Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (22 Mayıs 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DİDEM RAHVANCI: Aşkım gözümün nuru sevgilimle yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Hocam, 15 yaşındaki sığınmacı Suriyeli kardeşimiz Suriye tarafından gelen bir kurşun sonucu yaralandı, hastaneye kaldırıldı. Sayın Erdoğan da sınırda yaşanan son karışıklıklardan sonra, 30 Mayıs tarihinde bölgeye gitme ve Reyhanlı’daki patlamada şehit olan kişilerin ailelerini ziyaret etme kararı almış.

ADNAN OKTAR: Evet, şimdi çatışma bölgesi orası kurşun da gelebilir, şarapnel de sıçrayabilir. Tamam, tedbir alınır ama her halükarda olur o. Çünkü çatışma bölgesi olunca nasıl olmasın? Çünkü merminin menzili, bu kalaşnikofların falan en az 1500m. falan. 1,5km. falan menzili var. Dolayısıyla gelir, dokunabilir. Dikkatli olunacak artık yani. Yahut orada bir güvenlik koridoru oluşturulabilir. Yani eğer mümkünse 15-20-30 kilometrelik bir güvenlik koridoru oluşturulabilir.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hüseyin Gülerce Hocamız, herkesin PKK karşısında hükümetin ne ödün verdiğini sorduğunu hatırlatarak, bu soruya sizin açıklamanız doğrultusunda şöyle cevap verdi: “AK Parti böyle bir pazarlık yapmaz. Her fırsatta üniter devleti savunan, federal yapıyı tehlikeli bulduğunu ilan eden bir parti. Türkiye’nin önünü bölecek bir yolu neden açsın? Neden yapsın? CHP ve MHP ‘ne verildiği açıklanmıyor’ itirazlarını ben samimi bulmuyorum” dedi. “Hele bir bekleyelim. Sıra meclise geldiğinde yanlış yaparlarsa tavrımızı ortaya koyarız demeleri gerekirdi” dedi.

ADNAN OKTAR: Benim kanaatim; karşılığı demokrasi. Adamlar, demokrasi tam olacaksa biz çekilelim demiş olabilirler. Demokrasi bizi kurtarır demiş olabilirler. Ama gerçek demokrasi, derin demokrasi. Hükümetin zaten canına minnet. Herkes kabul eder demokrasiyi. Böyle bir şeydir Allahualem. MHP’nin tedirginliği haklı. Yani hakikaten samimi tedirgin oluyorlar. Sayın Bahçeli de samimi olarak bağırıp çağırıyor. Orada bir yapmacıklık yok. CHP de milletin özgür sesi olarak bağırıyor. O da çok güzel. Yani CHP’nin sesi kısılmış olsa, Türkiye;’de o zaman yaşanmaz söyleyeyim. Çok tehlikeli demektir. Eğer MHP bağıramıyorsa, CHP bağıramıyorsa bavulunu alıp gitmen lazım artık Yani. Türkiye, Türkiye olmaktan çıktı demektir Allah esirgesin. İstediği kadar hükümeti iyi yönetsin, istediği kadar insanlar mutlu olsun. Eğer muhalefet yoksa, insanlar bağırıp çağıramıyorsa, fikrini söyleyemiyorsa, özgürce şüphelerini haykıramıyorsa, bela vardır. Orada insan mutlu olamaz artık. O yüzden AK Partinin olumlu yönüdür bağırılıp çağırılması. Puandır AK Parti için o, çok iyi. Yani aleyhte bir şey değil.

Didem Hocam dinliyorum, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, siz Esad’ın yetkilerini bırakıp istediği tarihte yeniden seçime girebileceğini söylemiştiniz. Sayın Davutoğlu da Cenevre toplantısı öncesi aynı öneride bulundu. Esad’ın ülkeyi terk etmesi şart değil. 2014’te yapılacak seçimlerde hala destek bulacağına inanıyorsa, seçime girebilir. Ancak seçime giderken hiçbir yetkisi olmamalı. İster başkanlık sarayında, ister sade bir vatandaş olarak bu süreçte yetkisiz olmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii şimdi asmak, asılmaktan çekiniyor, kurşuna dizilmek, hapsedilmekten çekiniyordur. Öyle değil de yani başından beri söylüyoruz. Hayrettir bak, ne diyorsam bütün dünya o çizgiye geliyor. Önce bambaşka bir stil uygulamaya kalkıyorlar. Sonunda aklıselim galip geliyor, mutlaka benim dediğime geliyorlar. Bak, bin bir türlü kafa geliştirdiler, bin bir türlü mantık geliştirdiler, içinden çıkamadılar, sonunda benim dediğime geldiler. Aylardan beri aynı şeyi söyledim ben. Benim çizgimde hiç değişiklik olmadı. Ama muhalif düşünceler otuz çeşit fikir değiştirdiler. Ama son durak benim dediğime geldiler. Her konuda son durak benim dediğime geliyorlar. Yok Akdeniz Birliği, yok bilmem ne birliği falan dediler. Sonunda İttihad-ı İslam’a geldiler. Türk-İslam Birliği’ne geldiler, olmadı, olmuyor. Ne Avrupa Birliği’ni yapabilirsiniz dedim, ne Akdeniz Birliği ne şu ne bu. Ancak İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği olur dedim. Önce karşı koydular, “olur mu öyle şey” falan dediler. Bak oluyormuş demek ki. Geldiler, bizim dediğimiz çizgiye geldiler. Böyle olur. Yani tam bir Avrupa Birliği gibi yapılırsa Suriye; barışçıl, sevecen, şiddet ortadan kalkmış, böyle kafa tutan, gözü dönmüş psikopatların olmadığı bir hükümet. Hükümetin ilk görevi derin devleti ortadan kaldırsın Suriye’de. Esad istiyorsa, kazanayım diyorsa gelsin. Başbakan da olabilir, İçişleri Bakanı da olabilir. Kazanıyorsa istediği her şeyi yapar. Kazanamıyorsa bile yine, mesela üçte bir oy olmuş alsa, üçte birlik oyla hükümet olsun. Kimsenin bir şey dediği yok. Ama “ben eze eze dediğimi yaparım” o, olmaz.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, geçtiğimiz günlerde başkanlık sistemi yerine Sayın Erdoğan’ın tüzüğü değiştirmesi ve koltuğunda kalması yönünde bir açıklama yaptınız, dün de yine açıkladınız. Bugün Taha Akyol da aynı mantıkta bir yazı yazdı: “Daha önce de yazmıştım, Sayın Erdoğan başkanlık meselesini tamamen gündemden çekmelidir. 2023’e kadar Türkiye’yi yönetmek istediğine göre, sistemi değiştirmek gibi bir zorlama yerine, çok kolay olan partisinin tüzüğünü değiştirmeli. Yoluna Başbakan olarak devam etmelidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Başbakanımız, yetenekli bir insan. Sağlığı sıhhati de yerinde, Başbakanlığı gayet güzel götürüyor. Abdullah Gül Beyefendi de, hakikaten çok sevimli ve çok tatlı bir insan. Cumhurbaşkanlığı için şahane. Halim selim, güzel huylu, herkese sevecen, şefkatli neredeyse herkes seviyor. Sevmeyen hiç kimse yok mesela onu. Bu çok manidar. O Cumhurbaşkanı olarak devam etsin. Allah sağlık sıhhat selamet versin. Başbakanımız da Başbakan olarak devam etsin. Güzel gidiyor. 2023’e kadar fevkalade götürür. Baya dinç, hiçbir şeyi yok yani. Gayet de güzel. Hakikaten de demokrasiyi istediği için, özgürlükleri istediği için, ilerleme istediği için ve hepsinden önemlisi İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği istediği için, şefkati, merhameti istediği için Allah onu muvaffak eder. 2023’lerde, İslam aleminin en büyük lideri de olabilir. Yani herkesin seveceği bir insan olma yönünde bir tavrı var. Bağırıp çağırmaları önemli değil, onlara alınmasın. Bazı insan kızar bağırır ama normalde bilinçaltında sever, saygı duyar. Mesela adamın güzel bir arabası vardır kızar ona, “lüks bir arabaya ne gerek var” der ama içi gider beğenir. Mesela çok lüks bir evdir hiç gereksiz yerde, yok ışıklandırması iyi olmamıştır gıcık olur. Yani kıl bir nedenden tavır alır. Aslında beğeniyordur. Başbakanımız da öyle bağırıp çağırmaya tedirgin olmasın. Bir de bağırıp çağırılması, çok iyi o. Türkiye’de demokrasinin gürül gürül işlediğini gösterir o. Bir de Başbakan da insan, hata da yapabilir. Birisi bağırıp çağırdı mı, “ben yanlış mı yapıyorum acaba” deyip toparlayabilir de yani. Olamaz mı yanlış da yapabilir.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Dolmabahçe’deki ek yapı uzantısını çalışma ofisi olarak kullanıyordu Başbakanımız. Şimdi Beylerbeyi Sarayına taşımaya karar vermiş ofisini. Hem Osmanlı, hem de Cumhuriyet’in kuruluş tarihini en iyi yansıtan yer olması nedeniyle Beylerbeyi Sarayı’nın Başbakanlık çalışma ofisi için tercih edildiği tahmin ediliyormuş. Bu değişikliğin özellikle AK Partide taraflar arasında büyük kızgınlık yaratacağı.”

ADNAN OKTAR: Niye kızgınlık yaratsın? Gayette güzel olur. Çok estetik, çok güzel binalar. Türkiye’nin şanına şerefine uygun. Mesela bir yabancı temsilci geldiğinde öyle güzel bir sarayda karşılarsan çok ihtişamlı olur. Niye öyle dörtgen binalarda, betonarme binalarda karşılayalım, hazır yerler varken? İngiltere’de, Avrupa’da hep tarihi binalarda karşılıyorlar. Bu bir güzelliktir, estetiktir. Niye her şey buz gibi soğuk olsun. Bunlar estetik hoş şeyler mesela. İngiltere çok güzel yapıyor. Atlılar falan, gösterişli şaşalı falan yakışıyor. Bu insanların hoşuna gider, bu bir kültürdür, insanın ruhunu açar. Dünyanın süsü bunlar. Hatta Topkapı da olur inşaAllah, değil mi? Topkapı’da gayet güzel karşılayabilir orada bir ofisi olsun Başbakanımızın. Heyetler gelsin Topkapı’ya, mehterle karşılansın ceddin dedenle, hiçbir şey olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Hocam, Rusya’da da Kremlin Sarayı’nda oluyor, çok ihtişamlı.

ADNAN OKTAR: Mesela çok ihtişamlı. Mesela Fransa’da çok güzel saraylar var, soğuk olması, görüntünün estetik olmaması, binaların estetik olmaması, mobilyaların estetik olmaması güzel bir şey değil ki. İktisat mı? Bütün dünya seyrediyor onu, değil mi? İnsanlar güzellik görmek ister, ihtişam görmek ister. Ne mahsuru var yani? Tayyip Hocam rahat olsun bir şey olmaz, inşaAllah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Sevan Nişanyan adındaki akademisyene Peygamber Efendimiz (s.a.v) hakkındaki saygıya uygun olmayan sözleri hakkında nedeniyle dava açılmıştı. Mahkeme bu kişiyi 13,5 ay hapis cezasına çarptırdı. Ayrıca Nişanyan’ın sözleri toplumda büyük infiale yol açtığı için, Twitter gibi sosyal medya üzerinden çok fazla tepki geliyormuş. Ensonhaber sitesi; “bunun üzerine tepkileri şiddete ve hakarete dökmenin kimseye bir faydası yok. Nişanyan’a en güzel cevap inandığınız fikirleri şiddete ve hakarete başvurmadan ona iletmek olacak” şeklinde bir haber yapmış.

ADNAN OKTAR: Kanun hukuk cevabını vermiş. Oturup onun üstüne yeniden şahıslara ayrıca ceza vermeye kalkması çok münasebetsizlik olur. Öyle şey olmaz. Fikir anlatırken de, sevgiyle, merhametle, şefkatle ve nezaketle anlatılır. Küfretti diye sen de küfredersen ondan daha acayip bir konuma düşersin. Olmaz. Orada yapılacak şey, ona örnek olmak, saygılı, hürmetli, nezaketli, dengeli, tutarlı, kazanıcı, onu mahcup edecek bir üslup olması lazım. Mahcup olması için nasıl olması lazım? Çok güzel, çok asil tavırlar olması lazım-ki, örnek alsın, imrensin, beğensin ve kendisi de öyle olmaya istek duysun.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Bu kişinin daha önceden de böyle hakaret dosyası olduğu için, ceza paraya çevrilmedi, sadece temyiz hakkı var bu kişinin.

ADNAN OKTAR: Kanun hukuk ne derse, o olur.

DİDEM ÜRER: Nuh kardeşimiz şöyle yazmış: “Allah’ın aslanı Adnan Hocam’ın ellerinden öpüyorum. Farklı günlerde 300 kadar A9 TV tanıtım broşürü ve değerli Hocamızın kitaplarından 30 kitap dağıttık. Her fırsatta evde misafirliğe gittiğimizde imani ve ahir zaman sohbetleri yapıyoruz. Bugün misafirlerimizle birlikte sohbet ettik ve bir sofra kurduk. Sofradaki herkesin size sevgileri var” diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Nuh. Çok güzel isim. Ah benim canlarım, şu sofranın güzelliğine, şu sofradaki insanların güzelliğine bak. Allah katından size daha da güzel sofralar indirsin, maşaAllah. Afiyet şeker olsun. Nur gibi insanlar. Çocukların temizliğiyle nuruyla ev aydınlanmış. MaşaAllah, sofrada masum bulunması ne güzel, evde masum bulunması ne güzel. Allah onlara hayır bereket, iyilik güzellik ihsan etsin. Kuran’a, İslam’a hizmetçi kılsın Cenab-ı Allah. Bizleri de beni de onları da hepsini Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa Mesih (a.s)’a talebe kılsın, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, bugün Ankara’daki kardeşlerimiz İngilizce kursu veren dershanelere ve kitapevlerine 100 adet İngilizce Harun Yahya kitabı dağıtmışlar. “Yakışıklı, canımızın içi Seyyid Hocamız’ın ellerinden öperiz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şevke bak sen şevke bak. Ne güzel insanlar, ne güzel insanlar. Allah nurla her yerlerini sarsın. MaşaAllah, Allah şaşırtmasın, Allah Kuran’a, İslam’a hadim eylesin, inşaAllah.

Didem Hocam, dinliyorum zatıalinizi.

DİDEM ÜRER: Hükümet Cumhuriyet kurumlarından biri olarak bilinen yatılı bölge okullarını kapatma kararı almış. Bunun için iki gerekçe olabileceği düşünülüyor. Birincisi; devletin güvenlik birimleri, özellikle doğu ve Güneydoğu’daki yatılı okullarda örgütlenme ve propaganda yapıldığını tespit etmiş. İkinci sebep ise; Sayın Erdoğan’ın ısrarla üstünde durduğu küçük yaştaki çocukların anne ve babalarıyla kalarak eğitim hayatlarını sürdürmesi olduğu ve Başbakan’ın bu konuda bir talimat vermiş olabileceği düşünülüyor.

ADNAN OKTAR: Tayip Hocam bir şey yapıyorsa, bir bildiği vardır. Mantıksız bir şey yapmaz.

Maide Suresi 25. Şeytandan Allah’a sığınırım: Hz. Musa (a.s); “‘Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum.” Bakın, o devirdeki şiddeti görüyor musunuz? O devirde, deccaliyetin gücüne bak. Bir kardeşim bir de ben diyor. Başka kimseye malik olamıyorum. “Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır’ dedi.” (Maide Suresi / 25) Muazzam bir fasık topluluğu var. Yani Müslüman bir topluluk ama İslam’ı yaşamıyorlar. Allah’ın hükümlerine haşa sırt çevirmişler. Bir tek kardeşim ve ben diyor. Bak binlerce kişi var ama kimse Allah’ın hükümlerini uygulamıyor. Fasık bir topluluk oluşmuş o devirde. Yani deccaliyetin gücü açısından o devirde, bu çok manidar. Bir yerde Firavun tamamen dinsiz, öbür tarafta da Müslümanlar var, fakat laf-söz dinlemiyorlar. Fıska girmişler, helale harama dikkat etmiyorlar.

“(Allah) Dedi: ‘Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır.” Deccaliyetin ömrü hadislerde de kırk yıl diye geçer. Kırk yıldır deccaliyetin ömrü. “Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp duracaklar.” Şu anda da insanlar şaşkın vaziyette büyük bölümü. Yeryüzünde şaşkınca dönüp dolaşıyorlar. Oradan oraya gidiyorlar, oradan oryaya gidiyorlar. Karınca gibi kaynıyorlar birçok insan ama şaşkın vaziyetteler. Allah’ı unutmuş, Kitabı unutmuş, ahireti unutmuş vaziyetteler. Sadece bir kör kovalamaca peşindeler. Ne yaptığından da haberi yok. Bir gün geliyor, ölüyor haberi bile olmuyor. “Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme.’” (Maide Suresi / 26) Bu nedir? Farz bir hüküm. Bazı kişiler mesela fasık adam görür, üzülür ona. “Çok üzülüyorum” diyor. Allah haram kılmış. “Üzülme” diyor Cenab-ı Allah.

Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, 28 Şubat iddianamesi mahkemeye sunuldu. Ve 28 Şubat soruşturmasıyla ilgili hazırlanan iddianamede çoğu general, 103 asker hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

ADNAN OKTAR: 28 Şubat’ın tahribatını da hükümet ortadan kaldırsın. Bakın, hükümet istiyorsa, yüzde yetmiş oy verelim. Ama şu iddia edilen Ergenekon terör örgütü tamamen kazınsın, 28 Şubat’ın bütün tahribatı tamamen ortadan kalksın. O devirde açılan mahkemeler, o devirde hakları elinden alınan insanlar, o devirde işkence gören insanlar, hala aramızda yaşıyorlar. Halen davaları da devam ediyor, halen üstlerinde işkence izleri devam ediyor. Halen işlerinden güçlerinden atılmış vaziyetteler. Halen vakıflar kapalı vaziyette. Yani 28 Şubat’ın tahribatı birçok konuda devam ediyor. Tabii her konuda bir tahribat olmaz ama birçok konuda tahribat var.

Emre; “Adnan Hocam’a bir sorum var” diyor. “Söylediklerine göre, Kuran Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğinden bahsediyor. Eğer bundan 50 yıl sonra iddia ettiğiniz gibi bir Hz. Mehdi (a.s) gelmezse, dünya hala aynı duruyorsa, bu Kuran’ın yanlış olduğu sonucuna varmaz mı? Eğer 50 yıl sonra Mehdi (a.s) hala gelmemişse ne yapardınız?” Bu ne sevimli şey böyle. Bir kere sevimli Emre, Kuran, Hz. Mehdi (a.s) gelecek demiyor bir, hadislerde geçiyor. “Eğer bundan 50 yıl sonra iddia ettiğiniz gibi bir Hz. Mehdi (a.s) gelmezse” Hz. Mehdi (a.s) geldi. Niye gelmeyecek işte, daha nasıl gelsin? Alametler tamam, bütün alametler tamam. Başta çok dindar bir hükümet var. Cumhurbaşkanı beş vakit namaz kılıyor, başbakan beş vakit namazında, YÖK Başkanı beş vakit namazında, Genelkurmay Başkanı beş vakit namazında. Daha anlamıyor musunuz? İşte Mehdiyet bu, inşaAllah. İslam aleminde bir bahar yaşanıyor, herkes İttihad-ı İslam istiyor. CHP bile İttihad-ı İslam yanlısı yani, maşaAllah. “Dünya hala aynı olursa, bu Kuran’ın yanlış olduğu sonucuna varmaz mı?” Yok, varılmaz. Niye varılsın? Mesela Hz. Mehdi (a.s) gelecek diye geçen yıllar, İmam-ı Rabbani devrinde, Hz. Mehdi (a.s) beklenmiştir. İmam Rabbani Hazretleri, kendini Hz. Mehdi (a.s) zannetmiştir kısmen, Hz. Mehdi (a.s) gelmemiştir. Abdulkadir Geylani, kendini Hz. Mehdi (a.s) zannetmiştir. Efendim, Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretleri o da kendisini Hz. Mehdi (a.s) zannetmiştir. Fakat Hz. Mehdi (a.s) gelmemiştir. Fakat şu an Emre öyle bir Hz. Mehdi (a.s) gelişi oldu ki, yani hani “lamı cimi yok” derler ya, 24 harf tamam yani. Hepsi, hepsi tamam. Ay tutulmaları tamam, güneş tutulmaları tamam. Ramazan ayında ki olaylar, Kabe, hepsi eksiği gediği yok. Darwinizmin şu içler acısı halini de görüyorsun. Hz. Mehdi (a.s) konusunda gönlün rahat olsun. Ben boş bir şeyin peşinden gitmem. Adım gibi emin olmazsam anlatmam? Niye anlatayım? Yani belli ki boş çıkacak. Riskli bir şey niye gireyim? Yüzde yüz emin olmasam anlatmam. Artık sen ona göre değerlendir olayı.

Hayırla, şerle imtihan olur insan. Zorluklarla, kolaylıklarla imtihan olur. Şeytandan Allah’a sığınırım; Cenab-ı Allah ne diyor; “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Yine her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor. İmtihan olacağız, mesela gayet neşeliyim birden belin tutulur. Mesela tam sınıfını geçeceğini zannederken sınıfta kalırsın. Durduk yere başın belaya girebilir, her şey olabilir. Tevekküllü olacaksın, bura bayram yeri değil, eğlence yeri değil. İmtihan ortamı, imtihan salonundasın. Sana yoğun olarak soru gelecek, sen de o soruları şakır şakır cevaplandıracaksın, Allah’ın izniyle. Doğru cevaplayacaksın. Yanlış cevaplamamaya özen göstereceksin. Eğitilmiş oluyorsun, eğitilince cennetin senin için anlamı olur. Yoksa eğitilmeden cennete gidersen, cennetin ırmaklarına bakarsın, ırmaklar sana bakar. Allah esirgesin zaten öyle bir şey olmaz da hani, faraza diyelim, öyle Allah bir imkan yaratmış olsa. Eğitilmemiş bir adam düşünüyorum ben, cennet ortamında zaten öyle bir şey olmaz da, cennetin ağaçlarına bakar adam bir şey anlamaz. Cennetin kuşlarına bakar bir şey anlamaz. Eğitim alacaksın ki, aşık olacaksın ki, aşık olarak gittiğinde senin için bir anlamı olsun. Cennet hanımlarına bakacaksın, cennet çocuklarına bakacaksın, cennet vildanlarına. Sen burada çocuk sevgisini yaşamazsan, orada çocuktan ne zevk alacaksın sen? Burada kıymetli mobilyadan, kıymetli eşyadan, güzel insanlardan, güzel ağaçlardan, güzel kokudan, güzel meyveden zevk alacaksın ki, Allah’ın tecellisi olarak onlardan da zevk alasın.  Tabii, mesela bazı insanlar vardır, antikadan çok zevk alır. Yahut bir şeyden çok zevk alır. Bir müzik parçasından zevk alır. Eğitmiştir kendini. İşte biz bu eğitimi alıyoruz burada. Hz. Adem (a.s) bu eğitimi almadan cennetteydi. Ne oldu? Daha hiç başlangıcında bismillah, Allah dedi ki, “o meyveye yaklaşmayın” dedi. Şeytan dedi ki, haşa, “Allah size doğru söylemiyor” dedi. “O meyveyi yerseniz sonsuz olacaksınız aslında” dedi. “Burada öleceksiniz normalde siz. Size öyle söylemiyor” dedi. “Ama meyveyi yerseniz, ucu bucağı yok. Ondan sonra Allah sizi durduramaz” dedi yani haşa, ona getirdi yani öyle bir üslup kullandı. Allah’a söz verdiği halde Hz. Adem (a.s) Efendimiz, hem kendisi, hem hanımı gitti yediler. “Bir anda” diyor Cenab-ı Allah, “çirkin yerleri göründü” diyor. “Hemen cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar” diyor. Cenab-ı Allah, “Sözümü tutmadınız” dedi. Özetle söylüyorum. “Sizi imtihan ortamı olan dünyaya gönderiyorum” dedi Allah. Ama burada eğitim alınca ne oldu? Ulu-l azim peygamber oldu. Büyük peygamberlerden. Ulu-l azim peygamberlerden. Ulu-l azim peygamber olarak çünkü cennete gitti, sonsuza kadar eğitim almış olarak gitti. Sonsuza kadar cennette mutlu olur. Eğitim almayınca işte öyle oluyor. Daha ilk başlangıcında. Çünkü bak adam cennete gitse bile iman yine devam ediyor cennette. Onu anlamıyor bazı kardeşlerimiz. Cennette yine iman etmesi gerekiyor insanın. İmanla devam ettiriyorsun. Çünkü adam yine şüphe ediyor. Mesela küfür ehli şüphe ediyor Allah’tan. İman etmiyorlar yine. Mesela, “Söyleyin Allah’ınıza” diyor haşa “Rabbiniz’e bizi buradan çıkarsın” diyor. Cehennemin çeşitli tabakaları var. Rahat yerleri var oraya nispeten, ağır yerlerine nispeten daha rahat yerleri var. Oraya geçebileceklerini zannediyorlar. Oraların sınırları var. Mesela bir tünel kazıp veyahut bir kapı aralığından oraya geçebileceklerini zannediyorlar, her seferinde onlar yakalanıyor, cehennem bekçileri tarafından. Onlar da yani mutlaka bir oyun yapabileceklerine inanıyorlar. Ömürleri yani sonsuza kadar, hep oradan kaçmaya çalışıyorlar. Sürekli de yakalanıyorlar her seferinde. Müslümanların eğlenmesine neden olan sebeplerden bir tanesi de, o. Allah diyor ki, “Tahtlarda oturmuş surette onlara gülerler” diyor, “hallerine.” Küfrün haline yani. Çünkü o akledemiyor, akılsız. Allah’ın gücü. Sen nasıl çıkacaksın oradan? İnanmadığı için akılsız bir yolunu bulacağını zannediyor. Dünyadaki gibi kendini işgüzar zannedip var ya hani burada bitirim, bilmiş, iş bitirici kafalar var ya, cehennemde de öyle yapacağını zannediyor. Oradan, bir yerden kaçacağını zannediyor. Her seferinde çok biçimsiz şekilde yakalanıyorlar. Müslümanlar da tabii buna çok muazzam gülüyorlar hatalarında. Allah onu ayette belirtmiş, her seferinde küçük düşürülüyorlar. Yani yakalanma şekilleri, biçimi açısından komik oluyor. Koskoca adamlar böyle. Yani kendine göre koca tabii, onların orada küçük düşürülmüş oluyorlar. Yani her yönden küçük düşürülüyorlar. Bu eğitimi aldıktan sonra nasıl oluyor? Mükemmel. Ulu-l azim peygamber ne demek? Büyük peygamberlerden.

Çok çok uzun yaşıyor Hz. Adem (a.s). yani o devirde ömürler 900 yıl, 1000 yıl, 1500 yıl. Öyle acayip yaşıyorlar, sonra ömürler kısalıyor. Cenab-ı Allah bir şeyi vesile ediyor ama daha bilinmiyor bu. Neden olduğu belli değil. Belki mesela insanların daha hiç bilmediği bir nedenden ömür kısalmış olabilir, Allah vesile etmiş olabilir. Mesela belki buğday, sırf buğday yetiştirerek, mesela buğdayın içindeki bir madde insanın o uzun yaşama gücünü kaldırıyor olabilir. Hiç bilinmeyen bir madde, tahmin etmedikleri bir madde. Onu Cenab-ı Allah biliyor.

Didem Hocam bana mektup mu yazıyorsun?

DİDEM ÜRER: Evet Hocam. Önce bir kardeşlerimizin faaliyetini okuyayım isterseniz.

ADNAN OKTAR: Tamam dinleyelim. Buyurun.

DİDEM ÜRER: Gül kardeşimiz yazmış: “Canım Hocama ve sizlere sonsuz sevgilerimi gönderiyorum. Mersin’den Tuğba ve Hatice kardeşlerim çeşitli tarihlerde 1000 adet broşür ve Hocamın 40 kitabını dağıttıklarını, ancak bilgisayarları olmadığı için bunları size bildirmemi rica ettiler” diyor kardeşimiz. “Biz Mersin’deki kardeşleriniz olarak canım Hocamın mübarek ellerinden öpüyoruz. Allah en kısa zamanda İttihad-ı İslam’ı nasip etsin ve bize Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’a kavuşturup, onların hizmetçilerinden olmayı nasip etsin inşaAllah.” Diyor kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah. Allah onlara, iman lezzeti versin, Kuran şevki versin.

DİDEM ÜRER: Hocam, Ankara’daki kardeşlerimiz Dışkapı Hastanesi’nde sizin kitaplarınızı, cd ve hastane çevresinde de A9 Tv broşürü ve Yaşayan Fosiller broşürü dağıtmışlar. Size sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aferin benim canlarıma, şevkleri çok güzel. Allah onlara hayır, bereket, nur versin. Kediler de çok şekermiş. Bunlar dünyanın süsü, bunlar ne şeker şeyler. Fıtır fıtır fıtır fıtır, oradan oraya, oradan oraya. Caddelerde de, bir oradan oraya, oradan oraya. Ne arasın o caddede? Karşıda ne var da illa gitmen gerekiyor?

DİDEM ÜRER: Birleşmiş Milletler; “Suriye’de yardıma muhtaç insan sayısının Suriye nüfusunun yüzde 38’i yani 8.3 milyon kişiye ulaştığını” bildirdiler.

ADNAN OKTAR: Suriye’nin geneli çok perişan. Yani psikolojik yönden de çok perişanlar, her yönden perişanlar. “Ya Rabbi, bize Hz. Mehdi (a.s)’ı gönder” diye bağırmaları lazım. Daha önce ihvan-ı Müslimin, Suriye’de yeri göğü inletirdi. Mısır’da. “La medrese, la tedris, innel lezine reis” Hz. Mehdi (a.s) gelecek, reis gelecek, medrese yok, eğitim yok” diyorlardı. Yeri göğü inletiyorlardı. Yine o gerekir, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Bunlar Şeyh Nazım Hazretleri’nin, canımız, Sultanımız dünyanın Sultanı Şeyhimizin kedileri.

ADNAN OKTAR: Ben onları yerim, ben onların üçünü de. Muhabbetlerine bak sen. Birbirlerine acayip sarılmışlar. Muhabbet müthiş, maşaAllah.

Maide Suresi, 114; şeytandan Allah’a sığınırım, “Meryem oğlu İsa:” yani anlamadım demesinler diye Allah, hani var ya insanlar bazen kimi kastediyor acaba? diye böyle şey yaparlar. “Meryem oğlu İsa: "Allah'ım,” diyor Cenab-ı Allah’a bak,”Allah’ım.” “Rabbimiz,” hitap ediyor Cenab-ı Allah’a, “bize gökten bir sofra indir,” gökten sofra iniyor. Evrimle yaratılmıyor sofra. Sofra da meyve de var, yiyecek de var, her türlü şey var. Ekmek var. Gökten sofra iniyor. Mucize olarak. Evrimcilere delil olarak bu ayeti de anlatın. Bak, gökten bir anda sofra iniyor. Ekmek, meyve, kaplar var. Yiyecekler var. Pişmiş yemek. Gökten iniyor, Allah katından. Evrimle olmuyor. Bir anda yaratılıyor. Diyorlar ki, “gökten Hz. İsa (a.s) iner mi?” Sofra iniyor. Hz. İsa (a.s) niye inmesin? Sofranın inmesini gayet makul görüyor. Bak ayet açık gökten sofra indiriyor Allah. Gökten sofra inince Hz. İsa (a.s)’da iner, inşaAllah, “öncemiz ve sonramız için bir bayram” Öncesi ne? Önceki devir. Sonraki ne? İşte şu anki devir, inşaAllah, “ve Sen'den de bir belge olsun.” Bu bayramın da kutlanması gerekir. Hz. İsa Mesih (a.s) söylemiş. Sofranın inişiyle ilgili “bayram olsun” diyor. Müslümanlar bunu bayram olarak kutlamalı. İnşaAllah.  “Sen'den de bir belge olsun.” Delil, inkar edilemeyecek bir delil. Mesela şimdi belge olarak kullanıyoruz. Açıklıyoruz belge olarak, kimse de inkar edemiyor. “Belge olsun.”  “Bizi rızıklandır,” gökten. “Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.” (Maide Suresi / 114) “Allah demişti ki: "Şüphesiz Ben bunu size indireceğim.” Bu sofrayı indireceğim size hemen. Vahiyle bildiriyor Hz. İsa (a.s)’a. “Artık sonra sizden kim inkar ederse, Ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım." (Maide Suresi / 115) Yani “çok büyük belanızı veririm” diyor. Çünkü bak delil istiyorsunuz. Ölüyü diriltiyor Cenab-ı Allah, onu gösteriyor. Baraz hastalığı olan, o geçiyor. Elini sürüyor, geçiyor. Kör olan, anadan doğma kör, elini sürüyor “bismillah” diyor, görüyor gözü. Şimdi buna rağmen de diyor ki, “gökten de sofra indir” diyorlar, “içimiz bir güven kazanalım, rahatlayalım” diyorlar. Allah artık burada tehdit ediyor. Bu kadar delile rağmen daha hala böyle bir mantıktasınız, “indiririm ama buna rağmen eğer imansızlık yaparsanız, mahvederim” diyor Allah. Bak “artık sonra sizden kim inkâr ederse, ben onu gerçekten Âlemlerden hiç kimseye azaplandırmayacağım bir azapla azaplandıracağım.” Çünkü artık tebliğ gelmiş, delilleri görmüş, vicdani kanaati gelmiş, buna rağmen inkâr ediyor. O zaman ne demek, belayı hak ettin demektir.

“Allah: “Ey Meryem oğlu İsa,” bakın, Allah annesinin ismiyle söylüyor Meryem oğlu İsa, “insanlara, beni ve anneni Allah’ı bırakarak iki İlah edinin diye sen mi söyledin?” Yani “hem Hz. İsa (a.s)’ı kendisi için hem de annen için, ilah olma iddiasını sen mi söyledin?” diyor. Allah sorgulayacak bak ahirette. Bak diyor ki Hz. İsa (a.s) “Ya Rabbi seni tenzih ederim” (haşa) diyor “hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir.” zaten diyor. Ben kaderim yani var ya ayette “nutku veren Allah” diyor. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor. “Mutlaka onu sen bilmişsindir “diyor “böyle bir şey söylemişsem.” “Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen sensin sen.” Diyor Cenab-ı Allah. “Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şey söylemedim.” “Allah birdir dedim birde peygamber olduğumu söyledim helalleri haramları söyledim” diyor. (O da şuydu:) benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. ‘Onların içinde kaldığım sürece,” Ne kadar kalıyor? Çok az kalıyor, “ben onların üzerinde bir şahidim.” Yani onların üstüne şahidim.” “Benim hayatıma son verdiğinde üzerlerindeki gözetleyici sendin. Sen her şeyin üzerinde şahit olansın” diyor. Bu, Hz. İsa (a.s)’ın ahiretteki açıklaması, en son ölümü.  Gerçek ölümü, göğe alınması değil. İnşaAllah. “Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Aziz olan, hakim olan Sensin Sen.” Burada, bağışlamanın hükmünü açıklaması, bağışlanma ümidinin olduğunu gösteriyor. Yani Hristiyanlar da bir düzelme olacağını gösteriyor. Bak şimdi ne diyor burada “Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır,” “istersen azaplandırabilirsin Ya Rabbi” diyor. “Eğer onları bağışlarsan, Aziz olan, hakim olan Sensin ” hüküm veren hakim olan. Hakim nedir? Hüküm verir. Ve “Aziz büyük olan da sensin” diyor. “Sensin sen” diyor. “Allah dedi ki bu doğruları doğru söylemenin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır.” Bak Hristiyanları müjdeliyor Cenab-ı Allah, iman eden Hristiyanları, Muhammedi olan Hristiyanları. Hz. Mehdi (a.s)’a uyan Hristiyanları, Hz. İsa Mesih (a.s)’a uyan Hristiyanları. Çünkü Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde, Müslüman olarak gelecek. İman etmiş olacaklar. Diyor ki, “Ehli kitaptan” diyor Cenab-ı Allah “sana iman etmedik hiç kimseyi bırakmayacağım” “hepsini iman ettireceğim” diyor. O vakte mahsus bir ikram güzelliği olarak “hepsini iman ettireceğim” diyor. Bir de arkasından bir müjde daha veriyor Allah diyor ki “sana uyanları ki” Hristiyanlarla Müslümanlar uyacaklar “kıyamete kadar kıyamet vaktine kadar” yani ahir zamanın son vakitlerine kadar “dünya hakimi yapacağım” diyor.  “Dünyanın idaresi sizin olacak” diyor. Şu an o devirdeyiz. İki ayet var. Ve “seni, kıyamet alameti olarak göndereceğim” diyor Allah ayette. O “İsa Mesih bir kıyamet alametidir” diyor Allah ayette. “Altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu onlarda Allah’tan razı olmuşlardır.” İman edecekler, çünkü Hz. İsa Mesih (a.s)’a uyacaklar, o zaman cennete gidecekler inşaAllah. “İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Yoksa “şirkle cennete gidersiniz” demiyor Allah burada, ayette. Hz. İsa Mesih (a.s) o müjdeyi veriyor. Bağışlanma müjdesini veriyor, çünkü düzeltiyor, tevbe ediyorlar çünkü düzeltmeden tevbeyi Allah kabul etmiyor. Tevbe edecek, düzeltecek ayet açıkça söylüyor bunu. Kuran ayetinde açıkça söylüyor Allah. “Halini düzeltecek, tevbe edecek o zaman bağışlarım” diyor. Burada da ne diyor Hz. İsa (a.s) “onları bağışla” diyor ama “halini düzelttikleri için bağışla” diyor. Allah da ondan sonra Hristiyan alemini, ehli kitabı cennetle müjdeliyor, Kuran ayeti. “Göklerin ve yerin içlerinde olanların tümünün mülkü Allah’ındır.” Göklerde kim var? Hz. İsa Mesih (a.s). Yerde kim var? Hz. Mehdi (a.s) var. “Olan tümünün mülkü,” gökteki mülk de Allah’ın yerdeki mülk de Allah’ın. Hz. Mehdi (a.s)’ı bekçi kılıyor Allah. Malın bekçisi, mülkün bekçisi. Mülkün sahibi değil Hz. Mehdi (a.s), bekçi olarak görevlendiriyor. “Mülkün sahibi Benim” diyor Allah. “O her şeye güç yetirendir.” Maide Suresi 120 ayet, sonuncu ayet.

Didem Hocam dinliyorum.                              

DİDEM ÜRER: Begüm kardeşimiz, kızının, kuzeninin resimlerini göndermiş Hocam çok sevimli maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım, bunu annesi şapur şupur güzelce bir öpsün. Ağzını, burnunu, kulaklarını, göbüşünü, kollarını. Bunların puding kokması çok şeker bir şey, vanilya kokuyorlar. Acayip şeker şeyler. Ama bazı kardeşler çok hırpalayarak seviyor, ben ona iyi gözle bakmıyorum yanlış bir şey o. Çocuğu sırf annesi sevsin. Şapur şupur herkes öperse ne olur? Alerji olur cildi bozulur, kızarır cildi. Onun körpecik cildi, su gibi cilt. Çok çok temiz olması lazım. Çok temiz pamuk veya keten kumaşla ancak temas edebilir cildi. Öptüğünde de annesi yüzünü hafifçe silmesi lazım ılık suyla. Çocuk cildi su gibi. Tamam insan coşar ama onu yapacaksın arkasından sileceksin temizleyeceksin, inşaAllah.

Didem Hocam ben gidiyorum. Tamam, inşaAllah yarın görüşürüz. 

Masaüstü Görünümü