır. Müthiş bir ezber zekası vardır ayrıca. Mesela bir sayfaya baktığında, fotoğraf gibi orayı bir kere okuduğunda su gibi ezberler. Peygamberimiz (s.a.v) öyleydi. Bediüzzaman’da da var o. Bazı evliyada da olur. Hz. İsa Mesih (a.s) da öyle. İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe; bütün dilleri ana dili gibi bilecek bak göreceksiniz. En az on dört dil bilir, göreceksiniz. Su gibi, hiç, onun için yabancı dil hiç sorun olmaz. Arapçayı nefis, bayağı güzel konuşur, şakır şakır. Her dili bilir aşağı yukarı, yani ana dilleri bilir. İspanyolca, hepsini bilir. Kuran’ı su gibi ezberden bilir. Nereden biliyoruz? Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s)’ın bir hafız yardımcısı vardır” diyor. Bakın, dikkat edin Peygamberimiz (s.a.v)’in ifadesine. “Hiç günaha girmemiştir” diyor. “Hiç günaha girmemiş bir hafız yardımcısı vardır” diyor. Ulema tefsir ediyor, açıklıyor. “Masum insan olmaz” diyorlar, “günaha girmemiş. Ancak peygamberler günahtan mahfuzdurlar, Allah tarafından korunur. O zaman o, Hz. İsa Mesih (a.s)” diyorlar. Böyle bir insan olamaz. Dünyada yok öyle bir şey. Günahsız insan yok. Günahsız kim var? Hz. İsa Mesih (a.s) var. Allah onun günahsız olduğunu söylüyor Kuran’da. Günahı yok onun. Bütün, geçmiş-gelecek bütün günahları affedildi, cennette o. “Ve hafız” diyor. Neyin hafızı? Kuran’ın hafızı. Kuran’ı su gibi biliyor, İncil’i su gibi biliyor, Tevrat’ı su gibi biliyor Hz. İsa Mesih (a.s). Gözlerine baktığında zaten, adeta delip geçiyor. Müthiş zeki. Oradan anlayacaksınız; bakışlarından, konuşmasından anlaşılacak. Çok tutarlı. Avami hareketler yapmaz. Şakacıdır, neşelidir, sevecendir de, fakat asil olur. Bütün peygamberler çok asil olurlar. Sürekli soyludur hareketleri. Bir fevkaladelik olduğu anlaşılır. Bakalım, göreceğiz, inşaAllah. Bir rüyayla bir geldi bakalım. Rüyada gördük, maşaAllah. Boylu poslu, yakışıklı, Avrupaî bir delikanlı görünümünde. Saçları uzun, kısa sakallı, bayağı neşeli, inşaAllah. Gözlerinin renkli olduğu anlaşılıyor uzaktan bakıldığında da anlaşılıyor. Ama son derece samimi bir yüz ifadesi vardı yüzünde, benim gördüğüm. Allahualem, herhalde öyle. Geniş omuzlu, bayağı zinde yani çakı gibi, atletik, inşaAllah. Ama Hz. Mehdi (a.s) mübareğe bakın, muhteşemliğine, hem İslam alemini küfürden, deccaldan kurtarıyor, bak ne diyor Bediüzzaman: Hıristiyanlık öyle bir hale geliyor ki Hz. Mehdi (a.s)’ın faaliyetleri sonucunda, adeta Hıristiyanlık Müslümanlığa kalbolmak üzereyken, yani tereddüt ediyorlar, acaba Müslüman mı olsak diye.” O kadar Hıristiyanlığın içerisinde, İslami Hıristiyanlık yayılacak. Müslümanlığa benzeyen Hıristiyanlık. O kadar yayılacak, hep “Allah             Bir’dir” diyecekler. “O hurafat ve tahrifattan sıyrılarak” diyor Bediüzzaman. Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle hurafat ve tahrifattan sıyrılıyor. Yani muazzam bir eğilim var artık, tam sanki gelmese bile, yani Allah esirgesin gelmese bile, sanki tamam gibi. “Öyle bir ortamda, Cenab-ı Allah’ın vaadine istinat ederek” diyor, Kadir-i Külli Şey’in vaadine istinat ederek nüzul edeceğini Bediüzzaman belirtiyor. “Geldiği vakit mukarrep ve havassı onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Yoksa Aramice konuşan bir insan olarak buluyorlar. Yani onu çıkaramazlar. Tabii ilk başta şüphelenirler ama çıkaramazlar, inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, Aylin kardeşimiz şöyle yazmış: “Gözümün nuru, nefesim Hocama en derin sevgilerimi sunarım, inşaAllah. Sokakta bulduğumuz bu minik yavruları sahiplendik. Çok afacan ve sevimli haydutumuz, maşaAllah. En derin saygılarımla yolluyor, broşür dağıtımı için hazır olduğumuzu bildiriyorum” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Ben bunların patilerini falan kırt kırt yerim. Yani niye bu resim çekiliyor, niye buradasınız falan? Şimdi onun en büyük derdi süt emmek, bir de boğuşmak.

“Hocam, çok tatlı ama fotoğraf çekilmesinden hoşlanmadı” diyor. Ama izinsiz olduğu için hoşlanmamıştır. Yani pek hoşlanmamış ama tip şahane. Hakikaten yakında mahallenin dayısı olur bu. Eşkal falan öyle görünüyor.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Aynur kardeşimiz şöyle yazmış: “Canım Hocam bugün benim doğum günüm. Sultanım canımın içi bir tanem Hocamdan dua istiyorum. Çocuklarım ve kendim için, inşaAllah. Çok çok sevgilerimle hepinizi hasretle öpüyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Yakından göreyim. MaşaAllah, ne kadar güzellermiş. Allah hepsine sağlık selamet güzellik versin, nur versin, kalplerine ferahlık versin Cenab-ı Allah. İnşirah. Mesela ayette ne güzel kelime Cenab-ı Allah’ın “inşirah” “Elem Neşrah leke.” Kalpte ferahlık, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin şöyle bir mesajı var: “Nur yüzüne bakmaya doyamadığımız canım Seyyid Muhammed Hocam, Pazar günü Ankara’nın Ayaş ilçesinde, sizin 30 adet eserinizi oradaki kardeşlerimize hediye ettik. Hocamızı Allah aşkıyla seven kardeşlerimizle karşılaştık. Onların Hocamı anlatırken, o gözlerindeki sevgi ve aşk muhteşemdi. Kızımın pamuk isimli tavşanının resimlerini gönderiyorum. Sevgi saygı hürmetlerimizi sunuyoruz, mübarek ellerinizden öpüyoruz. Hayır dualarınıza muhtacız” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Orada benim gördüğüm iki tane tavşan var. Biri biraz daha büyük, biri biraz daha küçük. MaşaAllah ne güzel insanlar. Allah sağlık, sıhhat, selamet versin, Cenab-ı Allah nurla sarsın her yerlerini, maşaAllah.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım: Kafirun Suresi, 1-“Kul ya eyyühel kafirun” ne güzel bir hitap. “De ki; Ey kafirler.” 2-“Ben sizin taptıklarınıza tapmam.” 3-“Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.” 4-“Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.” 5-“Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.” 6-“Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Nerede burada baskı? Bu da mı ref oldu? Diyorlar ya; “hükmü kalktı.” Bunu da kaldırır bunlar. Açık. “Sizin dininiz size, benim bana.” Hiç kimsenin dinine ilişilmiyor, inancına ilişilmiyor karışılmıyor. Özgürce kendi dinini yaşıyorsun, başkası da kendi dinini yaşıyor.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah:’a sığınırım: “Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya.” (Mesed Suresi / 1) Demek ki, bir kuruma, mevcut sitemde bir kuruma oluyor. Mevcut sistem çöküyor. Bakın, “iki elin kurusun.” Küfür de bütün yönleriyle kuruyor. Çünkü insanda iki el vardır. Bir eli kuruduğunda, diğer elini kullanabilir. Ama Allah bak iki elini birden kurutuyor. O zaman yapacağı hiçbir şey kalmıyor. Her yönden çöküyor. Bu ayette, her yönden çökmeye işaret ediyor. “İki elin kurusun” anlamı budur. “Ve kurudu ya” diyor. Şu anda da, ekonomik krizle her yer kuruyor.

“Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.” (Mesed Suresi / 2) 2011 tarihini veriyor zaten. Bir tane 2011 bu. “Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.” Ayet bu, ebcedi de; 2011. Ekonomik krizin en şiddetli olduğu dönem. Bir tane tarih bölümüne bakıyor ebcedi. Dünya tarihinde 2011 kaç kere olur? Bir kere olur. Bir döneme bakıyor sadece ayetin işareti, ebcedi. Mal ve kazandıkları. Ne oldu? Bütün büyük karteller, büyük holdingler hepsi çöktü. “Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.” Ayet bunu söylüyor.

“Alevi olan bir ateşe girecektir.” (Mesed Suresi / 3) Cehennem ateşi ama şu an dünya manevi bir ateşle de yanıyor.

“Eşi de; odun hamalı (ve).” (Mesed Suresi / 4) Demek ki, eşler de insanları çok kötü bir çizgiye götürebiliyor. Mesela şu an evliliklerin büyük bölümü boşanmayla neticeleniyor. Bazı eşler, eşlerini batırıyor.

Dün akşam bir çocukla konuştum, kendisi dindar. “Ağabeyim evlendi, eşi onu dinden çıkartı, Müslümanlıktan çıktı” diyor. Bakın mal için, para için ne hale getiriyor kendini. Eşi zenginmiş, ondan bir şeyler kazanabilmek için, onun inancına uygun bir çizgiye getirmiş kendini.

“Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak.” (Mesed Suresi / 5) Bu da, belanın başka bir yönünü vurguluyor Allah. Yani adeta birbirlerine ip gibi, manevi kelepçelerle de bağlılar. Telefonu ona bağlıyor, o ona soruyor, o ona soruyor. O onu batırıyor, o unu batırıyor. Adımları bile aynı, konuşmaları bile aynı. Halbuki sen ayrı bir insansın, değil mi? İman ehliysen, niye ona uyuyorsun? İpi boynuna doluyor, çok özür dilerim, eşek gibi sürüklüyor. Yani onu eşek konumuna getirmiş oluyor.

Hayret şu ayet. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz biz sana kevseri verdik.” 1453 tarihini veriyor. Çok acayip. Yani miladi İstanbul’un fethi, öbür türlü de bir işaret var, yani hicri yönden de bir işaret var, o da dünya hakimiyetinin en güçlü yılları. Ve İstanbul’a dikkat çekilmiş. Şimdi 1453, 52 de olabilirdi, 1453. Bir tane İstanbul’un fethedildiği tarih var Müslümanlarca. Net olarak tarif ediyor; “Şüphesiz Biz sana kevseri verdik.” 1453, İstanbul’un fethi. Yani Mehdiyet’e ayetin açıkça işret ettiğini de buradan görüyoruz. Çünkü İstanbul, Mehdiyet’in en yoğun olduğu bir yer.

“Örneğin bazı kaynaklar Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini anlatmakta, Kuran’ı Kerim’deyse aniden gelecektir der. Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği kaynaklarda müthiş ikilemde kalmış durumdayım. Şöyle ki mesela ben kıyametin aniden geleceğini düşündüğümde kendimi günah işlemekten, borcumu geciktirmekten alıkoymada daha güçlü davranabiliyorum. Ancak nasıl olsa Hz. Mehdi (a.s) gelecek deyip, kıyametin henüz gelemeyeceğinden emin olmak bizlere sınırsız bir günah işleme zamanı açmış olmuyor mu? Fikirlerimi düzeltmeme yardımcı olursanız memnun olurum.” Mücahit Önen, İzmir.

Şimdi Mücahit, kıyamette senin çekindiğin konu ne? Ölmek değil mi? Ölüp, Allah katına gitmen değil mi? Sen her an ölebilirsin. Kalbin tutar ölürsün, tansiyonun çıkar ölürsün, araba çarpar ölürsün, beyin damarın tıkanır ölürsün. Sebepsiz ölürsün, sebepsiz ölen o kadar çok ki. Ölüyor, hastaneye kaldırıyorlar, ölüm sebebi bulunamıyor. “Kalbi durmuş” diyorlar. Enfarktüs mü? “Yok değil, hiçbir şeyi yok, gayet sağlam, kalbi durmuş” diyorlar. Dolayısıyla, Kuran’da ölümün üstünde duruluyor. Ölümdür esas olan. Ölüm de her an gelebileceğine göre, buradaki görüşün yanlış. Kıyametin amacı; mal sevgisi, dünya sevgisi olan tiplere muazzama bir ümitsizlik vermek, muazzam bir hasret ızdırabı vermek. Ve o acının kalbine yerleşmesini sağlamaktır. Nitekim de öyle oluyor. “Kıyamet aniden gelecektir.” Ani geliyor tabii ama hissedilir kıyamet. Yani her yerde müminler, Müslümanlar varken kıyamet gelmez. Bak diyor ki: “Siz Allah’ı anıp dururken” ayet var. Topluca bela gelmiyor. Tebliğ yapılırken bela gelmiyor, ayet var. Allah anılmadığında kıyamet geliyor. Müslümanlık yaşanmadığında. Aniden gelecek demek, bunun anlamını ortadan kaldırmaz. Adamlar zaten ummuyorlar. Diyorlar ki: “Hani Bediüzzaman demişti kıyamet kopacak? Bak 1545’e de geldik, kopmuyor” diyor mesela. Ortasına geliyor, anlamıyor. Belki 1545’in son günü Allah canlarını yakacak. Hatta Bediüzzaman “1566 da olabilir” diyor. “1577 de olabilir” diyor, ama “1545 de olabilir” diyor. Bak üç ayrı tarih. “Ama hepsi farkla yaklaşık aynı tarihleri veriyor” diyor. Ama hem Fatiha’dan, hem hadisten çıkartıyor. Ama hadis bir tane, hadisin her bölümü ayrı ayrı teker teker veriyor. Hepsinin ayrı ayrı tarihini veriyor; 1545 tarihini veriyor. O vakit geldiğinde anlarlar, öyle diyelim, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Bursa’dan kardeşlerimiz Hocam size şöyle bir mesaj gönderdi: “19 Mayıs Pazar günü Bursa Timurtaş Paşa Meydanı’nda kardeşlerimiz 100 adet sizin çeşitli kitaplarınızdan ve 2000 adet A9 TV broşürü dağıttılar.” İlgi çok fazla ve yoğun olmuş, maşaAllah. Şöyle diyorlar: “Faaliyetin son saatlerine doğu Mersin’den kardeşlerimiz de bize katıldı. Daha sonra ev sohbeti yapmak üzere Eyüp Babamız ve hacı annemizin evine gittik, inşaAllah. Biricik sevdiğimiz aslanoğlu aslan Adnan Hocamız’a” çok kelimesindeki o’ları okumam sanırım yayınımıza yetmez, çok fazla sayıda yazmışlar. “Çok seviyoruz” diyorlar. Ve size sevgilerini iletiyorlar, dualarınızı istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Şu güzelliğe bak şu güzelliğe. Evin tavanı da dolu, evin tabanı da dolu, maşaAllah. Allah meleklerle yaptıkları sohbetleri mübarek etsin. Allah onlara her türlü iyiliği, her türlü güzelliği versin, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hanım kardeşlerimizin size mesajı var Hocam: “Canım nurum yakışıklı Hocam, biz Viyana’dan Yağmur, Selin, Melisa ve Merve. Bugün bir araya geldik, Kuran sohbeti yaptık ve şu an sizi izliyoruz. Resimli yoklamaya katılalım dedik. Hepimiz sizi çok seviyoruz. Ayrıca saçınız ve sakalınızdan nur damlıyor, maşaAllah” demişler.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım nasıl güzel kızlarmış bunlar. Yani ben hangisine bakacağımı şaşırdım. Her biri ayrı güzel. Allah onları cennette de böyle cennet kızları olarak, güzel olarak ortalarda gezdirsin. Müslümanların yanında olmayı nasip etsin. Bizlere kardeş etsin. Cennet sofralarında da böyle sohbet etmeyi nasip etsin. Onları cennette Cenab-ı Allah çok güzel süsleyecek. Burada süsleyen de Allah, orada süsleyecek olan da Allah. Allah ömürlerini uzun etsin, sağlık sıhhat afiyet versin. Tahirat hanımlardan eylesin. Tahirattan, tahir olan, temiz olan mümine hanımlardan eylesin, maşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Son zamanlarda İmralı’da Öcalan için özel mescit yaptırılmış olduğuyla ilgili bazı iddialar vardı.

ADNAN OKTAR: Yapılsın ne güzel. İşte çok güzel.

DİDEM ÜRER: Adalet Bakanımız Sayın Sadullah Ergün şöyle söyledi: “İbadethane, ceza infaz kurumunda görev yapan personelin ihtiyacı doğrultusunda inşa edilmiştir. Herhangi bir hükümlünün şahsına özel bir cami ya da mescit yapılmamıştır” demiş.

ADNAN OKTAR: Yapılsa ne olur? Çok güzel. Bir insan mahkumsa, dese ki “buraya bana bir mescit yapın da” tek başına duruyorsa, “mescit yapın” diyorsa, devlet onu yapmakla mükellef zaten. Her cezaevinde mescit var. Bir kişi de içinde olsa, mescit yapmak durumunda devlet. Niçin yapmasın yani? Cezaevlerinde niye yapılıyor? Mahallelere niye yapılıyor mescit? Yani bu itiraz bir güzelliğin anlaşılması açısından da çok iyi olmuş. Abdullah Öcalan mescide gidiyorsa baya güzel. Dinsiz olmasını mı istiyorsunuz? İmansız olmasını mı istiyorsunuz? İnşaAllah gitsin. İnşaAllah, beş vakit cemaatle namazını kılsın. Allah’a tövbe etsin günahları için.

“Hocam, ateistler ‘amin’ kelimesinin eski Mısır’daki ‘amon’ kelimesinden geldiğini iddia ediyorlar. Görüşünüz nedir? Hayırla dua bekliyorum” diyor.

Tamam, eski Mısır nereden almış? Onlar da Hz. İbrahim (a.s)’dan almışlar. Şu akıl mı? Hz. İbrahim (a.s) nereden alıyor? O da, Hz. Nuh (a.s)’dan alıyor. Hz. Nuh (a.s) kimden alıyor? O da, Hz. Adem (a.s)’dan alıyor. Hz. Adem (a.s) kimden alıyor? Cebrail (a.s)’dan alıyor. Cebrail kimden alıyor? Allah’tan alıyor. Sen, en başına teveccühünü teksif etmen gerekir, inşaAllah.

“Sayın Adnan Bey. Merak ettiğim birinci konu, siz bir tarikata mensup musunuz? Mensupsanız hangi tarikat?” İslam tarikatına mensubuz, elhamdülillah. “Nakşi tarikatı hakkında ne düşünüyorsunuz?” Dünyanın en büyük, en kapsamlı, Şeyhimin de mensup olduğu tarikattır. Sadad-ı Nakşibendi. Bahauddin Nakşibendi Hazretleri’nin kurduğu dünyanın en büyük tarikatlarındandır. Osmanlı sultanlarının büyük bölümü Nakşibendi’dir.

DİDEM ÜRER: Tekirdağ’dan kardeşlerimiz yazdı Hocam: “Merhaba aslan Hocam. Sizleri çok ama çok seviyoruz, sizin sevdiklerinizi de, sizi seven herkesi de. Hocam, sayenizde bir idealimiz ülkümüz oldu. Hayat sizlerle çok daha güzel. Sizlerle gurur duyuyoruz ki, sizleri tanıdık. Bugün Tekirdağ’da 5000 adet broşür dağıttık. Kitapları da öğrenci yurtlarına bağışlamayı düşünüyoruz, inşaAllah. Sizleri seven Latife, Gülbiye, Mehmet, Turgut ve minik köfteler Berk ile Gülse.”

ADNAN OKTAR: Bak, ne güzel benim milletimin tatlılığı görüyor musun? Çocukların tatlılığı, annelerin tatlılığı. Kıyafetleri çeşit çeşit, hepsi Allah’a kendilerini teslim etmiş ahir zaman sahabeleri, maşaAllah.

“Hocam, hatırladığım kadarıyla 2010 yılında PKK’nın üç beş yıl içinde biteceğini söylemiştiniz.” Diyorsam, doğru söylemişimdir. “Zeminde şu an söylediklerinizle paralelinde gelişmeler var.” Doğru. “Fakat anlayamadığım, şu an PKK’nın terörünün bitmeyeceğine anlatmaya yönelik işler yaptığını söylemeniz. Biraz kafam karıştı. Beni aydınlatırsanız sevinirim. Umarım soruma kızmazsınız. Talebenizin acemiliğine verin. Saygı ve sevgilerimle” diyor. Estağfirullah, olur mu? Gayet hikmetli güzel konuşmuşsun. Üç beş yıl içerisinde PKK terörü biter dedik, bitti diyorsun, doğru. Peki teyakkuz, nedir teyakkuz? Teyakkuzlu olmak. Biz desek ki PKK bitti rahat olun, işinize bakın. Herkes de kendi işine baksa, olmaz. Biz, İslam hakim olacak, İttihad-ı İslam hakim olacak; biz hala küfür tehlikesi var diyeceğiz, münafık tehlikesi var diyeceğiz. Ve İslam’ı anlatmaya devam edeceğiz. O, bir ledün ilmidir. Bir ilmi batındır. O gözle bakacaksın, inşaAllah. Bu teyakkuzu, ibadet olarak yapıyoruz. Yoksa, PKK ruhunu teslim edeli çok oluyor. Ağabeyinizin olduğu bir yerde, PKK zaten olmaz. Olmaz ki. PKK da olmaz, komünistlik de olmaz. Kökten dibinden bitirdik. Ama böyle deyip de yan gelip yatmayız herhalde, değil mi? Kazımaya devam ilimle irfanla, akılla fikirle, inşaAllah. Hamur teknesinde bile hamur kaldığında, az bir şey yine kalıyor. Şöyle bir kazıyacaksın, tahtası çıksa bile kazıyacaksın. Ama akılla, irfanla, sevgiyle, inşaAllah. Teyakkuzu elden bırakmak haram olur, olmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, İzmir’deki eski erkek arkadaşı tarafından sürekli tehdit edildiği için üç kere karakola şikayete giden genç kadın, sonunda boğazı kesilerek öldürüldü. Bu hanımı tehdit eden kişi, üç kez karakola çağırılmış. Ama her seferinde serbest bırakılmış. Son olarak kendisine koruma verilmiş. Ancak koruma süresi bitince, genç kadının “artık gerek yok” demesi üzerine süre uzatılmamış. Hemen akabinde de öldürülmüş.

ADNAN OKTAR: Defalarca söylüyorum, sırf polisle değil. Bunu mahallenin delikanlılarına söylesinler, halka söylesinler. Herkes, onu evladı olarak korur kollar. Polisin bir anlık bir şeyi de olabilir, bir işi olur, yemek yemeğe gider yalnız bıraktığı an olabilir. Böyle vakıalar zaten; biz 70 milyonuz, hadi diyelim on bin kişi. On bin insanı biz koruyamayacak durumda mıyız? Mahallenin gençleri ne güne duruyor? Hepsinin haberi olsun, yanında beraber gitsinler. Mesela mahalleye girişte beraber yürüsünler. Mahalleden çıkışta beraber yürüsünler. Bir yere gittiğinde eşlik etsinler. Cami cemaatine haber versinler, mahallenin gençlerine haber versinler. Herkesi ayaklandırmak lazım. Canım benim baya da güzelmiş, maşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hocamızla programımız burada sona erdi, yarın akşam yeniden görüşmek dileğiyle, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü