Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (21 Mayıs 2013; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Canımdan çok sevdiğim, göz bebeğim, aşkımla sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Bu dünyada millet birbirleriyle niye kapışıyor Didem Hocam? Anlamıyorum ben bunu.

DİDEM ÜRER: Hocam gerçekten bu kadar rahat altında yaşayabileceklerken.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Uçsuz bucaksız bomboş araziler, bereketli topraklar. Bütün insanların büyük bir bölümü birbirini yiyor ya. Çoluğu çocuğu gece gündüz bombalayıp kurşunluyorlar.

DİDEM ÜRER: Aslında sizin hep anlattığınız Allah’ın ayeti tecelli ediyor. Allah; “siz eğer birbirinizin velisi olmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgun olur” diyor. Müslümanların sorumluluğu Allahualem.

ADNAN OKTAR: İşte birbirinizin velisi olması; İttihad-ı İslam. Yani “birbirini koruyan bir topluluk olmazsanız, birbirine bağlı bir topluluk olmazsanız, İttihad etmezseniz, yeryüzünde bozgun, büyük bir fitne çıkar” diyor, “perişan olursunuz” diyor, aynısı oluyor. Yurtdışındaki bazı yazarlar da bu durumu el altından destekliyorlar bir anlamda, o da yakışık almıyor. Sözün nereye gideceğini pek bazen hesaplayamıyorlar. Mesela bu Daniel Paybs. Bu Musevi asıllıymış, ben bilmiyordum. Ben Hristiyan zannediyordum, Musevi’ymiş. Kardeşim Musevi isen sen Tevrat’a bakmıyor musun? Tevrat’ta hep sevgiden, şefkatten, merhametten bahsedilir. Hep affedicilikten bahsedilir. Komşularına çok iyi davranmaktan bahsedilir. Kavganın önlenmesinden bahsedilir ve dünyanın son zamanlarında bütün silahların kalkacağı, dünyada mutlak barış olacağı, savaşların tamamen duracağı, bütün insanlığın Allah’a yöneleceği, müthiş bir sosyal adalet olacağı, dünyanın bayram, sevinç yerine döneceği belirtilir. Daniel güzel, ismi de güzel, maşaAllah. Peygamber ismi. Ne demiş? “Benim konuşmalarımdan dolayı hayal kırıklığına uğradığını” söylemiş. Peki ben haklı mıyım, değil miyim? Ne diyor? Suriye ile ilgili yorumu; “korkunç, İslamcı isyancılara ve korkunç Esad rejimine baktığımızda” diyor, tamam doğru hakikaten bir dehşet ortamı var, “ne radikallerin, ne Esad yanlılarının zafer kazanmasını istemiyorum.” Şimdi burada bir acayiplik başlıyor. “Birbirlerine odaklandıklarında bu bizim için daha iyi”. Birbirlerine odaklanması ne demek biliyor musunuz? Birbirlerini kırıp geçirmeleri. Birbirlerine odaklanma nedir? Muazzam bir kavga. Allah Tevrat’ta “kavgayı ayırın” diyor. “Sulh” yapın, “silahları ortadan kaldırın” diyor. “Kanı durdurun” diyor. “Ne güzeldir kardeşliği yaşamak” diyor. Sen ne diyorsun burada? “Birbirlerine odaklandıklarında, bu bizim için daha iyi” diyor. Nasıl oluyor bu? Sen Musevi insansın, Allah’ın hükmünü uygulasana. “Ama bu stratejik bir görüş, insani bir görüş olarak demiyorum.” Sen insansın, strateji ayrı insan olur mu? Strateji zaten insan içindir. Strateji niçin yapılır? Bak diyor ki; “ama bu stratejik bir görüş, insani bir görüş olarak demiyorum”. İnsani bir görüş olarak diyeceksin. Bir Musevi olarak söyleyeceksin. Bir Allah’a inanan olarak söyleyeceksin. “Yoksa Suriye halkına sempatim var ve kalbim kan ağlıyor.” Tamam, insan sevgisiyle ilgili sözlerin güzel. “Suriye’de acı çekenler için” “merhamet ediyorum” demek istiyor. Bu güzel. “İran-Irak savaşında yaptık bunu, Humeyni kazanmasın diye, canavar Saddam’ı sevmediğimiz halde ona destek olduk.” Yani bu bir mantık değil ki, Saddam gibi bir adama silah verip başka Müslümanları katletmesini istemek zaten kabul edilir bir şey değil. Yani bir yanlışı bir insan bir kere yaptıysa, yeni yanlışlara o yanlış örnek olmaz artık. Bir kere yanlış yapmışsın, başında yanlış yapmışsın. Saddam gibi azılı bir deccale silah verilir mi? “Git saldır” denir mi? İran rejiminin anormal yanları varsa, ilimle, irfanla, akılla, güçle, gerekirse ambargo uygularsın, gerekirse eğitirsin. Akıl kullanarak netice elde edersin. Tevrat bunu vadetmiş bize. Tevrat’ta Cenab-ı Allah söylüyor; “güçle kuvvetle değil” diyor, yani silahla, tankla, topla değil, “Allah’ın gücüyle başaracaksın” diyor, Moşiyah için.

“El Kaide ilişkili, AKP ilişkili, Suudi ilişkili İslamcıların Şam’da hakim olmalarını istemiyorum.” Kardeşim şimdi El Kaide’yi anladık. AKP ne alaka? Ak Partiyle, El Kaide’yi aynı kefeye koyman, aklı başında bir yazarsın, uygun düşüyor mu? Ak Parti demokrasiyi, insan haklarını, sevecenliği savunan bir parti. El Kaide nedir? İşte asmak, kesmek, bombalamak, yöntemi bu. “Suudi ilişkili İslamcıların” onlar da zaten El Kaide’yi destekliyorlar, Suudi Arabistan. Yani daha önce de desteklemişlerdi, halen de destekliyorlar. Onlarla Ak Parti’yi iç içe zikretmesi yanlış olmuş. Yani dürüst bir tavır değil. “Şam’da hakim olmalarını istemiyorum.” Kardeşim Ak Parti zihniyeti Şam’da hakim olmuş olsa, süt liman olur ortalık. Ak Parti’nin anti-demokrat bir tavrı yok. Yanlış olan bir tavrı, olabilir, insani bir yön, insan hata yapabilir ama söylesinler uyarayım. Yani yanlış mesela “şunlar yanlış” desinler, şakır şakır açıklayayım. Ben orada onu tevil etmem, yanlışsa yanlış derim. Bakın “İslamcıların Şam’da hakim olmalarını istemiyorum. Silahlarını bize çevirmelerini istemiyorum.” Silahlarını hiç kimseye çevirmesinler zaten. Sırf size bize değil. Hiçbir insana çevirmesinler. Bak en vahim ifadeyi kullanıyorsun “bırakalım birbirleriyle savaşsınlar.” Şimdi bu oldu mu? Tevrat’ta ne diyor Cenab-ı Allah? “Savaşları durdurun, kan akmasın” diyor. Sen ne diyorsun? “Bırakalım birbirleriyle savaşsınlar.” Kavga eden iki taraf varsa, ayırmakla mükellefiz biz. Yani cahilliklerinden, eğitimsizliklerinden kaynaklanan bir durum. Yani Peygamber ismi taşıyan bir insan, Musevi kökenli bir insan, Musevilerin içinde yetişmiş bir insan, Tevrat’ı bilen bir insan ve Kuran’ı da çok iyi bilen bir insan böyle bir görüşe nasıl saplanabiliyor, bunu anlayabilmiş değilim. Ya Darwinizm, materyalizmin etkisi altında büyük bir ihtimalle, o kadar detaylı tanımıyorum. Mesela “militan İslam’a karşıyım” diyor, tamam bu güzel. Biz de karşıyız ama Tevrat’ın Kuran’ın hükmünü uygulatsana, sevgiyi savunsana. Tevrat’ın uçsuz bucaksız barışla ilgili sözleri, kanın durdurulması ilgili sözleri, uçsuz bucaksız. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Barışı anlatan sözleri uçsuz bucaksız. “Ve Allah’ın yardımıyla bunu yapacaksınız” diyor Cenab-ı Allah. Biz Mesih devrindeyiz, Moşiyah devrindeyiz. Bunu gördüğü, bildiği halde böyle bir üslup kullanırsa, “birbirlerini kırsınlar” derse, o da derki “onlar da onlarla birbirini kırsın” der. Bunu El Kaide’nin adamları nasıl değerlendirir, bir düşünsün. Taliban’ın adamları nasıl değerlendirir, bir düşünsün. Ya diyeceğiz ki, bu kardeşlerimiz Musevi insanlar. Mesela Daniel bir yazar ama Musevi’dir, dindardır. Ona şefkatle bakın diyeceğiz. Adam diyecek ki “Bak bize ne diyor?” diyecek. “Bırakalım birbirleriyle savaşsınlar.” Yani birbirlerini yesinler. “Birbirlerine odaklansınlar.” Savaşa teşvik etmiyor mu bu adam? diyecekler. Biz adamlara nasıl konuşalım o zaman? Yani arada çok ciddi fark olması lazım. Onlar savaşa teşvik ediyor, sen de savaşa teşvik ediyorsun. Olur mu? Sen savaşa karşı olduğunun söyle, barış yanlısı ol, ısrarla onu savun, Allah sana yardım eder. Sen gerisine karışma. Eğer kötüyse, Allah zaten kötülerin karşılığını veriyor. Evet.

Şeyhimiz Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrıs-i El Hakkani, dünyanın en tatlı Şeyh’i. Devriyesine çıkmış. Telefonla aradığımızda sesi geliyormuş oradan cıvıl, cıvıl maşaAllah. Selam söylemiş Şeyhimiz. Aleyna ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Ellerinden, ayaklarından öpüyorum tatlı Şeyhimizin.

Evet, bana Tevrat’ta barışla ilgili hükümleri ve Kuran’daki barışla ilgili hükümleri çıkış olarak verin de ben biraz okuyayım, Daniel de konuşmalarında, yazılarında inşaAllah kullanır, O’na da gönderelim. O Tevrat’ın hükümlerini gönderelim.

Bakın Mezmurlar’da (133/1) “Ne iyi ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak” Tevrat, Tevrat’ta diyor Allah. “Bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu ve her tarafta barış vardı.” (Birinci krallar 4/24) Süleyman’ın özdeyişleri (12/20)“Kötülük tasarlayanın yüreği hileci” yani savaş, kan düşünen insanların, “yüreği hileci. Barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Bak “onların yüreği hileci, barışı savunanın yüreği de sevinçlidir” diyor Tevrat’ta Allah’ın hükmü. (Mezmurlar (34/14,) “Kötülükten sakının” iyilik yapın kötülük nedir? Adam öldürmek insanlara acı vermek. “İyilik yapın” iyilik nedir? Barış, kardeşlik, yardım, “esenliği amaçlayın” bak “esenliği amaçlayın” yani ferahlık, huzur, “ardınca gidin” esenlik neredeyse, onun ardınca gidin. “Bizi yaratan aynı Allah değil mi? Öyleyse neden atalarımızın yaptığı anlaşmayı bozarak, herkes kardeşine ihanet ediyor?” (Malaki 2/10 ) Bakın ifade çok manidar; “bizi yaratan aynı Allah değil mi?” Müslümanlar da aynı Allah’a inanıyor Museviler de aynı Allah’a inanıyor. Bak ne diyor Cenab-ı Allah; “bizi yaratan aynı Allah değil mi?” Malaki Bölümü’nde. “Öyleyse neden atalarımızın yaptığı anlaşmayı bozarak,” Atalar ne? Hz. İbrahim (a.s), Hz. İshak (a.s), Hz. Yakup (a.s), “herkes kardeşine ihanet ediyor?” Şu an muazzam bir kavga var. Bunu Allah telin ediyor burada. “Yetkin adamı gözle, doğru adama bak” Kim o? Moşiyah. Mesih’e işaret var burada. “Çünkü yarınlar barış sevenlerindir.” İşte biz bu yarınlara geldik Tevrat’ta bahsedilen yarın şu an ki zamandır. Barış sevenlerindir artık. “Yetkin adamı gözle” yetkin adam “Hz. Mehdi (a.s)-Moşiyah’dır. “Gözle” bekleyişini niçin yapar Müslüman? Allah rızası için. Bekledik yetkin adamı Moşiyah’ı, Allah bize nasip etti. İnşaAllah. “Ben barış yanlısıyım ama söze başladığımda onlar savaşa kalkıyor.” (Mezmurlar 120/7 ) Bak “ben barış yanlısıyım.” Sen Musevi’sin, sen barış yanlısı ol. “ama söze başladığımda onlar savaşa kalkıyor” Bak savaşı savunmuş oluyorsun. Oluyor mu? Olmaz. “Bütün dünya esenlik ve barış içinde sevinçle haykırıyor.” (Yeşaya 14/7) Esenlik ve barış içinde, haykıracakları bir dönem gelecek, onu söylüyor Tevrat. Bakın “Bütün dünya esenlik ve barış içinde haykırıyor.” Muazzam bir sevinç günü, sevinç yılı, sevinç mevsimi, sevinç zamanı gelecek. “Ve insanlar esenlik ve barış içinde sevinçle bağıracaklar” Tevrat ileride olacak bu muazzam günlerin güzelliğini böyle ifade ediyor. (Yeşaya, 60/17) “Sana tunç yerine altın” yani mesela tunç sahte altın gibi görünür sarıdan ama gerçek altın. “Demir yerine gümüş” yani zenginliğin güzelliğine bak. “Ağaç yerine tunç, taş yerine demir getireceğim” yani her şeyin en iyisini. “Barışı yöneticin, doğruluğu önderin yapacağım.” “Barışı yöneticin” kim bu? Yine Moşiyah-Hz. Mehdi (a.s). Barış insanı. Bir ismi de barış Moşiyah’ın, esenlik. Bak doğruluğu önderin yapacağım” Doğruluk da yine Moşiyah-Hz. Mehdi (a.s). “Savaş yayları kırılacak. Kralınız uluslara barışı duyuracak” Kral kimdir? Moşiyah-Hz.Mehdi (a.s). Uluslara kim? Bütün dünya uluslarına. Nasıl duyuracak? Televizyonlardan, radyolardan, internetten barışı duyuracak. (Zekeriya Bölümü 9/10). “Savaş yayları kırılacak” nedir? Tanklar toplar, her türlü silah ortadan kalkacak.“Düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver.” Sen ne diyorsun? “Birbirlerini kırsınlar” diyorsun. Bak “düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver. Bunu yapmakla O’nu utanca boğarsın.” Ne demek? Yani güzel ahlakla, sevgiyle O’nu doğru yola götürebilirsin. Asarak, keserek, kavga ettirerek değil. “Ve Rab seni ödüllendirir.” Allah senin yardımcındır diyor. Adamı sen savaşa teşvik edersen, “biz de aynı şeyi söylüyoruz zaten” diyecek. “Biz de savaşla hallolacağını söylüyoruz, bak o da savaşla hallolacağını söylüyor aynı kafadayız” diyecek adam. O zaman ne diyelim adama?

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Maliki yaptığı açıklamada; “Irak’ta camilere ve namaz kılanlara yönelik saldırıları gerçekleştirenlerin, hem Şiilerin, hem de Sünnilerin düşmanı olduğunu” belirtti. “Bu tekrar canlandırılmak istenen eski bir fitnedir. Bu fitnenin önüne geçilmesi için, ortak namaz kılınmalıdır. Ortak namazdan kastımız, Şii’si ile Sünni’si ile tüm Müslümanların Bağdat’ın büyük camilerinden birinde, topluca bir arada cuma namazı kılmaları ve bunu her Cuma tekrar etmeleridir” dedi.

ADNAN OKTAR: Maliki güzel konuşmuş. Bayağı güzel konuşmuş tebrik ediyoruz. Maliki’yi bu konuşmasıyla takdir ettiğimizi herkese de duyuralım ki, güzel örnek olsun. Çünkü bu alışılmış bir konuşma değil. Bu tarz güzel konuşan, barışı savunan, Müslümanların arasını bulmaya çalışan, herkesi desteklemek lazım. Maliki’yi de tebrik ediyorum. Güzel bir söz bunu daha da yaygınlaştıracak güzel girişimlerde bulunursa, nur ala nur çok daha güzel olur.

DİDEM ÜRER: Balçiçek Pamir’in programına katılan Yazar Ayşe Kulin “İslamiyet’te değişiklik yapmanın zorunlu olduğunu” söyledi. “Mevcut yaklaşımlarla İslam devam edemez, birisi bir kitap yazıyor ya da terbiyesiz bir karikatür yapıyor, reaksiyon çok fazla oluyor. Adamın biri kitap yazmışsa, alıp okumazsın kınarsın, adamı öldürmeye çalışmak neden? Kuran’ı yeniden yorumlamak lazım. Çok kavram esas anlamından kaydı, öz gitti. Ben bu değişikliği laikler yapamazlar. Dindar insanlar yapar diye düşündüğüm için AK Parti iktidara gelince, dine bir ferahlık gelecekmiş zannetmiştim ama olmadı” dedi.

ADNAN OKTAR: Ayşe Kulin, güzel Ayşe; ferahlık Hz. Mehdi (a.s) iledir. Aç bak bütün kaynaklara bak, Tevrat’ta da bunu göreceksin, Kuran’da da bunu göreceksin, hadislerde de bunu göreceksin, İncil’de de bunu göreceksin, “Faraklit” diye geçer, kovayı taşıyan adam-su testisini taşıyan adam, yani kova burcunun adamı. Kova burcuna ki, kova burcuna girdik şu an. Bu yüzyıl kova burcu yüzyılı. Bunu Ayşe Kulin’e yazılı olarak da bildirelim. Mehdiyet’in önemini, barışın önemini, kardeşliğin önemini güzel anlatıyor. Güzel konuşuyor ama çözümü bilmesi gerekiyor. Çözüm nedir? Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih’tir. Her ikisini Cenab-ı Allah bizlere müjdelemiş.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Milat Gazetesi Yazarı Recep Koçak, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebesi Ali İhsan Tola’nın “2016 yılında İslamiyet’in fütuhatı yani İslam’ın fethi ve zaferi olacağını söylediğini” belirtti. “Ali İhsan Ağabey’in iddia edilen Ergenekon örgütüne o yıllarda bildiğini ve bir olay olduğunda ‘arkasında komite var yine plan yapıyorlar’ diyerek devlet erkanına haber gönderdiğini” belirtti. Ali İhsan ağabeyinin iddia edilen “Ergenekon örgütüne o yıllarda bildiğini ve bir olay olduğunda arkasına komite var. Yine plan yapıyorlardı” diyerek devler erkanına haber gönderdiğini belirtti. Ayrıca vefatına 6 ay evvel kızına kızım Ergenekon çıktı. Benim vazifem bitti” dediğini aktardı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, 2016. Mehdiyet’in şahlanış yılları diyorlar. Ama tabi orada Mehdiyet’i red, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı gelişini red olmuş olsa bile. İttihad-ı İslam’ı kabul edince mecburen Mehdiyet’i kabul etmiş oluyorlar. Çünkü başsız Müslümanlık olmayacağına göre, dönüp dolaşıp yine Mehdiyet’i kabul ediyorlar. Ama bu Mehdi (a.s) zıtlığını da ahirette nasıl açıklayacaklar bilmiyorum. Yani çok acayip bir durum. Tahsin Tolu ağabeyimiz çok şeker. Onu öyle bir düşüncesi yokta. Acayip sevimli. Fakat aksi yönde düşünenler var. Yani Mehdiyet’i kabul etmeyen, Mehdiyet’e karşı mücadele edenler de var.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, size kardeşlerimizin mesajı var. “Sevgiye evet, nefrete dur” diyoruz. Ben, torunum Yağız, kardeşlerim ve yeğenlerim, Hocamıza Bodrum’dan sevgilerimizi gönderiyoruz” diyor. Didem Hocam diyor Hatice kardeşimiz. Diğer kardeşlerimize de sonsuz sevgiler diyoruz” diyor, resimlerini göndermişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aslan gibi delikanlı kızlar. Boylarını poslarını yaratan Allah’a kurban olayım. Allah onlara hidayet sağlık, sıhhat versin.Hayırlı, bereketli,uzun ömür versin.

DİDEM ÜRER: İzmir’den kardeşlerimiz şöyle yazmış Hocam. “Yeşil gözlü, adaletli, merhametli, sevgi dolu aslan Hocam. Bugün İzmir Atatürk Mahallesi Zehra Hoca Hanım İlkokul Müdürlüğü’ne ve kardeşlerimizle kitaplarınızdan hediye ettik. Ayrıca esnaf, kuaför, eczane, kahvehane, market ve apartman girişlerine broşür dağıtımı yaptık. Bir çok evin bahçesinde kediciklerle karşılaştık, maşaAllah. Verdikleri pozlarla kedicik, güvercin ve karıncaların resmini Hocamıza gönderiyoruz. Sizi çok seviyoruz canım Hocam” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama onlarda çok mükemmel pozlar vermişler. Baksana her biri, birbirinden tatlı, çok güzel olmuş, maşaAllah. Allah kalplerine nur ihsan etsin, hidayet etsin, maşaAllah çok güzel.

DİDEM ÜRER: Çorum’dan da kardeşlerimiz eczanelere, polis kulübelerine, internet kafelere ve banka müdürlerine sizin çok sayıda kitabınızı dağıtmışlar. Kitapları alan herkes teşekkürlerini iletmiş. Kardeşlerimiz de sizden dua rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak benim canlarıma. Demin çok modern genç kızlar, bak benim kardeşlerim de çarşaflılar. Aralarındaki fark nedir? Müslümanlar hepsi. Aralarında fark yok. Birbirlerini seviyorlar mı? Canları gibi seviyorlar. Bizim aradığımız işte bu. Kuran’ın istediği de bu, maşaAllah.

Didem Hocam buyurun, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, kardeşlerimiz Adana’da Seyhan Belediye Başkan Yardımcıları Gültekin Genç, Fatih Aydemir ve Muhlis Köse beyefendileri Yaratılış Atlası ve kitaplarınızdan hediye etmişler. Belediye çalışanlarına da kitap hediye etmişler. “Nur ala nur ellerinizden, saygıyla ve muhabbetle öperiz, inşaAllah Hocam” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Atlaslar da far gibi parlıyor. Çok güzel olmuş, ellerine sağlık, isabetli olmuş. Özellikle devlet memurlarına, üsteki devlet memurlarına bu kitapların ulaştırılması mühim bir hizmet Allah razı olsun. MaşaAllah elhamdülillah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu, Ak Parti’nin bölgeye yönelik dış politikasını eleştirdi. “Yanlış yapıyorsunuz. Faturayı Türkiye ve Ortadoğu coğrafyası öder dedik. Yönümüzü Ortadoğu bataklığına değil. Batının çağdaş uygarlık yüzüne çevirdiğimiz için bu uyarıyı yaptık. Bugün gelip duvara çarpılmış durumdayız. Kendi ülkenizin çıkarlarını başka ülkelerin çıkarlarına heba edemezsiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi tamam biz Avrupa’yı seviyoruz. Avrupalıları da her zaman destekliyoruz. İnsan olarak şefkat duyuyoruz. Amerika’ya da öyle. Sevgiyle bakıyoruz. Demokrasi anlayışlarını beğeniyoruz. Kültürlerinin olumlu olan, pozitif olan bütün yönlerini beğeniyoruz. Ama biz İttihad-ı İslam’ı isteyen bir ruh halindeyiz. Yani artık bir devrin içine girdik. Yeni bir çağa girdik. Bu çağ artık İttihad-ı İslam çağı. İttihad-ı İslam olacak, Müslümanlar birleşecek ama Avrupa’yla can ciğer kuzu sarması olacağız. Amerika’yla can ciğer kuzu sarması olacağız. Oranın teknolojisini, kalitesini alacağız ve daha iyisini yapmaya çalışacağız. Ve onları da bu güzel yönleri sunmaya gayret edeceğiz. O anlamda doğru söylüyor, Sayın Kılıçdaroğlu. Ama Ortadoğu batağı diye Doğuyu biz bırakmak durumunda değiliz. Ortadoğu’yu ve bütün Asya’yı kucaklayacağız. Ve hepsine sahip çıkacağız. Yani bataklığınızla boğulun demeyiz. Bataklıktan sizi çıkaracağız, diyoruz. Bu nedir? Mehdiyet’le ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın o güzel soluğuyla, güzel yüzüyle, o güzel eliyle ve o derin imanıyla, Mehdiyet’in bütün dünyayı kavrayan güçlü yapısıyla bu neticeye alacağız, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Kılıçdaroğlu Suriye’de muhalefeti desteklememiz konusunda da şunları söyledi: “Sayın Erdoğan Amerika gezisinde ‘Suriye muhalefetine lojistik destek veriyoruz’ diyor. Ne demek lojistik destek? Türkiye teröristleri mi destekliyor? TSK’nın giydiği elbiseleri sen kime giydiriyorsun? Terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak, ne zamandan beri Türkiye’nin görevi oldu?” dedi.

ADNAN OKTAR: “Beyzbol sopasını gösterdi” ne diyor? Orada yazıda ne diyor?

DİDEM ÜRER: “Beyzbol sopasını gördü, değiştim dedi.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim, insanların ruhunda espriye ne kadar güçlü eğilim var. Nereden nereye bağlantılar. Obama tarz olsun, böyle hani şekil olsun gibisinden bir şey yapmış. Böyle sporcu falan, bazen dans ediyor, modern görünmek için yaptığı bir şey. “Sopayı eline aldı, şimdi demek ki bir şey yapacak.” Yani hiç bağlantısız bir olay. Orada aslında pişman da olmuştur o. O modern görünmek için yaptı onu, çok kötü bir anlamı oldu onun. Birçok ülke ona alındı. Dediler ki, herhalde bizi kastediyor, sopayla tehdit ediyor gibisinden. Bu yanlış. Yani Sayın Obama kendi halinde bir insan. Ailesi var, çocukları var, öyle kimseye sopa gösterecek, öyle deli bir ruhu yok, saldırgan bir insan değil. Barışçıl, demokrasi yanlısı, savaşlara karşı olan bir insan, şamatadan, şiddetten şiddetli şekilde çekinen bir insan. Dolayısıyla o beyzbol sopası olayı, tamamen bir yanlış anlaşılma. Beğenilsin, modern görünsün, neşeli görünsün, sportmen görünsün diye yaptığı bir hareket. Çok yanlış anlaşıldı. Tayyip Hocam da öyle sopadan, değnekten falan yılacak adam değildir. Delikanlıdır, öyle bir yönü olmaz Sayın Tayyip Hocam’ın. O ne badirelerden geçti. Oturup sopa gösterdiler, ben fikrimi değiştireyim demez. Aklı selimle hareket ediyor. Orada samimi kanaati odur. Mesela Obama da diyebilir, faydalı bir fikir olursa alır. Ama Obama’nın yanlış bir fikri olduğunda, sureti katiye de kabul etmez. Tayyip Hocam’ı gazetelerden, radyolardan tanıyorum. Dolayısıyla o görüş de yanlış. Öyle bir şey yok. İnatçılığı ve delikanlılığıyla tanınan bir insan. Öyle korkacak falan, öyle bir olay olmaz, öyle bir şey olmaz. Sayın Obama’nın da hiçbir şekilde öyle bir niyeti yok. Barışçıl bir insan, iyi niyetle Amerikan kültürünü vurgulayacak neşeli hareketler yapıyor. Amerikan kültüründe beyzbol sporu önemlidir. Çim hokeyi, o tip olaylar vardır, dolayısıyla neşeli Amerikalı tarzı yapıyor. Yani onu öyle mahcup etmek doğru değil. “Yine sopayı eline aldı, kim bilir kimi korkutuyor”, çok yanlış. Kendi halinde bir aile babası. Küçük ailesiyle yaşayan bir insan. Öyle geniş bir çevresi, aşireti falan da yok onun, destekçisi falan da yok. Kendi halinde bir insan. Dolayısıyla öyle şiddet gösterecek, karanlık örgütlerle bağlantısı olacak, kabadayılık yapacak, öyle bir yönü yok. Evet, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, Amerika’da bir devasa hortum Oklahoma City’i savaş alanına çevirmesi sonucu 24 kişi hayatını kaybetti. 70’i çocuk 145 kişi de yaralandı. Hızı zaman zaman saatte 320 kilometreyi bulan ve 3,5 kilometre genişliğe ulaşan hortum sebebiyle yüzlerce ev yerle bir oldu. Araçlar da hurdaya döndü. 

ADNAN OKTAR: İşte bu, Allah’ın bir uyarısı, insanlığa uyarısı. Hıristiyan alemini de Allah kendine çevirmek istiyor. Böyle işinizde gücünüzde olmayın, sırf ticaretle, okulunuza gitmekle, evlenmekle, beyzbol oynamakla, spor yapmakla vaktinizi geçirmeyin. Ben sizi bunun için yaratmadım. Ben bana kul olmanız için sizi yarattım. Bu mesajı veriyor Cenab-ı Allah. Kendisi’ni hatırlatıyor. Çünkü Allah’ı unutmak Allah’ın zoruna gider. Hem meyveler yaratacak, insanlar yaratacak, güzellikler yaratacak, evler, arabalar yaratacak; adam hiçbir şekilde muhatap olmayacak, tek kelime muhatap olmayacak. Allah’a hamdolsun demeyecek. O zaman Allah işte geri alıyor. Arabayı Ben verdim, alıyorum diyor Allah. Evi Ben verdim, evi de alıyorum diyor. Canı Ben verdim, canı da alıyorum diyor. Ya Bana şükredersiniz, ya geri alacağım diyor Allah. Burada verilen mesaj, bu. İnşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, minik Yağız’ın resimleri vardı. Size “Hocam sizin köfteniz olmak istiyorum” diyormuş. Onu da sevmenizi istiyormuş ve dua etmenizi istiyormuş.

ADNAN OKTAR: Ah benim canım, nasıl şekermiş o, nasıl tatlıymış. Ama tam köfte. MaşaAllah. Ama hakikaten şöyle bir seferde yutulacak bir tip. Kıyafeti de şahane olmuş. Allah sağlık sıhhat versin, bereket, uzun ömür versin, derin iman versin annesine, ailesine, babasına, kardeşlerine, hepsine ferahlık versin.

Didem Hocam, dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Reyhanlı’daki 52 kişinin ölümüne neden olan saldırının ardından bölgede mezhep ayrılığını provoke etmek için bir kampanya başlatılmıştı. Alevi dernekleri bunun üzerine Reyhanlı’ya gitme kararı aldı ve 584 Alevi dernek ve federasyonu temsilen 40 kişilik bir heyet, Reyhanlı’da hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerini sunacak. Dernek Başkanı “ölen Sünniler bizim canlarımız” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu heyetin vereceği mesajların Alevilerin üzerinde itidal için etkili olacağı umuluyor.

ADNAN OKTAR: Orada şehit olan kardeşlerimizin hepsi aynı. Alevi-Sünni yani, Ahmet-Mehmet, Alevi-Sünni. Aynı. Hepsi Müslüman. “Senin adın ne?” diyor, Ahmet. “Senin ismin ne?” Mehmet. Sen? “Aleviyim” diyor, sen nesin? “Sünni.” Ana başlık ne? Müslümanlık. Bitti. Müslüman olduktan sonra ne fark eder Alevi-Sünni? Aynı

Buyurun, bir şeyler konuşalım.

DİDEM ÜRER: İsrailli bir yetkili The Times’a konuştu; “İslamcıların iktidara gelmesi İsrail’in çıkarlarını zedeler. Bunun olmasındansa Esad’ın iktidarda kalmasını tercih ederiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama bu çok boğuk bir mantık. Yani İslam’ı hiç yerine koyan bir üslup. Hem bir İslam ülkesi olacak ama başta İslam olmayacak, İslam ahlakını yaşayan bir adam olmayacak. Olur mu öyle şey? Diktatörlükle yönetilecek. Kim olursa olsun, başta bir deccal bulunsun, Müslümanları hizaya getirsin, başlarını ezsin! Bu olacak iş değil, böyle mantık olmaz. Mehdiyet’in dışında bir yol yok. Mehdiyet’i kabul etmeyip, böyle hasta yollar aramaya kalkarlarsa, bela yağmur gibi yağar, başka hiçbir şey olmaz. Yani kolay yol varken, Allah’ın gösterdiği yol varken, Tevrat’ta açık açık belirtilen, Kuran ayetlerinde açık açık işaret edilen, hadislerde sarahaten, detaylarla belirtilen Allah’ın hükmü uygulanmayacak, “bunun yerine bir deccal getirelim Suriye’nin başına da deccal ile idare edelim” böyle olmaz. Bu yedi köye bela getirir. Her yeri birbirine katar. Ve sonunda bu acı, bu azap Suriye’de katlamalı artıp muazzam bir belaya dönüşür. Bu Suriye için de, bölge için de, herkes için, İsrail için de bir tehlike haline gelir. Çünkü belayı bekledikçe bela daha artıyor, gücü artıyor belanın. Çünkü 200 bin kişi şehit edildi, şimdi bu 200 bin ailenin hepsi sokakta. O şehit olan ailelerin hepsi sokakta. İntikam almak için sokaktalar. Şimdi diyorsun ki, 500 bin kişi daha olsun, 500 bin aile daha sokağa çıkar. Ve zapt edilmez bir güce dönüşür o. Başında Mehdiyet imkanı varken, Mehdiyet’le çözmek varken, başka yollara girmek, en büyük hatalardan bir tanesi olur.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Yeni Şafak’tan Bülent Orakoğlu; “Suriye’nin yıllardır, Hatay’ı kendi toprakları içinde gösteren haritalar bastırdığını, Hatay ili genelinde Suriye rejim yanlısı kişilere gizlice arazi alımı operasyonu başlattığını ve Hatay’da Nusayri bir devlet kurma hayali olduğunu” söyledi. “Bunun için iddia edilen Ergenekon yöneticilerinden Mihraç Ural’ı da kullandığını” iddia ederek, “Hatay üzerindeki gizli emellere dikkat etmek gerektiğini” ifade etti.

ADNAN OKTAR: Yok, devletin istihbaratının tabii ki haberi var, MİT’in de haberi var, öyle başıbozuk bir şey değil. Ama hakikaten Hatay’da bir yapılanma içine gitmişler. Hakikaten bazı kişileri görevlendirmişler. Orada yoğun bir faaliyet yapmışlar. Şu akıl mı? Sen kendi vatanını başka bir yere vereceksin, parçalayacaksın ve orada da huzur içinde yaşayacağını düşünüyorsun! Bak, güvendiğin Suriye ne hale geldi ve ne hale geliyor. Türkiye’de mi huzur içindesin sen, Suriye’de mi huzur içindesin? Türkiye’de huzur içindesin. Suriye’de olmak istiyor musun? Olmak istemiyorsun. Hiçbir zaman için istemiyorsun. Çoluğunla çocuğunla Türkiye’ye geldiğine göre, demek ki Suriye’nin planı ve Suriye’ye sığınma kafası çok yanlışmış. Allah sana bu belayı gösterdi, bu hastalığı gösterdi. Hatay’ın Türkiye’den koparılması fikrinin ne kadar korkunç olduğunu, ne kadar yanlış olduğunu bu planın içinde olan insanlar, bizzat görmüş oldular. Şu an akıllarının uçlarından bile geçmiyordur. Yani “böyle bir belanın içine kesinlikle girmeyiz, biz Türkiye’de Hatay’da mutluyuz” diyor insanlar. “Allah vermesin” diyor, “Hatay Suriye’ye katılmış olsa burada biz yaşayamayız” diyorlar, haklı olarak.

Evet Didem hocam.

DİDEM ÜRER: Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kişilere inançlarından dolayı ayrı muamele yapıldığı yönündeki iddialara kurumdan cevap geldi. TSK resmi internet sitesinde bir açıklama yapılarak; “Türk Silahlı Kuvvetleri personeli arasında inancı ve mezhebiyle ilgili bir ayrımcılık söz konusu değildir. Bu konuyla ilgili olarak ortaya atılan iddialar asılsız ve gerçek dışıdır” denildi.

ADNAN OKTAR: Evet. Türk ordusu bayağı titiz, aklı başında bir kurum. Subaylarımız çakı gibiler. Gayet güzel eğitiliyorlar, çok modern eğitim alıyorlar, güvenilir, nezih insanlar, seçkin insanlar. Dolayısıyla dengesiz bir tavır Türk ordusundan çıkmaz inşaAllah.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, “İngiltere’nin teklifi üzerine Avrupa Birliği’nin, Hizbullah’ın askeri kanadına haziran sonuna kadar terörist örgütler listesine almak için bir anlaşma yapabileceği” açıklandı.

ADNAN OKTAR: Hizbullah’ın yapacağı şey; millete, kendine laf söyletmesin. Ne yapacak? Sünnilere şefkat göstersin, kardeşçe yaklaşsın, sevgi dolu yaklaşsın. Bölgede böyle bir delikanlı yapı olarak kendini göstersin. Barış yanlısı, akılcı bir yapı olarak kendini göstersin. Şii olmaları iftihar ederiz, gayet güzel, onda bir sorun yok. Fakat kendilerine kötü söz ettirmesinler ve Sünni kardeşlerine de coşkuyla sahip çıksınlar. Bütünleştirici olsunlar. Herkes onları o zaman sever. Öbür türlü yani böyle sırf Şii’yi esas alan bir kafa olursa onda bir uğursuzluk olur. Kuran’a zıt bir tavır olmuş olur o. Çünkü Müslümanları kucaklayan yapılar daima güzeldir. Kim İslam’ı, Kuran’ı kucaklarsa, kim Müslümanları kucaklarsa, o felah bulur, inşaAllah.

Didem Hocam, dinliyorum sizi.

DİDEM ÜRER: Gümrük Ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı; “Türkiye, Suriye sınırında yer alan Yayladağ Karabulut kapısının Reyhanlı’daki saldırılardan sonra güvenlik gerekçesi olarak geçici olarak kapatıldığını” açıkladı. Ancak Suriye,’den Türkiye’ye geçecek kişilerin gümrük hizmetleri bir ay boyunca sürdürülecekmiş.

ADNAN OKTAR: Evet.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?” (İnşirah Suresi / 1) Elem neşrah leke sadrek. Demek ki, bazen insanların göğsü daralır. Hz. Musa (a.s)’da da oluyor. “Ya Rabbi göğsüm daralıyor” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’de de var. Peygamberimiz (s.a.v)’in Allah göğsüne bir ferahlık, kalbindeki sıkıntıyı gideriyor.

“Ve yükünü indirip-atmadık mı?” (İnşirah Suresi / 2) Muhtemelen Peygamberimiz (s.a.v) kilo almıştı son zamanlarda, sevimli Peygamberimiz (s.a.v). Zaten Hz. Ayşe (r.a) annemizle yarışmışlar. Her zaman geçerken, Hz. Ayşe (r.a) annemiz geçmiş Peygamberimiz (s.a.v)’i, Peygamberimiz (s.a.v) geride kalmış. Sen misin geçen, Peygamberimiz (s.a.v) dünya tatlısı rejime giriyor. İşte o, karnına taş bağladı dedikleri o. Yani sıcak taş. Rejime girdiği için, bazen sancı yapıyor midesi zaman zaman. Tiritle rejim yapıyor, hurma yiyor günde birkaç hurma, bazen tabii o yorgunluk da yapar. Fakat rejim selametle neticeleniyor. Sonra Hz. Ayşe (r.a)’e diyor: “Gel, yarışalım.” Tabii açık ara birinci oluyor. Bak, “Ve yükünü indirip-atmadık mı?” diyor Cenab-ı Allah.

“Ki o, senin belini bükmüştü;” (İnşirah Suresi / 3) Çünkü fazla kilo insanı rahatsız eder.

“Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?” (İnşirah Suresi / 4) diyor Allah. 2009 tarihini veriyor. “Her yerde adın duyulmaya başlandı” diyor. Mehdiyet’e işaret var. Bakın, “Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?” Onun torununun zikri ne oluyor? Peygamber (s.a.v)’in zikri olmuş oluyor aynı zamanda. Çünkü onun torunu, onun evladı, onun ailesi. Seyyid Muhammed Mehdi (a.s). Her yerde Seyyid Muhammed Mehdi (a.s) duyuluyor. Dedesinin ismi ve onun sülbünden onun evladı olduğu için “senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?” Dünya hakimi oluyor, Cenab-ı Allah dünyaya hakim ediyor Peygamberimiz (s.a.v)’in torunuyla dedesinin getirdiği, dedesinin vesile olduğu dini dünyaya hakim ediyor Cenab-ı Allah. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v)’in şanı yücelmiş oluyor. Ebcedi de 2009 tarihini veriyor, inşaAllah.

“Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi / 5) İlk dönemler zor, deccaliyet dönemi zor. Ama sonunda kolaylık var. Diyor ki Allah, bir daha diyor bak: “Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi / 6) 5 ve 6, 56. 5 ve 6. ayetler 1956’ya işaret, inşaAllah.“Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.” 5. ayet, “Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi / 6) Özellikle bu iki ayete dikkat çekmiş Allah; 5 ve 6.

“Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.” (İnşirah Suresi / 7) Şu an ahir zamandayız. Muazzam bir gayret içindeyiz, hiç durmadan. Peygamberimiz (s.a.v) de o zaman hiç durmadan faaliyet yapıyordu mübarek, maşaAllah.

“Ve yalnızca Rabbine rağbet et.” (İnşirah Suresi / 8) Nasıl olacak, nasıl bitecek, kim bitirecek? Deccaliyet nasıl yıkılacak? Fitne-fücur nasıl ortadan kalkacak? Telaş etmene gerek yok. “Ve yalnızca Rabbine rağbet et.” Ona tevekkül et, ona rağbet et, güven Allah’a, bırak kendini, sebebe sarıl, gerisine karışma. Anlamı, o. “Ve yükünü indirip-atmadık mı? (İnşirah Suresi / 2) Tabii bunda çok işaretler var.

Sonra 95. Sure geliyor. “İncire ve zeytine andolsun,” (Tin Suresi / 1) En iyi rejim yapılacak yiyecekler, incir ve zeytin. Biri vücudun tuz ihtiyacını çok iyi karşılar ve yağ ihtiyacını çok iyi karşılar, öbürü de şeker ihtiyacını çok iyi karşılar. Dolayısıyla rejimlerde, en faydalı olacak iki yiyecekten örnek verilmiş, inşaAllah.

Ve “Sina dağına” Diyor Cenab-ı Allah. (Tin Suresi / 2). İşte, mesela dağa tırmanmak kilo verdirir. Zaten Sina dağı da incir ve zeytinin en bol olduğu dağlardan birisidir. Ama Sina dağına tabii bir işaret var. Hz. Mehdi (a.s), Sina dağında olacak. Ve Hz. Mehdi (a.s)’ın ineceği bir tepe var, çıkacağı ve ineceği tepe. Onun resmini göster.

“Ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).” (Tin Suresi / 3) Şeytandan Allah’a sığınırım. Şu an Türkiye emin bir belde Ortadoğu’da. O zaman Mekke, Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında. Ahir zamanda İstanbul, inşaAllah.

Niye bekliyorum? Çünkü ayet okunurken, dikkatini vermesi farz olduğu için, evet.

Şimdi o zeytin dağı bakın, Allah ne diyor: “İncire ve zeytine andolsun.” Bu da zeytin dağı. İşte Hz. Mehdi (a.s) çıktığında, bu tepeden aşağı doğru inecek. Hıristiyanlar, Museviler, Müslümanlar hepsi olacak aşağı kısmında. Zeytin dağı denilen bu ünlü dağ, tepe. Yani Musevi inancına göre de böyledir, Hz. Mehdi (a.s)’ın bu dağdan aşağı ineceği söyleniyor.

Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağı kapıları göster. Evet, bu kapıdan geçerek Kudüs-ü Şerif’e girecek, inşaAllah. Bu kapılar şu an kapalı tutuluyor. Özel olarak kapalı görülüğü gibi. Hz. Mehdi (a.s) devrinde, özel olarak açılacak. Yani yüzyıllardan beri kapalı. Hz. Mehdi (a.s)’ın inişinde kapı açılıyor, inşaAllah.

Şeytandan Allah’a sığınırım: “Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin Suresi / 4) Çok güzel altın oranla, olabilecek en güzel şekilde yarattık diyor Allah. “En güzel biçimde yarattık.” Oranları, görünümü en mükemmel, insanın gözüne hoş gelecek şekilde yarattık.

“Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tin Suresi / 5) İki anlamı var. Mesela biri aşağı, deccal olabiliyor insan, bozulabiliyor sonra da tamamen mezarda dağılıyor. Darmadağın oluyor, ona da işaret var.

“Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.” (Duha Suresi / 4) İlk olanda, son olan da, hepsi Allah’ındır. “Senin için son olan ilk olandan daha hayırlıdır.” İlk anlamı ne akla gelir? Ahiret hayatı, dünyadan daha hayırlıdır. İkinci olarak ne akla gelir? İslam’ın ilk devirleri güçsüz, belirli bir zaman Peygamberimiz (s.a.v)’in döneminden sonra güçsüz. Ama son, çok ihtişamlı, koskoca bir dünya hakimiyeti var, hayırlı bir dünya hakimiyeti var. Son olanı Allah, hayırlı diyor. Hz. Mehdi (a.s) mesela son çıkıyor hayırlı. Hz. İsa Mesih (a.s) son geliyor hayırlı. Son başka ne? İttihad-ı İslam, dünyada en büyük İslam’ın hakimiyeti. Yani gelmiş geçmiş dünya tarihinde ilk defa, son en hayırlı olarak hakim oluyor. En büyük çapta, en geniş çapta, Resulullah (s.a.v.)’in döneminden sonraki en hayırlı çağ.

“Elbette Rabbin sana verecek,” her türlü mal verecek, “böylece sen hoşnut kalacaksın.” (Duha Suresi / 5) Bu ayetin ebcedi de, 2009 tarihini veriyor. “Elbette Rabbin sana verecek” mal ve imkan verecek, hakimiyet, mal, güç “böylece sen hoşnut kalacaksın.” Peygamberimiz (s.a.v) dönemine bakmakla beraber, alenen ve açıkça Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor. Çünkü bir tane tarih veriyor; 2009. Dünya hakimiyeti, mülk ve saltanat.

“Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?” Diyor Cenab-ı Allah. (Duha Suresi / 6) Hz. Mehdi (a.s) da yetimdir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın da babası yok. Hz. Mehdi (a.s) da yetim olacaktır. “Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?” Peygamber (s.a.v)’i Cenab-ı Allah, o kadar insan içinden Allah seçiyor, onu Peygamber yapıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ o kadar insan içinden seçiyor, Hz. Mehdi (a.s) yapıyor. “Barındırmadı mı?” Birçok yerde barındırıyor Peygamberimiz (s.a.v)’i.

“Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi?” (Duha Suresi / 7) Peygamberimiz (s.a.v) daha önce İslam dinini bilmiyordu. Sonra İslam’ı Allah vahiyle bildirdi. Hz. Mehdi (a.s)’a bakan yönü nedir? Hz. Mehdi (a.s) da İslam’ı sonra öğreniyor. İslam’ı sonradan yaşıyor. Çünkü Cenab-ı Allah diyor ki: “Allah onu bir gecede ıslah eder.” Bir gecede değiştirir, bu hadisten de anlıyoruz. Ve ayetin ağırlıklı olarak ahir zamana baktığı görülüyor, işari mana olarak.

“Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” (Duha Suresi / 8) Demek ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v) başlangıçta nasıldı? Fakirdi ama sonra zengin oldu. Hz. Mehdi (a.s) nasıl? Ama sonra dünya hakimi oluyor, dünyanın en zengin insanı oluyor.

“Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme.” (Duha Suresi / 9) Sen yetimsin diyor. Ama sonra ne diyor: “Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme.” (Duha Suresi / 9) Hz. Mehdi (a.s)’a kimse el sürmesin. Peygamber (s.a.v) yetimken, insanlar çok eziyet etmek istediler. Bunun yanlışlığını Allah işaret ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’a da insanların tavır alacağını, onu üzmeye yahut onu kahretmeye, helak etmeye çalışacaklarını, öldürmeye çalışacaklarını da, ayet işari anlamda vurgulamış oluyor. Ayrıca insanların, herkesin, yani herkese bakan bir ayet, yetimlere karşı şefkatli olması, merhametli ve koruyucu olmasına işaret ediyor Allah ayette.

“İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma.” (Duha Suresi / 10) Bütün fakir-fukaraya, mazlumlara şefkatle yaklaşıp, hepsine zenginliğin yolunu açmanın işari zemini burada vurgulanıyor. Ayni isteyip dileniyorsa bir insan “azarlayıp çıkışmayın” diyor Allah. Yani ona şefkatle yaklaşın, sevecenlikle. Ahir zamanda nasıl olacak? İsteyen herkese mal dağıtılacak. Ne azarlama olacak ne çıkışma olacak bol bol. Hatta “öyle olacak ki” diyor Peygamberimiz (s.a.v); “kişi bol miktarda malı olduğu halde gözü doymayıp yine isteyecek, ona mal verilecek ama madam pişman olacak” diyor. “Geri vermek isteyecek malı. Ama bizim tevdi ettiğimiz malı geri almayacağımız biliniyor. O yüzden biz bu malı geri almayız” diyecek Hz. Mehdi (a.s).

“Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” (Duha Suresi / 11) Bu ayette 1956 tarihini veriyor. 11. ayet: “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” Sürekli tebliğ yap. Bunu kim yapacak? Hz. Mehdi (a.s). Bunu kim yaptı? Peygamberimiz (s.a.v). Peygamberimiz (s.a.v)’e bakmakla beraber, bir tane ebced değeri var: “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” Bunu yapacak olan Kim? Hz. Mehdi (a.s). Son ayet zaten 11. ayet. O da, 1956 tarihini veriyor. Son ayet olması da çok manidar.

Tin Suresi yarın kalmıştı ona devam edelim. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak diyor Allah: “Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin Suresi / 4)

“Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tin Suresi / 5) Hakikaten altın oranla yaratılmıştır insan ve insanı ipnotize edecek bir güzelliğe sahiptir insan. Bir insan mesela bir kadına aşık olabiliyor. Bir çocuğun güzelliğine aşık olabiliyor.

“Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.” (Tin Suresi / 6) Ayetin akışından 5. ayetin, deccaliyete baktığını anlıyoruz. “Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.” En aşağı hale getirebiliyorum diyor Allah insanı, güzel olduğu halde. “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka;” Mehdi meşrepli olduğunda, başka diyor Allah, “onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.” Sürekli sevap vereceğim onlara diyor, Allah.

“Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?” (Tin Suresi / 7) Hangi şey yalanlatıyor? Darwinizm, materyalizm. Ahir zamana bakıyor aynı zamanda. “Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?” Dünyaya dini yalanlatan tek cereyan geldi şu ana kadar, en büyük cereyan, bütün dünyayı dinsiz yapan, yüzde doksan dokuzunu dinsiz yapan; Darwinizm.

“Allah hükmedenlerin hakimi değil midir?” (Tin Suresi / 8) “Hakimlerin hakimi değil midir” diyor Allah. Buradan da bütün hakimlere de Allah’ın hakim olduğu, bütün yöneticilere Allah’ın hakim olduğu, ayetle açıklanmış oluyor.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: İsrail parlamentosundan geçtiğimiz günlerde yaptığınız barış ve kardeşlik konferansı için bir takdir ve teşekkür mektubu gelmişti. Uygun görürseniz onu okumak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Hangi konuyla ilgili demiştin?

DİDEM ÜRER: Barış ve kardeşlik konferansıyla ilgili, geçtiğimiz günlerde. Türk, Hıristiyan, Musevi ve Müslümanları bir araya getirdiniz.

ADNAN OKTAR: Tamam.

DİDEM ÜRER: Şu şekilde: “Saygı değer Oktar Bey. Hem kendi adıma, hem de meslektaşlarım Milletvekili David Azulai, Milletvekili İzhak Kohen ve Bayan Şoşana Bekarman adına İstanbul’da 9 Mayıs 2013 tarihinde yapılan konferansa konukluk ettiğiniz ve 8 Mayıs 2013’te de Ankara’da seçkin Türk Milletvekilleriyle toplantıları düzenlediğiniz için derin takdirlerimizi ifade etmekten şeref duyuyorum. İstanbul’daki konferans ve Ankara’daki toplantılar, her iki tarafında ortak atamız olan İbrahim Peygamberin 3000 seneye yayılan ortak mirası yoluyla her iki ülkenin ve her iki milletin tarihi ittifak ve dostluğa geri dönmenin niyeti ve hedefiyle, samimi ve dost canlısı atmosferde gerçekleşti. Bu toplantıların ve konferansın tarihi dostluğumuzun yenilenmesine yol açmasını, böylece gelecekteki tüm sorunların karşılıklı konuşma ve dostluk ruhu içinde çözülebilmesini umuyoruz. Ve bunun için dua ediyoruz. Konferansın ve Türk Milletvekilleriyle görüşmelerin bölgedeki barış için çabaların yenilenmesine vesile olacağını umuyoruz. Tüm Türk Milletvekilleri, çok önemli ve mevcut durumda hayati olan toplantılara vesile olan Adnan Oktar Bey’e ve arkadaşlarına takdirlerini ifade ettiklerini belirtmek isteriz. Bu minnettarlığın ifadesine biz de katılıyoruz. Türk milletiyle dostluk bağımızı sizin rehberliğinizde yenilemeye devam etmeyi umuyoruz. En derin hürmetlerimizi ve takdirlerimizi kabul edin. Saygılarımla Milletvekili Nissim Zeev. İsrail Parlamentosu.”

ADNAN OKTAR: Evrakını görebiliyor muyum onun bir daha?

DİDEM ÜRER: Tabii Hocam. Bu orijinali.

ADNAN OKTAR: Tamam, güzel. Allah rızası için yapıyoruz. Onların teşekkür etmesi de nezaketlerinden. Biz de onlara teşekkür ediyoruz.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Oxford Üniversitesi İslam Medeniyetlerinin Yapımcıları adlı bir külliyat yayınlama kararı almış. Bu çerçevede seçilen 25 İslam aliminden biri de Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ymiş. Bu nedenle Oxford Üniversitesi Said Nursi Hazretleriyle ilgili bir kitap yazdırmış. Ve kitap üniversite tarafından basılmış.

ADNAN OKTAR: Güzel. Risale-i Nur’u bastırsınlar, herkes okusun, inşaAllah. Baya iyi olur.

DİDEM ÜRER: Fikret Bila son yazısında; “Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulabileceğini” belirterek, şöyle söyledi: “Bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırları, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye yönetimlerinin kontrolüne geçecektir. Türkiye’nin bugün izlediği politika Suriye’de Kuzey Irak’ta olduğu gibi ayrı bir devletimsi yapı oluşmasına yardımcı olan bir yapıdır. Tıpkı çekiç güçle Kuzey Irak’ın oluşmasına yardımcı olduğu gibi” demiş.

ADNAN OKTAR: Herkesin bildiği şeyler onlar.

Didem Hocam bence gidelim, yarın gelelim, inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü