Harun Yahya

Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (24 Mayıs 2013; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


DAMLA PAMİR: Bir tanem, ruhum aşkımın sohbetine başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam, ne var mühim konulardan?

DİDEM ÜRER: Sayın Başbakanımız, Suriyeli sığınmacı kardeşlerimizle ilgili bir açıklama yaparak, Reyhanlı halkına Kuran’dan bir hatırlatma yaptı: “Kardeşlerim, unutmayın şu anda Esad’ın zulmünden kaçan muhacirlere benim Reyhanlı’daki kardeşlerim ensar görevini görmelidir.”

ADNAN OKTAR: Ne güzel konuşmuş, ağzına sağlık maşaAllah, elhamdülillah. Çok güzel, tam Müslüman’ca işte. Diyorlar ki: “Tayyip Hocam’ı niye destekliyor millet?” İşte bu yüzden destekliyor. Kuran’la konuşuyor, Kuran’la ahlakıyla hareket ediyor, Allah’a güveniyor, Allah’a kendini bırakıyor, Allah muvaffak ediyor.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Şöyle devam ediyor: “Onlar da aynen o zaman olduğu gibi evlerini açmalıdır. Suriye’den gelmiş kardeşlerimiz evlerinde korku içinde yaşıyorlarsa burada başta şahsım olmak üzere Reyhanlı’daki kardeşlerim de kendilerini şöyle bir masaya yatırmalıdırlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel söylemiş. Tabii, düşünmeleri lazım. Çoluk çocuk karşıda olsaydı onlar ne yapacaklardı? Allah onları da öyle yapabilirdi. Onları yapmış. Bu hale getirmiş Cenab-ı Allah. Şefkatle bağrına basacak müminler. O bomba falan, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün komünistleri pislik olsun diye, rezillik olsun diye bu işi yaptılar. Yani sığınmacı kardeşlerimiz, sığınan kardeşlerimiz, bize emanet olan kardeşlerimiz, misafir olan kardeşlerimizi gözümüzden düşürmek istiyorlar, güya. Diyeceğiz ki haşa haşa, “bu adamlar geldi bize bela getirdi, yiyeceklerimizi aldılar, huzurumuzu aldılar. Ne yapalım? Kovalım gitsinler. Öldürsünler adamlar, ne yapıyorsa yapsınlar” diyeceğimizi zannediyorlar. Demeyiz. İsterseler, Reyhanlı’ya yüz bin bomba atsınlar yine demeyiz, yine bağrımıza basarız. Bunları anlamamaları normal. Çünkü adamlar Kuran’la bakmıyor, İslam gözüyle bakmıyor. Kuran gözüyle bakan, bunu anlar.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Alkollü içkilerin akşam 22:00 ile sabah 06:00 arasında perakende olarak satılamayacağına dair kanun teklifi kabul edildi. Ayrıca alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı da yapılamayacak.

ADNAN OKTAR: Şimdi o kısım çok önemli. Gece, her türlü felaketin işlendiği zaman. Gündüz yine insan kendini koruyabilir. Çok güzel, çok isabetli bir hareket o, maşaAllah.

DİDEM ÜRER: Hocam, ölümlerin yüzde 38’inin alkollü araç kullanımından meydana geldiği, Rusya’da da aynı mahiyette bir alkol yasa taslağı meclisten geçti. Ocak ayından itibaren de, Rusya’da da uygulanmaya başladı. Fakat genelde saat 22:00’dan sonra yaş olarak sınırlama getirilmesinin makul olacağı ama bütün insanlara sınırlama getirilmesi olmayacağı yönünde çok sayıda eleştiri yapılıyor. Nazlı Ilıcak da yazmış.

ADNAN OKTAR: Gece satışın engellenmesi bence çok hayati. Süper o. Gece içiyor, zil-zurna milletin evinin kapısına dayanıyor. Kimse de yok ortada, yardım edecek adam da yok, gece herkes uyuyor. Gündüz yine kalabalık oluyor. Mesela bir sarhoşu idare etmek kolay gündüz, değil mi? Herkes ayakta. Ama gece herkes yatıyor. Adamın gelip kapısına dayandığında, çoluğunun çocuğunun gırtlağına dayandığında, millet ne yapsın? Gece içiyor, üçte saldırıya geçiyor çocuklarına hanımına. Hepsi için demiyorum bir kısım insanlar kontrollü içiyor. Yani ben tenzih ediyorum, bazı vakıalar için diyorum. Ama bu felaketi Anadolu’da yaşayan yüz binlerce aile var. Bunu anlamazdan gelmenin alemi yok, bu bir gerçek. Ayrıca bu uygulama dünyanın her yerinde, modern ülkelerde hepsinde uygulanıyor. Türkiye geç kaldı bunda. Dünyanın her tarafında, ülkelerde zararlı olduğu yazıyor üstünde. Gece satışı birçok yerde yok. Yani bu tedbirler son derece normal. İçki, öyle olsa hiç satışı yok der.

Mesela Amerika’da 18 yaşında adama içki vermiyorlar. 21 yaşında olacak, başka türlü olmuyor.

DİDEM ÜRER: Kanada’da 22:00’dan sonra, İngiltere’de 23:00’dan sonra yasak içki satışı.

ADNAN OKTAR: Didem Hocam dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Amerikan Başkanı Obama, terörle mücadele stratejilerine ilişkin yaptığı açıklamada: “Bizim savaşımız İslam’la değil El-Kaide ve Taliban’la” dedi. “Bazı aşırıların batıyla İslam’ın uyuşmayacağı görüşünü taşıdığını ve şiddeti haklı gösterdiğini” belirtti. “Ancak Amerika İslam’la savaşta değil, bu ideoloji, terörist saldırıların Müslümanların çoğunluğu tarafından reddediliyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi haklı yönleri var tabii. Bazı bozukluklar olmuş, var. Klasik bazı eserlerdeki ifadeler vahşet. Bir hafta sakalını kesen öldürülüyor. Açık yani yazıyor, niye inkar ediyorsunuz? Namaz kılmayan üç mezhepte öldürülüyor. Hanefi mezhebinde kan çıkıncaya kadar dövülüyor, komaya sokuluyor daha Türkçesi, komaya girinceye kadar dövülüyor, eğer yine vazgeçmezse öldürülüyor. Bu ifadeler varken, “İslam şefkat dini” diye ortaya çıkarsa bir adam, adam inanmaz. Çünkü kendin bunu ortaya koymuşsun. Allah diyor ki: “Dinde zorlama yoktur” diyor. Öbürü de diyor ki: “Ben sopayla seni öldüresiye döveceğim, namaz kıldıracağım sana” diyor. Peki Allah “Dinde zorlama yok” diyor. İnanmıyor musun Allah’ın dediğine? “İnanmıyorum, ben kendimden böyle buldum” diyor. “Böyle bir mantık buldum, döverek ona namaz kıldıracağım” diyor. Bu Kuran’a karşı bir tavır olmuş oluyor, İslam’a karşı bir tavır olmuş oluyor. Bunu anlamazdan geliyorlar. “Hıristiyan gördünüz mü köşeye sıkıştırın” diyor. Yolun kenarına. Aşağılayın diyor yani. Adam giderken Hıristiyan olduğunu anlarsak ne yapacakmışız? Adamı köşeye nasıl sıkıştıracaksın? Omzunla itmen lazım. Adam nerede yürüsün? “Kenara itin, yolun kenarına, aşağılayın” diyor. Ne inkar ediyorsunuz? Bu kafadasınız. Allah’ın dinine ilaveler yapmışsınız, uydurmalar yapmışsınız. Nur gibi İslam dinini ne hale getirmeye kalkıyorsunuz. Ondan sonra da “İslam barış dinidir” diye ortaya çıkıyor. Barış dini ama senin anlattığın barış dini mi? Senini ki vahşet. Vahşetten bahsediyorsun sen Kuran’ı anlatmıyorsun ki. Uydurma bir din oluşturmuşsun kendi kafandan, din İslam diye. Ona ayet eklemeye kalkıyorsun. Saf Kuran’a dayalı samimi İslam’ı savunsana. Allah’ın hükümlerine titizlikle uysana. İşine gelmezse, “yok ref edildi, kaldırıldı, Allah bu hükmü kaldırdı” diyor. Allah senini aklını kaldırmış. Aklın gitmiş senin. Kuran’ın ayeti niye gitsin? Kuran kıyamete kadar geçerli. Gerçi din kendini korur. Kuran kendini korur. Ama Allah’ın dilemesiyle bir an önce bu insanları da kazanmaya çalışmak lazım. Dışlamayla, aşağılamayla bir yere pek varamayız, inşaAllah.

Didem Hocam buyurun.

DİDEM ÜRER: Ekonomi Bakanımız Sayın Cihat Çağlayan’ı “Başbakan Erdoğan’ın tekrara AK Parti’nin başında olmaması sıkıntı yaratmayacak mı” şeklinde bir soru yöneltildi. Sayın Bakanımız bu konuyu Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımız aralarında kolaylıkla halledeceklerini ima etti. Bunun üzerine kendisine sorulan “Sayın Başbakan Cumhurbaşkanı adayı olur, Sayın Cumhurbaşkanı Başbakan adayı olur mu demek istiyorsunuz” sorusuna da, “niye olmasın ne mahsuru var? Gayet güzel de olur” dedi. “İki yakın arkadaş” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam yorgunluk hissederse, Cumhurbaşkanı olmak isterse yaparız. İftihar ederiz, inşaAllah. İstediği kadar Cumhurbaşkanı olsun. Sayın Cumhurbaşkanımız da Başbakan olursa çok sevimli o, baya hoş bir insan. Bütün millet seviyor yani isterler.

Fecir Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla: “Fecre andolsun,” (Fecr Suresi, 1) Allah güneşlin doğuşuna yemin ediyor. Ne demek? İslam güneşi, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) için söylüyor Bediüzzaman “Fecir” diye.

“On geceye,” (Fecr Suresi, 2)

“Çifte ve tek'e” (Fecr Suresi, 3) 10’a çift ekle 2, 12. 2 ekle, 1, 13.

“Akıp-gittiği zaman geceye,” (Fecr Suresi, 4) 14. Hicri 1400’e bir atıf var gibi görünüyor. Çünkü rakamlarda bahis var, şimdi bak 10 var, çift var, tek var. Ve gecenin gitmesinden bahsediyor. Gece yani zulümat karanlık. Güneş doğuyor. Bak güneşten bahsediyor, 4 de hicri 1400’ü işaret ediyor inşaAllah, gece gidiyor kayboluyor. 10, çift ve tek ve 4’te de gecenin gittiğinden bahsediyor. Karanlığın kaybolduğundan bahsediyor.

Bakın diyor ki Cenab-ı Allah beşinci ayette: “Bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin var, değil mi?” Diyor Allah. (Fecr Suresi, 5) Burada bir sır var diyor Allah. Bu ayetlerde bir sır var diyor bak, “bunlarda akıl sahibi olan için” diyor ama. Araştırıp derin düşünen için “bir yemin var değil mi?” diyor Allah. Bu yemin nedir? Fecir-İslam’ın hakimiyeti. Ona işaret, inşaAllah.

“Rabbinin Ad (kavmin)e ne yaptığını görmedin mi?” (Fecr Suresi, 6)

“'Yüksek sütunlar' sahibi İrem'e?” (Fecr Suresi, 7)

“Ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi.” (Fecr Suresi, 8)

“Ve vadilerde kayaları oyup biçen Semud'a?” (Fecr Suresi, 9)

“Ve kazıklar (ehramlar) sahibi Firavun'a?” (Fecr Suresi, 10)

Şimdi, dünyanın büyük şehirlerinin binaları, hep yüksek sütunlarla ve yüksek binalarla dolu. Allah buna çok dikkat çekiyor. Büyük kuleler, yüksek sütunlar, yüksek binalar. Ve büyük şehirler, bunlara Allah dikkat çekmiş. “Ve vadilerde kayaları oyup biçen Semud'a?” Büyük büyük kayalar, artık oyulup biçiyor şu an. Sırf kaya olan da oyuluyor, dümdüz hale getiriliyor yahut tünel açılıyor.

“Ki onlar, şehirlerde azgınlaşmışlardı.” (Fecr Suresi, 11) Yani anarşi, terör çıkarıyorlardı. Helale harama dikkat etmiyorlardı.

“Böylece oralarda fesadı yaygınlaştırmış-arttırmışlardı.'” (Fecr Suresi, 12) İşte Darwinizm, materyalizm fesat, yani Allah’ın dinine uymayan yanlış felsefeler, inançlar.

“Bundan dolayı, Rabbin, onların üzerine bir azab kamçısı çarpıverdi.” (Fecr Suresi, 13) Nedir? Ekonomik kriz. Sıkıntılar, intiharlar, belalar.

“Çünkü senin Rabbin, gerçekten gözetleme yerindedir.” (Fecr Suresi, 14) Allah sizi her yönden gözlüyor diyor Cenab-ı Allah. Allah bütün gözlerden görür ama gözle onu idrak edemez. Her gözden görür Allah.

“Fakat insan; ne zaman Rabbi kendisini bir denemeden geçirse” yani bir imtihan, hastalıklar, belalar, aksi giden gibi görünen işer, hikmetle oluyor, “ona bir keremde bulunsa, nimetler verse” bu sefer aksine, yani aksine derken pozitif yönde “‘Rabbim bana ikram etti’ der.” (Fecr Suresi, 15) Oh elhamdülillah diyor. Denemeden geçiriyor Allah onu, bela da verir ama burada bir nimetten bahsediyor Allah. Bu deneme nimet denemesi, bolluk veriyor, ferahlık zenginlik. “Ona bir keremde bulunsa” güzellik, sağlık, bereket, bolluk her şey” Rabbim bana ikram etti der.” Oh elhamdülillah Allah’a şükür diyor.

“Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen: ‘Rabbim bana ihanet etti’ der.” (Fecr Suresi, 16) Hemen dine İslam’a ters dönüyor. Herkes görüyordur böyle adamları, değil mi? Çok yaygındır bu.

“Hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz.” (Fecr Suresi, 17) Ahlakınız bozuk diyor Allah. Bak hep Allah yetimi koruyor. Ezilmişi koruyor, İslam’ın özelliğidir sosyal adalet yönü, sevgi yönü, merhamet yönü. En çok ezilen kimse oradan başlıyor Allah ayette, hemen yetime. “Siz yetime ikram etmiyorsunuz.” Yetimden kasıt, babası olmayan, annesi olmayan ama aynı zamanda hamisi olmayan, koruması olmayan, ezilmiş, aç kalmış, fakir kalmış zor durumda olan herkese işaret var.

“Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.” (Fecr Suresi, 18) Farz. Yoksulu yedirmek için birbirini teşvik etmek farz. Allah diyor, ayet. Yoksula yemek vermek, giydirmek, barındırmak, koruyup kollamak işte bu, Hz. Mehdi (a.s) döneminde tam anlamıyla olacak bu ayetler. İslam’ın bu yönünün Marksistler almış, bambaşka hale getirip, içini, ruhunu boşaltıp, kemiğini koymuşlar. İslam, ruhuyla, etiyle kemiğiyle güzelliğiyle yaratırken, Marksizm, komünizm etini kemiğini ruhunu alıp, kemiğini de çürütüp “alın size kemiği” diyor.

“Mirası, sınır tanımaz (helal, haram aldırmaz) bir tarzda yiyorsunuz.” (Fecr Suresi, 19) Mesela Osmanlı’dan bize kalan mirası paramparça etti birçok insan. Atalardan, Selçuklulardan kalan mirası paramparça etti birçok insan. Onlardan gelen güzel kültürü, güzel düşünceleri, güzel ahlakı. Aynı şekilde mal olarak da, para olarak da, zenginlik olarak da.

“Malı 'bir yığma tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz.” (Fecr Suresi, 20) Vahşi kapitalizme Cenab-ı Allah, set çeken bir açıklama yapıyor. Bak, “malı bir yığma tutkusu.” Vahşi kapitalizmin özelliği. “Ve hırsıyla seviniyorsunuz” diyor Allah. Bunu eleştiriyor, bunu haram kılıyor Allah.”Malı bir yığma tutkusu” bunu istemiyor Allah. Ve hırs yapılmasını da istemiyor Allah.

“Hayır; yer, parça parça yıkılıp darmadağın olduğu” (Fecr Suresi, 21) Senin malında gidecek, fabrikan da gidecek hepsi gidiyor. Tesisler de gidiyor.

“Rabbin(in buyruğu) geldiği ve melekler dizi dizi durduğu zaman” (Fecr Suresi, 22) Kıyamet kopmuş, melekler bütün arşı her yeri sarmış, alenen görüldüğü zaman.

“O gün, cehennem de getirilmiştir.” Hemen o gün ama. “İnsan o gün düşünüp-hatırlar,” bunların hepsini hatırlıyor. Düşünüp hatırlıyor, bunların hepsi anlatılmıştı, bunlar Kuran’da olan hükümlerdi diyor, “ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda?” (Fecr Suresi, 23) Diyor Cenab-ı Allah. Bitmiş artık konu. O anda hatırlar diyor.

“Der ki: ‘Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim.’” (Fecr Suresi, 24) Fakirlere dağıtsaydım.  Çünkü gitmiş mal her şey gitmiş. Yatlar denizler hepsi gitmiş darmadağın olmuş ortalık. Keşke dağıtsaydım, keşke biriktirmeseydim diyor.

“Artık o gün hiç kimse (Allah'ın) vereceği azab gibi azablandıramaz.” (Fecr Suresi, 25) Çok şiddetli azap yapacağım diyor Allah.

“Onun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.” (Fecr Suresi, 26) Kaçması kurtulması mümkün değil. Yine kelepçeyi koparabiliyor adam, ipi koparabiliyor ama Allah’ın yaptığı bağı koparamıyor.

“Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis” (Fecr Suresi, 27) Yani itminana kavuşmuş sakinleşmiş, düzgün hale gelmiş, Allah sevgisiyle kalbi ferahlamış, kalbinde inşirah meydana gelmiş, aklı oturmuş, kendinden emin olduğu gibi Allah’tan emin olmuş, Allah’ı en derin aşkla bütün kalbiyle sevmiş nefis diyor Allah.

“Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön.” (Fecr Suresi, 28) Hem sen hoşnut olacaksın, hem de Rabbi’ni hoşnut etmiş olacaksın diyor Cenab-ı Allah. Rabbin senden hoşnut olacak diyor bu güzel ahlakından dolayı. Allah da seni hoşnut edecek diyor, nimetleriyle, sevgisiyle. Tabii Allah’ın sevgisi önemlidir, rızası. Nimet onun ikramı.

“Artık kullarımın arasına gir.” (Fecr Suresi, 29) Samimi gerçek müminlerin arasına gir.

Ve “Cennetime gir.” (Fecr Suresi, 30)

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Beled Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Hayır; bu şehre yemin ederim,” (Beled Suresi, 1) Allahualem bu ayetlerin hepsi İstanbul’a hitap ediyor. Burada da hep.

“Ki sen, bu şehirde oturmakta iken,” (Beled Suresi, 2) Tabii ilk anlamı Peygamberimiz (s.a.v)’e, Mekke’ye bakıyor ama ahir zamana işari açısından diyorum.

“Babaya ve doğan-çocuğa da.” (Beled Suresi, 3)

Andolsun, biz insanı bir zorluk içinde yarattık. (Beled Suresi, 4)

O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? (Beled Suresi, 5) Yani ahirete inanmıyor, Allah’a inanmıyor, Meleklere inanmıyor.

“O: "Yığınla mal tüketip-yok ettim" diyor.” (Beled Suresi, 6) Bakın, yine vahşi kapitalizmi Allah eleştiriyor görüyor musunuz? Vahşi kapitalizme sürekli vuruyor Kuran’da Allah’ın ayetleri. Tüketim ekonomisine, Allah dikkat çekiyor.

“Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?” diyor Allah. (Beled Suresi, 7) Diyor ya Allah, “Ben gözlüyorum her yerden gözlüyorum” diyor.

“Biz ona iki göz vermedik mi?” (Beled Suresi, 8)

“Bir dil ve iki dudak?” (Beled Suresi, 9)

“Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.” (Beled Suresi, 10) “İki yol, iki amaç.” İkilerin tekrarlaması var ya, iki-iki burada dikkat ederseniz var yine.

“Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.” (Beled Suresi, 11) İmtihanlara, Allah’ın helallerine haramlarına özen göstermedi.

“Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?” (Beled Suresi, 12)

“Bir boynu çözmek” insanları özgürleştirmek, özgürlük ve barış Kuran’ın farzları, hükümleri. Bir ülkeyi esaretten kurtarmak, bir topluluğu esaretten kurtarmak, insanların üstündeki baskıyı kaldırmak, insanları hür hale getirmek, tam demokrat hale getirmek. Bak “bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;” (Beled Suresi, 13)

“Ya da açlık gününde doyurmaktır,” (Beled Suresi, 14) Hayvanları da doyurmak, insanları da hepsini. Bak sınır koymamış Allah “açlık günün de doyurmak” diyor Allah. Hepsini içine alıyor; kuşları, insanları, hepsini. “Açlık gününde.” Ama herkesin malı varken, insan doyurmadan bahsetmiyor Allah, zorluk anında doyurmada çok önemli. Kendinde de olmuyor, buna rağmen doyuruyor.

“Yakın olan bir yetimi,” (Beled Suresi, 15) Yine hep ezilmişleri korumak, hep ezik insanlar, ezilenleri korumak.

“Veya sürünen bir yoksulu.” (Beled Suresi, 16) Hani sürünüyorum diyor ya gecekonduda kardeşlerimiz var, her yerde var. Karadeniz’de, Anadolu’da her yerde var. “Veya sürünen bir yoksulu.” Sürünen yoksulları, sürünen insanlarımızı, acı çeken, fakirlik içinde kıvranan toplumları, bunların hepsini diyor Allah koruyacaksınız, zenginleştireceksiniz, yedirip içireceksiniz diyor Allah. Farz kılmış. Kuran’ın hükmü, Allah’ın hükmü. İşte Hz. Mehdi (a.s), bu hükümleri uyguluyor.

“Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden,” bak iman etmiş sabırlı ol diyor. Acı çekiyor, sabırlı ol, zorluk çekiyor sabırlı ol, “merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.” (Beled Suresi, 17) Diyor ki: ‘Asalım, keselim, terör çıkaralım, yıkalım.’ Merhamet, şefkatle yaklaşmak, acımak. Allah bu durumda size yardım ederim diyor. Şiddetle yardım etmem diyor. Terörde anarşide yardım etmem diyor. Merhamette yardım ederim diyor. Merhamette giden yol açılıyor. Adam şaşırıyor, hayret ediyorlar. Diyor, ‘adam şiddet kullanıyor kazanması lazım’ diyorlar, merhamet eden kazanıyor. Şiddet eden kaybediyor, mucize bu. Şiddet, ezip geçmesi lazım, şiddetin kazanması lazım. Aklen öyle oluyor. Öyle olmuyor. En merhametli kimse, en şefkatli kimse, bakıyorsun o kazanıyor. Hepsi gidiyor, şiddeti kullananlar paramparça oluyor. Merhamet edenler, bakıyorsun sultan olmuşlar.

“İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).” (Beled Suresi, 18) Hani meymenetsiz adam derler ya, oradan gelir meymene. Makbul, iyi insanlar, güzel insanlar. Meymenetli insan. Meymenetsiz adamın yüzü derler, meymeneti yok derler.

“Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme).” (Beled Suresi, 19) Meş’um, yani yüzü batmış, berbat adamlar, melanet akan.

“‘Kapıları kilitlenmiş’ bir ateş onların üzerinedir.” (Beled Suresi, 20) Cehennem kapısı kapandığında, çıkamıyor bir daha. Sonsuza kadar çıkamıyor. Bakın diyor ki Allah, “Kapıları kilitlenmiş” bu kilit bir daha açılmıyor. Mesela cennetin kapısı da kapandı mı bir daha açılmıyor cennetin kapısı. Çıkış yok cennetten artık. Cehennem de kapandı mı çıkamazsın, Allah vermesin.

Bakın hemen arkasından Şems Suresi, illa ki Mehdiyet. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Orada fecrden bahsediyor şimdi burada güneşe geçmiş Allah. Doğmuş artık güneş. “Güneşe ve onun parıltısına andolsun” (Şems Suresi, 1) diyor Allah, yemin ediyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yani Hz. Mehdi (a.s)’a ve saçtığı nura inşaAllah. “Onu izlediği zaman aya” (Şems Suresi, 2)  Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcılarına da işaret var burada. Aya da dikkat çekiliyor ama Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcılarına da işaret ediliyor. “Onu (güneş) parıldattığı zaman gündüze” (Şems Suresi, 3) Bak onu güneş parıldatıyor ya, gündüz olmuş artık. Ortalık aydınlanmış. Zulümat gitmiş. Karanlık gitmiş. “Onu sarıp-örttüğü zaman geceye” (Şems Suresi, 4) Bu sefer karanlık, arkasından karanlık geliyor. “Göğe ve onu bina edene” (Şems Suresi, 5) Bakın hep iman hakikatlerine Allah dikkat çekiyor. “Ay, güneş, gök, onun bina edilmesi, fizik kanunları, bunları inceleyin” diyor Allah. “Yere ve onu yayıp döşeyene” (Şems Suresi, 6)  “Yeri inceleyin” diyor Allah. Yer bilimleri. “Bitkiler, bitkileri inceleyin” diyor Allah. “Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene” (Şems Suresi, 7) Altın oranla en düzgün şekilde Yaratan’a. “Bunları da inceleyin” diyor Allah. “Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).” (Şems Suresi, 8) Yani insan bir kötülük yaptığında ‘ben bilmiyorum da onun için yaptım’ diyor. Haydi oradan. Bilmez olur musun? Biliyorsun. Her yanlış mutlaka her insana ilham edilir. Her anormal hareket. Bilerek yaptığı için insanların yüzü kararır. Yani vicdansız derler ya. Vicdansız. Her bilgi, bir insan yanlış yaptığını, konuşurken mesela bir münasebetsizlik yapıyor ya, hemen ona bildirilir. Bildiği halde yapar insan. Yoksa bakın çocukluktan itibaren, ölünceye kadar her insana, her an doğru olan kalbine vahiyle bildirilir. Doğru olan. Mesela pis bir söz edecek değil mi? “o yanlış, söyleme” diyor Allah. Kalbine doğuyor, ilam oluyor. Buna rağmen söylüyor. Yine söylüyor. Zaten onun gerilimini yaşamaya başlıyor sonra. Mesela sesi gider, ağlar, kızar, öfkelenir. Tansiyonu çıkar. Tansiyonu düşer. Allah’ın dediğini yapmadığı için ızdırap duyar. Allah’ın dediğini yapsa kalbi ferah olacak. Diyor ki, “ben bilmiyorum.” Allah da ne diyor bak; “Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).” İlham ne demek? Vahiy demek. “İkisini de ilham ediyorum” diyor Allah. Bak önce saldırganlığı, kötü tavrı iham ediyor. Mesela “Nasılsın?” diyor, “sana ne” diyor adam. “Nasılsın?” dediğinde ona “Allah razı olsun iyiyim, elhamdülillah” diyebilir. Ama “sana ne”yi de ilham ediyor Allah. “İkisini de diyebilirsin” diyor. Ama doğru olan, “elhamdülillah, Allah’a hamd olsun. Sen nasılsın?” demesi lazım. Onu da ilham ediyor. O hangisini tercih ediyor. Yanlış olanı tercih ediyor. Vahiyle bildirilen, doğru olanı tercih etmiyor. Bak, “Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.” (Şems Suresi, 9) Arındırmak ne demek? Demek ki bir şeyin arı hali önce, petrol geliyor değil mi? Arı değil. Rafine edilmemiş. Katranı ayrılıyor. Bilmem nesi ayrılıyor. Onun içinden benzin çıkıyor. Saf olarak. Mesela uçak benzini çıkıyor. Rafine ediliyor, arı hale getiriliyor. İnsan da işte yanlış bilgiyle doğru bilgiyi, ikisini birden veriyor. Vahyi dinleyip arındıracak. Doğru olanı alacak. Yanlış posa kısmı kullanmayacak. Bak, “Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.” Temizlemek. Demek ki bir kir halinde geliyor. Kirliyi atıyorsun, temizi sana kalıyor. Arındırma ne demek? Posa kısmını, yanlış kısmını atıyorsun, sana faydalı olanı tutuyorsun. Bu “felah bulmuştur” diyor Allah, “kurtulmuştur bunlar.”

“Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla)” bağırıp çağırıp, terslikle, harama girerek, Kuran’ın hükmünü dinlemeyerek “örtüp-saran” nasıl örtüyor? Demagoji yapıyor; ‘aslında ben ona öyle demek istememiştim. Siz yanlış anladınız. Ben aslında ona öyle derken iyi niyetle dedim.’ Bunlar hep örtme ve sarmadır. Çok görüyordur insanlar bunları, örtme, sarma yaparlar. Açıkça mesela belli bir şey. Örtüp sarıyor, anlamazdan geliyor. ‘Ben orada görmüş olsam, fark etsem hemen yapardım. Orada ışıktan gözüm kamaştı. Göremedim.’ Atıyor yani. Ona diyor işte Allah, “örtüp sarma” diyor.  Bak, “örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 10)“O mağlup olur, ezilir” diyor Allah. “Günaha girer, belaya girer, helak olur sonunda” diyor, Allah esirgesin.

“Semud (halkı) azgınlığı dolayısıyla yalanladı;” (Şems Suresi, 11) diyor bak, “azgınlığı dolayısıyla yalanladı.” Dünyada da mesela şu an azdılar teröristler. Değil mi? Savaş çıkarıyorlar, her türlü kepazeliği yapıyorlar. Ama kökenine indiğimizde Darwinizm çıkıyor, Darwinist felsefe, inkar felsefesi çıkıyor.

“En 'zorlu bedbahtları' ayaklandığında” (Şems Suresi, 12) bak ayaklanma. Terör, anarşi. Mesela şimdi PKK ayaklandı. Komünist ayaklanma var. “En zorlu bedbahtları” yani kötü insanları ama zorlu. Nasıl? Silahla, bombayla zor kullanan kişiler. Zorlu. “ayaklandığında” yani terör, anarşi çıkardığında, saldırdığında, “Allah'ın elçisi onlara dedi ki: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-sırasına dikkat edin." (Şems Suresi, 13) Bela vermek için Allah herhangi bir konu meydana getiriyor bu sefer, belanın meydana gelmesi için bir sebep arıyor Allah. Yani ismini koyacak. Mesela Hz. Adem (a.s)’ın yaratılması için nasıl çamuru vesile ediyor ya, şimdi bak burada da bir deve, hayvan sevgisi ve hayvana yapılacak zulmü, hayvana yapılacak zulmü esas alıyor Allah. Yani bela oradan vurmak için hazırlıyor Allah. “Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler.” Hayvanı, Allah zaten onu bekliyor. “Rableri de günahları dolayısıyla 'onları yerle bir etti,” Yani o sembolik. O deveyi öldürmeleri. Onların ki gaddarlığını göstermek için. Çünkü uyarıyor Allah. Peygamber (s.a.v) diyor ki; “burada bayağı bir zulüm yapıyorsunuz. Şu deveyi ellemeyin. Hayvan suyunu içsin. Ellemeyin” diyor. “Merhamet edin hayvana” diyor. Devenin, hiçbir suçu yok hayvanın. Hayvana su içme imkanı vereceklerine, hayvanı direkt öldürüyorlar. Bu yıkım için yeterli oluyor. Yani Allah herhangi bir hüküm arıyor. Yoksa mesela orada bir çocuğu dövmeleri de olabilirdi. Mesela bir arabayı yakmış da olabilirler. Bir şey de olabilir. Allah bir bahane meydana getiriyor bela vermek için. Bu bahanelerden bir tanesi. Bak, “onları yerle bir etti, kırıp geçirdi'; orasını da dümdüz etti.” (Şems Suresi, 14)Diyor Allah. “Yerle bir ettim” diyor. Çünkü belayı hak etmiş. Sadece bahane aranıyor. Yani bir kıvılcım.

Bak bir türlü bitmiyor güneş maşaAllah. Bak Duha Suresi; “Kuşluk vaktine andolsun” (Duha Suresi, 1) 'Karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye, (Duha Suresi, 2)

Bak Leyl Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla. “Sarıp-örttüğü zaman geceye andolsun” (Leyl Suresi, 1) Parıldayıp-aydınlandığı zaman gündüze” (Leyl Suresi, 2) Biri Mehdiyet, biri deccaliyete bakıyor. Hep güneş, hep güneşin doğuşu. Bir de bak hep son sureler. Şems. Kuran’ın artık bitişi. Kuran’ın nazil olması bitmek üzere. Bak İnşirah Suresi, Tin Suresi, Alak, hep Mehdiyet ve deccaliyet üstünedir. Mesela Alak Suresi, direkt deccaliyetten bahseder.

Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yaratan Rabbin adıyla oku.” (Alak Suresi, 1) Okumanın önemine dikkat çekiliyor. “Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;” (Alak Suresi, 2) Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.” (Alak Suresi, 4) Yani ahir zamanda kalem erbabı, kalem hakim oluyor ahir zamanda. “İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak Suresi, 5) Mesela Darwinizmin geçersizliğini öğrendik, birçok şeyi bilimle öğrendi insanlar.

“Hayır; gerçekten insan, azar.” (Alak Suresi, 6) İnsan azar bak. “Hayır; gerçekten insan, azar.” Deccaliyete bakıyor. Darwinist, materyalist düşünce içerisinde anarşi, terörle azıyorlar. “Kendini müstağni gördüğünden.” (Alak Suresi, 7) Diyor ki, ‘ben üstün insanım’ diyor. ‘Müstağniyim, üstün ırkım’ diyor. Yani ‘modernim’ diyor. ‘Bilimin teknolojinin en yüksek seviyesine çıktım ben’ diyor. ‘Ahlaken de çok iyiyim’ diyor. Müstağni görüyor kendini. “İnn-el insana leye ka” herhalde hatırladığım kadarıyla ayet. Darwin’in ölüm tarihini veriyor. Bak “kendini müstağni gördüğünden, hayır insan gerçekten azar.” Darwin’in ölüm tarihini veriyor. Yani bilmiyorum düşünen ibret alır.

“Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.” (Alak Suresi, 8)  Engellemekte olanı gördün mü?” (Alak Suresi, 9) Bak Suriye’de, diğer ülkelerde birçok İslam ülkesinde bu var. “Namaz kıldığı zaman bir kulu.” (Alak Suresi, 10) Demek ki, tahirane deccal Müslümanlara saldıracak. Buna işaret ediyor, ayet. Bak, “namaz kıldığı zaman bir kulu.” Yani ehl-i selahate, tahirane saldıracağına işaret ediyor. “Gördün mü ya o kul doğru yol üzerinde ise” (Alak Suresi, 11) Kuran’a uygunsa, ihdines sıratal mustakim, Fatiha Suresi’nde belirtilen. Kuran yolu üzerinde ise, “ya da takvayı emrettiyse” (Alak Suresi, 12) ki, özellikle Mehdiyet’i işaret ediyor bu ayet. Öbür ayetler deccale, bu da Mehdiyet’e. Takvayı emrettiyse, İslam’ı anlattıysa, “gördün mü” diyor, Allah sürekli vurguluyor. “Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise” (Alak Suresi, 13) Yani Allah’ı inkar ediyor, İslam’ı, Kuran’ı öğrenmekten kaçınıyor ise, “O, Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?” (Alak Suresi, 14) diyor, Allah. “Hayır, eğer bu tutumuna bir son vermeyecek olursa andolsun onu alnından tutup sürükleyeceğiz.” (Alak Suresi, 15) Perçeminden tutup sürükleyeceğiz. “O yalancı, günahkar alnından. (Alak Suresi, 16) O zaman o da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını)” ekibini, kim varsa arkadaşlarını “çağırsın” (Alak Suresi, 17) diyor, Allah. “Biz de zebanileri çağıracağız. (Alak Suresi, 18) Hayır ona boyun eyme. (Rabbine) secde et ve yakınlaş.” (Alak Suresi, 19) Yani “deccaliyete boyun eğme” diyor, Cenab-ı Allah. On dokuz ayetten oluşuyor, deccaliyete özellikle vuran bir ayettir, Alak Suresi.

Didem Hocam dinliyorum ben sizi.

DİDEM ÜRER: Kardeşlerimizin faaliyetlerinden okuyacaktım Hocam, inşaAllah. Size şöyle mesaj göndermişler: “Aslan Hocam, aramıza yeni katılan Nurdan, Hanife ve bütün Adapazarı’ndaki kardeşlerimizle toplanıp, sizin kitaplarınızdan ve Kuran okuyup, ahir zaman sohbetine devam ettik, sonra da A9 broşürü dağıttık. Dualarınızı bekliyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aman Allah şu güzelliğe bak. Şu sofradaki berekete, tada bak, maşaAllah. Allah nurlarını nurla güzelleştirsin, nurlandırsın, her yerlerini nurla sarsın, maşaAllah. Cenab-ı Allah üzerlerine bir nuraniyet vermiş. Sağı, solu, damarları, her yerleri nur olsun, inşaAllah.

DİDEM ÜRER: Konya’dan kardeşlerimizin de güzel faaliyetleri olmuş Hocam. “Merhaba Hocam. Konya Aya İlini ve Aziz Pavlus Kilisesi ve Necmettin Erbakan Üniversite’si Eğitim Fakültesi ve ilahiyat fakültelerinin kütüphanelerine ayrıca bugün Uluslararası Said Nursi ve Mevlana Sempozyumu’nda yüz adet kitabınızı, İlmi Mercek ve İlmi Araştırma Dergilerinizin dağıtımını yaptık. Sempozyumda özellikle Belediye Başkanı Vekilimiz Prof. Suat Yıldırım Seyyid Muhammed Elmas ile görüşerek, kitaplarınızı hediye ettik. Allah aşkıyla sizi canımızdan çok seviyoruz. Duanız bizim ilacımız, canımız Sultanımız. Dağıtım yapan kardeşlerimiz; Ayşe, Bahar, Şule ve Melahat.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Suat Yıldırım Hocamız güzel insandır. Kardeşlerimizin kiliselere gitmesi, böyle toplantılara gitmesi, çok hayırlı, çok bereketli. Güzel faaliyetler, sevabı çok olan faaliyetler. Doğru yapmışlar, güzel yapmışlar. Allah onları oraya götürdü, Allah kitapları dağıttı, onları vesile etti Cenab-ı Allah. MaşaAllah, kaderleri güzel. Her kader hayırla, güzellikle yaratılır.

DİDEM ÜRER: Ankara’daki bazı kardeşlerimiz de, Çankaya’da yüz adet Harun Yahya kitabı, kırk belgesel cd’si ve beş yüz A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel, yaklaştır bakayım ufaklığı. Allah Allah ne güzelmiş o öyle. Ağız burun fındık gibi. Allah her yerlerini nur kılsın. Nurunu Allah yaysın. Milletimizin üstüne, İslam aleminin üstüne, Allah nur yaysın, nurla sarsın, zulümatı kaldırsın, Cenab-ı Allah.

Evet.

DİDEM ÜRER: Hocam, İstanbul’dan da bayan arkadaşlarımız metro istasyonu ve Safir Alışveriş Merkezi ağırlıklı olmak üzere Levent’te A9 TV broşürü dağıtmışlar. Sizi çok sevdiklerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bir güzelliktir her yeri sarmış. O kedileri de çok şekermiş, kendileri de çok hoş. Böyle güzel kediler nasıl oluyor sokakta geziyor?

DİDEM ÜRER: Bir de sokakta nasıl bu kadar tertemiz kalıyorlar?

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, pırıl pırıl. Burun pembe fındık gibi bir şey.

Didem Hocam, ben dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Adapazarı’ndan kardeşlerimizin faaliyeti var inşaAllah Hocam. Şöyle söylüyorlar. “Geçtiğimiz gün parkta toplanıp sizin kitaplarınızı okuyup, A9 broşürü dağıttık. Size sevgi ve hürmetlerini” iletiyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu toplantılarda hep bereket olur, çok güzel. Allah kalplerine sürur, ferahlık, inşirah versin. İmanın lezzetiyle yaşatsın Allah onları, en büyük nimet odur. Ama Hakku’l yakin iman. Öyle zayıf iman değil. Zayıf imanda insan, böyle sürekli bir rahatsızlık içindedir. Zayıf imandan Allah korusun. Kendinden emin olduğun gibi, Allah’tan emin olmak, şek ve şüphe etmeden, aşkla, muhabbetle ve kararlılıkla Rabbini bırakmamak. Hangi imtihan olursa olsun, ne olursa olsun Rabbine sıkı sıkıya sarılıp doğru yoldan ayırmamak.

Didem Hocam sizi dinliyorum.

DİDEM ÜRER: Hocam, yine kardeşlerimizin faaliyetlerinden Adapazarı’nda başka kardeşlerimiz bir araya gelerek ormanlık alanda çay içerek ahir zaman sohbeti yapmışlar. “Sizin kitaplarınızı ve Kuran’ı coşkuyla okuyup bilgimizi arttırdık. Dualarınızı bekliyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Yalnız şu ufaklıkta benim gözüm kaldı, ona bir bakayım. Onu bir yanaştır bakayım.  Ya keyfe bak sen, şu pantolon, ayakkabı bilmem ne, dişler burun. maşaAllah Allah ömrünü uzun etsin. Bu güzel. Havalar da güzel. Allah’ın sanatının en güzel tecelligahlarından bir tanesidir. Bu yeşillikler güzel yerler. Samimi, mümin, muttaki insanlarla birlikte çok çok güzel olur. Allah’ı anma açısından da ideal. Allah kalplerine sürur, ferahlık versin.

O delikanlı bana yazdığı cevapta diyor ki; “Esad bunları daha önce söylemişti” biz göremedik. Ben dolaylı konuşma istemiyorum. İstirham ediyorum. Emir de vermiyorum, rica ediyorum. Bu dört hususu Esad söylesin. Bu, ona fayda getirecek diyorum. Bir: “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diye açıkça söyleyecek, “Müslüman alemi birleşsin” diyecek bir, açık, dolaylı değil. Denizle göl birleşsin değil. Bizim denizle gölle bağlantımız yok. Deniz neye birleşiyor, deniz- göl birleşmesi? Göller denizler zaten kendileri bir yerde bağlantı kuruyorlar.  Denize göle gerek yok. İki: “yobazlığa karşıyım” desin, bağnazlığa. Üç: “Ya Rabbi bizi, Hz. Mehdi (a.s.)’a kavuştur “ diyecek. Dört: “Alevi, Sünni kardeştir” diyecek. Kardeşim bunu desin, ne El-Kaide kalır, ne ayak kaide kalır, gider hepsi. Sözümüzü dinlesin. Bir bildiğim var ki, söylüyorum.

Dinlere saygısından bahsetmesi; Alevi Sünni kardeşliği dediği, İttihad-ı İslam isterken Hıristiyanlara, Musevilere sevgisini söyleyecek tabii. O konuşma içinde söylesin. Ben tek tek detaylandırabilirim ama bunların hepsini toplu havi kısa bir konuşma yapsın. Facebook’a koysunlar yahut Youtube’a koysunlar. Yahut bize göndersinler, o arkadaş göndersin işte. Toplam dört-beş dakikalık konuşma. Gerisine karışmasın. Ortalık düzelir, bunu desin. Bunu demezse, felaket başının üzerinde geziyor, otuz kere söyledim. Dışarı çıkamıyor, çıkamaz da dışarıya. Yaşayamaz artık Suriye’de. Mümkün değil, cehenneme döner orası. Yani bunu bu kadar uzatmanın bir alemi yok. Kaç defa söyledim. Bana diyor ki işte “Esad korktu derler.” Desin kardeşim. Allah ne der önemli olan. Adam zaten, ağza alınmayacak laflar ediyorlar, o ne ki o? Korkaklık ne ki yani. Akla hayale gelmeyecek hakaretler ediyorlar. Direkt öldürmek istiyorlar. Dışarı çıkamaz. Biz bu durumu istemiyoruz. Hıristiyan, Musevi, Müslüman kardeşçe yaşasın Suriye’de, iftihar ederiz. Hükümet, tamamı Alevi olsun kardeşim, iftihar ederiz. Nur gibiler. Tamamı Şii olsun. Öyle bir sorun yok. Bak istenen bir daha söylüyorum: “İttihad-ı İslam istiyorum.” Bunu söylemesini rica ediyoruz. İki: “bağnazlığa, yobazlığa karşıyım” diyecek. Üç: herkesi kucakladığını açıklayacak işte, Alevi, Sünni, Şii, Hıristiyan, Musevi herkesi. Ve diyecek “Ya Rabbi” yalvararak “ bize Hz. Mehdi (a.s)’ı nasip et” bu kadar. Geldi demesine gerek yok. Geldi desin demiyorum ben. “Ya Rabbi, bize Hz. Mehdi (a.s)’ı nasip et.” Alevi değil mi bu kardeşimiz? Alevi tamam. Aleviler, Hz. Ali (r.a)’ın aşığıdır. Hz. Mehdi (a.s), Hz. Ali (r.a)’ın evladı. Peygamberimiz (s.a.v)’in torunu. Bütün Aleviler, Hz. Mehdi (a.s)’ı aşkla bekliyor mu? Bekliyor. Bunu söyleyecek, bunda ne var? Sünni de bekliyor, Alevi de bekliyor. Kardeşim Kuzey Kore, Çin, Rusya desteğini çekiyorsa çeksin. Zaten adamlar asmak istiyorlar. Onlar mı koruyacak? Allah’a güvensin. İttihad-ı İslam’a ne diyebilir Çin. Rusya ne diyebilir yani. Türkiye diyor, Başbakan bağıra bağıra söylüyor: “İttihad-ı İslam istiyorum” diyor, ne oluyor? Başbakana bereket geliyor. Yüzde atmış oy aldı. Tayyip Hocam çekinecekse, onun çekinmesi lazım. Türkiye laik ülke, açık açık bütün dünyaya bağırarak söylüyor. Herkes duyuyor, herkes de takdir ediyor. İttihad-ı İslam istemesine bir insan niye şaşırsın? Putin’in kendi istiyor İttihad-ı İslam’ı.  Putin, “bizi katın, İslam Birliği’ne birleşelim” diyor. “Biz de İslam ülkesi sayılırız” diyor. İsrail de istiyor, kimsenin bir şey dediği yok. Yani çekiniyorsa, iddia edilen Ergenekon terör örgütünden çekiniyor olabilir. O kadar güveni yoksa, gelsin Türkiye’ye biz koruyalım burada. Çıksın gelsin.  Gelsin, ben bizzat burada misafir edeceğim. Onun kanuni hukuki yönüne bir bakalım. Amerika da güvence verir, Türkiye de güvence verir.  Gelsin ben burada misafir edeceğim, çoluk çocuk hepsi gelsinler. İnşaAllah. Dört dakikalık konuşma için daha hala tereddüt ediyor. Bir şey yok bunda. Söyle bana, gerisine karışma sen.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam, bu İngiltere’deki terör saldırısının da İngiltere Başbakanı David Cameron ve Londra Büyük Şehir Belediye Başkanı Boris Johnson’un ardından, şimdi de başbakan yardımcısı ayetle İslam lehinde bir açıklama yaptı. Şöyle söylüyor; “Kuran-ı Kerim’de Maide Suresi’nin, şeytandan Allah’a sığınırım. Kim bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış olur” mealindeki 32. ayetini hatırlatarak, İslam’ın terörün dininin olmadığını açıkladı.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

“Güzeller güzeli” cihanın nurlarından diyelim. “Hocam yine ve yine çok yakışıklısınız, maşaAllah. Kızımın sizin için bestelediği bir şarkıyı ve bu tavşanı size sunuyorum” diyor. Burcu, Belçika’dan. Tavşan bu mu? Bayağı şeker, ilginç bir şeymiş bu. Şarkısı nerede? Yerim o minik burnunu senin. Kıtır kıtır yerim o burnunu, maşaAllah.

“Ben, Isparta’dan Hüseyin Aydın. Hocam sizin boyunuzu, posunuzu yaratan, yüzünüzdeki güzellik ve nuru yaratan Allah’a kurban olsun, bütün herkes” diyor. İnşaAllah. “Hocam ben de ellerinizden öperim. Himmetinizi eksik etmeyin” diyor. Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öperiz.

“İslam’da zorlama yok diyorsunuz. Ancak Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kılıç zoruyla Hristiyanlar’dan aldı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?” O konu hakkında bilgin eksik olduğu için söylüyorsun. Hristiyanlar mevcut hükümetten nefret ediyorlardı. Ve Hristiyanları istemiyorlardı yani yönetimde. Osmanlı yönetimini istiyorlardı. Adil, şefkatli, merhametli olduğu için. Çünkü dinlerinde de özgür olacaklarını bildikleri için, Fatih Sultan Mehmet’e elçiler gönderdiler, rica ettiler, “bu beladan bizi kurtar” diye. Müthiş ahlaksızlık yaygındı. Halka muazzam zulüm ediyorlardı. Halkın talebi üzerine, bütün oradaki insanların talebi üzerine Fatih Sultan Mehmet müdahalede bulundu, İstanbul’a. Ve İstanbul’un hiçbir şeyine de karışmadı. Herkes dininde, imanında, inancında, dilinde özgür oldu. Hiçbir şeye karışmadı Fatih Sultan Mehmet.

Yani mesela dört tane kız çocuğunu bir topluluk alsa ama Hristiyan ve zulmediyorlar, canını yakıyor. Ve çocuklardan biri de çıksa oradan pencereden bağırsa, dese, “burada dört tane kız çocuğu var. Burada zulmediyorlar. Bizi Allah için kurtarın” dese, “onlar Hristiyan, ellemeyelim” diyemezsin. Kapıyı omuzlayıp girersin ve kurtarırsın. Yani bu polis görevidir. Ama dinine müdahale edersen, inancına müdahale edersen, bu zulümdür. Mesela o zamanlar, sadece Yunan kilisesi vardı, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında. Fatih Sultan Mehmet Ermeni kilisesini de getirttirdi. Bütün Hristiyanlara serbest oldu İstanbul. Musevilere de serbest hale getirdi. Museviler giremiyordu. Musevileri de aldı, en güzel yerine yerleştirdi Osmanlı, İstanbul’un. Bütün dinler, bütün mezhepler istediği gibi İstanbul’da yaşadılar o dönemde. Yani Fatih Sultan Mehmet oraya girerken, kapıları açanlar da yine Hristiyanlar oldu. Yani tamam top kullandılar ama asıl içeriden müdahale oldu. İçerden destek olmasa, İstanbul’u alamazdı Fatih Sultan Mehmet. Yani içeriden müthiş destek gördü, halkın desteğini gördü.

Bu köfteyi ben tanıyabiliyor muyum?

DİDEM ÜRER: Hocam bu Salih. Dua istiyorlar sizden Salih için. Seversiniz diye resmini göndermişler.

ADNAN OKTAR: Yani bu şekerliğe ben ne diyeyim? Bir kere şu patileri ısırsınlar. Yanaklar çok iyi ısırılır bunun. Çeneyi ısırabilirler, burundan iyi öpülür. MaşaAllah Allah ömrünü uzun etsin. Sağlık, sıhhat versin. Bereket içerisinde, nur içerisinde yaşatsın, Cenab-ı Allah, Mehdi (a.s.), İsa Mesih’e talebe etsin Cenab-ı Allah.

DİDEM ÜRER: Bir tane haber okuyayım mı son Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

DİDEM ÜRER: Büyük Birlik Partili bizi seven genç bir kardeşimiz, “partiyle ilgili en büyük sıkıntının hazineden kendilerine yeterli ödeneğin ayrılmaması olduğunu” söyleyerek; “Hocamız bu konu üzerinde durabilir mi?” diye rica etti. Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Remzi Çayır da; “hazineden siyasi partilere yapılan yardımdan hakça yararlanılmasını” isteyerek, “adaletsiz bir dağılım olduğunu ve bunun da haksız rekabete yol açtığını” belirtti. “Büyük Birlik Partisi’nin harcadığı bütün paraların, partililerin fedakar mensuplarının helal kazançlarından yapıldığına” dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Bu partilere devlet desteğinin hükmünü bana bir yazılı getirin de yani kanun değişikliği mi gerekiyor, ne gerekiyor ona bir bakalım. Ona göre bir konuşma yapalım, inşaAllah.

Kuran’da, vahşi kapitalizme çok eleştiri var, Cenab-ı Allah, onu şiddetle reddediyor. Tekasür Suresi’nde, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Çoklukla övünmek sizi tutkuyla oyalayıp kendinizden geçirdi.” ( Tekasür Suresi, 1) “Çoklukla övünmek.” Mal, insan çokluğu.

“Ki o mal yığıp biriktiren, onu saydıkça sayandı.” Hümeze Suresi, 2’de. “Gerçekten malının kendisini ölümsüz kılacağını sanıyor.” (Hümeze Suresi, 3) Vahşi kapitalizmin ruhunu, felsefesini eleştiren ayetler.

Didem Hocam geç oldu, gidelim. Ümmet-i Muhammed yatsın, uyusun, yarın devam edelim, inşaAllah.

Masaüstü Görünümü